9 Ekim 2016 Pazar

ZONGULDAK DOĞUMLU TÜRK POPU’NUN İLK STARLARINDAN AY-FERİ


 


 

 


 
 
 
ZONGULDAK DOĞUMLU TÜRK POPU’NUN
İLK STARLARINDAN AY-FERİ
 
“Unutursam Fısılda” yönetmenliğini ve senaristliğini Çağan IRMAK'ın yaptığı 2014 yapımı bir sinema filmi. Geçen sene televizyon kanallarından birinde rastlayıp seyretmiştim. Filmin kahramanı Ayperi ismi zihnimde başka bir ismi canlandırdı. Büyük ihtimalle yönetmen bu ismi seçerken gerçek bir yıldızdan yani Ay-feri’den esinlenmiş olmalıdır.
Ay-feri 1939 yılından Zonguldak’ta doğmuştur. Zonguldak ile bağlantısı nedir bu şehirde ne kadar yaşamıştır maalesef bununla ilgili bilgiler şu anda gizemini korumaktadır.
 
Popüler müziğimizin gerçek starlarından Ay-Feri ( Asıl adı “Ayfer”dir. Ama Fecri EBCİOĞLU, o her şeyin mümkün gibi, olabilir gibi göründüğü 1960’lı yıllarda, “Gel araya bir tire koyup ayıralım bu ismi; daha havalı olur,” diyerek ona isim babalığı yapmıştır.)
 
Türk Popu'nun ilk kadın seslerinden olan Ay-feri; Sevinç TEVS, Ayten ALPMAN, Ayla DİKMEN, Rüçhan ÇAMAY, Gönül TURGUT ve Tülay GERMAN ile birlikte Türk Pop tarihinde öncü olan ve yol açmış isimlerden biridir.
1960'ların başında, Erol BÜYÜKBURÇ orkestrasının solistliğini yaparak müzik dünyasına giriş yapan Ay-feri daha sonra solo çalışmalarına başlamıştır. Fecri EBCİOĞLU'nun ve aynı zamanda menajeri de olan Edward SAATÇİ'nin söz yazdığı şarkıları söylemiştir. Televizyon, Philips, Balet, Aras ve Sahibinin Sesi gibi firmalara sayısız 45'lik plaklar yaparak 1960'ların ikinci yarısında, Ajda PEKKAN ve Gönül TURGUT ile birlikte, Türk Popunda en çok söz sahibi olan isimlerinden olmuştur.
Ay-Feri’nin ilk plağı, 1967 yılında, dönemin güçlü firmalarından Aras tarafından yayınlandı: “Bu Son Olsun/Annem”. “Adios Amor” adlı şarkıya, sanatçının menajeri de olan Edward SAATÇİ söz yazmıştır. Saatçi, Ay-Feri’nin sonraki plaklarına da söz yazarı olarak imza atacak ve sanatçının giderek tepelere kurulmasında büyük pay sahibi olacaktır.
 
“Falcı”, “Dünya Dönüyor”, “Çal Çingene Çal” ve “Yavaşça Yavaşça” sanatçının hepsi dillerde dolaşan şarkılarının başında gelir. 1970'lerin başında, yalnızca bir ay çalışmak için gittiği İran'ı çok seven Ay-feri sonrasında hep orada kalmaya karar verir. 1970'lerin ikinci yarısında, birkaç konser için orada olan Ajda PEKKAN’a ev sahipliği yaparak ve ona Faramarz ASLANİ'nin bir albümünü hediye ederek büyük bir iyilik de yapmıştır. Bu albümde yer alan bir şarkı “Unut Demek Dile Kolay” adı ile Türkçeleştirilmiş ve büyük beğeni kazanmıştır.
 
 İran İslam Devrimi süreci başlayınca Amerika'ya yerleşen Ay-Feri, sonraları memlekete geri dönmüş ve Mersin'e yerleşmiştir. Şu anda Mersinde yaşamaktadır.
 
Ay-Feri’nin  Ankara Radyosu prodüktörü Salva AZUZ ile yaptığı evlilikten 1956 yılında dünyaya gelen Yusuf AZUZ 1980’li yılların önemli mankenlerindendir.2010 yılında MS Hastalığına yakalanan Yusuf AZUZ’un tedavisi için annesi Ay-Feri şu an büyük mücadele vermektedir.
 
 
YARARLANILAN KAYNAKLAR
 
 
Türkiye Musiki Eseri Sahipleri Meslek Birliği Dergisi Eylül - Ekim 2007 Sayı:6

8 Ekim 2016 Cumartesi

KARTPOSTAL TARİHİNDE BİR GEZİNTİ

                                                   

                                                              
                      KARTPOSTAL TARİHİNDE BİR GEZİNTİ
Dünya kartpostal tarihi uzun bir geçmişe dayanır. Ancak büyük ölçüde yaygınlaşması, Osmanlı Devleti'nin de katılımcı olduğu 1893 Chicago Dünya Sergisi'yle başlamıştır. Amerikan Hükümeti, sergi sonrasında ABD posta teşkilatı aracılığıyla, yayıncılara ilk kez 1 sentlik kartpostallar (Penny Postcard) bastırma izni vermiştir. Kartların arkasında ise gönderecek kişinin yazısı için yer ayrılmıştır.
Kartpostal basımı, fotoğrafın topluma yayılmasına ve fotoğrafçılarında çalışma imkânlarını arttıracak mali güce ulaşmasına yardımcı olmuştur. Çünkü fotoğraf yüzyılımızın basında oldukça pahalı bir nesne olduğundan, ancak zengin soylular ve aristokrat çevreler tarafından satın alınabilmekte idi. Buna karşın kartpostal geniş halk kitlelerine ulaşma imkânı bulmuştur.
 Böylelikle kartpostallar, yalnızca bir iletişim aracı olmakla kalmamış, bazı siyasi olayların geniş kitlelere duyurulmasında ve gündem yaratılmasında rol oynamıştır. Öte yandan, kartla gerçekleştirilen mektuplaşmalar, dönemin yaşam öykülerine de ışık tutmaktadır.
Osmanlı'da kartpostalın yaygınlaşması, Max FRUCHTERMAN sayesinde oldu. Max FRUCHTERMAN İstanbul'a, uyruğu olduğu Avusturya-Macaristan İmparatorluğu'ndan 1867 yılında geldi, iki yıl sonra Yüksek Kaldırım'da bir çerçeveci dükkânı açtı ve 1895 yılında ilk Osmanlı kartpostal serisini Güneybatı Polonya'da bulunan Wroclaw (Almancası  Breslau) şehrinde bastırmaya karar verdi. Böylece, Osmanlı coğrafyasından panoramalar sunmanın ötesinde, gündelik yaşam, insan portreleri ve siyasi olaylar hakkında ipuçları sunan birer belge niteliğindeki kartpostalların serüveni, onun 1918'deki ölümüne kadar devam etti.
Üzerinde resimlerin bulunduğu kartlarla haberleşme, Osmanlı'da da tıpkı Avrupa'da olduğu gibi, zarfın içine konulmayı gerektirmiyordu. Bu sağladığı büyük kolaylık sebebiyle dünyada hızla benimsendi ve yayıldı.
Toplumun taleplerinin artması sonucunda dönemin önemli olayları ve farklı konular mesela 31 Mart Vakası, II. Meşrutiyetin ilanı, Hareket Ordularının Gelişi, Osmanlı Saray Kıyafetleri, Selamlık Merasimleri ve Padişahlar kartpostallarda yer bulup tüm Osmanlı coğrafyasını ve dünyayı dolaştı. Arjantin’den Çin’e kadar giden Türkiye damgalı kartları bugün koleksiyonlarda görmek mümkündür.
Osmanlı'daki diğer kartpostal editörleri hakkında fazla bilgi sahibi değiliz. Fakat editör olarak Alex J. SVOBODA, Bon MARCHÉ, Ludwingsohn FRÈRES, Römmler U. JONAS, MOURADİAN, ROCHAT gibi isimlerine rastlamaktayız.
Dönemin tablo veya fotoğraflarından kartpostal üretilmesi fotoğrafçılık, resim sanatı ve kartpostal editörlüğü alanlarının birbirleriyle ne ölçüde ilişkili olduğunu göstermektedir.
Bugün ülkemizde Osmanlı kartpostal koleksiyonculuğu denilince akla gelen en önemli iki isim Orlando Carlo CALUMENO ve Seyhun BİNZET’tir
İtalyan asıllı Levanten işadamı Orlando Carlo CALUMENO'nun 15.000 civarında Osmanlı dönemine ait kartpostalı vardır. Bu da, onun dünya üzerindeki en geniş Osmanlı kartpostal arşivinin sahibi olduğunu kanıtlıyor. Kartpostalların 12.000 yakını Anadolu'ya aittir. Diğer 3.000 civarında kart ise İstanbul kartlarıdır. Calumeno'nun kökleri İtalya'ya dayanıyor. Babası İtalyan, annesi Ermeni asıllı. 500 yıl kadar önce, İtalya'nın kuzeyindeki Perugia'da yaşayan ailenin bir bölümü, kan davalarından kaçmak amacıyla yola çıkmış ve bazı yerlerde yaşamlarını sürdürdükten sonra 1700'lerin başında İzmir'e yerleşmiştir.1750 yılları civarında aile İstanbul’a yerleşip ticaretle uğraşmıştır.
CALUMENO koleksiyonerliğin sadece parayla yapılamayacağını, zaman ve sabır gerektirdiğini anlatıyor. Şu cümleleri oldukça manidar: “Benim bir milyon dolarım var. Bu koleksiyonun aynısını yapacağım deseniz; imkânı yok. Ben bu kadar kartı 25 yılda topladım. Hayatımda bir kere gördüğüm kartpostallar var, onların bir fiyat mefhumu yok!” 1900'lerde 15 günde İstanbul'dan New York'a bir kartpostalın gidebildiğini gördüm. O dönem çok farklı. Mobil postacılar var. Atla dolaşıp postaları toplayıp gidiyor. Onun ayrı bir mührü var.”
Diğer Koleksiyoner Seyhun BİNZET’in koleksiyonunda 1895-1914 yılları arasında altın çağını yaşayan kartpostalların Osmanlı'daki son dönemlerine ait en güzel örnekleri yer alıyor.
Seyhun BİNZET sıkı bir koleksiyoncu. İlk önceleri sadece eski Kadıköy sonra tüm İstanbul derken, Anadolu'ya oradan da bütün Osmanlı coğrafyasının kartpostallarını toplarken bulmuş kendini. BİNZET'in zengin bir arşivi bulunuyor. Kendisi şu an 12.000 kartpostallık bir koleksiyona sahip.
Seyhun BİNZET bize şu bilgileri veriyor: “Kartpostalın geçmişteki anlamını yorumlarsak 19. asrın sonu ve 20. asrın başının medyasıdır diyebiliriz. Yani dönemin Facebook'u, Twiteer'ı olarak değerlendirebiliriz, kartlar her türlü duyguyu barındırır; aşk, isyan, inanç, bir güzelliği veya bir olayı uzaktaki bir insanla paylaşma arzusu olarak özetleyebiliriz. Kartpostalları geçmişte en çok muhafaza edenler Osmanlı Ermenileri, Rumları ve Levantenleri olduğundan kartlarımı başta onların ailelerden topluyordum. Sonrası en fazla Fransa'dan topladım. Bukinist denen seyyar satıcılar var, onların tezgâhlarında saatlerce arayıp bizimle ilgili kartpostalları buldum. Son zamanlarda müzayedelerden alımlar yapıyorum kartpostalları bulmakta artık çok güçlük çekiyorum.”


                                                             GÜRDAL ÖZÇAKIR