29 Nisan 2014 Salı

ÜLKEMİZ TANKÇILIĞININ BABASI KORE TUGAYI KOMUTANI TAHSİN YAZICI


 
ÜLKEMİZ TANKÇILIĞININ BABASI
KORE TUGAYI KOMUTANI TAHSİN YAZICI
(1892-1970)

Tahsin YAZICI 1892'de Manastır'da doğdu. Babasının adı Ali, annesinin ise Ganimet’tir. Annesi nüfusta Manastır doğumlu gözükmektedir.1862 yılı Kdz. Ereğli doğumlu olan babası Ali Bey asker olup görev sebebiyle Manastıra gittiği dönemde Tahsin YAZICI dünyaya gelmiştir. Manastır bugün Makedonya’nın ikinci büyük şehri olup Bitola ismi ile anılmaktadır. Ali beyin kökeni bugün Alaplı ilçesine bağlı olan Büyüktekke köyüne dayanmaktadır. Tahsin YAZICI 1902- 1909 yılları arasında rüştiye (ortaokul) ve idadi (lise) tahsilini yapmıştır. İdadiyi bitirmesinin ardından Harp Okulunda okumak için İstanbul'a gelmiş ve buradan 1912 yılında mezun olmuştur.

I. Dünya Savaşı esnasında ise Şark Cephesi'nde (bilhassa Kafkaslarda) muhtelif süvari bölüklerinde görev almıştır. Burada Ruslara karşı süvari kumandanı olarak savaşmış, bulunduğu birlikler pek çok kez kuşatılmasına karşın arkadaşlarının deyimiyle “kuşatma yarma ustası” olarak sivrilmiştir.

I.Dünya Savaşı'nın bitmesiyle İstanbul'a gelmiş, ancak Milli Mücadele'nin şekillenmesiyle beraber Anadolu'ya geçerek iyi bildiği Doğu Cephesi'nde Kazım Karabekir'in maiyetinde savaşmıştır.

Milli Mücadele sonrasında ise süvari yüzbaşısı olarak görevine devam etmiştir. Bu dönemde Şeyh Said isyanının bastırılmasında başarı göstermiştir. Ayrıca sonrasında Nasturi İsyanını bastırmak içinde görev almıştır.

1925 yılında Kıdemli Yüzbaşı rütbesindeyken açılan bir sınavı kazanarak Fransa'ya gönderilen iki süvari subayından biri olmuş, orada iki sene kalmıştır. Kaldığı zaman zarfında o dönem ön plana çıkmaya başlayan tankçılık hakkında bilgi sahibi olmuştur. Lyon ve Saumur süvari okullarında eğitim ve öğretim gördükten sonra yurda dönmüştür.

Türkiye'ye dönen YAZICI 1927 ile 1929 yılları arasında Süvari Okul Öğretmeni olarak birikimlerini aktarmış, eğitimci kişiliğini ortaya koymuş binicilik ve taktik dersleri vermiştir. Ayrıca tercümanlık görevi de üstlenmiştir.

1934'te Türkiye'de ilk defa bir tank birliği kurulması planlanmış ve bunun için Fransa'daki eğitimi esnasında büyük bilgi ve tecrübe sahibi olan Binbaşı Tahsin YAZICI görevlendirilmiştir. YAZICI aldığı emirden sonra teşkilatlanma sürecine girerek Türkiye'deki ilk muharip tank taburunu Lüleburgaz'da kurmuş ve ülkemizde “Tankçılığın Babası” olarak anılmaya başlamıştır. Bu tabur Türkiye’de zırhlı birliklerimizin temelini oluşturur. Daha sonra Tahsin YAZICI Yarbay rütbesi ile de ilk tank alayımıza da kuruculuk ve komutan vekilliği yapacaktır.

Zırhlı birlikler ve tankçılık hususunda bilgisini geliştirebilmek için II, Dünya Savaşı esnasında (1942) Mısır'daki El Alamein Muharebesi'nde gözlemci olarak bulunmuş, Rommel ve Montgomery'nin kullandığı zırhlı birlikler taktiklerini incelemiştir.

1949’da Tuğgeneralliğe yükselen Tahsin YAZICI bu süreç ve sonrasında sırasıyla İstanbul'daki 2. Zırhlı Alay Komutanlığı. Gelibolu'daki 5. Zırhlı Alay Komutanlığı. Ankara'daki 2. Zırhlı Tugay Komutanlığı görevlerinde bulunmuş ve 1950 yılı Ağustos'unda 1. Kore Türk Tugayı Komutanı olarak görevlendirilmiştir.
                                    

            
 
          
 
           
 
Tahsin YAZICI Güney Kore saflarında savaşa katılan, tam teşkilatlı ve takviyeli bir tugay kadrosu olarak hazırlanan 5000 kişilik Türk askerî birliğinin başında 17 Ekim 1950’de Kore’ye vardı. Doğruca ateş hattına sürülen birlik, Pusan, Suvan, Kumhwa, Elco kesimlerinde meydana gelen savaşlarda büyük başarılar gösterdi.

Bir gecede 352 kişinin yaralandığı, 78 kişinin de şehit olduğu Kunuri Savaşı'nda, 8. Amerikan Ordusu, Türk birliğinin direnişiyle yok edilmekten kurtuldu. YAZICI, Kore Savaşı sırasında tümgeneralliğe yükseldi.





 
Savaşın başından itibaren stratejik noktalarda görev alan Türk birliği kendisine verilen görevleri mümkün olan en iyi şekilde yerine getirmiş ve katıldığı muharebelerde; 37 subay, 26 astsubay, 658 er olmak üzere toplam 721 şehit, 2147 yaralı, 346 hasta, 234 esir ve 175 kayıp vermiştir. 462 Türk şehidi Güney Kore'de Seul-Pusan Kasabası yakınlarındaki Tanggok Mezarlığı içerisinde bulunan Pusan Şehitliği'nde bulunmaktadır. Türkiye Cumhuriyeti'nin bu savaştaki personel kaybı bölgeye giden ABD ve Birleşik Krallıktan sonra 3. sıradadır.

Savaş sırasında Tahsin YAZICI askerleriyle beraber ön saflarda savaştı. Hatta şehit olduğu haberleri bile geldi. Askerleri onu çok sevdiği için “Tahsin Baba” diye anarlardı.
 
                                    

         Kore'de gösterdiği inisiyatif ve kritik anlarda Amerikalılardan bağımsız olarak aldığı doğru kararlar ile ön plana çıkan YAZICI (gerek gayrı nizami harp uygulayan çetecilere - gerillalara gerekse de kendisinden üstün güçle taarruz eden Çin ordularına karşı düzenli ordu savaşında) 1951 sonlarında Türkiye'ye dönerek Tümgeneral rütbesiyle Kara Kuvvetleri Komutanlığı Zırhlı Birlikler Dairesi Başkanlığı görevinde bulunmuştur.

Kore Savaşı sırasında Tahsin YAZICI ve Albay Celal DORA arasında bir anlaşmazlık yaşanmış ve savaş sonrasında iki taraf anılarını yazarak kendi haklılıklarını kanıtlamaya çalışmışlardır.

Bu anlaşmazlık Kunuri Muharebeleri’ne dayanır. Bu konuda tüm tugay personeli sessizlik yemini etmiş ve konuyla ilgili konuşmama kararı almışlardır. Ancak tugayda havan takım komutanı olarak görev yapan Bahtiyar YALTA'nın 2005 yılında Türk Tarih Kurumu tarafından yayınlanan “KUNURİ MUHAREBELERİ VE GERİ ÇEKİLMELER” isimli eserinde olayın içyüzü ilk kez tarafsız bir bakış açısından anlatılmıştır.
 
                                                      

Bahtiyar YALTA subaylarla yaptığı görüşmelere dayanarak yazdığı kitabında, Kunuri Muharebelerinin açılış safhalarında, Tugayın savunmaya elverişsiz Sinnimni Köyü'nde savunma yapma kararı aldığını öğrenen Celal DORA'nın buna tepki gösterdiğini söyler. Albay, tugay karargâhına gelmiş ve Paşa ile aralarında şöyle bir konuşma geçmiştir.

Albay Dora son durumu sorar.

Tahsin Paşa: Burada durup savunma yapacağız.

Albay Dora: Savunma yapamayız paşam.

Tahsin Paşa: Savunacağız.

Albay Dora: İyi savun bakalım paşam. Neyle savunacaksan?

Bunun üzerine Albay karargâhı terk etmiş ve jipine atlayıp, emir subayıyla orayı terk etmiştir. Tüm emirleri hiçe sayarak güneye doğru çekilmiş ve yolda gördüğü tüm personeli peşine takmıştır. En son Seul'de durmuşlardır. Yol üzerinde kendisine durmasını söyleyen Amerikan birliklerinde bile durmamıştır. Seul'e vardığında yanındaki personel sayısı 600'dür. Yani Kunuri Muharebeleri esnasında tugayın savaş gücünün 5'te biri albayın peşinden güneye çekilmiştir.

En son Türk Tugayı kuşatmayı yarıp Amerikan kolordu karargâhına ulaşınca albayla telefon bağlantısı kurulmuş ve Tahsin Paşa orada bulunanların dediğine göre telefonda sadece sesi titreyerek: “Hemen Kaechong'da bize katıl” diyebilmiştir.

Bu olayın ardından tugaydaki birçok subay divan-ı harp kurulmasını istemiş ve Albayla yanında geri çekilen personelin yargılanmasını talep etmişlerdir.

Ancak Tahsin Paşa olayın üzerinin kapatılmasını istemiştir. Çünkü bu durum hem memlekette tedirginlik yaratacaktır, hem de yabancı ülkelerin bazında Türk Tugayı bir kaçaklar sürüsü gibi gözükecektir. Olay o günlerde kapanmış ve subaylar bu konuyu bir daha konuşmama yemini etmişlerdir.

İşte savaş sonrası Celal DORA'nın kendisini bir kahraman gibi lanse etmesine içerleyen Tahsin Paşa, albay hakkında çok sert ithamlarda bulunmuştur. Bu yüzden ikilinin arası açıktır. Tahsin Paşa DP milletvekili olmuş ve Yassıada'da yargılanmıştır. Albay DORA'da CHP milletvekili olmuştur. Ama ikili arasındaki sürtüşmenin sebebi siyasi değil görüldüğü üzere askeridir.
 
                                          Kendi El Yazısı ile Hal Tercümesi (Erhan ÇİFTÇİ Arşivi)

Kanuni yaş haddinden 31 Temmuz 1952 tarihinde emekli olan Tahsin YAZICI Demokrat Parti saflarından iki dönem milletvekili seçilmiş, 1954-1960 yılları arasında X.ve XI. dönem Demokrat Parti İstanbul Milletvekili olarak TBMM’ye görev almıştır. Demokrat Parti iktidarına karşı yapılan 27 Mayıs İhtilali sonra, Yassıada Mahkemesinde yargılanarak 5 yıl hapis cezasına çarptırılan bu kahramana esaret hayatı çok ağır gelmiştir. Kayseri de hapis hayatı sürmek zorunda bırakılan Tahsin YAZICI’nın özlük hakları da elinden alınarak er rütbesine düşürülmüştür.
 
                                             
                                                         Kayseri'de Hapis Hayatı Dönemi

 

Daha sonra çıkan bir af kanunuyla serbest bırakılan Tahsin YAZICI gözden uzakta bir nevi inziva hayatı sürerek 11 Şubat 1970 tarihinde vefat etmiştir. Tahsin YAZICI’nın biri tercüme olmak üzere 3 tane yazılı eseri vardır. Bu değerli hemşerimizi saygı ve rahmetle anıyorum. Ruhu şad olsun.
 

Kaynakça

2-Bahtiyar YALTA Kunu-ri Muharebeleri ve Geri Çekilmeler Ankara-2005



4-İbrahim ORAL Alaplı ve Çevre İncelemeleri
5-12 Şubat 1970 tarihli Milliyet Gazetesi Ölüm İlanı
6-Bali YAZICI tarafından yazılan kısa biyografisi
7-Gazete  Örnekleri
8-Hal Tercümesi kayıtı için Sayın Erhan ÇİFTÇİ’ye teşekkürler.
GÜRDAL ÖZÇAKIR
29 NİSAN 2014
KDZ.EREĞLİ
 

 

 

20 Nisan 2014 Pazar

TAŞKÖMÜRÜ HAVZASINDA (İŞLETMELERİNDE) BAHRİYE NEZARETİ YÖNETİMİ(1865-1908) VE DİLAVER PAŞA NİZAMNAMESİ


1

TAŞKÖMÜRÜ HAVZASINDA (İŞLETMELERİNDE) BAHRİYE NEZARETİ YÖNETİMİ
(1865-1908) VE DİLAVER PAŞA NİZAMNAMESİ
 
Cevat Ülkekul
Çeviriler: Ayşe Hande Can


2

ÖNSÖZ

Türk Denizcilik Tarihinde, Bahriye’nin ülke çıkarlarınıkorumak ve savunmak
gibi askeri görevlerinin yanısıra, bazılarıyeterince bilinmeyen sosyal ve ekonomik
başka hizmetleri de olmuştur. Denizcilik tarihimiz üzerindeki araştırmalar
sürdürüldükçe, bu gibi hizmetler gün ışığına çıkmakta ve çıkmaya devam etmesi
beklenmektedir.Bu bağlamda söz edilmesi gereken hizmetlerden biri de “Taşkömürü
Havzasında Bahriye Nezareti Yönetimi”dir. 1865’den 1908’e değin süren 43 yıllık bu
görevde dikkati çeken hizmetlerden biri de “Dilaver Paşa Nizamnamesi” olarak bilinen
“Ereğli Maden-i Hümayun  İdaresinin Nizamnamesi”dir. Çünkü bu nizamname
ülkemizde işçilerin sağlık, işgüvencesi, çalışma koşullarıve düzeni gibi haklarını
yazılıkurallara bağlayan yazılımetinlerin ilkleri arasında yer almaktadır. Ayrıca,
nizamnamenin taşkömürü havzasındaki ormanların ve doğanın korunmasıve çevre
temizliğine ilişkin hükümleri de bu alandaki duyarlılığıyansıtan tarihi belgelerden
birini oluşturmaktadır.
İstanbul Deniz Müzesi Piri Reis Araştırma Merkezi’nin gönüllü araştırmacısı
Tümg.(E) Cevat Ülkekul ve Piri Reis Araştırma Merkezi’nde görevli uzman Ayşe
Hande Can’ın bu çalışmasında yalnız değinilen konular ortaya konulmakla
kalmamıştır. Ayni zamanda Dilaver Paşa Nizamnamesinin tümüyle araştırmacıların
yararlanmasına sunulduğu gibi İstanbul Deniz Müzesi KomutanlığıKütüphanesi’nde
bulunan taşkömürü işletmelerine ilişkin bazıharita ve belgeler de ilk kez yayınlanıp,
tanıtılmıştır. Çalışma, ayni zamanda, Dilaver Paşa hakkındaki, OsmanlıArşivi Daire
Başkanlığı’nda bulunan ve ilk kez yayınlanan bazıbelgeleri de içermektedir.
Başta araştırmacılar olmak üzere bu önemli çalışmayıyapanlara ve kitabın
hazırlanmasına ve basılmasına katkıda bulunup, emeği geçenlere teşekkür ederim.
Eşref Uğur Yiğit
Oramiral
Deniz Kuvvetleri Komutanı

3

İÇİNDEKİLER
Önsöz
Birinci Bölüm
İnsan, Maden ve Bahriye
-  İnsanların Madenle Tanışmalarıve Dünyanın En Eski Maden Haritası
-  Enerji ve Kömür
-  Kömür ve Bahriye
-  Ereğli, Zonguldak ve Bahriye
İkinci Bölüm
Birinci Kısım
Taşkömürünün Bulunmasıve Havzadaki İşletmelerin 1829–1865
YıllarıArasındaki Durumu
-  TaşKömürünün Bulunmasıve İşletilmesinin ilk Yılları(1829-1848)
-  Birinci Hazine-i Hassa (Evkaf Nezareti) Yönetimi (1848-1854)
-  Kırım Savaşıve Geçici İngiliz Yönetimi (1854-1856)
-  İkinci Hazine-i Hassa (Evkaf Nezareti) Yönetimi (1856-1865)
- Kumpanyalar İşletmeciliği (1856-1859)
- Kömür Kumpanyası(Zafiropulos) İşletmeciliği (1859-1860)
- İngiliz Kömür Kumpanyası İşletmeciliği (1860-1861)
- Evkaf Nezareti İşletmeciliği (1861-1865)
İkinci Kısım
Bahriye Nezareti Yönetimi (1865-1908)

4

-  Ahmed Vesim Paşa’nın Hayatı
-  İstanbul Deniz Müzesi KomutanlığıKütüphanesi’ndeki, 452/11 demirbaş
numaralıel yapımıharita
-  Kaptan-ıDerya Ahmet Vesim Paşa’nın Taşkömürü Havzasına İlişkin
Raporu
-  Dilaver Paşa ve Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin
Nizamnâmesi (Dilaver Paşa Nizamnamesi)
Dilaver Paşanın YaşamıHakkında Bilgiler
Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu İdaresinin Nizamnâmesi (Dilaver
Paşa Nizamnamesi)
Özgün “Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu İdaresinin Nizamnamesi”
13385 Numaralıel yazmasıDilaver Paşa Nizamnamesinin Özgün
metni
13385 Numaralıel yazmasıDilaver Paşa Nizamnamesinin çevri
yazısı(transkripsiyonu)
13386 NumaralıÖzgün Nizamname
Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin Nizamnâmesi’nin
maddelerine ilişkin özet bilgiler
Dilaver Paşa Nizamnamesinin İçeriğinin İşHukuku, Medeni Hukuk
ve Ceza Hukuku ile Çevre Koruma Gibi Konular Bakımından
İncelenmesi:
Nizamnamenin işhukuku, işçi haklarıbakımından getirdiği
hükümler:
Medeni Kanunla İlgili BazıMaddeler:
Çevre Korumaya ve Çirkin YapılaşmayıÖnlemeye Yönelik Bazı
Maddeler

5

İnsan Haklarının ile İlgili Maddelerden Bazıları:
Ceza Kanunu’na ilişkin hükümler
Bahriye Nezareti Yönetimi Dönemine ilişkin Öteki Bilgiler:
Bahriye yönetimi dönemin ilk yıllarında taşkömürü havzasının Bahriye
tarafından üretilmişbir haritası
Bahriye’nin Kömür İşletmeleri Yönetimi Dönemindeki (1865–1908) Birkaç
Önemli Hizmeti
Ereğli Taşkömürü Madenlerinin Osmanlı  İmparatorluğunun Ekonomisi
İçindeki Yeri
Ekonomik Bunalımın TaşKömürü Havzası’ndaki Etkileri
İşletmenin Nafıa Nezaretine Devri
Bitirmeden Önce
Bitirirken
Taşkömürü havzasının İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’ndeki
resimleri

6

TAŞKÖMÜRÜ HAVZASINDA (İŞLETMELERİNDE) BAHRİYE
NEZARETİYÖNETİMİ
1
(1865-1908) VE DİLAVER PAŞA
NİZAMNAMESİ
Birinci Bölüm: İnsan, Maden ve Bahriye
İnsanların Madenle Tanışmalarıve Dünyanın En Eski Maden Haritası
İnsanoğlunun yaşadığıuygarlık aşamalarının en önemli dönemlerden biri de
madenin keşfidir. Böylelikle başlayan ve Maden Çağıolarak adlandırılan bu tarihi
dönem Bakır, Tunç ve Demir Çağıolarak gruplara ayrılabilmektedir. Madenin keşfi ile
birlikte kullanılmaya başlanılan ilk madenler bakır, altın ve gümüştür.
Maden Çağı(temsili resim)
Maden Çağı’na ilişkin en eski çizili belge, eski Mısır’daki Nubia altın madeni ve
civarınıgösteren maden haritasıdır. Mısırlılar, daha M.Ö. 3.000 yıllarında arazi
ölçümleri amacıyla geometrik şekiller oluşturmaya başlamışlardı. Güney Mısır’daki
Hamamet Vadisi’nin doğusunda bulunan Nubia altın madeni ve civarınıgösteren,
                                                           
1
Osmanlı İmparatorluğu’nda Deniz kuvvetleri ile ilgili işler 13 Mart 1867 tarihine kadar Kaptan-ı
Deryalık makamıtarafından yürütülmüştür. Bu tarihte Kaptan-ıDeryalık kaldırılmışve yerine 19 Mart
1867 tarihinde Bahriye Nezareti kurulmuştur. Bu tarihten saltanatın kaldırıldığı1922 tarihine kadar 56
nazır görev yapmıştır. Ocaklardaki yönetim her ne kadar 1865 yılında Kaptan-ıDeryalığa verilmişse
de, asıl çalışmalar 1867 yılından sonra olageldiği için, 1865 -67 dahil, 1908’e kadar olan tüm süre
Bahriye Nezareti Yönetim olarak ifade edilmiştir.

7

aşağıdaki harita, bu dönemden önce yapılmışolup, dünyanın ilk ve en eski maden
haritasıolarak kabul edilmektedir. Papirüs üzerine çizilmişolan harita iki parçadan
oluşmaktadır. Aşağıdaki resim, haritanın ikinci parçasıdır. Harita, güneye doğru
yönlendirilmiştir ve Kızıldeniz’den Nil Nehri’ne değin uzanan bölgeyi kapsamaktadır.
Ramses döneminde yapıldığıbelirlenmişolan haritanın tarihi, kimi araştırmacılara
göre M.Ö. XIV. yüzyıl ve kimi araştırmacılara göre I. Ramses’e göre yorumlanarak
M.Ö. XI. yüzyıldır.
2
M.Ö XI. Yüzyıl olmasıdaha büyük olasılıktır.
Mısır’da, Nubia’daki altın madeninin Haritası
Haritanın alt ve üst tarafındaki kırmızıya boyanmıştepeler görülmektedir. Biri
üstteki tepelerin alt tarafında ve diğeri alttaki tepelerin üst tarafında olmak üzere,
birbirine paralel iki yol çizilmiştir. Alttaki yol, kurumuşve taşlarıortaya çıkmışnehir
yatağınıandırmaktadır. Üstteki yol, alttaki kuru dere yatağıgörünümündeki yola
kavisli, çapraz bir yol ile bağlanmaktadır. Bağlantıyolunun ilk kavsinde, buradan sol
tarafa doğru giden, ikincil bir yol daha bulunmaktadır. Hiretic
3
yazıile yolların
uzandığıyönler belirtilmiş, ayrıca bazıayrıntılar açıklanmıştır.
                                                           
2
6 J. B. Harley and David Wood, The History of Cartography,s.51
3
Eski Mısırlıların kullandığıHiyoroglife benzeyen bir yazıtürü.

8

Haritanın, konuyu ilgilendiren en önemli bölgesi, altın madeninin bulunduğu,
üst taraftaki kırmızıya boyanmışve yanına açıklamalar yazılmışolan tepelerdir.
Sağdaki tepedeki beyaz bölgede, madende çalışan işçilerin, daha doğrusu esirlerin
evleri bulunmaktadır. Evlerin üstünde “Temiz Tepe” olarak tepenin adıyazılmışve
Amaon Tapınağıçizilerek gösterilmiştir.
Haritanın ortasındaki koyu renkli, beşgen biçimindeki çizimin sol üst
köşesindeki siyaha yakın koyu renkle gösterilmişyer kuyulardır. Beşgenin ortasındaki
beyaz yer ise Firavun I. Setos’un anıtınıgöstermektedir.
Bu ilginç harita yalnız madencilik bakımından değil, haritacılık bakımından da
geçmişten günümüze miras kalan en eski belgeler arasında yer almaktadır.
Enerji ve Kömür
İnsanlık tarihinin ilk uygarlık aşamasınıoluşturan madenin keşfi kadar önemli
bir husus da madenlerin işlenmesidir. Madenlerin işlenmesi için, başka bir deyimle;
bakırın, eritilmesi, tuncun dökülmesi, demirin akıtılmasıgibi işlemlerde  ısı(ateş)
enerjisine gereksinim vardır.  İlk çağlardan beri bu enerji, uzun süre ateşle
sağlanabilmişve ateşin sürekliliğini oluşturan kaynak da kömür olmuştur.
“Kömürün bulunuştarihi milattan çok önceki yıllara uzanır. İlk kömürün çıkış
izine Asya’da, Mongolya’daki terk edilmişocaklarda ve Orta Asya’da, Altay’da izabe
kalıntılarına rastlanmıştır. Kömür özellikle kesici silah yapan demir ustalarıve
nalbantlar tarafından kullanılmıştır.
Orta Çağbaşlarında daha çok un öğüten değirmenler için güç sağlayan su
çarkları, giderek madenlerdeki yer altısularının yüzeye pompalanması, maden
cevherinin işlenip ezilmesi, maden eritme ocağının körüğünün çalıştırılması, demir
dövme çekicinin kaldırılması, tel çekilmesi, çırpıcıdibeği ile bıçkıtesterelerinin
çalıştırılmasıgibi teknolojik makinelere uygulandı.
Böylelikle su gücü sanayileşmenin lokomotif görevini gören kömür ve demir
üretiminde enerji gereksinimini karşılarken, diğer taraftan tekstil sektöründe otomatik
iplik eğirme çıkrıklarıile otomatik kumaştezgâhlarının çalıştırılmasında kullanıldı.

9

Sanayi devriminin simgesi olan buhar gücünün kullanımına, buharın
oluşmasınıenerjisi ile sağlayan kömürün üretim çalışmalarına başlandı. 1700’lü
yıllarda kömür damarlarıbelirli bir sınır içinde mostradan girilerek işletilmekteydi,
Fransız madenci Vikont Desandri, 1716’da çalıştığıkömür damarının, belli bir meyille
tabakalar altında kaybolduğunu gördü. Kaybolan damarların yatım şekline uygun
açtığıgaleri ile dört senelik çalışma sonunda damarıtekrar buldu. Fakat galerinin
dibini su basmıştı. Karşılaşılan yer altısorunlarının çözümü, buhar gücü kullanımını
geliştirdi.
4
Enerji elde edilmesinde taşkömürü kullanılmasının getirdiği önemli değişiklikler
aşağıdaki açıklamada görüldüğü gibi deniz ve demiryolu taşımacılığıile tekstil
sektöründe yaşanmıştır:
“Yelkenli donanmalar varlığınısürdürürken, ilk buharlıgemiler İngiliz ve
Amerikan donanmalarında kullanıldı. Bunlar yandan çarklıve özellikle düşman
ateşine karşıkorunmasız gemilerdi. 1843’te ABD’de dünyanın ilk pervaneli savaş
gemisi olan ‘Princton’ yapıldı. Bu gelişmelere karşın, 1850 öncesinde hiçbir devletin
donanmasında (özellikle düşman ateşine karşıkorumasız olan yandan çarklı) buharlı
gemiler tek başına yer almamıştı.
Buharlıgemi olgusunu daha sonra lokomotifler izler. Buhar gücünün
demiryollarında kullanıma girmesinden önce, ray üzerinde vagonlarla taşımacılık
madencilik dalında başlar. Maden ocaklarında kullanılan ilk demiryolu vagonları
insanlar ya da hayvanlar tarafından çekilir.”
5
Özetle, buhar gücü için ateşve ateşiçin de kömüre gereksinim vardı.
Sonradan Sanayi Devrimi (1700- 1900) olarak adlandırılan ve yukarıya bir
kısmıalınmışgelişmelerin en belirgin niteliği üretimde insan, hayvan, su ve
rüzgârdan çok buhar makinelerin kullanılmasısuretiyle gerçekleştirilmesidir. Bunun
anlamı, yani buhar gücünün kömüre dayanılarak elde edilmesidir. İşte bu gelişmelerin
                                                           
4
Ekrem Murat Zaman, Zonguldak Kömür Havzası’nın İki Yüzyılı, s.20
5
A.g.e. s. 21

10

bir sonucu olarak; “ 1850’lerde dünya enerji tüketiminin % 90’ıodunla karşılanırken,
odunun yerini giderek kömür almıştır.“
6
Zamanla elektrik gibi yeni enerji kaynaklarıda ortaya çıkacaktır. Buna karşın
taşkömürünün önemi eksilmeyecek ve taşkömürünün kullanılışı, enerji elde
edilmesinin yanısıra, başka alanlarda da, sürdürülecektir, örneğin: “Günümüzde
taşkömürü enerji sektöründeki yerinin yanısıra, demir-çelik sanayisinin temel enerjisi
olma özelliğine sahiptir. Koklaşabilir taşkömürü demir-çelik alt sektörünün temel
girdilerindendir. Bugün 1 ton çeliküretimi için 0,5 ton kok kullanıldığıbilinmektedir.”
7
Kömür ve Bahriye
Ekrem Murat Zaman, ülkemizdeki “Kömür ile Bahriye” ilişkisini ve bu ilişkideki
ilk günleri şöyle anlatılmaktadır:
“Dünya yer altızenginlikleri ve kömürün kullanılışına ilişkin gelişmeler olurken
Osmanlı  İmparatorluğu’nun en büyük sanayi kuruluşu Haliç Tersanesi ve
tophanelerinde odun yakılıyor, izabe fırınlarında odun kömürü kullanılıyordu. Deniz
ticareti haklarıönce Venedik ve Cenova daha sonra da İngiliz ve Fransızlara
bırakıldı. OsmanlıDevleti’nde deniz ticareti önemsenmediği ya de gelişemediği için,
Osmanlıticaret filosu yoktu. Bu tarihlerde denizyolu taşımacılığının temelleri
atılmaktaydı.
Kaptan-ıDerya Cezayirli Hasan Paşa’nın çabalarısonucu, Padişah III.
Mustafa’nın buyruğu ile Mühendishane-i Bahri-i Hümayun açıldı. Tersane mimarı
yetiştiren ‘Gemi İnşaatıBölümü’ kaptan yetiştiren ‘Seyr-ü Sefain Bölümü’nde oluşan
Mühendishane-i Bahri-i Hümayun günümüzün İstanbul Teknik Üniversitesi’nin
temelini oluşturuyordu.
II. Mahmut’a (1808-1839)  tüccar Artemis tarafından 1828’de İngiltere’den
getirilen SWİFT isimli buharlıvapur hediye edilir.
                                                           
6
A.g.e. s.21
7
A.g.e. s.21

11

Padişah bu gemi ile birçok kez Marmara Denizi’nde gezintiler yapar. Halk bu
buharlı, yandan çarklıgemiye ‘Buğu Vapuru’ adınıverir. Gemiyi İstanbul’a getiren
kaptan Kerlly’nin devlet gemilerine kaptan yetiştirmesi sağlanır.
İstanbul Boğazı’na gelen ilk buharlıgemi, Swift (solda) ve Buharlı(Buğu gemilerinden) Türk
gemilerinden Süheyl Ünver (sağda)
Tersane-i Amire’de de böyle ‘makineli gemilerin’ yapılmasıistenir. Bu nedenle
‘Buğu Vapuru’ ile birlikte ‘vapur kömürü’ kavramlarıortaya çıkar.
….OsmanlıDevleti’nde ise, yukarıda görüldüğü gibi ‘buhar gücü’ ile 1825’ten
sonra tanışılmışolmakla birlikte, sanayide, demir ve denizyollarında buharlı
makinelerin kullanımı, 1835’ten sonra başlamış, taşkömürünün üretimi zorunlu hale
gelmişve daha sonra da taşkömürüne olan gereksinim giderek artmıştır.
Elvan köyünden Kara Hüseyin 1840 yılında torbasına doldurduğu kömürleri
tahta iskelede görevli kişilere gösterdiği ve bu örneklerin İstanbul’a götürülmesinden
hemen sonra Ereğli-Amasra arasında yabancıfen heyetlerinin araştırmalar
yaptığından söz edilir. Burada sözü edilen bilimsel araştırmaların varlığıkesin olarak
bilinen taşkömürünün rezervi ve ekonomikliği üzerine yapılan çalışmalar olduğu
anlaşılmaktadır.
Tersane-i Amire’ye bağlıtersanelerde gemi yapımıiçin gerekli kereste ve
Başkent İstanbul’un odun ihtiyaçlarının önemli bir bölümü yıllarca Ereğli-Amasra
arasındaki iskelelerden deniz yoluyla sağlanmıştır. Çağın gereği olarak deniz
ulaşımında buhar gücü için gerekli olan buhar kömürü yine bu sahillerden deniz

12

yoluyla sağlanacaktır. Buhar gücü ve kömür kullanılmasındaki tarihsel gelişme de bu
gereksinimin de kanıtıdır.
Erol Mütercimler, ‘KurtuluşSavaşı’nda Denizden Gelen Destek’ adlıkitabında,
ticari denizciliğimizin gelişimini şöyle anlatmaktadır.
… İlk olarak 1856’da Osmanlıdonanmasıiçin İngiltere’den kömürle çalışan
buharlı, zırhlıgemiler satın alınır.1864 yılından sonra İngiltere ve Fransa’da siparişle
yaptırılan, Gemlik, İstanbul, İZMİT, Sinop tersanesinde yapılan buharlı( zırhlı, ahşap
ve uskurlu) savaşgemileri ile donanma oluşturuldu. İngiltere’den ithal edilen kömürün
buhar makinelerinde kullanım maliyetinin yüksekliği nedeniyle, savaşgemilerinde
kullanılan ve demiryollarında kullanılacak olan kömürde dışa bağımlıolmak yetkilileri
düşündürüyordu…”
8
Ereğli, Zonguldak ve Bahriye
Ereğli ve yöresi, taşkömürünün bulunmasından önce de, Bahriye’nin ilgi alanı
içindeydi ve buralarda küçük birlikleri bulunmaktaydı. Çünkü Tersane-i Amire’nin
gemi yapımıiçin ihtiyaç duyduğu kereste, tomruk ve direklerin gibi orman ürünleri
yalnız Amasra, Ereğli ve Zonguldak yörelerindeki ormanlardan sağlanmaktaydı.
Zonguldak, Kozlu ve Kilimli yöresinin 1/250.000 ölçekli haritası(küçültülmüştür)
Sözü edilen bu orman ürünleri, ayrıca Amasra, Ereğli ve Zonguldak’taki
kıyılardaki odun iskelelerinde yüklenilerek İstanbul’a gönderiliyordu.Bu hizmetlerin
yerine getirilebilmesi için, doğal olarak, bu yörelerde ve özellikle kıyılardaki odun
                                                           
8
A.g.e. s. 21:23

13

iskelelerinin bulunduğu yerleşim yerlerinde Bahriye’nin birlik ve tesisleri
bulunmaktaydı. Ekrem Murat Zaman, Bahriye’nin orman ürünleri ihtiyacının
karşılanmasındaki ormanların ve odun iskelelerinin önemini şöyle açıklamaktadır:
“18.yüzyılın ikinci yarısında, Şile’den Cide’ye kadar olan birçok iskelenin
‘hatap (odun) iskelesi’ yükümlülüğüne bağlandığıbilinmektedir.
Başlıca odun iskeleleri; Karasu, Filyos, Bartın Çayı, Amasra ve Cide’dedir.
Başkent İstanbul’un kereste ve yakımlık odun ihtiyacının yanısıra bu iskelelerden
Tersane-i Amire için gemi keresteleri, tomruk ve direk sağlanmaktadır. 1816 yılında
Ereğli ve Bartın kazalarında Kalyon (gemi, Firkateyn) Nazırlığı’nın kurulmasıyla,
Karadeniz sahilinde Alaplıile Cide arasında ahşap tekne yapımcılığıgelişmiştir.
1827 Navarin vakasından sonra “…yeni bir donanma oluşturmak amacıyla
sefine (gemi) yapımına önem verilir. Bu dönemde ahşap teknelerin ihtiyaçlarıAlaplı-
Cide arasındaki sahillerden temin edilir. Yörenin ağa ve ayanlarına gemi yapımıiçin
siparişler verilir. Özellikle Bartın Boğazlarında ve Amasra limanlarında, Haliç
Tersanesi’nin küçük gemi siparişleri yapılır. Yenice ormanlarından, özellikle 1830
yılından sonra donanmanın ihtiyacıiçin sal ile nehir taşımacılığıyapılarak, yıllar
boyunca muhtelif cins kereste ve paçarol (gemi yapımıiçin eğri biçilmişkereste)
sağlandığına dair kayıtlar bulunmaktadır.
BatıKaradeniz’de Sinop’tan önce, doğal limana sahip Ereğli ve Karadeniz’in
tek boğazıolan Bartın, Osmanlıdöneminde takasa dayalıticaretin en fazla yapıldığı
yerdi. Ereğli ve Bartın çevresindeki yumurta, meyve, tavuk, sebze ve kürek gibi
ahşap tekne malzemesi yüklü olarak hareket eden yelkenli tekneler, ürünlerini
İstanbul’da pazarladıktan sonra tuhafiye ve bakkaliye malzemesi alarak, geri
dönerlerdi.
Bu tarihlerde Zonguldak şehir merkezi, Ereğli kazasına bağlı, Karadeniz
sahilinde ‘Tahta İskelesi’ olan bir koydur. Bu Tahta iskele ve çevresinde Tersane-i
Amire’ye (Devlet Tersanesi’ne ) bağlıBahriye subay ve askerlerinin de görev yaptığı
bir askeri yerleşim yeridir. Sahilde yaşam deniz yolu taşımacılığına yönelik gelişmiş,

14

iç kesimlerde yaşayan halk ise toprağa bağlıtarım, ormancılık ve hayvancılıkla
İlgilenmektedir.”
9
. İkinci Bölüm
Taşkömürünün Bulunmasıve Havzadaki İşletmelerin 1829 –
1908 YıllarıArasındaki Durumu
TaşKömürünün Bulunmasıve İşletilmesinin ilk Yılları(1829-1848)
Ülkemizdeki taşkömürünün bulunuşunun genel kabul gören ve benimsenen
öyküsü şöyledir:
Taşkömürünün enerji kaynağıolarak yaygın bir biçimde kullanılması, özellikle
buharla çalışan savaşgemilerinde kömüre gereksinim duyulmasıTürkiye’de de
kömürün aranıp bulunmasıyolunda büyük bir heyecan yaratmıştı. Çünkü kömür yurt
dışından sağlandığıiçin dışarıya çok para ödenmek zorunda kalınıyordu. Bu durum
karşısında kömürün ülkemizde aranıp bulunmasıkaçınılmaz olmaktaydı. Nitekim
Sultan II. Mahmut bir buyrultu (fermanı) çıkararak; terhis edilen Bahriye’de görevli
deniz erlerine, kömürün ülke için önemi anlatılmasınıve bunların terhis edilip evlerine
döndüklerinde kömürü aramalarını, bu amaçla kendilerine birer parça kömür
verilmesini emretmişti. Bu bilgilerle donatılarak terhis olan erlerden biri de Ereğli’nin
Kestaneci Köyü’nden Uzun Mehmetidi. Uzun Mehmet terhisolup, köyüne döndükten
sonra taşkömürünü aramaya başlamışve 8 Kasım 1829 günü, Uzun Mehmet
Ereğli’nin 15 kilometre kadar doğusunda, Köseağzı’ndaki, Niran Deresi kenarındaki
değirmene, buğday öğüttürtmek için gitmiştir, ancak değirmen oldukça kalabalıktır.
Bu nedenle, sırasınıbeklerken, vakit geçirmek için, dere boyunca dolaşmaya çıkar.
Dolaşırken, dere yatağında, kendisine verilmişolan örneğe benzeyen, kömür, yani
taşkömürü parçalarınıbulur. Bu parçalardan örnek alarak,  İstanbul’a, eski
komutanına götürür. Uzun Mehmet, bu buluşu nedeniyle, Padişah tarafından 50
altınla ödüllendirilir. Ancak, Ereğli kaymakamıMüstelzim Hacı  İsmail Ağa onu
kıskanır ve ödülünü çalmak ister. Uzun Mehmet ödülünü almak ve fen heyetini
                                                           
9
A.g.e. s.14

15

görmek üzere yeniden İstanbul’a gittiğinde, İstanbul’da kaldığıLeblebici Hanı’nda,
Hacı İsmail’in iki adamıtarafından, kahvesine zehir katılarak öldürülür.
Günümüzde, Uzun Mehmet, Zonguldak’ın ve taşkömürünün bulunuşunun
simgesidir Bu nedenle her yıl, 8 Kasım günü, hem Zonguldak’ta, hem de Kestaneci
Köyü’nde yapılan törenlerle anılmaktadır.
Uzun Mehmet’in Zonguldak’taki Heykeli
O günlerin petrol değerinde olan taşkömürünün bulunmasıüzerine, Ereğli ve
Amasra yöresindeki Karadeniz kıyıları; başta İngiliz ve Fransız şirketleri olmak üzere,
yabancıların istilasına uğrar. Elde bulunan belgelerden, kömürün bulunuşundan 1848
yılına kadar olan dönemdeki çalışmaların, daha çok, kömür rezervinin ve havza
sınırlarının belirlenmesi üzerinde yoğunlaştığı, bunun yanısıra küçük ölçekli üretimin
de yapıldığıanlaşılmaktadır. Nitekim Saray Başkâtibi’nin Bolu Feriki’ne
10
(Korgeneral) göndermişolduğu 6 Nisan 1841 (12 safer 1257) tarihli yazıdan “1840
tarihi öncesinde Kozlu iskelelerinin varlığıve Kozlu’da maden ocaklarının çalışmakta
olduğu, Ereğli’de kömür madenlerinin bulunduğu yerdeki nüfuzlu kişilerin çıkarlarıiçin
devlet memurlarının yetkilerini kötüye kullandıklarıve çalışanlara haksız
davrandıkları” anlaşılmaktadır.”
11
                                                           
10
O yıllarda Ereğli, Kozlu gibi yerler Bolu’ya bağlıidiler
11
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s. 25

16

Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu, da Kapitalizmle Eklemlenme Sürecinde Zonguldak
Kömür Havzası’nın Tarihsel Gelişimi: 1829-1908  adlıbildirisinde, bölgedeki 1848
yılına kadar olan üretim hakkında aşağıdaki bilgileri vermektedir:
“Bölgede her ne kadar 1848 tarihine kadar sözü edilmeye değer bir üretim
yapılmamışsa da, kömürün bulunmasından sonra yörenin İngiliz ve Fransızların
ilgisini çektiği anlaşılmaktadır. Nitekim Fransız Hükümeti adına ülkede gezi ve
incelemeler yapan ve 16 Temmuz 1847’de Amasra’ya gelen Hommaire de Hell,
Amasra Ereğli arasında 40 kadar kömür ocağının 5 yıldır faaliyette olduğunu,
kömürün 12 yıl kadar önce bu bölgede bulunduğunu, havzada İngilizler tarafından
getirilen Karadağve DalmaçyalıHırvat işçilerin çalıştığını, 1846’da Ereğli’de
acenteler için yeni dükkânlar yapıldığını, 1.500 kişinin kömür havzasında, 300 kişinin
de kömür nakliyatında çalıştığınıyazmaktadır.1829-1848 sürecinde sistemli ve büyük
ölçüde olmamakla birlikte üretim yapıldığıgözlemlenmektedir.
12
Konuya ilişkin bir başka belge de 2 Recep 1259 (29 Temmuz 1843) tarih ve
3874 numaralı, aşağıdaki, Dâhiliye iradesi (Sadrazamlık yazısı)’dir. Bundan da,
kömürün bulunmasından sonra, Ereğli ve Amasra’da, kişi ve kumpanyalar tarafından,
belli koşullarda üretim yapıldığı; çıkarılan kömürün bir bölümünün tersane ve
tophanede kullanıldığı, bir bölümünün buharlıticaret gemilerinde tüketildiği, hatta
yabancıvapurların ihtiyacıolan kömürün kısmen burada çıkarılan kömürle
karşılandığıanlaşılmaktadır.
‘Ereğli ve Amasra’da ortaya çıkan kumpanya biçiminde belli koşullarla bazı
önemli kişilere ihale edilen vapur kömürü, İstanbul’da tersane ve tophanede maktu
(belirlenmiş) bir fiyatla kullanıldığıgibi, rayiç (piyasa) fiyatla tüccar vapurlarına da
satılmaktadır. Dakik (un) vapurlarındaki denemelerde ise, İngiltere kömürlerine oranla
biraz daha çabuk yanıp, tükenmekle birlikte, buhar kazanına bir zarar vermediği
tespit edilmiştir. Bölgedeki ocaklar işletildikçe kalitesi de kuşkusuz artacaktır. Ayrıca
işler yoluna konursa külliyetli miktarda üretileceği de anlaşılmaktadır. Bu kömürün
                                                           
12
Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu, Kapitalizmle Eklemlenme Sürecinde Zonguldak Kömür Havzası’nın
Tarihsel Gelişimi: 1829*1908, s.116-117

17

yabancıvapurlara satılmasıhem devlet hazinesi hem de ocaklarıişleten
kumpanyalar için yararlıgörülmektedir.” .
13
29 Temmuz 1843 ( 2 Recep 1259) tarih ve 3874 numaralıdâhiliye iradesi
14
Bu dönem, doğal olarak, yabancıların bölgeye ve bu değerli madenin
bulunduğu yöreye ilgilerinin giderek arttığıbir dönemdir. Nitekim Fransız hükümeti
adına Türkiye’de gezi ve incelemeler yapan, yukarıda da sözü edilmişolan,
Mühendis Xavier Hommaire de Heil, 16 Temmuz 1847’de bölgeye gelir. Adıgeçenin
yazdığırapora göre bölgede, Ereğli ile Amasra arasında, beşyıldır faaliyette bulunan
on ikisi İngilizler tarafından çalıştırılan, kırk kadar kömür ocağıbulunmaktadır. Ayrıca,
Amasra’da acenteler bulunmakta, yeni dükkânlar açılmaktadır. Kömür havzasında
yerli ve yabancı1800 işçi vardır ve bunların üç yüzü kömürün taşınmasında
çalıştırılmaktadır.
 Bütün bunlara karşın, yani kömürün bulunup, yerinin belirlenmişve kısmen de
olsa üretime geçilmişolmasına karşın, kömürün rezervi bilinmemektedir. Kömürün
rezervi, daha sonralarısaptanmaya başlanacak ve Cumhuriyet döneminde de
sürdürülen Arkeo-coğrafik ve jeolojik araştırmalarla ortaya konulacaktır. Ancak,
rezervi belli olmasa da, yatakların denize yakın yerlerde olması, buradaki kömürün
işletilmesini ekonomik duruma getirmektedir.
                                                           
13
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s. 26
14
Ekrem Murat zaman’ın a.g.e.’den alınmıştır.

18

Taşkömürü işletilmesinin ekonomik olmasınedeniyle kömür yataklarının
aranması, bulunup, çıkarılmasıve pazarlanmasına gösterilen ilgi büyüyecek ve
bunun doğal sonucu olarak kömür üretimi de giderek artacaktır. Ancak havzadaki
kömür ocaklarının çoğu yabancıözel kuruluşlar tarafından işletilmektedir. Bu nedenle
gerek üretim, gerekse kömürün pazarlanmasıülke ihtiyaçlarına göre değil, yabancı
şirketlerin ve dolayısıyla yabancıülkelerin ekonomik politikalarıve siyasi çıkarlarına
göre yönlendirilmektedir.Çünkü elde; ocakların işletilmesi, kömürün taşınıp
pazarlanması, işçilerin hak ve hukuklarının korunmasıgibi hukuki düzenlemeler
bulunmamaktadır. Kısacasıkömürün bulunmuşolmasına karşın ekonomik sıkıntılar
içinde bunalan devlet bu değerli madenden yeterince yararlanamamakta, hem devlet
hem de yöre halkıyabancılar tarafından sömürülmektedir. Bu duruma daha fazla göz
yumulmayacak, devlet taşkömürünün işletme ve yönetiminde yeni yeni önlemler
almak ve teşkilatlanmak zorunda kalacaktır.
Bu incelemede ele alınan 1865-1908 yıllarıarasındaki “Taşkömürü
Havzası’nda Bahriye Nezareti Yönetimi” ile Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu
İdaresinin Nizamnâmesi (Dilaver Paşa Nizamnamesi) sözü edilen yeni önlemler
teşkilatlanmanın önemli bir aşamasınıoluşturmaktadır. Ancak, ana konuya
geçmeden önce, havzadaki yönetimin 1848-1865 yıllarıarasındaki evresine göz
gezdirilecektir.
15
1- Birinci Hazine-i Hassa (EvkafNezareti) Yönetimi (1848-1854)
Bu dönemde, ilk olarak, 1264 (1848) yılında, Padişah I. Abdülmecid’in
görevlendirdiği KapıcıbaşıAhmet Nazif Ağa ile Ebniye-i Hassa mimarlarından Hüsnü
Efendi tarafından Ereğli ile Amasra arasındaki taşkömürü bulunan yerler ile havza
hudutlarıbelirlenmişve bir defterle (raporla) Saray’a sunulmuştur. Raporda havzanın
hudutlarının “Ereğli iskelesi civarından, Amasra Tarla ağzına kadar uzandığı”
belirtilmektedir. Raporun saraya sunulmasından sonra; padişah I. Abdülmecid’in
buyrultusuyla (fermanıyla) “Kömür havzasıEvkaf-ıCelile-i Mülükane (Vakıflar İdaresi
Mülkleri) topraklarına dahil edilir. Yönetimi de (İşletmesinden elde edilecek gelir)
Hazine-i Hassa’ya verilir. Böylece havza I. Abdülmecid Vakfıadına tapulanmıştır.
                                                           
15
Bu aşamalar Ekrem Murat zaman’ın a.g.e.den özetlenmiştir.

19

Havzadan elde edilecek yıllık kira bedeli Evkaf Nezareti (Vakıflarla ilgili işleri yürüten
örgüt) denetiminde, dini hayır kurumlarına tahsis edilmiştir.”
16
HavzayıI. Abdülmecid’in vakfıadına tapulayan söz konusu buyrultu
taşkömürü havzasına ilişkin ilk resmi düzenleme olarak bilinmektedir. Buyrultu ile
kömür madenini işletecek kişilerden 30.000 kuruşluk (300 lira) yıllık kira bedeli
alınmasıve bu paranın I. Abdülmecid Vakfıkontrolünde bulunan dini kurumlara
tahsis edilmesi öngörülmekteydi.
 Birinci Hazine-i Hassa (Evkaf Nezareti) yönetimi dönemindeki işletmeciliğin en
önemli evresi 1849-1854 yıllarıarasındakiGalatalıSarraflar İşletmeciliği’dir.
Galatalısarraflar, Saraya borç veren, Saray’ın borçlarınıdaha yüksek bir faizle satın
alan, devlet tarafından, ‘Banker’ unvanıverilmişkuruluşlardır. Devletin borç talepleri
kendi imkânlarınıaştığınoktada da başta  İngiliz sermayesi ile OsmanlıDevleti
arasındaki borç ilişkileri içinde, Saray’dan pek çok ekonomik kaynağın gelirlerini
toplatma ya da işletme imtiyazıaldılar. Taşkömürü işletme imtiyazlarınıda Mart 1849
tarihinden sonra aldılar. Büyük mali güce sahip olan bankerler Osmanlımaliyesinde
söz sahibi oldular ve Darphane Amirliği’ne getirilen Artin  Kazas gibi, önemli
makamlara getirildiler.
17
1850 (1266)’de üst düzey iki görevli Ereğli’ye ve bir maden mühendisi de
Kozlu’daki ocakların başına gönderilir. Amaç hayır ve din kurumlarının finanse
edilmesi ile Osmanlıdonanmasının ve sanayi kuruluşlarının kömür ihtiyacının
karşılanmasıdır. Bu nedenle, üretilen kömürün, bedeli karşılığında, Donanma-yı
Hümayun’a (Deniz Kuvvetleri Komutanlığı’na) bağlıtersanelere verilmesi zorunlu
kılınmıştır.
Bu döneme kadar Karadağlıve Hırvat maden usta ve işçileri kömür işlerinde
sürülen yollarla işletmecilik yapmış, kömür küfe ya da galerilere döşenen tahta ray ve
tahta arabalarla baca ağzına nakledilmiştir. Kömür harmana ve yükleme iskelelerine
hayvan sırtında taşınmıştır. Seri taşımacılık yapılmadığıiçin istenen üretim düzeyine
ulaşılamamıştır.
                                                           
16
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.28
17
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.28

20

OsmanlıDevleti, 1849 yılında İstanbul’da Beşiktaşve diğer semtlerde yüksek
fırın ve dökümhaneleri İngilizlere kurdurdu. Maden filizi Marmara Denizi’ndeki
adalardan çıkarılıyordu. Kömür ihtiyacının da Ereğli’den karşılanmasıplanlandı. Bu
tesislerde elde edilen demirin bir kilosunun maliyeti 1 kuruşun üzerindeydi. Ayni
dönemde İngiliz ithal demirinin kilosu 0,42 kuruşa satılmaktaydı. Yapılan bu
yatırımlara karşın, dökümhaneler yüksek maliyet gerekçesiyle kapatıldı…”18
Bu dönemde, demir fiyatlarında Türkiye’nin İngiltere ile rekabet edemeyecek
durumda olmasınedeniyle; kömürün ekonomik olarak çıkarılıp, taşınmasıyolları
araştırıldı. Böylece Evkaf Nezareti 1851 yılında havzaya İngiliz Barklay ve 8 maden
uzmanıgetirterek çalışmalara başladı.  İngiliz teknik elemanlarının hazırladığı
projelerle havzadaki kömür taşımacılığıgeliştirildiği gibi, Kozlu merkez seçilerek yeni
ocaklar açılmaya başlandı. “İngiltere’den getirilen demiryolu malzemesi ve vagon ile
Havzada ilk demiryolu taşımacılığıolan Kozlu sahilinden Papaz havzasına kadar
dekovil hattıyapılmıştır.
19
Ayrıca, sahilde yükleme tesisleri Barklay tarafından 1851-1852’de Kozlu’da yapılmışdekovil hattında vagon katarlarının taşınmasında katırlar
kullanılmıştır. Kozlu’da İngilizler tarafından sürülen dekovil hatlarıdemiryollarının
başlangıcıolmuştur. Bazıocaklar da Mir-i Ocaklar (Devlet Ocakları) adıaltında
istihkâm subay ve erleri (asker işçiler) tarafından işletilmektedir.
20
İşletmedeki galeri açma ve ocaklarda kömür kazma işlerinde  İngilizler
nezaretinde istihdam edilmek üzere Karadağlıve Hırvat işçiler getirilerek, üretimin
arttırılmasına çalışılmıştır.
2. Kırım Savaşıve Geçici İngiliz Yönetimi (1854-1856)
30 Kasım 1953’de, Rusların Sinop’ta bir OsmanlıFilosunu batırmasıüzerine
başlayan savaşta, Rusların genişlemesini ve Karadeniz’e egemen olmasınıönlemek
isteyen  İngiltere ve Fransa, Osmanlı  İmparatorluğu yanında yer almıştı. Önce,
Osmanlıdeniz taşımacılığınıkorumak üzere bir Fransız-İngiliz ortak deniz gücü
Karadeniz’e geldi ve 28 Mart 1854’de Rusya’ya karşısavaşilan ederek, Türkiye’yle
birlikte savaşa girdiler. 1856 tarihine kadar süren bu savaşboyunca Fransız ve İngiliz
                                                           
18
Ekrem Murat zaman, a.g.e. s.28
19
Deniz Müzesi Kütüphanesi’nde, söz konusu dekovil hatlarına ilişkin çizili belgeler bulunmaktadır.
Bunlar hakkında, aşağıda, açıklama yapılıp, bilgi verilecektir.
20
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.29

21

savaşgemilerinin kömür ihtiyacı, bir anlaşma ile taşkömürü havzasından
sağlanmıştır. Bu amaçla yapılan anlaşma uyarınca: “Kozlu-Zonguldak ve Üzülmez
mıntıkasındaki (bölgesindeki) kömürler, yapılan anlaşma gereği,  İngilizlere geçici
olarak devredildi. Çıkarılan kömürün yarısıda Fransız donanmasına verilecekti.
Fransız Colonel Lachappel (Bahriye Albay Laşapel) Kırım Harbi bitimine kadar
Kozlu’da oturmuşve Fransız donanmasının kömür ihtiyacınıtakip etmek amacıyla
görev yapar. Savaşnedeniyle, ocakların teknik denetimi de, 1851’de özel anlaşma ile
bölgeye getirilmişolan İngiliz Barklay’e verilir.
Zonguldak ve Kozlu’da daha önce yapılmışolan dekovil hattıyeniden
düzenlenir. Çaydamar, Üzülmez ve Kilimli demiryolu (dekovil) hattıKırım Savaşı
döneminde yapılır.
21
Savaşbaşlangıcında, 24 Ağustos 1854 tarihinde, Osmanlı  İmparatorluğu
arasında, Paris’te Fransız Goldschmidt ve Londra’da İngiliz Palmer ve Ortakları
şirketleri ile anlaşma yapılarak, oldukça büyük meblağla borç alınmıştı. Bu borçların,
yöredeki taşkömürü işletmesinin Fransız ve İngiliz yönetimine verilmesinde büyük
rolü olduğu muhakkaktır.
Havzadaki İngiliz yönetimi 1856 Paris BarışAntlaşması’na kadar sürmüştür.
Burada, ana konuya kısa bir ara verilerek, yöredeki demiryolu (dekovil)
hatlarının yapılışına ilişkin önemli bir belge tanıtılacaktır. Söz konusu belge, Dilaver
Paşa Nizamnamesi’nin özgün yazmasınıbulmak üzere İstanbul Deniz Müzesi
KomutanlığıKütüphanesi’ndeki araştırmalar sırasında bulunan bazıönemli belge ve
haritalar arasında yer almaktadır. Bir kısmıdaha ileride söz konusu edilecek bu belge
ve haritalardan biri de 2194 demirbaşnumaraya kayıtlıdemiryolu planlarıdır.
Taşkömürü havzasındaki demiryollarının güzergâhına ilişkin bu planlar büyük boyutlu
kâğıt üzerine,  İngiliz Mühendisi James Barrow tarafından elle çizilmiş, özgün
planlardır. Planların tümü, dağılıp kaybolmamalarıiçin, sırtlarından, bir albüm
oluşturacak biçiminde bir araya getirilmiştir. Üst kısmındaki siyah bezle kaplı, karton
kapak, planlarıbir arada tutmaktadır. Ancak bez kaplıkarton kapak, kâğıt boyutunun
yarısından da küçük olup üzerinde, yaldızla işlenmişaşağıdaki başlık bulunmaktadır:
                                                           
21
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.29

22

“COAL FIELDS IN ASİA MINOR
TURKISH GOVERNEMENT
BLACK SEA”
Kapağın birleştirdiği bu çizimlerin başında, 1/ 10,000 ölçekli (yatay ve düşey
ölçü birimi yardadır) beşharita bulunmaktadır. Bunlar taşkömürü havzasındaki
demiryollarının her biri büyük boyutlu kağıt üzerine çizilmişbeşplanıdır. Planlardan
üçü ayrıayrıbüyük boyutlu kâğıt üzerine, kalan ikisi de büyük boyutlu tek bir kağıt
altlık üzerine çizilmiştir. Çok renkli olarak tersim edilmişplanlarda düz ayrıntılar ile
araziyi yansıtan eşyükseklik eğrileri bulunmaktadır. Sözü edilen çizimlerden ilk
sayfadaki birinci Kozlu, Zonguldak ve Kilimli’ye ilişkin Genel Plan ile ikinci sayfaya
çizilmişKilimli ve Zonguldak vadileri (ikinci ve üçüncü plan) demiryolu ayrıntıplanları
aşağıdadır. Ancak, birinci plan, büyük boyutlu olduğundan tümüyle verilememiş,
hakkında fikir edinilebilmesi için ayrıntıolarak başlığıile planın orta bölümü aşağıya
alınmıştır.
Kozlu, Zonguldak, Kilimli Vadilerinin 1/ 10.000deki ölçekli genel planının başlığı

23

Kozlu, Zonguldak, Kilimli Vadilerinin 1/ 10.000deki ölçekli genel planının orta bölümü
Bu beşplanın tümü ile bunlara ilişkin ileride açıklanacak ayrıntıplanlarının
uygun yerlerinde, yapımcısının imzasıile kendisini tanıtan aşağıdaki bilgiler
bulunmaktadır.
Planlarıyapan İngiliz James Barrow’un, cilt içindeki ikinci planda bulunan imzasıve kendisini
tanıtan yazılar (ayrıntı)
Mühendis James Barrow tarafından çizilmişikinci ve üçüncü planlar, üst üste
tek bir altlık üzerine resmedilmiştir.

24

Ayni altlık üzerindeki planlardan üstteki planın başlığıve planın kopyası
aşağıdadır:
“KİLİMLİVALLEY RAİLWAYS
DETAİLS”
.
Ayni altlık üzerindeki Kilimli Vadisi Demiryolu planı
Ayni altlık üzerindeki planlardan alttaki planın başlığıve planın kopyasıda aşağıda
görülmektedir.
“ZONGOLADAK
22
VALLEY
DETAİLS”
                                                           
22
Planlardaki başlılar ve yer adlarıJames Barrow tarafından yazılmışolmalarına karşın, yer adlarının
imlasıplandan plana değişmektedir.

25

Ayni altlık üzerindeki Zonguldak Vadisi Demiryolu planı
Bunlarıizleyen dördüncü planın başlığı:
“KOSLO VALLEY RAİLWAYS
DETAİLS”,
Beşinci planın başlığıise
“CHETALAGZI RAİLWAYS
DETAİLS”
Açıklanan bu beşplanı, demiryolu güzergâhına ilişkin ayrıntılarıiçeren büyük
boyutlu dört kâğıt üzerine çizilmişayrıntıplanlarıizlemektedir. Bu ayrıntıplanlarıilk
kez ortaya konulduğu için, araştırmacılar tarafından ilginç bulunabileceği görüşüyle,
başlıklarıve ölçekleri sırasıyla aşağıya alınmıştır.
Karton kapakla birleştirilmişbeşinci altlık kâğıt üzerinde1/ 2.000 ölçekli, başlığı
aşağıya alınmış, birinci ayrıntıplanı(tüm çalışmanın altıncıplan) bulunmaktadır:
“Section of the Seams on the Right of Gozlou
With Project of Pils on the left Bank”
Karton kapakla birleştirilmişaltıncıaltlık kâğıt üzerinde 1/ 2.000 ölçekli, ikinci
ve üçüncü ayrıntıplanları(tüm çalışmanın yedinci ve sekizinci planları)
bulunmaktadır. Yedinci ayrıntıplanıaltlığın sağüst tarafına, sekizinci ayrıntıplanı, sol
alt tarafına çizilmişolup başlıklarıaşağıda gösterilmiştir.

26

Sağüstte:   “SECTION AT ZONGOULDACH”
Sol altta:   “SECTION UZULMES”
Karton kapakla birleştirilmişyedinci altlık kâğıt üzerinde 1/2.000 ölçekli,
dördüncü ve beşinci ayrıntıplanları(tüm çalışmanın dokuzuncu ve onuncu planlar)
bulunmaktadır: Dokuzuncu ayrıntıplanıaltlığın üst tarafına, onuncu ayrıntıplanı,
altlığın alt tarafına çizilmişolup başlıklarıaşağıdadır:
Üstte: “SECTION AT ESKİ- BARLICK”
Altta: “SECTION AT KILIİMLI”
Karton kapakla birleştirilmişsekizinci altlık kâğıt üzerinde altıncıve yedinci
ayrıntıplanları(tüm çalışmanın on birinci ve on ikinci planlar) bulunmaktadır: On
birinci ayrıntıplanıaltlığın sağüst tarafına, on ikinci ayrıntıplanı, sol alt tarafına
çizilmişolup başlıklarıaşağıdadır:
Sağüstte:   “SECTION BETWEEN THE VERTİCAL SEAMS OF KILITS
AND BAY OF DEMOOSINI
1/ 5.000 ”
Sol altta:   “Seams working by Mr. Bodosacki and Coal Tarlagizi,
Seams rises S&SE 4 to 6 ins per yard”.
Karton kapakla birleştirilmişdokuzuncu altlık kâğıt üzerinde sekizinci,
dokuzuncu ve onuncu ayrıntıplanları(tüm çalışmanın on üçüncü, on dördüncü ve on
beşinci planlar) bulunmaktadır: On üçüncü ayrıntıplanıaltlığın üst tarafına, on
dördüncü ayrıntıplanı, altlığın sağalt tarafına, on beşinci ayrıntıplanıaltlığın sol alt
tarafına çizilmişolup başlıklarıaşağıdadır:
Üstteki başlık:  DETAIL SECTIONS
OF COAL FOUND AT
COZLO”

27

Sağalttaki başlık:  ″THESE SEAMS REPEAT THEMSELVES AT SEVERAL POİNTS ALONG THE
CONTOUR OF THE HİLLS AND OUTCROPS
THESE SEAMS AT ZOBGOULDAK ARE NO DOUBT IDENTICAL WITH THE ABOVE
SEAMS”
Sol alttaki başlık:   “SECTIONS OF SEAMS AT UZULMES”
3- İkinci Hazine-i Hassa (Evkaf Nezareti) Yönetimi (1856-1865)
a. Kumpanyalar İşletmeciliği (1856-1859)
Kırım Savaşı’nın ardından 1856’da yapılan Paris BarışAntlaşması’nın bazı
hükümleri ile yabancılara banka kurma, yol yapımıve toprak edinme gibi haklar
sağlanmıştı. Bunların yanısıra taşkömürü havzasıdışındaki birçok madenin işletme
hakkıve işletilmesi doğrudan doğruya veya dolaylıolarak yabancı  şirketlere
veriliyordu. Bunun sonucu olarak; “…Kırım Savaşı’nın bitiminden sonra, anlaşma
gereği yaptıklarıyatırımlarıbedelsiz, ancak ellerinde bulunan kömürleri bedelli olarak
teslim eden İngiliz teknik elemanları, bölgeden çekilmişlerdi. İngilizlerin (Barklay ve
uzmanların) yurtlarına dönmesinden sonra, işletme hakkıyeniden Hazine-i Hassa
adına görev yapan Maden Müdürlüğü denetiminde ocak çalıştıran kumpanyalar
(İşletmeler) eline bırakılmıştır.”
23
Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu,  Kapitalizmle EklemlenmeSürecinde Zonguldak
Kömür Havzası’nın Tarihsel Gelişimi: 1829-1908,  başlıklıbildirisinde bu durumu
anlatırken “ocak çalıştıran kumpanyaların” önde gelenlerini de belirtmektedir:
“Borçlanma çılgınlığının yaşandığısüreçte, Galata’nın Baltacı, Hiristaki
Zografas, Mısırlıoğlu Bogos, Zarifi, Kamanto gibi ünlü bankerleri de döneme ayak
uydurmakta gecikmemişve çeşitli bankalar ve yabancısermayedarlarla birlikte
ortaklıklar kurmuşlardır. Bunlardan biri de 1864’de devlete, illere ve belediyelere borç
muamelelerinde bulunmak üzere Baltacı, Hiristaki Zografas, Mısırlıoğlu Bogos, Rallyi,
Kamanto ve Kumpanyası, Zarif Zafiropulos, Alberti ve Kumpanyası, Sulzbach, Fruling
                                                           
23
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.30

28

et Groschen, Stern kardeşler ve Bischhoffsheim et Goldsmith ortaklığıyla kurulan
Şirket-i Umumiye-i Osmaniye’dir.”
24
Kumpanyalar İşletmeciliğinin bu döneminde tersane, tophane ve deniz
taşımacılığında kullanılan kömür ihtiyacıarttığıgibi, İngiltere’den, donanma için,
kömürle çalışan gemilerin satın alınmışolmasından dolayıkumpanyalardan çok fazla
kömür alınmıştır. Ancak alınan kömürlerin paralarıödenemediği için, Ereğli ve civar
kazaların vergi gelirleri, bu kumpanyalara olan kömür borçlarının ödenmesi için
kullanılmıştır.
Konuya burada da kısa bir ara verilerek, İstanbul Deniz Müzesi Komutanlığı
Kütüphanesi’nde, Kumpanyalar İşletmeciliği dönemine ilişkin bir belgeden söz
edilecektir. DemirbaşNumarası452/117 olan bu belge, Albert Cazes
25
Kumpanyası
tarafından yaptırılmışolan Ereğli ve yöresini gösteren topografik haritadır. Yüzey
biçimleri tarama çizgileriyle, deniz derinlikleri kesik kesik batimetrik eğriler ve ayrıca
sayısal değerleriyle gösterilmiştir. Ölçeği 1/16.200’dir ve 49X33 cm. boyutundadır.
Kırmızı, mavi, yeşil ve siyah olmak üzere dört renkli olarak basılmıştır.
                                                           
24
Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu, Kapitalizmle Eklemlenme Sürecinde Zonguldak Kömür Havzası’nın
Tarihsel Gelişimi: 1829-1908, s.123-124
25
Burada adıgeçen Albert Casez’in, GalatalıSarraflar döneminde adıgeçen ve Darphane Amirliği’ne
getirilen Artin Kazas’ın akrabasıolduğu düşünülmektedir.

29

Kumpanyalar İşletmeciliği döneminde Albert Casez ve Kumpanyasıtarafından yaptırılmış
Ereğli ve yöresini gösteren harita (solda) ve 1970’li yıllarda yapılmış1/25.000 ölçekli Ereğli
deniz haritası(sağda)
Baba Burnu’nun doğusundaki ilk koyun sol tarafında, deniz kıyısında, Albert
Cazes şirketinin kömür depolarıbulunduğu görülmektedir. Depoların yeri kırmızı
renkli yazıyla belirtilmiştir. Körfezdeki 2 ve 5 numaralı şamandıraların konumları,
haritanın sol kitabesinin ortalarındaki kare biçimindeki çerçevenin içine yazılmıştır.
Ereğli koyunda başka şamandıralar olmasına karşın yalnız Albert Cazes kömür
depolarıönünde bulunan 2 ve 5 numaralı  şamandıraların konumlarının verilmiş
olması, şamandıraların bu kumpanyaya tahsis edildiklerini veya bu kumpanyaya ait
olduklarınıgöstermektedir. Haritanın başlığına “HERAKLEA”, altında, ayıraç içinde
“BENDER- EREGLİ” olarak, Ereğli’nin adıyazılmıştır. Bu adın altında Baba Burnu
Feneri”nin enlem ve boylamıbulunmaktadır. Enlem ve boylam değerlerinin altında
sayısal ölçek, onun da altında çizgisel ölçek yer almaktadır. Çizgisel ölçeğin altında “
BLACK SEA COALİNG” ve onun da altında kumpanyayıtanıtan “ALBERT CAZES &
Co. – İstanbul” yazısıbulunmaktadır. Daha altta da “Head Office Tahir Han-Galata”

30

olarak kumpanyanın genel merkezinin adresi, onun da altında “Telegrama. Cazes-
İstanbul” biçiminde telgraf adresi yazılmıştır.
Haritanın sağalt köşesindeki dikdörtgen çerçeve içinde Ereğli’nin yöredeki
çeşitli önemli yerlere olan uzaklıklarınıgösteren bir cetvel bulunmaktadır: Bu
çerçevenin sağtarafında, haritanın alt kitabesine bitişik 1/ 1.200.000 deniz mili (Knot)
ölçekli ve yörenin Karadeniz ve İstanbul Boğazı’na göre konumunu gösteren bir
genel durum haritasıbulunmaktadır. Genel durum haritasının sağüst tarafına 1/
200.000 ölçekli, Ereğli’nin yöredeki konumunu gösteren bir başka harita daha
çizilmiştir. Bütün bu bilgilere dayanılarak, haritanın, Albert Cazes depolarından kömür
almaya gelecek gemiler için hazırlatılıp, basıldığıanlaşılmaktadır. Albert Casez
Kumpanyasıtarafından özel olarak yaptırıldığıbelli olan haritanın üzerinde, hangi
tarihte yapılıp basıldığınıgösteren bir bilgi bulunmamaktadır. Ancak, Albert Cazes
kumpanyasının faaliyet gösterdiği yıllara dayanılarak, haritanın1856-1859 yıllarında
çizdirilip bastırıldığıileri sürülebilir. Bu Ereğli kömür haritasıda, Deniz Müzesi Harita
Kataloğu dışında ilk kez yayınlanmaktadır.
b. Kömür Kumpanyası(Zafiropulos) İşletmeciliği (1859-1860)
Yukarıda değinildiği üzere 1859 yılına değin olan sürede alınan kömürlerin
parasıödenememişti. Yöreden alınan vergilerle borcun ödenmesi öngörülmüşse de,
vergiler borcu karşılamaya yetecek düzeyde olmadığından, sorun çözülememişti.
Daha doğrusu devlet sözünde duramamış, anlaşmalarıuygulayamaz duruma
düşmüş, kumpanyalar da üretimi durdurmuşlardı. Oysa tersane ve donanmanın
kömüre gereksinimi vardı. Bu ihtiyaç bitmeyecek, hatta artarak sürüp gidecekti. Mali
olanaksızlıklar nedeniyle, yurt dışından kömür alınmasıda mümkün olamıyordu. Bu
kötü durumdan çıkılabilmesi için çareler arandıve darboğazdan kurtulmak amacıyla-
Saray ilişkilerini sürekli sıcak tutan- kuyumcu (banker) Yorgaki Zafiropulos ile
sözleşme yapıldıve havzanın işletmeciliği Zafiropulos’a verildi. Bu sözleşmeye göre
1850 yılında göreve getirilmişolan Halil Kadri Hoca Maden Müdürü olarak göreve
devam ederek, 1860 yılına kadar 10 yıl boyunca Evkaf Nezareti adına görev yaptı.
26
                                                           
26
 Ekrem Murat Zaman,a.g.e. s. 30

31

Zafiropulos yapılan anlaşmaya göre kömürün 1 atik kantarını, 4 kuruş(70.86
kuruş/ton) fiyat-ımiri ile (değişmez fiyatla) devlete satacak ve havzada madencilik
işlerini Zafiropulos adına,Tınkıroğlu Hova Pozarit yürütecekti. Zafiroğlu ve adamının
havzada kömür üretimini kasıtlıolarak arttırmamasıve durumun eskiden daha kötüye
gitmesi nedeniyle, 13 ay sonra Zafiropulos’un mukavelesi iptal edilmiştir.
27
Ne acıdır ki, ülkemizdeki kömürün 1829’da bulunmasının ardından 31 yıl
geçmişolmasına karşın hem kömürümüze sahip olunamamış, hem de kömürün
ekonomimize katkıda bulunmasısağlanamamıştır.
c. İngiliz Kömür Kumpanyası İşletmeciliği (1860-1861)
Zafiropulos’la yapılmışolan anlaşmasının iptal edilmesinden sonra, havza’nın
işletmeciliği, yeniden yukarıda sözü edilen İngiliz kumpanyasına verilir. Ancak,
anlaşma uyarınca, kumpanya üretimi 35.000 Ton/yıl üzerine çıkarılmasıgerekirken
bunu yapmamışve kömürün İngiltere’den ithal edilmesini yeğlemiştir. Bu durum
karşısında, yani kumpanyanın taahhüdünü yerine getirmemişolmasınedeniyle,
Maliye Nezareti’nin önerisi ile İngiliz Kumpanyası’nın mukavelesi 1861 yılısonunda
iptal edilmiştir. Ahmet Naim,  Zonguldak Havzasıadlıkitabında bu olayı  şöyle
açıklamaktadır:
“Kömür Kumpanyasının hıyanet derecesine varan kötü idaresine rağmen
havzanın idaresi, iki yıl daha bunların elinde kaldı. Sonunda, 1861 yılının Temmuz
ayında Maliye Nezareti konuya el atma gereğini duydu. Sadrazamlık aracılığıyla
Saray’a verilen bir yazıda kömür kumpanyası  şikâyet edilerek, topraklarımızda
gereksinimi karşılayacak maden cevheri bulunduğu halde, kömür kumpanyasının
yetersizliği ve kötü idaresi yüzünden  İngiltere’den satın almak zorunda kalan
kömürlere dökülen para rakamlarla bildirildi. Havzanın bu şekilde yuvarlanmakta
olduğu acıklısonuna işaret olunarak kumpanya ile yapılan anlaşmanın bozulmasına
ve havzanın Maliye Nezareti’ne verilmesi istendi.
Padişah bu çok haklıve makul talep karşısında harekete geçti ve bir fermanla
kumpanyanın mukavelesini iptal etti. Fakat Hazine-i Hassa’dan fedakârlık yapamadı.
                                                           
27
Ekrem Murat Zaman,a.g.e. s. 30

32

Kömür kumpanyasının imtiyazınıgeri almakla beraber, madenin eskisi gibi Hazine-i
Hassa eliyle bir idare kurulmasınıister.”
28
.
d- Evkaf Nezareti İşletmeciliği (1861-1865)
Mukavelenin iptali ile birlikte yapılan, havzanın idaresinin Maliye nezaretine
verilmesi önerisi, ne yazık ki, kabul görmemişve Padişah’ın isteği ve emri üzerine,
1861 yılında, Hazine-i Hassa yönetimi yeniden Evkaf Nezaretine verilmiştir. Bu
yönetim süresinde, havzada, ancak küçük madenciler üretim yapabilmiştir. Ancak bu
küçük işletmelerin de mali sıkıntılar ve olanaksızlık içinde bulunmalarınedeniyle
üretimlerini 1864 yılına değin, ancak üç yıl sürdürebilmişlerdir.
Bu arada, 4 Şubat 1863’de kurulan Bank-ıDevlet-i Aliye-i Osmaniye (Osmanlı
Bankası), 1 Haziran 1863 tarihinde bu yeni kimliği ile hizmete başlamıştı. Bankanın
kurulmasıyla, ilk işolarak, 1839dan beri devlet tarafından çıkarılmışolan karşılıksız
kâğıt paralar (kaimeler), OsmanlıBankası’nın yardımıyla, tedavülden kaldırılmasıve
madeni para basılmasıiçin OsmanlıBankasıaracılığıyla 8 milyon sterlin borç
alınmıştır. Bu borca güvence olarak da gümrük gelirleri, ipek, zeytinyağı, tütün, tuz
vergileri gösterilmiştir. Yani devlet borç içindeyken, iyice borç batağına batmıştır.
Alınan borcun bir kısmıyla Galata bankerlerinin alacaklarıödenmiştir. Ancak alınan
borçtan küçük madencilere olan borçlar için bir ödeme yapılmamıştır. Bu yetmemiş
gibi, madencilerin devlete satmakta olduklarıkömürün parasıda ödenemiyordu. Bu
durum havzada üretilen kömürü tamamen Bahriye İdaresi’ne satmak zorunluluğunda
olan madencileri büsbütün sıkıntıya sokmuşve üretim durma noktasına gelmişti.
Gelinen nokta en çok Bahriye’yi etkilemekteydi.
Sorunların içinde kömür üretiminin yeterli olmamasının yanısıra ocaklarda
çalışan yerli ve yabancıamelelere (işçilere) de boğaz tokluğuna çalışırcasına ücret
ödenmesi de bulunmaktaydı. Üstelik amelelerin işsaatlerinin gün doğumu ve gün
batımıolarak uygulanmasıbir başka sömürü konusuydu. Ayrıca amelelerin kaza,
yaralanma ve ölümleri halinde güvencelerinin yoktu, daha doğrusu bu gibi konularda
onların haklarınıkoruyacak kural ve kaideler bulunmamaktaydı. Daha açık bir ifade
ile işçiler, her konuda yerli ve yabancımaden müteahhitlerinin ve işletmecilerinin
insafına terk edilmişdurumdaydı.
                                                           
28
Ekrem Murat zaman, a.g.e. s.30

33

İkinci Kısım
Bahriye Nezareti Yönetimi (1865-1908)
İşte bu sıralarda Bahriye’de de yeni gelişmeler olmakta ve donanmanın
225.000 tonajlı, zırhlıgemilerden oluşması, Haliç tersanesinin yenilenmesi gibi
konular gündeme gelmişbulunmaktaydı. Söz konusu değişiklik ve gelişmelerin
anlamı, Bahriye’nin daha çok taşkömürüne ihtiyaç duymasıdemekti. Hâlbuki 1829
yılında kömürün bulunmasından bu yana, aradan 36 yıl gibi çok uzun bir sürenin
geçmişolmasına karşın, taşkömüründen hemen hemen hep yabancılar ve
işletmeciler yararlanmıştı. Üstelik yabancılar başta olmak üzere ocak sahipleri veya
ocak işletenlerinin üretimi kasıtlıolarak düşük tutmalarınedeniyle devlet kömür
açığınıkarşılamak üzere dışarıdan kömür getirmek zorunda bırakılıyordu. Dolayısıyla
ülkelerinde taşkömürü olan devletler, bu değerli madenden yararlanıp, zengin
olurken, ülkemizde taşkömüründen yeterince, yararlanılamıyor, üstelik kömür ithal
edildiği için dışarıya para ödeniyordu. Bu doğrudan doğruya ülkemizin yabancılar ve
yerli işletmeciler tarafından, kömür alanında da sömürülmesi demekti.
Değinilen koşullar altında yapılacak tek iş; üretimin kendi olanaklarımızla veya
denetimimizde yapılması, ihtiyacıkarşılayacak düzeye getirilmesi, üretime ilişkin
kural ve koşulların kendi yönetimimiz tarafından belirlenmesi ve ocak, işletmeci ve
üretim üzerinde devlet tarafından etkin bir denetimin yapılmasıydı. Doğal olarak,
bunların yapılabilmesi için her şeyden önce dürüst, bilgili ve ülke çıkarlarınıgözeten
bir yönetimin oluşturulmasıgerekiyordu. Böyle bir yönetimin alacağıönlemlerin
başında kömür aranması, ruhsat alınması, ocak açılmasıve çalıştırılmasıgibi
konuların kurallara bağlanması; kömür çıkarma, depolama ve taşıma işlerinin
yeniden düzenlenip geliştirilmesi, yeterli sayıda ve kaliteli işgücünün sağlanması,
işçilerin sömürülmelerini önleyecek önlemlerin alınarak onların hak ve hukuklarının
korunması, çevrenin korunmasıgibi hususlar gelmekteydi.
İçinde bulunulan kötü durum, kömüre en fazla ihtiyacıolan ve kömürü en çok
kullanan kurum olan Bahriye’yi etkilemekteydi. Bu nedenle söz konusu kötü
durumdan kurtulmak ve gereken önlemleri almak üzere, Bahriye’nin başındaki,
İmparatorluğun son Kaptan-ıDeryalarından Ahmet Vesim Paşa, havzada yapılmasını

34

düşündüğü işlere ve alınacak önlemlere ilişkin öneriler hazırlar ve bunlarıPadişah’a
sunar. Böylelikle taşkömürü havzasının yönetimi Bahriye Nezaretine verilir.
Yönetimin Bahriye Nezaretine verildiği tarihi 1864 olarak gösteren Dr. Ferruh
Niyazi Ayoğlu olayı şöyle anlatmaktadır:
“Havzadan yeterince kömür çıkarılmamasıve hazinedeki sıkıntılara bağlı
olarak yabancıülkelerden kömür alımının azalmasıile donanma, tersane, tophane ve
darphane gibi fabrikaların kömürsüz kalmasının yarattığısıkışıklıklar üzerine Kaptan-ı
Derya (Deniz Kuvvetleri Komutanı) Ahmet Vesim Paşa, Padişah’ın huzuruna çıkarak
‘büyük bir cesaret ile’ Ereğli havzasının Bahriye yönetimine verilmesini istedi ve
1864’de çıkarılan Padişah emri ile havza yönetimi Bahriye Nezareti’ne devredildi. Söz
konusu dönemi oluşturan 1864-1908 süreci iki ana döneme ayrılabilir…
… Ereğli kömür havzasıyönetimini alan Bahriye Nezareti, Mirliva /tuğamiral
Dilaver Paşa’yıPadişah emriyle “Ereğli Livasıkaymakamıve Maadin-i Hümayun
Nazırı” olarak görevlendirilmiş, Dilaver Paşa havzanın merkezi olarak Ereğli’yi
belirlemişve burada Maadin Nezareti’ni kurmuş, Kozlu ocaklarının işletilmesiyle
görevli bir komisyon oluşturmuş, ocak bölgelerinde Bahriye memurlarıgörevlendirmiş
ve bu yöneticilerin emrine Bahriye askerleri vererek, havzada askeri bir yönetim şekli
yapılandırmıştır. Dilaver Paşa’nın yöneticilik yaptığıdönemde memur veyöneticilerin
derece ve yetkileri, kömür üreten madencilerin görev ve haklarıbelirlenmiş, maden
aranması, çalıştırılmasıve ruhsatlandırılmasıdüzenlenmiş, rastgele ocak açılmasıve
ruhsatsız üretim önlenmiş, ocak sınırlarıbelirlenmiş, ocaklara numara, çalışan kömür
damarlarına isim verilmiştir. Dönem boyunca havzada yeniden demiryollarıve dekovil
hatlarıdöşenmiş, gerekli ocak ağızlarından varageller, iskeleler ve yükleme olukları
yapılarak yükleme ve taşıma işleri kolaylaştırılmış, madenler için gerekli olan maden
direklerinin nasıl sağlanacağıbelirlenmişve özellikle Ereğli Livasıormanlarımaden
direği üretimine ayrılmıştır.”
29
Buna karşın, taşkömürü havzasıişletmesinin 1865 yılında Bahriye yönetimine
verildiğini yazan Ekrem Murat Zaman’ın konunun gelişmesine ilişkin açıklamalarıise
şöyledir:
                                                           
29
Yrd. Doç. Dr. Ferruh Niyazi AyoğluZonguldak Kent tarihi ’05 Bienali,Zonguldak Kültür ve Eğitim
Vakfı- Birinci Basım, 2006, Kapitalizmle Eklemlenme Sürecinde Zonguldak Kömür Havzası’nın
Tarihsel Gelişimi: 1829-1908,s.124-125

35

“Padişah I’inci Abdülaziz’in (saltanatı1861-1876) emriyle havzanın yönetimi
10 Şubat 1281 (1865)’de Bahriye İdaresine (Kaptan-ıDerya İdaresi) devredilir.
OsmanlıDevleti’nin son Kaptan-ıDerya’sıAhmet Vesim Paşa’nın Ereğli Maadin-i
Hümayun’u idaresine (Ereğli Madenleri Müdürlüğü’ne) yazdığıtezkere (yazı) ile
‘bundan böyle madenlerin, Padişah’ın emri ile Kaptan-ıDerya İdaresi’ne verildiği,
yine eskisi gibi işlerin idaresine gayret edilmesiyle, ilgili yönetim değişikliği’
konusunda bilgi verilmiştir.”
30
Havza yönetiminin Bahriye’ye verilmesini araştırmacılardan birinin 1864, birinin
de 1865 olarak iki farklıtarihte göstermeleri hususu,  Hicri tarihin Miladi tarihe
çevrilmesinden kaynaklanmışolabilir. İleride yeniden ele alınacak olan çelişkili
tarihlerden 1865 tarihinin daha gerçekçi olduğu anlaşılmaktadır.
Araştırmacılar, genel olarak, havza yönetiminin Kaptan-ıDeryalığa Nezareti’ne
devri kararının alındığı22 Şubat 1865 tarihinden sonraki olayların fazla ayrıntısına
girmeden, ocakların işletilmesinde büyük önemi ve yeri olan, 4 Muharrem 1284 (8
Mayıs 1867) tarihli ünlü Dilaver Paşa Nizamnamesi’ne geçerler. Oysa Başbakanlık
OsmanlıArşivi Başkanlığı’nda bulunan belgelerin yanısıra İstanbul Deniz Müzesi
KomutanlığıKütüphanesi’nde 1865-1867 yıllarıarasındaki gelişmelere ilişkin bazı
belgeler bulunmaktadır. Bu belgelerin incelenip değerlendirilmesi ile konu daha
gerçekçi olarak ortaya konulabilmektedir. Bu amaçla önce Kaptan-ıDerya Ahmet
Vesim Paşa’nın yaşam öyküsü ele alınacak; ardından da İstanbul Deniz Müzesi
KomutanlığıKütüphanesi’ndeki,452/ 11 demirbaşnumaralıbir el yapımıharita ile
yine ayni kütüphanedeki Kaptan-ıDerya Ahmet Vesim Paşa tarafından hazırlanmış
279 demirbaşnumaralıbir haritadan söz edilecektir:
Ahmed Vesim Paşa’nın Hayatı
İstanbul’da 1824 yılında doğan ve babasıTersane Emini Seyyid Mehmet Reşit
Efendi olan Ahmet Vesim Paşa, Bahriye Mektebi’nden mezun olduktan sonra Girit
ayaklanmasının bastırılmasında gösterdiği üstün başarıdan dolayı, Kaptan-ıDerya
Çengeloğlu Tahir Paşa’nın takdirini kazandı. Topçuluk Eğitimi için  İngiltere’ye
gönderilen Vesim Paşa, yurda dönüşünden itibaren 2 yıl donanmada topçuluk
öğretmenliği yapmıştır.
                                                           
30
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.31

36

Kırım Savaşı’nda Sivastopol’de gösterdiği başarıdan dolayı İngiltere ve Fransa
deniz kuvvetleri tarafından takdirname ile ödüllendirilmiş, Binbaşırütbesiyle Veliaht
Abdülaziz’e tahsis edilen Peyk-i Şevket vapurunun kumandanıoldu. 1859 yılında
OsmanlıDevleti komiseri olarak görevli iken, Karadeniz limanlarının haritalarını
yapmakla görevlendirilen ünlüRus Amirali Podokof’un yanında çalıştıve bu projenin
başarıyla tamamlanmasında büyük gayret gösterdi.
Daha sonra Sultan Abdülaziz’in yaverliğine getirilen Vesim Paşa, bir müddet
Mekke emirliği yaptıktan sonra Kaptan-ıDerya AteşMehmet Paşa’nın vefatıüzerine
21 Ocak 1865 tarihinde Kaptan-ıDeryalığa getirildi. Ancak Sadrazam Fuat Paşa’nın
donanma giderlerini kısma teklifini kabul etmeyerek 29 Mayıs 1865 tarihinde bu
görevden istifa etti.
11 Mart 1867’de Bahriye Nezareti’nin kuruluşundan sonra donanmanın emir
ve komutasıyla görevli olarak teşkil edilen Tersane-i Amire Komuta Meclisi Başkanı
oldu. Donanma Başkomutanıolarak Girit’in ablukasına memur edildi. Mehmed Sadık
Paşa’nın Sadarete gelmesiyle 18 Nisan 1878’de Bahriye Nazırlığına atandı, 14 Şubat
1879’da görevden alındı. Sonraki yaşamınıyalnız sanatla uğraşarak ve birçok eserler
vererek geçirenPaşa, 86 yaşındayken 1910 tarihinde İstanbul’da ölmüştür. Mezarı
Üsküdar Mevlevihanesi’ndedir.
31
İstanbul Deniz Müzesi KomutanlığıKütüphanesi’ndeki, 452/11 demirbaş
numaralıel yapımıharita
Haritanın kayıt defterindeki adı“Zonguldak Maden Ocakları”dır. Haritanın sol üst
tarafında bulunan Osmanlıarmasıiçindeki süslemeli başlıkta haritanın kapsadığı
alana ve haritayıyapanlara ilişkin açıklamalar bulunmaktadır.
                                                           
31
Ahmet Vesim Paşa’nın yaşam öyküsü Tarihi Deniz Arşivi Md. Dz. Öğretmen Yarbay Ersan Baş
tarafından hazırlanmıştır.

37

Haritanın süslemeli başlığı
Haritanın başlığındaki açıklamaların. çevrim yazısıaşağıdadır:
“Bolu Sancağı’nda kâin Ereğli ve Filyos ve Çarşamba kazalarına tabi ve Bahr-i
Siyah sevahilinde vaki Zonguldak ve Kozlu nam mahallerde el-haletü-hazihi
İşlemekte olan kömür maden-i Hümayun ocaklarının derun-i cibalde sur
hafriyatlarının resm mustahhemi? ve tabakat meyl-i tabiyelerini mübeyyen harita-i
müzeyyendir ki bu defa Mühendishane-i Berri-i Hümayun binbaşılarından Refetlü
Ahmed Hilmi ve Mülazım Atıf Efendiler bendeleri marifetiyle ahz ve tersim olunmuştur
16 Mayıs 1280 (28 Mayıs 1864)
Dikkat edilirse, harita, olmasıgerektiği gibi, Mühendishane-i Bahri-i
Hümayun’da (Deniz mühendislik Okulu veyabugünkü Deniz Harp Okulu’nda) görevli
deniz subaylarıtarafından değil, Mühendishane-i Berri-i Hümayun (Kara Mühendislik,
yani o günkü Kara Harp Okulunda)’da görevli kara subaylarıtarafından yapılmıştır.
Hâlbuki Türkiye’de çağdaşharitacılık eğitim ve öğretimi, Mühendishane-i Berri-i
Hümayun’dan epey zaman önce, Mühendishane-i Bahri-i Hümayun’da başlamıştır.
Dolayısıyla Bahriye’nin elinde taşkömürü havzasının haritasınıyapabilecek nitelikte
subaylar olmasıgerekir. Nitekim Deniz Müzesi Kütüphanesi’nde, havzaya ilişkin

38

haritalar dahil, pek çok harita bulunmaktadır. Bu haritaların tümü ve bunların arasında
bulunan, havzaya ilişkin bir kara haritasının deniz subaylarıtarafından yapılmış
olduğu bilinmektedir.
1864 tarihli bu haritanın, deniz subaylarınca değil de kara subaylarınca
yapılmasının nedeni, aşağıdaki açıklamada görüldüğü gibi, o yıllarda arazi ve maden
derslerinin, Mühendishane-i Bahri-i Hümayun’da okutulmayıp, Mühendishane-i Berr-i
Hümayun programlarında yer almasıolabilir.
“OsmanlıDevleti’nde 19. yüzyıla kadar madencilikle ilgili teknik eğitime
rastlanmaz. Ancak, orduya teknik eleman yetiştiren, “Mühendishane-i Berri-i
Hümayun (Kara Mühendishanesi) ile Darülfünun’da “Fünun Medresesi (Fen
Fakültesi) madencilikle ilgili “İlm-ül Arz ve Maadin” (Yer ve Maden Bilimi) gibi bazı
dersler okutulmuştur.”
32
1864 tarihli haritanın yaptırılmasının nedenine geçilmeden önce harita ve
üzerindeki bilgilerin incelenmesi yararlıolacaktır.
Çok yıpranmışolan harita, Deniz Müzesi Komutanlığının, bu gibibelgeleri
onarma planıçerçevesinde, bir şans eseri olarak, yakın zamanda onarılmışve bu
nedenle incelenmesi kolaylaşmıştır.
                                                           
32
Ekrem Murat Zaman, Zonguldak Kömür Havzası’nda Madencilik Eğitimi ve Maden Mektebi,s.33


39

Taşkömürü Havzasının 16 Mayıs 1280 (28 Mayıs 1864) tarihli haritası. Boyutu: 1.39X1.08 m.
Haritanın boyutu 138 X 108 santimetredir ve karton niteliğinde, kalın bir kâğıt
üzerine tersim edilmiştir. Yükseklikler tarama yöntemiyle gösterilmiş, Karadeniz kıyısı
mavi çizgiyle çizilmiş, denizalanıboyanmamıştır. Haritanın tersiminde mavi, siyah
kahverengi renkleri kullanılmış, ormanlık alanlar siyah noktalarla belirtilmiştir.
Haritanın sağalt köşesinde, üst üste yazılmış, iki ayrıölçek bilgisi bulunmaktadır:
“Bir usbu Osmani
33
dört yüz zira faraziyle iki bin zira mikyası(nda)dır.
Bir usbu Osmanlıfart zirai farzıyla, maden ocaklarına mahsus iki yüz zira
mikyası(nda)dır.”
Haritaya kitabe çizgileri çizilmemiştir. Altlığın denizler alanlarıdahil çizim
yapılmamışboşyerlerine Zonguldak, Kilimli  ve Kozlu yöresinde bulunan 40
taşkömürü ocağına ilişkin galerilerin krokileri çizilmiştir. Krokilerde, “kapı” yazılarak
galerilerin girişi de gösterilmiştir. Ayrıca galeri krokilerinin üstüne ocağıişleten veya
                                                           
33
Usbu = parmak; Zira, “dirsekten orta parmak ucuna kadar olan bir uzunluk ölçüsü olup, 75-90
santim arasında değişmektedir. Bu ifadeden. Maden ocaklarında değişik uzunlukta bir Zira
kullanılmakta olduğu anlaşılmaktadır. C.Ü. ve A.H.C.

40

“işletenlerin adlarıyazılmıştır. Ocağıişletenleri gösteren yazının altına “ocaklarının
derun-i cibalde sur hafriyatlarının resmi” notu düşülmüşve yanlarına galerinin kesiti
çizilmiştir.
Bir fikir vermek üzere, haritanın sol üst köşesindeki süslemeli harita başlığının
sağtarafında bulunan, Kozlu’daki dört ocağa ilişkin açıklamalar aşağıdadır.
Kozlu’daki dört ocağın galeri krokileri ve yanlarındaki açıklama yazıları
Sol üst taraftaki büyük ocağın üstünde “Laz Papaz  şeriki papaz Naman
şahısların Kozlu’da kâin, hafr etmekte olduklarımaden kömürü ocağının tersim-i
müstahidir” yazılıdır.
Büyük ocağın sağtarafındaki ocağın üstünde “Bu dahi Kozlu’da olarak Elya
Frano ile Hıristo Naman  şahıslara müteallik maden kömürü ocağının tersim-i
müstahidir” yazılıdır.
Her iki ocağın, ortalarında, kare biçimindeki ocağın üstünde “Bu dahi Kozlu’da
olup, Ella Frano’ya müteallik maden kömürü ocağının tersim-i müstahidir” yazılıdır.
Sağalt taraftaki ocağın üstünde “Hıristo ile Frano naman şahısların Kozlu’da
kâin, hafr etmekte olduklarımaden kömürü ocaklarının tersim-i müstahidir” yazılıdır.
Açıklama yazılarının hemen sağtaraflarında bulunan ocak krokilerinin sağüst
köşelerine “sah-ıdamar” (damar oyuğu) yazılarak, galerilere ilişkin sayısal bilgiler

41

konulmuştur. Ancak buralardaki ölçü birimi okunamadığından yazılmışolan sayısal
değerler hakkında bilgi verilemesi mümkün olmamıştır.
.Haritanın incelenmekte olan konu ile ilişkisine gelince; Haritanın İstanbul
Deniz Müzesi KomutanlığıKütüphanesi’nde bulunması, başka yerlerde bu haritadan
söz edilmemişolmasıgöz önünde tutularak, harita diğer belgelerle birlikte ele alınıp
incelenmiştir. Bu incelemeye dayanılarak yapılan değerlendirmede; haritanın
taşkömürü havzasındaki kömür ocaklarının durumu hakkında ön bilgi edinmek üzere,
Kaptan-ıDeryalık tarafından ve büyük bir olasılıkla Padişah’ın emriyle yaptırılmış
olduğu kanısına varılmıştır. Hatta haritanın yaptırılmasına ilişkin emrin Ahmet Vesim
Paşa’nın Sultan Abdülaziz’in yaverliğinde bulunduğu sırada verilmişolmasıbüyük bir
olasılıktır. Bu takdirde, Sultan  Abdülaziz’in daha 1964 yılından önce taşkömürü
havzasındaki yönetimin yeniden yapılandırılmasınıdüşündüğü ve Ahmet Vesim
Paşa’nın da Kaptan-ıDerya olmadan, kömür havzasındaki işletmenin acıdurumu
hakkında ayrıntılıbilgi sahibi olduğu, kolaylıkla, ileri sürülebilir.
Anlaşıldığına göre kömür havzasındaki kötü durum devlet ileri gelenleri
tarafından bilinmekte ve kötüye gidişin durdurulmasıiçin daha 1864 yılından önce
bazıönlemlerin alınmasıiçin araştırmalar yapıldığıortaya çıkmaktadır.
Kaptan-ıDerya Ahmet Vesim Paşa’nın Taşkömürü Havzasına İlişkin
Raporu
Padişah’ın taşkömürü havzasının İşletilmesinin Kaptan-ıDeryalığa verilmesine
ilişkin buyrultusunun alınmasından sonra Padişah’ın emriyle Ahmet Vesim Paşa
tarafından havzada inceleme yapılıp bir rapor hazırlanmıştır. Söz konusu rapor;
İstanbul Deniz Müzesi Kütüphanesi’nde olup demirbaşnumarası279’dur. Raporun
kütüphane kayıtlardaki adı“Ereğli Kömür Madeni Mukavelesi-1800”dür. Ancak,
belgenin adıher ne kadar kayıtlarda “Ereğli Kömür Madeni Mukavelesi-1800” olarak
gösterilmişise de içeriğinden, belgenin bir mukavele olmayıp, bir rapor olduğu açıkça
bellidir. 21 Zilhicce 1281 (17 Mayıs 1865) tarihini taşıyan raporun fotokopisi, çevri
yazısıve içeriğine ilişkin özet aşağıdadır.

42

Ahmet Vesim Paşa’nın taşkömürü havzasında yapılmışincelemeye ilişkin 21 Zilhicce 1281
(17 Mayıs 1865) tarihli raporu
“[1] Memalik-i muazzama-i şehinşahileri toprağıaltın etmekte olan kimyayı
ikdâmât ve tevfîkat-ıcelîle-i Hazret-i hilâfet-penâhi’ye kendimize delîl ittihâz etmiş
olduğumuz halde Ereğli Kömür Maden-i Hümayun’una  muvâsalatla görülen ahvâl
üzerine tesis ve icrâsımünâsib gibi mütalaa olunan ıslahat ve tanzimatın arz ve
ifadesine cüret kılınır. Şöyle ki maden-i mezkûrenin en evsa‘ ve âlâsıKozlu ve
Zonguldak ve Kilimli denilen üç mevkide bulunarak bunlardan Kozlu Madeni
öbürlerine nispeten az hâsılat verir bir yer iken mukaddemâ oraya hayvanat
vasıtasıyla işletilir bir demiryolu inşâsıyla teshîlât-ıkâfiyye itâ kılınmışolduğundan şu

43

halde senevî beşyüz bin kantar kömür vererek iskeleye nakl olunmakta.  Ve
Zonguldak Madeni iki tarafıkömür tabakalarıyla memlû ve nihayeti dahi kömür sanayi
mesabesinde bulunan meşhur ve cesîm ve Üzülmez Dağlarına muttasıl bir yer iken
buraya yolca hiç teshîlât verilmemişidüğünden envâ-yımüşkülatla ancak iki yüz elli
bin kantar miktarıkömür ita edilmekte ve Kilimli Madeni dahi bir taraftan mezkûr
Zonguldak ve diğer taraftan Üzülmez Dağlarına muttasıl ve gayet vâsi bir yer iken
kezalik bu da mahzar-ıteshîlât olamadığından yalnız iki yüz bin kantar kadar kömür
verebilmektedir.
İşbu madenler dünyada zenginlikçe meseli nadir bulunur şeyler olmak
hasebiyle umur-ınakliyeleri teshil ve tanzimat-ısaire muktezasıyla icrâ ve tekmil
eylediği takdirde senevî ferruh ferruh  dört milyon kantar miktarıkömür itâ
edebilecekleri bi-iştibâh olduğundan binâ-yı ıslahat ve tanzimatın bu esas üstüne
kurulmasıgayretine düşülüp, fakat malum-ıâli buyrulduğu üzere böyle bir emr-i
cesîmi birden bire mevki-i icraya [2] çıkarmak kabil olamayarak menâfi‘nin
ibtidasından intihasıgörünür. Bir zaman içinde tedrîcle ifâ eylemek umûr-ı
zarûriyyeden idüğünden ol vechle ber-usul tedrîciyye ittihâzıyla ba-havle te‘ala-i
sâye-i tevfîkan-vâye-i cenâb-ımülûkânede seksen bir senesi zarfında maden-i
mahsûsadan bir milyon yüz bin ve seksen iki senesinde iki milyon yüz bin kantar
kömür alınmak için sâlifü’l-zikr Kozlu Demiryolunun Yeni Harman nam mahalle değin
uzatılmasıyla el-yevm mevcut olan kömür oluklarına dört kıtanın daha ilave edilmesi.
Ve Zonguldak’ta bulunan kömür oluklarına dahi üç kıtanın ilavesiyle beraber bunlara
gelen ârî yolun nihayetindeki şubelerin hem hayvan ve hem araba geçebilecek ve
ileride yapılacak demiryoluna da bir mukaddeme olacak mertebede tevsî olunmasıve
Kilimli’de dahi sahilden kömür ocaklarınihayetine değin Kozlu tarafımisüllü hayvanat
vasıtasıyla işletilir bir demir yol inşâsıyla yüz elli kıta kadar kömür arabasıve mikdâr-ı
kâfi kömür oluğu ve iskele imâl ve mezkûr oluklar pişgâhında sandallarıtalatomdan
muhafaza etmek için bir dökündü ihdâs kılınmasıiktizâ edildiği gibi seksen üç
senesinde üç ve seksen dört senesinde tamam dört milyon kömür alınmak için dahi
Zonguldak İskelesinden Üzülmez Dağlarına varıncaya kadar makine ile işletilir bir
demir yol yapılmasıve iskelenin tevsî‘iyle kömür oluklarının bir kat daha arttırılması
ve şu dört milyon kömürün ihracına başlandığısırada Karadeniz’in mevsim-i seyranı
olan beşay zarfında ne kadar ikdâm olunsa ancak üç milyonu Dersaadet’e

44

getirilebilerek kusur bir milyonu kışa kalacağından bunu Ereğli’ye nakl ile kışın
icâbına göre limandan yükletmek için Ereğli’de müteaddit kömür mağazalarıyaptırılıp
bu mağazalardan kömür alacak gemileri barındırmak için dahi zaten orada mevcut
olan döküntünün bir arşın daha yukarıya kaldırılması[3] elzem görülmüştür.
Maden-i mahûsanın vâridat ve masârifâtıbahsine gelince merbûten takdîm olunan
hulâsa pusulasında gösterildiği vechle seksen bir senesinde alınacak bir milyon yüz
bin kantar kömürün beher kantarıdevâir-i mîriyeye dokuzar kuruşa itâ kılındığı
surette hâsıl olacak mebâliğden bahasıyla masârif-i nakliye ve sâiresi çıktıktan sonra
beşbin kese akçe ticaret kalacağımisüllü sene besene miktarıbüyüdükçe ticaret
dahi o nispet üzere büyüyüp, seksen dörtsenesi içinde yirmi bin kese akçeye
varacağıve şu kadarın devâir-i mîriyece henüz dört milyon kömür sarfına mahal
olmamak mülâbesesiyle mezkûr kömürün birazıbi’t-tabi piyasaya çıkacağından daha
yüksek fiyatla satılabilirse ticaret tezâyüd ve şayet dokuzdan aşağıpaha ile verilirse
tenâkus edeceği derkâr bulunmuştur.
Bâlâda ta‘dâd ve beyân olunan ilâvât ve inşaat ve ıslahatın masarif mecmuasıyla
tedarik olunacak hayvanat bahasıaltıbin yüz yirmi kese akçeye bâliğolduğundan
bunun mezkûr ilâvât ve inşaat ve ıslahata tahsis edilen seneler içinde tesviyesi lazım
gelirse de seksen bir ve iki senelerinde yapılmasıgösterilen şeylerin hemen şimdi
tesviyesine başlanılarak intihâ-yıhazirana değin arkasıalınmaz ise seksen birde
alınacak bir milyon kantar kömürün Ağustos nihayetine kadar tamamınakli mümkün
olamayacağıgibi seksen üç ve dört senelerine tahsis olunan inşaattan Zonguldak
Demiryolu’na dahi şimdiden başlanılamaz ise madenciler bu yolun başlayacağına
rabt-ıkalble orada ocak güşâdına kıyâm eylemeyerek işi yolun hitâmına ta‘lîk
eyleyecekleri cihetle bilahare iki üç yıl kadar vakit kaybedileceğinden müceddeden
bunlara medar-ıemniyet olarak hemen ocak güşâdına mübâşeretle yol bitinceye
kadar onlar dahi edilip, o yola mükâfat olabilecek mertebede kömür verilmeye hâiz
bulunmak için [4] mezkûr yolun şimdiden inşasına başlanılmasıiktizâ etmeğin bu
sebeplerle sâlifü’l-zikr altıbin yüz yirmi kese akçeden iki bin yüz yirmi kesenin bu
sene ve kusûr üç bin dört yüz kesenin dahi seksen iki ve üç senelerinde münâsafeten
ticaretten tesviyesi icab etmiştir.

45

İşbu ilâvât ve inşaat ve ıslahatın hüsn-i icra ve ifâsıyla ameliyât-ımadeniyyenin
matlûb vechle idaresi ve madenlerin harabatiden muhafazasızımnında zâbıtân-ı
askeriyeden üç dört nefer sâhib-i vukuf zatlardan mürekkeb bir imalat komisyonu
yapılıp, gönderilmesi ve ıslah-ıimâlata bir numune olmak üzere madenlerin bir
tarafında usul-i harbiyeye tevfîkan işletilmesi için hususi bir madenci bölüğü teşkil
edilmesi ve levazım ve amele ve hayvanatla levazım-ısairenin tesviyesine Ereğli
kazasının vüs‘at-ınüfusiyyesi kâfi görünmediğinden mukaddem bâ-takrîr Babıâli’ye
inhâ olunduğu vechle Bolu sancağıkazalarından icâb edenlerin ilhakıyla Ereğli’nin
kaymakamlık heyetine idhâli hususuna müsaadesine şayan buyurulmasıve bir de
Ereğli’de yapılacak mağazalara nakl edilecek kömür sandallarınıkeşîde etmek ve
iskelelerden kömür alacak gemileri dahi ekseriyet hava bozuldukça bağlayıp, limana
veya açığa çekmek için bir adet küçük vapur itâ kılınmasıve tevfîkat-ıseniyye-i
cenâb-ıPâdişâhî ile işdaha ileriye gittikçe nevl ve vakitçe bir mertebe daha menfaat
hasıl edilmek üzere doğrudan doğruya Dersaadet’e kömür nakli için lüzumu kadar
büyük vapur tedarik olunmasıvârid-i efkâr olmuşise de ol vechle ifâ-yımuktezalık
mutallakan emir ve irâde-i hükümet-adet hazret-i padişahî menut-mevaddan olmağla
ol babda ve ol halde emr ü ferman hazret-i men-lehü’l-emrindir.
21 Zilhicce 1281 (17 Mayıs 1865)
Halil Ahmed Vesim
34
Rapor içeriğinin ana konularıözetle şunlardır:
“Taşkömürünün en iyisi ve en genişalanıkapsayanıKozlu, Kilimli ve
Zonguldak’tadır. Kozlu’daki ocaktan, diğerlerine göre daha az verim alınırken, buraya
hayvanla işletilen bir demiryolu yapılmasıyla yıllık beşyüz bin kantar kömür çıkarılıp,
iskeleye taşınmaktadır. Zonguldak madeninin ise, iki tarafıkömür tabakalarıile dolu
olup, tabakaların son tarafısanayi kömürü vasfında kömürü olan koca, ünlü Üzülmez
Dağları’na kavuşmaktadır. Buna karşın buraya doğru dürüst bir yol yapılmamış
olduğundan, büyük güçlüklerle yılda ancak iki yüz elli bin kantar kömür
çıkarılabilmektedir.
                                                           
34
Raporu hazırlayanların adlarının altına mühürleri basılmıştır. 

46

Kilimli madenine gelince, burasıbir taraftan sözü edilen Zonguldak, diğer
taraftan da Üzülmez Dağları’na bitişik ve gayet genişbir alan olmasına karşın,
kolaylık tesisleri olmadığından, buradan da yıllık ancak iki yüz bin kantar kömür
alınabilmektedir. Hâlbuki buralar, dünyadaki en zenginve nadir bulunan maden
yataklarından olduğundan taşıma işlerinin kolaylaştırılması, başka düzenlemelerin
yapılmasıve tamamlanmasıdurumunda, buralardan yılda ferah ferah dört milyon
kantar kömür alınabileceğinden kuşku duyulmamaktadır. Açıklanan nedenle
yapılacak düzenleme ve yenilemenin bu esasa göre oluşturulması; ancak bilindiği
gibi böyle bir emir verildiğinde, yapılmasıgereken tüm işlerin bir anda yerine
getirilmesinin mümkün olamayacağıgöz önünde tutularak, bunların zamana
yayılarak, yerine getirilmesi zorunludur. Böyle davranıldığında, bilinen madenlerden,
1281 yılıiçinde bir milyon yüz bin ve 1282 yılında iki milyon iki yüz bin kantar kömür
almak için, adıgeçen Kozlu demiryolunun Yeni Harman adındaki yere kadar
uzatılmasıile mevcut kömür oluklarına dört yeni oluğun ilave edilmesi, ayrıca
Zonguldak’ta bulunan kömür oluklarına da üç yeni oluğun ilavesi gerekmektedir.
Bunlarla birlikte buralara gelen ham yolun sonundaki şubelerin (buradan ayrılan
yolların) hem hayvan, hem de araba geçebilecek ve ileride yapılacak demiryoluna bir
başlangıç olacak biçimde genişletilmesi de önerilir. Kilimli’de de, sahilden kömür
ocaklarına kadar, Kozlu’da olduğu gibi, hayvanla işletilen bir demiryolu inşası, yüz elli
kadar kömür arabasıile yeterli miktarda kömür oluğu ile bir iskele yapılması, ayrıca
sözü edilen olukların ön tarafında, sandallarıdalgalardan korumak üzere bir döküntü
(mendirek) tesisi gerekli görülmektedir. Bunlar dışında, 1283 ve 1284 yılında tam
olarak dört milyon kantar kömür alınmasıiçin de Zonguldak İskelesi’nden Üzülmez
Dağları’na değin makine ile (lokomotifle) çalışır bir demiryolu yapılması, Zonguldak
İskelesi’nin mevcut kömür oluklarının bir misli arttırılmasıgerekli görülmektedir.
Ancak, bütün bunlar yapılıp, sözü edilen dört milyon kantar kömürün ihracına
başlandığında, Karadeniz’in havasının kömür yüklemeye elverişli olduğu beşaylık
sürede ne kadar gayret edilirse edilsin, ancak üç milyon kantar kömür  İstanbul’a
gönderilebilecektir. Öteki bir milyon kömür kışa kalacağından; kalan bu kömürün
Ereğli’ye taşınmasıve kışın elverişli zamanlarında (Ereğli) limanından yüklenmesi
için Ereğli’de birçok mağazanın (deponun) yaptırılmasıve bu mağazalardan kömür
alacak gemilerin barınmasıiçin oradaki mevcut döküntünün (mendireğin) bir arşın
yükseltilmesi zorunlu görülmektedir.

47

Madenin gelir ve giderleri konusuna gelince; yukarıda sözü edildiği üzere 1281
yılında elde edilecek bir milyon yüz bin kantar kömürün her bir kantarıdevlet
dairesine dokuzar kuruşa verilmesi durumunda elde edilecek paradan, maliyet,
nakliye ve öteki masraflar çıktıktan sonra beşbin kese akçe kar kalacağıgibi, bu kar
yıldan yıla üretim arttıkça, bu miktar üzerine büyüyüp, 1284 yılıiçinde yirmi bin kese
akçeye ulaşacaktır. Ayrıca, dört milyon kantar kömürün tümü, resmi dairelerce
tüketilemeyeceğinden, doğal olarak bir kısmıelde kalacak ve elde kalan kısmının her
bir kantarıdokuz kuruştan yüksek fiyatla satılabilirse, kar edilebilecektir. Dokuz
kuruştan aşağıfiyatla satılırsa, elbette zarar edilecektir.
Aşağıda sayılan ve bildirilen ek işler, inşaat ve iyileştirmelerin yapılmasıiçin
gerekli toplam gider, satın alınacak hayvanların bedelleriyle birlikte altıbin yüz yirmi
akçeye erişmektedir. Bu tutarın, sözü edilen inşaat ve iyileştirmelere uygun olarak
yıllara göre bölünmesi gerekirse de, 1281 ve 1282 yıllarında yapılmasıgerekli
görülen işlere  şimdiden başlanılarak Haziran sonuna kadar arkasının alınması
gerekmektedir. Aksi halde, 1281’de üretilecek bir milyon kantar kömürün Ağustos ayı
sonuna kadar taşınmasımümkün olamayacaktır. Bunun gibi 1282 ve 1283 yıllarında
yapılmasıöngörülen inşaat içinde bulunan Zonguldak demiryolu yapımına da
şimdiden başlanılmasıgerekmektedir. Aksi halde, bu yolun yapılacağına içtenlikle
inanan madenciler, oralarda ocak açmaya kalkışmayacak ve bu işi yolun bitirilmesine
kadar erteleyeceklerdir. Bu durumda iki üç yıl kadar vakit kaybedileceğinden
madencilere yeni baştan güven vermek üzere sözü edilen yolun yapımına bugünden
başlanmasıkaçınılmazdır. Bu nedenle sözü edilmişolan altıbin yüz yirmi kese
akçeden, iki bin yüz yirmi kesenin bu yıl, kalan üç bin dört yüz kesenin de 1282 ve
1283 yıllarında eşit olarak verilmesi gerekmektedir.
Yapılacak ek işler, inşaat ve iyileştirmelerin, en iyi biçimde yapılıp, yerine
getirilmesi, maden işletmesinin beğenilir biçimde yönetimi ve madenlerin harap
olmaktan kurtarılmasıbakımından, subaylardan bu işleri bilen üç dört kişiden oluşan
bir üretim komisyonu oluşturulup gönderilmesi gerekli görülmektedir. Bunun gibi,
üretimin iyileştirilmesine bir örnek olmak  üzere, madenlerin bir tarafında, usul-i
harbiyeye (savaşyükümlülüğüne) uygun olarak işletilmesi için özel bir madenci
bölüğü oluşturulmasıuygundur. Levazım, işçi ve hayvanlarla öteki malzemenin
tümüyle Ereğli kazasından sağlanamayacağından, daha önce yazılıolarak Bâb-ı

48

Âli’ye önerilmişolduğu üzere Bolu Sancağıkazalarından gerekli görülen yerlerin
katılmasıyla, Ereğli’nin kaymakamlık durumuna getirilmesine izinverilmesi arz olunur.
Bunlara ilaveten Ereğli’de yapılacak depolara taşınacak kömürü taşıyacak kömür
sandallarınıçekmek, iskelelerden kömür alacak gemileri de hava bozuldukça
bağlayıp limana veya açığa götürmek için bir küçük vapurun verilmesi; işler
ilerledikçe ve zamanıgeldiğinde bir üst derece yarar sağlamak üzere, kömürün
doğrudan doğruya İstanbul’a taşınmasına elverişli gereği kadar büyük bir vapurun
sağlanmasıyüksek makamlarına arz olunur.
21 Zilhicce 1281(17 Mayıs 1865)
Halil Ahmet Vesim“
Raporun önce biçimsel değerlendirilmesi yapılacaktır. Şöyle ki:
Raporun altında, raporu hazırlayanlara ait, birinin üzerinde “Halil”, diğerinin
üzerinde “Ahmed Vesim” yazılı, yan yana basılmışiki mühür bulunmaktadır. Osmanlı
İmparatorluğu’ndaki protokol kurallarıuyarınca, Padişahlara yapılan yazılıarzlarda,
Padişah’a gösterilen saygının bir ifadesi olarak yazıyıhazırlayanların rütbeleri
genellikle yazılmazdı. Bu nedenle mühürlerdeki “Ahmet Vesim” adının Kaptan-ı
Derya Ahmet Vesim Paşa’ya ait olduğu açıkça belli olmakta ise de “Halil”’e ilişkin
mührün kime ait olduğu belirlenememiştir.
Biçimsel diğer bir husus da, elle yazılmışbu dört sayfalık raporun üzerinde de
hangi makama sunulduğunu gösteren bir başlığın bulunmamasıdır. Fakat raporun
başındaki “Ereğli Kömür Maden-i Hümayun’una muvâsalatla görülen ahvâl üzerine
tesis ve icrasımünâsib gibi mütalaa olunan ıslahat ve tanzimatın arz ve ifadesine
cüret kılınır”biçimindeki ifadeden ve belgenin üslubundan, raporun Padişah’a
sunulmak üzere hazırlanmışolduğundan kuşku duyulmamaktadır.
Ayrıca, raporun 17 Mayıs 1865 tarihinde hazırlandığıgöz önüne alındığında,
havzadaki Bahriye döneminin 1865 yılında başladığıda ortaya çıkmaktadır.
Hatırlanacağıüzere havzadan yeterince kömür çıkarılmamasıve hazinedeki
sıkıntılara bağlıolarak yabancıülkelerden kömür alımının azalmasıile donanma,
tersane, tophane ve darphane gibi fabrikalar kömürsüz kalmışve bu sorunun
yarattığıığısıkışıklıklar üzerine Bahriye NazırıAhmet Vesim Paşa, Padişah’ın

49

huzuruna çıkarak büyük bir cesaret ile Ereğli havzasının Bahriye yönetimine
verilmesini istemişti”.
35
Anlaşıldığına göre, Ahmet Vesim Paşa 21 Ocak 1865 tarihinde Kaptan-ıDerya
olmasından hemen sonra, havzadaki yönetimin Kaptan-ıDeryalığa verilmesi
yolundaki görüşünü Padişah’a arz etmiştir. Padişah önerisini uygun bulmuşve
Taşkömürü havzasının yönetimi I. Abdülaziz’in buyruğu ile 10 Şubat 1281 (22 Şubat
1865)’de Bahriye idaresine devredilmiştir.
36
Padişah, Kaptan-ıDerya’nın önerisini
uygun bulmakla kalmamış, ayrıca ondan bölgedeki durumu inceleyerek, alınması
gereken önlemleri içeren bir rapor hazırlamasınıistemiştir. Ahmed Vesim Paşa da
havzadaki durumu yerinde inceleyerek 17 Mayıs 1865 tarihli raporunu hazırlayıp
Padişah’a sunmuştur.
Nitekim bu konuda Ekrem Murat Zaman’ın aşağıdaki açıklamaları, İstanbul
Deniz Müzesi KomutanlığıKütüphanesi’ndeki havzadaki durumu açıklayan ve
alınmasıgereken önlemleri içeren, önemli raporla uyuşmaktadır.
Padişah I. Abdülaziz’in emriyle havzanın yönetimi 10 Şubat 1281’de (23 Şubat
1865) Bahriye İdaresi’ne (Kaptan-ıDerya İdaresi) devredilir. OsmanlıDevleti’nin son
Kaptan-ıDerya’sıolan Ahmet Vesim Paşa’nın Ereğli Maadin-i Hümayun idaresine
(Ereğli Madenleri Müdürlüğü’ne) yazdığıtezkere (yazı) ile ‘…Bundan böyle
madenlerin, padişah emri ile Kaptan-ıDerya İdaresi’ne verildiği, yine eskisi gibi işlerin
idaresine gayret edilmesi…’ ile ilgili yönetim değişikliği konusunda bilgi verilmiş.”
37
Artık havzada Bahriye yönetimi fiilen başlatılmıştır. Ahmet Vesim Paşa
görevinde fazla kalmayacakve Sadrazam Fuat Paşa’nın donanma giderlerini kısma
teklifini kabul etmeyerek 29 Mayıs 1865 tarihinde bu görevden istifa edecektir. Onun
istifasında, 22 Şubat 1865 tarihli raporunda belirttiği işler için gerekli ödeneği
alamamasının etkisi olduğu düşünülmektedir. Ancak, görevinden ayrılmışolmasına
karşın Ahmet Vesim Paşa havzadaki yönetime olan ilgisini kesmeyecek, gerek 1867
yılında atandığıMeclis-i Valâ üyeliğinde
38
, gerek daha sonra Bahriye Komuta Meclisi
                                                           
35
Dr. Ferruh Niyazi Ayoğlu’nun 27. sayfadaki açıklamasına bakılması.
36
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.31
37
A.g.e. s.31
38
Ekrem Murat Zaman, kitabının 32. sayfasındaki dipnotta “Meclis-i Vükela’yı şöyle açıklamaktadır:
OsmanlıDevlet düzenine göre, 1839 yılında kurulan Meclis-i Vükela (Bakanlar Kurulu) sadrazam,
şeyhülislam, nazırlar Kaptan-ıDerya, serasker, Meclis-i Vala başkanıvb. üyelerden oluşan en yüksek

50

Başkanıunvanıile yeniden atandığıKaptan-ıDeryalık görevinde yönetime olan
ilgisini sürdürecektir. Aslında havzadaki verimli bir işletme için gerekli ödeneğin
alınamaması, yalnız 1865 yılında değil, sonraki yıllarda da sorun olacak ve bu sorrun,
özellikle 1882 yılından sonra, taşkömürü havzasındaki Bahriye yönetimini
zayıflatacağıgibi, etkinliğini de azaltacaktır.
Dilaver Paşa ve Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin Nizamnâmesi
(Dilaver Paşa Nizamnamesi)
OsmanlıDevleti’nin son Kaptan-ıDerya’sıolan Ahmet Vesim Paşa’nın Ereğli
Maadin-i Hümayun idaresine (Ereğli Madenleri Müdürlüğü’ne) yazdığıtezkere (yazı)
ile ‘…Bundan böylemadenlerin, padişah emri ile Kaptan-ıDerya İdaresi’ne verildiği,
yine eskisi gibi işlerin idaresine gayret edilmesi…”
39
hakkındaki yazısının ardından,
havzada 1865 yılında başlayan Bahriye Nezaretiyönetim dönemi 1908 yılına kadar
sürecektir. Bu dönem havzada kömürün bulunduğu 1829 yılından KurtuluşSavaşı’na
kadar geçen 93 yıllık süredeki işletmenin en uzun yönetim dönemi olacaktır.
Yeni yönetime damgasınıvuran kişi Dilaver Paşa, damgasınıvuran olay da o
günlerin koşullarıiçinde bir hukuk anıtıolarak değerlendirilen ve daha çok Dilaver
Paşa Nizamnamesi olarak bilinen, Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin
Nizamnamesi’dir.
Dilaver Paşanın YaşamıHakkında Bilgiler
Dilaver Paşa’nın aşağıdaki resmi, Çaycuma ve Çevre Köylerini Kalkındırma–
Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneğinin Maden Yollarıadlıyayınından alınmıştır.
Resmin, onun yaşam öyküsü ile tamamlanmasıdüşünülmüşise de, yaşamıhakkında
yeterince bilgi edinilemediği için, sonuç alınamamıştır. Nitekim, büyük ümitlerle önce
Deniz Müzesi Arşivi’ne başvurulmuş; ancak, elde temel veriler olmadığıiçin, ilgililerin
bütün çabalarına karşın, yeni bilgilerin edinilmesi mümkün olamamıştır. Ayrıca, çeşitli
ansiklopediler ve Sicil-i Osmani’ye de başvurulmuş, bu yayınlarda da Dilaver Paşa
maddesine rastlanamamıştır.
                                                                                                                                                                                         
yasama ve yürütme organıdır. Meclis-i Valâ ise Meclis-i Vükelaya projeler üreten konumda olup,
nizamnamelerin hazırlanması, mülki ve idari düzenlemelerin yapılmasının yanısıra alınan kararların
nasıl uygulandığınıkontrol etme yetkisine sahiptir.
39
A.g.e. s.31

51

Dilaver Paşa
40
Ancak, OsmanlıArşivi Daire Başkanlığında, Daire Başkanının yakın ilgi ve
yardımlarıyla ulaşılan ve aşağıda sözü edilecek bazıbelgeler, kısmen de olsa,
Dilaver Paşa’nın yaşamına ışık tuttuğu gibi 1865-1867 yıllarıarasındaki Ereğli Kömür
Maden-i Hümâyûnu İdaresi’ndeki gelişmeleri aydınlatmaktadır.
Dilaver Paşa hakkında bilgi edinilebilen OsmanlıArşivi’ndeki en eski belge,
AKMKT MHM Kot, 249 Dosya ve 47 Gömlek numaralı, 16 c 1279 H.( 9 Aralık 1862)
tarihli aşağıdaki belgedir:
Belgenin konusu: BahriyeMeclisi azasından, Salih Paşa ile Mirliva Raşid
Paşa’nın emekliliğinin icrasıyla, Mirliva Dilaver Paşa’nın mezkûr azalığa tayini
dolayısıyla, Hazine’ce gereğinin yapılması” biçiminde özetlenmiştir.
                                                           
40
Çaycuma ve Çevre Köylerini Kalkındırma–Güzelleştirme ve Yardımlaşma Derneğinin Maden Yolları
adlıyayınından alınmıştır.

52

Belgenin kopyası
Böylelikle DilaverBey’in 1862 yılında Deniz Miralayı(Deniz Albay) rütbesiyle
hizmet etmekte olduğu ve bu rütbedeki son görevinin Bahriye Meclisi Azalığıolduğu
ortaya çıkmaktadır. Ayrıca böyle önemli bir göreve getirilmesi, onun bilgili ve değerli
bir subay olduğunu da göstermektedir.
Bu arada, Ereğli’nin kaymakamlık yapılmasınıemreden 27 Mayıs 1866
(Muharrem 1282) tarih ve 23844 sayılıMeclis-i Vala iradesi ile havzadaki Maden
Müdürlüğü yerine “Ereğli Maadin Nazırlığı(Ereğli madenleri Müdürlüğü) teşkilatı
oluşturulmuştur. Ancak yeni teşkilatlanmada Ereğli Maadin Nazırlığı(Ereğli madenleri
Müdürlüğü)’na hemen atama yapılmamışve görev bir süre Ereğli Kaymakamlığına
bağlıolarak, Kaymakam Faik Bey tarafından yürütmüştür. Ancak, aradan çok
geçmeden Faik Bey önce “Ereğli Maadin Nazırlığı(Ereğli madenleri Müdürlüğü)”,
sonra da Ereğli Kaymakamlığı’ndan alınacak ve her iki göreve de Dilaver Paşa
getirilecektir. Konunun gelişmesine ilişkin OsmanlıArşivi Daire Başkanlığında
bulunan öteki belgeler aşağıdadır:
Önce, Ekrem Murat Zaman’ın, Dilaver Bey’in Ereğli Kaymakamlığı’na
atanmasınıilişkin açıklamasına yeniden göz gezdirelim:

53

“Ereğli’nin kaymakamlık yapılmasınıemreden 27 Mayıs 1866 (Muharrem
1282) tarih
41
ve 23844 sayılıMeclis-i Vala iradesinde Kaptan-ıDerya Ahmet Vesim
Paşa tarafından ‘Havza Maden Müdürlüğü yerine yeni kurulan Ereğli Maadin
Nazırlığı’na (Ereğli madenleri Müdürlüğü’ne) ayni zamanda Ereğli Kaymakamı
(atandığıtarihte rütbesi kaymakam=Yarbay olabilir) unvanıyla birlikte Mirliva
(Tuğamiral) Dilaver Paşa’nın
42
atandığıbelirtilir. Ereğli Kaymakamlığı’nın 1887 yılına
kadar Maden-i Hümayun Müdürlüğü ile birlikte yürütüldüğü görülmektedir.
43
OsmanlıArşivi Daire Başkanlığında bulunan aşağıdaki dört belge, Ekrem
Murat Zaman’ın vermişolduğu bilgiyi daha da açıklığa kavuşturmaktadır.
1- Birinci Belge: AJMKT. MHM Kot, 565 Dosya ve 25415 Gömlek Numaralıve
25 Şaban 1283 (2 Ocak 1867)
44
Belgenin Konusu: Ereğli Kaymakamlığının bahriye mirlivalarından
(albaylarından) Dilaver Paşa’ya ihalesi.
Bu dosyada bulunan belgelere göre, Kaptan Paşa, “asakir-i bahriye
mirlivalığından mütekait Dilaver Paşa’nın Ereğli Kaymakamlığıve Ereğli Maadin
Nazırlığı’na (Ereğli madenleri Müdürlüğü’ne) atanmasıönermişve önerisi Meclis-i
Valâ tarafından uygun bulunmuştur.
.
                                                           
41
Burada bir tarih çevirme hatasıolmalı, çünkü 27 Mayıs 1866 M. gün 12 Muharrem 1283 H güne
denk gelmektedir.
42
Ekrem Murat Zaman’ın notu: Dilaver Paşa, 1877-1878 Osmanlı-Rus Savaşı’nda Tuna Filosu
Komutanlığıve Çerkez yardımcıbirliklerinde komutanlık yapmışolan Amiral Karzeg Dilaver Paşa,
Karzeg Salih Hulusi Paşa’nın (1864-1939) babasıdır.
43
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.31-32
44
Bir zarf içinde altıbelge

54

AJMKT MHM Kot, 565 Dosya ve 25415 Gömlek Numaralıve 25 Şaban 1283 (2 Ocak 1867) tarihli
belgeler
Buradaki ifadeden, Dilaver Paşa’nın Bahriye askeriyken mirliva rütbesiyle
emekli olduğu, daha sonra Kara Kuvvetleri’nde bir süre görev yapıp, paşalığa terfi
ettiği ve bu yeni rütbesinde görev yaparken, tekrar Bahriye’ye dönüp, Ereğli Maadin
Nazırlığı’na (Ereğli Madenleri Müdürlüğü’ne) atandığıanlamıda çıkmaktadır.
2- İkinci Belge
45
: AKMKT MHM Kot, 372 Dosya ve66 Gömlek numara, 6 N
(Ramazan) 1283 ( 12 Ocak 1867) tarihlidir.
                                                           
45
Bir mektup zarfıve beşbelgeden ibarettir.

55

Belgenin Koınusu: Ereğli Kömür Madeni  İdaresi’nin Tersane-i Amire’ye
bağlanmasıhasebiyle, idarenin Kaymakam Faik Bey’den alınıp, asakir-i
Bahriye miralaylığından mütekaid Dilaver Paşa’ya verilmesi.
Bahriye Nezaretine, Maliye Nezaretine, Mutasarrıflara, Tersane-i Amire
Muhasebeciliğine ve Sadaret makamına “Ereğli Madenleri Müdürlüğü İdaresi”nin,
Ereğli Kaymakamlığı’ndan ayrılarak Tersane-i Amire’ye bağlandığıve Ereğli
Madenleri Müdürlüğü İdaresi başkanlığına rütbesi amiralliğe yükseltilerek yeniden
göreve alınan Dilaver Paşa’nın getirildiğini” bildirilmektedir.
OsmanlıArşivi Daire Başkanlığında bulunan, AKMKT MHM Kot, 372 Dosya ve 66 Gömlek numaralı, 6
N (Ramazan) 1283 ( 12 Ocak 1867) tarihli belgeler

56

3- Üçüncü Belge
46
: AJMKT MHM Kot, 372 Dosya ve 96 Gömlek numaralı, 13
Ramazan 1283 (19 Ocak 1867) tarihli
Belgenin Konusu: “Ereğli madeninin kaymakamlık idaresinden alınıp,
Dilaver Paşa’ya verilmesi”
Bu belge ile Ereğli Madenleri Müdürlüğü İdaresi’nin Dilaver Paşa’ya
verilmişolduğunun, öteki ilgili makamlara bildirilmesine devam
edilmektedir.
OsmanlıArşivi Daire başkanlığındaki, AJMKT MHM Kot, 372 Dosya ve 96 Gömlek numaralı, 13
Ramazan 1283 (19 Ocak 1867) tarihli belgeler
4-  Dördüncü Belge: AKMKT MHM, 386 Kot, 28 Dosya ve 66 Gömlek numara
ve 25 S (Safer) 1284 ( 28 Haziran 1867) tarihli
                                                           
46
Bir zarf içinde, biri mektup zarfıolmak üzere toplam altıbelge

57

Konusu:. “Kömür madenleri ile ilgili müzakerelerde bulunmak için Dersaadet’e
davet edilen paşanın
47
görülen lüzum üzerine, Tersane-i Amire’de görevlendirilip,
yerine Dilaver Paşa’nın kaymakam olarak tayin olunması”.


Osmanlı Arşivi Daire Başkanlığındaki  AKMKT MHM, 386 Kot, 28 Dosya ve 66 Gömlek numara ve 25 S. 1284 ( 28
Haziran 1867) tarihli aşağıdaki belge
Dilaver Paşa, böylelikle atandığıEreğli Kaymakamlığıgörevini, Maden-i
Hümayun Müdürlüğü ile birlikte 1887 yılına kadar sürdürecektir.
48
Ancak, Dilaver Paşa.’nın yeni görevindeyken (Ereğli Kaymakamıve Maden-i
Hümayun Müdürlüğü) 4 Muharrem 1284 (8 Mayıs 1867)’da, daha çok Dilaver Paşa
Nizamnamesi olarak bilinen,  Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin
Nizamnamesi’ni hazırlamıştır. Bu onun en büyük hizmetlerinden biridir ve bunun
üzerine “İyi hali nedeniyle” taltife layık görülmüştür.”
Dilaver Paşa’nın taltifine ilişkin OsmanlıArşivi Daire Başkanlığı’ndaki, MVL
Kot, 736 Dosya ve 80 Gömlek numaralı, 16 Safer 1284 (19 Haziran 1867) tarih ve
“Ereğli KaymakamıDilaver Paşa’nın iyi hali ve taltife layık görüldüğü” konulu belge
aşağıdadır.
                                                           
47
Burada sözü edilen paşa, Ereğli KaymakamıFaik Bey’dir.
48
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.32

58

MVL Kot, 736 Dosya ve 80 Gömlek numaralı, 16 Safer 1284 (19 Haziran 1867) tarihli belge
OsmanlıArşivi Daire Başkanlığı’nda, “Dilaver Paşa” ve kömür konusunu içeren
başka belgeler de bulunmaktadır. Konuyu dağıtmamak için ayrıntısına girilemeyen bu
belgeler araştırmacıların ilgisini çekebileceği düşünülerek aşağıya alınmıştır.
1-  AJMKT MHM kot, 452 Dosya, 46 Gömlek numaralıve 25 Safer 1290 (18
Nisan 1873 tarihli belge. Belgenin konusu “ İdare-i Nehriye Reisi Dilaver
Paşa’nın Tırnova Kömür Madeni imtiyazısın kendisine verilmesi isteği” dir.
2-  AJMKT MHM kot, 473 Dosya, 75 Gömlek numaralıve 20 Zilkade 1290 (9
Ocak 1874) tarihli belge. Belgenin konusu: “Tuna Nehrinin idaresi ile ilgili
Dilaver Paşa tarafından verilen muhasebat hakkında bir heyet kurularak
tahkikat yapılması” dır.
3-  İ.MVL kot, 133 Dosya, 5705 Gömlek numaralıve 20 Ca 1290 (16 Temmuz
1873) tarihli belge. Belgenin konusu “Tuna İdare-i Nehriyesi’nin Tersane-i
Amire Nezaretine bağlanmasıve tezkirede zikrolunan sair maddelerin
yürürlükte tutulmasıve bu idareye verilen mebaliğhesaplarının Hazine
tarafından tutulması” dır.
Bu belgelerden, Tuna Nehri’nde de, Tırnova’da, Nehir İdaresi’ne bağlıbir
kömür madeni bulunduğu anlaşılmaktadır. Belgelerde sözü edilen subayın Ereğli
Kömür Maden-i Hümâyûnu İdaresi’nin başında bulunan Dilaver Paşa ile ayni kişi olup

59

olmadığı, konuyu dağıtmamak için, araştırılamamıştır. Ancak, belgelerden, 1870’li
tarihlerde Tuna Nehri’nde, Tırnova’daki kömür madenin Tuna Nehri Yönetimince
işletildiği ortaya çıkmaktadır. Bu durumda, Tırnova kömür madeninin, Ereğli kömür
madeninden sonra bulunduğu ve bulunur bulunmaz, Dilaver Paşa’nın Ereğli’den
alınarak, Tırnova kömür madeni yönetimine atanmışolduğu akla gelmektedir ki
araştırmacılar için incelemeye değer bir konu olarak değerlendirilmektedir.
Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin Nizamnâmesi (Dilaver Paşa
Nizamnamesi)
Dilaver Paşa’nın büyük hizmetlerinin başında, onun adıyla anılan 4 Muharrem
1284 (8 Mayıs 1867) tarihli  Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin
Nizamnamesi (Dilaver Paşa Nizamnamesi)’ni  hazırlamasıgelmektedir. Bu
incelemenin amaçlarından biri, hatta en başta geleni, sözü edilen nizamnamenin
tümüyle ortaya çıkarılıp tanıtılmasıdır. Çünkü ilk girişimTürkiye’de işçi sağlığını
koruma; çalışma koşullarını, işçi ücretlerini, işçi işveren ilişkilerini düzenleme gibi pek
çok konudaki girişimlerin ilk yazılıbelgesi olan nizamnamenin, bugüne değin tümüyle
yayınlanmışolduğu söylenemez. Çünkü konuya ilişkin araştırmalarda, özgün
nizamnamenin nerede olduğu hakkında açıklama bulunmamaktadır. Aslında bu
önemli sosyal ve ekonomik hizmet Bahriye tarafından yerine getirilmişolduğundan,
özgün nizamname metninin İstanbul Deniz Müzesi Kütüphanesi’nde bulunması
doğaldı. Nitekim, çalışmalara başlandığında ilk atılan adım özgün nizamnamenin
aranıp, bulunmasıolmuştur. Özgün nizamname bulunup, içeriği incelendiğinde,
nizamnamenin, Türk SilahlıKuvvetleri’nin her alanda olduğu gibi, işçi haklarıve
çalışma koşullarıkonusunda da ulusumuzun çağdaşuygarlığa erişmesinde yapmış
olduğu öncülüğün bir başka kanıtıolduğunun görülmesi de özgün nizamnamenin
tümüyle yayınlanıp araştırmacılara sunulmasından kaçınılamamıştır. Bu nedenle
ayrıntılara girilmeden önce Meydan Larousse Sözlük ve Ansiklopedisi’ndeki Dilaver
Paşa Nizamnamesini içeriğine ilişkin açıklamaya göz gezdirilecektir.
“Türkiye’de işçi sağlığınıkoruma ve çalışma koşullarınıdüzenleme
konusunda ilk girişim, 1867’de Maden-i Hümayun NazırıDilaver Paşa’nın
hazırladığıEreğli Kömür Madeni Hümayunu Nizamnamesidir
49
.Genellikle Dilaver
                                                           
49
Dikkati çekmesi için, araştırmacıtarafından, kalın karakterle yazılmıştır.

60

Paşa Nizamnamesi olarak anılan ve yüz maddeden oluşan bu nizamname Ereğli
Kömür Havzası’na gerek idari, gerek hukuki açıdan bir düzenleme getiriyordu. Bu
yeni düzenlemeye göre Zonguldakve çevresindeki 14 kazada yaşayanlara ve deniz
erlerine madenlerdezorunlu çalışma yükümlülüğü konuluyor, bazıküçük ocaklar özel
kişilere kiralanıyor, ancak üretimi devlete satmalarıkoşulu getiriliyordu. Ayrıca,
ocaklarda çalışmasına gereksinim duyulan usta işçilerin Sırbistan ve Karadağ’dan
getirileceği belirtiliyordu.
Nizamnamenin çalışma koşullarıile ilgili 5. Bölümü ocaklarda çalışacak
işçilerin Ereğli Sancağı’ndan 13-50 yaşlarıarasındaki, sağlam erkeklerden alınacağı,
24 saatte 10 saat çalışılacağı, bu on saatin iki nöbette tamamlanacağı, kömür taşıma
işinden kaçanlara ya da kaçanlara yardım edenlere iki kat süreyle çalışma
zorunluluğu getirilmesi vb. kurallar getiriliyordu. 1880’lerin başlarında bölge halkı
maden ocaklarının artan işçi gereksinimini karşılamaya yetmeyince zorunlu çalışma
yükümlülüğü kaldırıldı, isteyen herkese madenlerde çalışma izni verildi. Bunun
üzerine Doğu Karadeniz ve Doğu Anadolu’dan bölgeye işçi akınıbaşladı. 1920’de
yöredeki kömür yataklarıAnkara Hükümeti’nin eline geçti. Hükümet “Havza-i
Tahmiyye Maden Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun” adıyla yeni bir yasa çıkardı
(1921).  İşçilere çeşitli haklar tanıyan bu yasaya göre 18 yaşından küçüklerin
ocaklarda çalışmalarıyasaklanıyor, işkazalarında ölen ya da yaralananlara tazminat
ödenmesi zorunlu kılınıyor, yardım sandıklarıkuruluyor, çalışma saatleri günde 8
saate indiriliyor, ücretlere belirli bir taban getiriliyordu.”
50
Özgün ve çevri yazısıile birlikte tümüyle verilecek olan  Dilaver Paşa
Nizamnamesi’nin daha iyi değerlendirilebilmesi için önce Ereğli Kömür Maden-i
Hümâyûnu İdaresinin Nizamnâmesi’nde geçen bazıdeyimlere göz gezdirilecektir.
Ocak Mülkiyeti:Madenlere imal hakkıruhsatıverildiğinden, işletilen madenin
bitmesi ile imal hakkıbiter.
Ocak İntikali:Ocaklar erkek ya da kız imal hakkıruhsatıbulunan kişinin
çocuklarına ayni koşullarda miras kalır. Çocuklarıolmayan imal hakkısahibinin
ocakları“mahlûl” (mirasçısıolmayan bir kimseden devlete kalması) sayılır. Hak
sahipleri Bahriye idaresinin izni olmadan ocaklarıalıp satamaz.
                                                           
50
Büyük Larousser, &.cilt, S. 3171

61

Kazmaciyan (Kazmacı-1907) Küfeciyan (Küfeci Amele-1907)
51
Kiracıyan: Katır sırtında kömür taşıyan,
Küfeciyan: Küfe ile kömür taşıyanlar.
Kazmacıyan: Kömür kazıişinde çalışanlar.
Ocak Metrukiyeti: Ocak sahibinin ocağıterk etmesi durumunda, ocak, havza
yönetimine geçer. Hangi nedenle olursa olsun, ocak sahibi üç ay faaliyetini
durdurursa, Havza Yönetimi’nden işine devam için kendisine ortak önerilir. Ocağa
ortak alınmamasıdurumunda, ocak keşif bedeli üzerinden Havza Yönetimi’nce satın
alınır.
                                                           
51
Her iki resim de Çaycuma ve Çevre Köylerini Kalkındırma–Güzelleştirme ve Yardımlaşma
Derneğinin Maden Yolları adlıyayınından alınmıştır

62

Özgün “Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu İdaresinin Nizamnamesi”
Dilaver Paşa, Mirliva (Tuğamiral) olarak  Ereğli madenleri Müdürlüğü’ne
atanmasının ardından başkanlığında bir heyet oluşturmuştur. Heyette Maden Kâtibi
İsmail Hakkı, KolağasıHasan Tahsin, Miralay memuru mahsusu (Tuğgenerallik Özel
Kalem Müdürü) Mehmet Sait, Maden Komisyonu BaşkanıHüseyin beyler
bulunmaktadır. Heyet in görevi kömür madeninin yönetilmesine ilişkin bir
nizamnamenin hazırlanmasıdır.
Dilaver Paşa’nın başkanlığındaki heyet, büyük gayretle çalışarak 100
maddeden oluşan, “Ereğli Maden-i Hümayun  İdaresinin Nizamnamesi”ni, 4
Muharrem 1284 (8 Mayıs 1867) tarihinde bitirmişve ayni gün imzalayıp (mühürlerini
basıp), büyük olasılıkla Kaptan-ıDeryalık makamına sunmuştur. Dilaver Paşa’nın 25
Safer 1283 (2 Ocak 1867) tarihinde Ereğli Kömür Madeni İdaresinin başına getirilmiş
olduğu dikkate alınırsa, böyle bir nizamnamenin yaklaşık dört ay gibi kısa bir süre
içinde yazılıp bitirilmesi, Dilaver Paşa ve heyet üyelerinin yalnız gayretlerini değil,
bilgi ve becerilerinide ortaya koymaktadır. Nizamnamenin hazırlık aşamasında,
Kaptan-ıDerya Vesim Paşa’nın yukarıda sözü edilmişrapordan da yararlanıldığı
düşünülmektedir.
4 Muharrem 1284 (8 Mayıs 1867) tarihini taşıyan bu önemli nizamnamenin
İstanbul Deniz Müzesi Kütüphanesi’nde iki ayrıözgün el yazmasımetni
bulunmaktadır. Ayni tarihi taşıyan metinlerin ikisi de sonradan yapılmış, 24.5 X 17.3
santimetre boyutunda, kahverengi karton bez cilt içindedir. Yazmalardan birincisinin
“DemirbaşNumarası: 13385” olup kayıtlardaki adı: “Ereğli Kömür Madeni Hümayunu
Nizamnamesi’dir. Bu yazmanın son sayfasında, nizamnameyi hazırlayanların adları
ve adların altlarında da mühürleri yani imzalarıbulunmaktadır.  İkinci elyazması
nüshanın “DemirbaşNumarası: 13386” olup, kayıtlardaki adı:“Ereğli Kömür Madeni
Hümayunu İdaresinin
52
Nizamnamesi”dir. Bu ikinci yazmanın son sayfasında
nizamnameyi hazırlayanların yalnız adlarıyazılmış, mühürleri basılmamıştır. Her iki
yazma arasındaki bir başka fark da; 13386 numaralıyazmadaki 100 maddenin her
birinin başına, maddelerin içeriğini özetleyen madde başlıklarının eklenmişolmasıdır.
13385 numaralıyazmanın da 13386 numaralıyazmanın da metinlerinden
                                                           
52
Aradaki farkın kolaylıkla görülebilmesi için, araştırmacılar tarafından kalın karakterle yazılmıştır.

63

(maddelerinden) önce, yazmaların başında, birbirinin ayni olan üçer sayfalık bir
“içindekiler” çizelgesi bulunmaktadır. “İçindekiler” çizelgelerinin başlıkları, 13386
numaralıyazmadaki madde başlıkların aynidir. Her iki özgün nizamnamenin yazılış
biçimleri ve içeriklerinden, bunların hangi makama sunulmak üzere hazırlandığıbelli
olmamaktadır. Ancak, Padişah’ın onayına sunulmadan nizamnamenin yürürlüğe
giremeyeceği düşünüldüğünde, ilk akla gelen; Padişah’a sunulmak üzere bir üçüncü
kopyanın hazırlanmışolabileceğidir. Böyle bir üçüncü nüsha hazırlanmışsa, doğal
olarak bu üçüncü nüsha TopkapıSarayıMüzesi veya OsmanlıArşivi’nde olabileceği
öngörülerek, sözü edilen yerlerde araştırma yapılmışsa da nizamnameye ilişkin ayrı
bir başka nüshaya rastlanmamıştır. Ancak konu, Ekrem Murat Zaman’ın “Nizamname
Divan-ıHümayun’da görüşüldükten sonra karara bağlanan ve devlet bünyesinde
yapılacak -yasa niteliğindeki- yeni düzenlemelerdir. 1861 tarihli Maden
Nizamnamesine (bugünkü anlamda Maden Kanunu) karşın Dilaver Paşa
Nizamnamesi havzaya özgü bir uygulama olarak yasalaşmışolsaydı, bir birini ihlal
eden iki yasa yürürlükte olacaktı. Bu nedenle Diilaver Paşa Nizamnamesi Divan-ı
Hümayun’dan ve padişah onayından geçmemiş, 1882, 1906 ve 1921’de yasaklama
ve sınırlamaların bir bölümünün kaldırılmasına karşın, 1954 tarih ve 6309 sayılı
Madeni Kanunu’nun 158/1 maddesiyle tamamıyla yürürlükten kaldırılmasına kadar
yapıla gelmiş(teamülname) olarak havzada varlığınıkorumuştur. Teamülname
havzaya özgü ve yöreseldir. Havza dışında bir geçerliliği yoktur. Teamülnamenin en
olumsuz tarafıhukuk açısından geçersizliğidir.”
53
biçimindeki açıklamasıyla aydınlığa
kavuşturulabilmektedir. Ekrem Murat Zaman’ın yazdıklarının, özellikle nizamname
üzerinde inceleme yapan araştırmacılar tarafından benimsenmişolmasıkarşısında,
aşağıdaki değerlendirme yapılabilmektedir.
Nizamname hazırlandığında, Mirliva (Tuğamiral) Dilaver Paşa
kaymakamlığının yanısıra, Ereğli Madenleri Müdürü’dür: Bu durumu ile Tersane-i
Amire kanalıyla Bahriye Nezaretine bağlıdır. Dolayısıyla hazırlanan nizamnameyi,
Padişaha değil ancak Bahriye Nezareti’ne  sunabilir. Bahriye Nezareti de
nizamnameyi inceleyip, görüşüyle birlikte, onaylanmak üzere Padişah’a sunacaktır.
Bu nedenle Dilaver Paşa nizamnameyi iki, nüsha olarak hazırlatmıştır. Bunlardan
birinci Kaptan-ıDerya’lık makamına sunulacak olan 13385 numaralımühürlü
                                                           
53
Ekrem Murat zaman, a.g.e. s.32

64

nüshadır. Bu nüsha Divan-ıHümayun’dan ve padişah onayından geçmediği ve
teamülname
54
niteliğinde olduğu için Bahriye Nezareti’nde kalmışve sonradan Deniz
Müzesi Kütüphanesi’ne intikal etmiştir. Nizamnamenin ikinci nüshasıise Dilaver
Paşa’nın ve teşkilatın günlük çalışmalarında kullanılmak üzere hazırlatılmışolan
13386 numaralıkopyadır. Sonunda dokuz yapraklık boşbir bölümün olması, boş
sayfaların not tutmak üzere ayrıldığınıdüşündürmektedir. Bu nüsha da, 13385
numaralınüsha gibi zamanla Deniz Müzesi Kütüphanesi’ne verilmiştir.  İşte bu
nedenle Deniz Müzesi Kütüphanesi’nde biri birinin eşi iki nizamname bulunmaktadır.
Bu çalışma Bahriye’nin Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresindeki
hizmetlerini ortaya koymak için olduğu kadar, ağırlıklıolarak  Dilaver Paşa
Nizamnamesiile Deniz Müzesi KomutanlığıKütüphanesindeki taşkömürü havzasına
ilişkin öteki belge ve haritaların gün ışığına çıkarılmasıiçin de yapılmıştır. Bu
nedenle, aşağıda, önce 13385 numaralıözgün nizamname ile çevri yazısının
(transkripsiyonunun) tümü, sonra 13386 numaralıözgün nizamnamenin içindekiler
çizelgesi ile tüm metni verilecektir. Bunların ardındanEreğli Kömür Maden-i
Hümâyûnu İdaresinin Nizamnamesi’ndeki maddeler, özetlenerek sunulacaktır. Bütün
bunlardan sonra nizamnamenin önemli maddelerinin, günümüz hukuk ve değer
yargılarına göre, değerlendirilmesi yapılacaktır.
                                                           
54
Divan-ıHümayun’dan ve padişah onayından geçmediği için teamülname olarak adlandırılan bu gibi
uygulamalara ilişkin bir örnek: Şûrâ-yıBahriye Bölümü, Defter No: 1829, sayfa No: 218
Mekyeb-i bahriyye öğrencilerine Tersane-i âmire imalat fabrikalarında görev verildiğinde 30 kuruşicâre
tahsis kılınmakta ancak "bunun hakkında bir nizâm kaydıbulunmadığıYoklama'dan gösterilmiş"
olmakla birlikte Tersane-i âmire'de bulunan bütün imalat fabrikalarında görev verilen öğrencilere
mâhiyelerinden başka aylık 30 kuruşicâre tahsisi "usul ve emsâli icâbından olduğundan" bu gibi
öğrencilere de icâre tahsisi gerekeceği hakkında Bahriye Meclisi'nin 17 Temmuz 1848 tarihli
mazbatası.


65

13385 Numaralıel yazmasıDilaver Paşa Nizamnamesinin Özgün Metni
13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin kapağı(solda) ve İçindekiler Çizelgesi (sağda)
13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin 1inci, 2nci, 3ümcü ve 4 üncü sayfaları(soldan sağa)
13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin 5inci,6ncı,7nci ve 8 inci sayfaları(soldan sağa)

66

13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin 9uncu, 10uncu, 11inci ve 12 nci sayfaları(soldan sağa)
13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin 13 üncü, 14 üncü, 15 inci ve 16 ncısayfaları(soldan sağa)
13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin 17 nci, 18 inci, 19 uncu ve 20 nci sayfaları(soldan sağa)

67

13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin 21 inci, 22 inci, 23 üncü ve 24 üncü sayfaları(soldan sağa)
13385 Numaralıel yazmasıDilaver Paşa Nizamnamesinin çevri yazısı
(transkripsiyonu):
EREĞLİKÖMÜR MADEN-İHÜMÂYUNU NİZAMNAMESİDİR
26 Nisan 1283
13385 NumaralıÖzgün Nizamnamenin Kapağının Çevri Yazısı

68

Fihirist-i Nizam-name-i Maden-i Humayun-ıEreğli
Fasıl 1
1- Numune taharrisi
2- Ocak küşadı
3-  Numune bulan kimseyi kudret olduğu
4- Ruhsat-ınumune ve küşad olunan ocak
5-  Bila-ruhsat bulunan numune ve küşad olunan ocak
Fasıl 2
6- Ocağın tarlaya olan mazarratı
7-  Ocak tarikinin tarlaya müruru
8- Demiryolların tarladan müruru
9- Demiryolu harmanlarıtarlalar
Fasıl 3
10- Demiryollarında inşa olunacak ebniyeler arazileri
11- Ocaklarda amele koğuşları
12-   İnşa olunacak ebniye kerestesinin celbi
Fasıl 4
13- Ereğli sancağıormanlarından kereste kat‘ı
14- Sütun tertibi
15- Sütunun kazalara tertibi
16- Sütun kesidesinde muhtar vazifesi
17- Sütun kat‘ıfiyatı

69

18- Sütun-keşana madenciyan tarafından rencide ve eza
19- Madenci ocağına bir senelik müretteb sütundan beher aybaşında ne miktar
geldiğinin canib-i idareye beyanı
20- Sütun yerine tuğladan kemer inşası
Fasıl 5
21- Tertibat-ısünûf-ıamele-gan
22- Kazmaciyan celbi
23- Kazmaciyan vazifeleri
24- Amelenin mahallinden tertip ve irsali
25- Amelenin posta-i sanisi irsali
26- Amelenin vaktiyle geldikleri
27- Kazmaciyanın bir günde müddet-i çalışmaları
28- Kazmaciyanın dikkat işlemeleri
29- Amelenin dikkat işlemeleri
30- Ameleden hata zuhuru
31- Ameleden yekdiğerlerini tahrik ve igvâsı
32- Kiracıhayvanatının mahallerine tertip ve irsali
33- Kiracıhayvanatının posta-i sanisi irsali
34- Kiraciyandan mahal-i ahire firarı
35- Kiraciyanın çekecekleri kömürün teleften vikayesi
Fasıl 6
36- Yazıcıve kantarcıvezn ve tahrir edecekleri kömürün cesameti
37- Yazıcıve kantarcının vuku-ıhilesi

70

38- Edna kömür alınması
39- Kömürün vezn-i hakikatine sahte zammı
40- Mübayaa olunacak kömürün şayan-ıkabul cesameti
41- Kiraciyanın kömürü tozlu ve topraklıgetirdiği
42- Kömürün sefinelere tahmilinde kapudanın vazifeleri
Fasıl 7
43- Maden kömürü damarımünazaası
44- Madenciyanın canib-i idareden ziyan iddiası
45- Kömürün canib-i miriden başka mahalle büyû olunamayacağıyla zam ve
tenzil fiyatı
46- Ocakların ayaklarıahzı
47- Ocağın taharrisi
48- Ocağın terk-i imali
49- Ba-iktidar bulunan madenci
50-   Şerik ahzı
51- Canib-i idareden bi-gayr-i hakk terk imali
52- Ocağın vereseye intikali
53- Teba-i ecnebiyye vazifesi
54- Nizamnameye mügayir harekette bulunan
55- Ocağın sütunlarıbağlaması
56- Tatil eyyamı
57-   Şayan-ıkabul kömürün edna damara tesadüfü
58- Bey‘ ve şirâ

71

59- Bâyiin canib-i miriye borcu olduğu halde mubayaasıtarafından tediyesi
60- Müceddeden ocak küşadıveya ahirden mubayaa ve bir şerike ketb etmesi
61- Mechulü’l-ahval ve serseri makulesini kabul ve ihtida
62- Canib-i idareye celbi lazım gelen
63- Müceddeden gelecek madenci ve kazmacı
64- Sarkızuhurunda celbi
65- Esliha hamil olan
66- Ocağıtatil hükmüne getiren
67- Fazla amelesini kendiliğiyle ve işsiz bırakan
68- Ameleye zahair ve eşya-yısaire alıverilmesi
69- Ocaktan iskeleye olan tarikin tesviri
70- Tarikin fenalığından kiraciyan hayvanının telefi
71- Müceddeden küşad olunan ocağın keşf-i kömürü
72- Madenciyanın talebine salahiyeti
73- Ocaklar başında kömürün keşfi
74- Madenciyana iane ve peşinat itası
75-   İta olunan peşinatın kimlere verileceği
76-   İbtida amele matlubiyetlerinin itası
77- Açık borcu zuhur eden madenci
78- Amele namıyla diğer borcuna sahte senet veren
79- Kömürün naklinin sahibinin başına bulunması
80- Kömürün ocaktan ihracıyla harman vaz‘ı

72

81- Amele-i cüz’iyye kifayet ettiği halde külli amele zabtı
82- Ameleye umur-ızâtiyyesinde istihdamı
83- Yek-diğerinin amelesini tahrik eden
84- Yek-diğere muvakkaten amele itası
85- Amele ücretlerine verilecek senedin suret itası
86-   İdare memurlarının emrine muhalefat
Fasıl 8
87- Bi’l-cümle memurların vezaifi
88- Mevki-i memurların vazifeleri
89- Kömür-keştarikine mevki memurlarının nezareti
90- Mevki memurlarının keşf-i kömürden noksan zuhuru
91- Mevki memurlarının gördükleri vukuatıidareye beyanı
92- Bi’l-cümle memurin ve ketebenin vazifeleri
93- Esvak ve ebniye aralarının tathiri
94- Mevaki memurlarımarifetiyle olan masarifatın teleften vikayesi
95- Ambar memurlarının vazifeleri
96- Memurinin ocak imali memnuiyeti
97- Memurinin yek-diğeriyle hüsn-i imtizac ve muaşeretleri
98- Memuriyet vazifelerinin kimseden meccanen müstesna olamayacağı
99- Memurin maiyetlerinde zabtiye istihdam edeceği
100-  Hatime   
13385 NumaralıÖzgün Dilaver Paşa Nizamnamesinin maddelerinin çevri
yazısı(transkripsiyonu)

73

“Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu İdaresinin Nizamnâmesidir
Fasıl 1
Numune taharri ve ruhsat tezkiresi nizamı
Madde:
1. Bir kimse müceddeden numune taharri edecek olduğu halde evvel
emirde cânib-i idareden taharri ruhsat tezkeresi ahzına mecbur
olacaktır.
2. Numune bulmuşolan kimse erbab-ıkudret ve imâlattan olduğu ve
numune-i mezkûr şayan-ıkabul bulunduğu halde imali için cânib-i
idareden ruhsat tezkeresi ahz edecektir.
3. Numune bulmuşolan kimseye kudret veyahut imalat nâ-ehl bulunduğu
halde numuneyi cânib-i miri için bulmuşolacağından sebkat eden
emkene mukabil bahşişnamıyla kendisine mikdâr-ımünâsib ücret itâ
olunarak numune-i mezkûreye bir vechle müdahale edemeyecektir.
4. Cânib-i idareden ibtidâ ruhsat tezkeresi istihsâl etmedikçe hiçbir
kimsenin ne numune taharri ve ne de kendiliğinden bulmuşolduğu
numuneyi hazır ve güşâd etmeye asla salahiyeti olamayacaktır.
5. Ve şayet dördüncü maddede muharrer olduğu üzere istihsal-i tezkere
etmeksizin hod be hod numune taharri veyahut hafr ve güşâd eden
kimse mugayir-i nizam hareket etmişolacağından bu makule bulunmuş
olan numune veyahut hafr ve güşâd olunan ocak mücâzâten cânib-i
miriye zabt olunarak merkumun bir vechle ücret ve masraf davasına
hakkıolamayacaktır.
Fasıl 2
Ocaklardan harmanlara veyaiskelelere olan tarafın nizamı
6. Güşâd olunacak ocak yerinin tarla ve bahçesinde veya mülk-i
sairesinde bulunup da güşâdından dolayıârız olacak mazarrat bütün

74

tarlaya ait olacağından ocak-ımezkûru imal edecek kimse mezkûr
tarlayıisticâr etmeye mecbur olup,bu husus için idare tarafından tayin
olunacak memurlar marifetiyle tarla-yımezbûrun senevi takdir olunacak
icâr-ımerkum madenci tarafından tarla sahibine ocak-ımezkûr bütün
bütün terk olununcaya değin her sene verilecektir.
7.  Bir ocak yahut müteaddit ocakların kömürleri iskeleye naklinde tarik-i
mekşûf bulunamıyor ise bir veya birkaç kimsenin gerek mezrû ve gerek
gayr-i mezrû tarla veya tarlalarından mürûr eylemek lazım gelir ise
mezkûr tarla veya tarlalardan kabil-i tarîk arzında mahal-i mezkûr ocak
veya ocaklara mahsus olmak üzere hitâm-ıimallerine değin tarik itibar
olunarak o miktar tarla mahalli için sahip veya ashâb-ıkömür kömürünü
iskele başında teslim edeceği cihetle taraflarından idare marifetiyle
takdir olunacak icâr senevî olacakveya ocaklar bütün bütün terk
olununcaya değin her sene sahip veya ashâb-ıtarlaya itâ olunacağı
misüllü ocaklara veyahut iskeleye mücâvir bulunup gönderildiğinden
tarik güşâdıicab eden tarla veya tarlalar bulunduğu surette bunlar
kiraciyân hayvanlarının bi’z-zarûr gezinti mahalleri olacağından bu
halde dahi zikr olunan tarla veya tarlaların îcâr-ısenevîsi bade’l-takdîr
madenci veya madenciyân taraflarından sahip veya ashâb-ıtarlalara
her sene verilecektir.
8. Maden-i mezkûr mevkilerinden herhangi birisine müceddeden inşa
olunacak demir yollar mürur edeceği tarlaların ne miktar mahallini istiap
eder ise o miktar mahalli keşf ve tahmin ve takdir-i paha olunarak sahibi
tarafına cânib-i miriden itâ olunacağımisüllü her hangi bir ocak tarîk-i
mezkûra müteveccih müstevi-i mailler birinin tarlasından mürûr eylemek
lâzım geldiği halde kıymeti bi’l-takdîr sahibine cânib-i miriden itâ
olunacaktır.
9. Demiryollarının yemîn ü yesârında kömür harmanlarıiçin intihâb
olunacak mahaller her kimin tarlasında bulunur ise kıymeti takdir
olunarak sahibine cânib-i miriden itâ olunacaktır.

75

Fasıl 3
İnşaat-ıEbniyye Nizâmı
10. Kömür mevkilerinde inşâ olunacak gerek ebniyye-i miriye ve gerek
tebaa-i saltanat-ıseniyyeden bulunan madenciyân ve ahaliden her
hangi birinin imal ettireceği han ve fırın ve mağaza ve kahvehane
misüllü ebniyye arsalarısahibi tarafından bâ-sened, bi’l-rıza esmânıyla
ahz olunarak idare tarafından irae olunacak münasip mahalle ve resm
heyetine göre inşa olunup, hod be hod kendiliğiyle bilâ-ruhsat
yapılamayacaktır.
11. Ocaklarda  istihdam  olunan amele geceleri açıkta kalmamak üzere
beytutetleri için her bir ocak başında madencisi tarafından kabil-i süknâ
mükemmel amele koğuşlarıcânib-i idarenin kabul edeceği surette
yapılarak amelenin huzur ve rahatlarına dikkat ve itina etmek her ocak
sahibinin vazife-i zimmetinden add olunacaktır.
12. Bâlâda on ve on birinci maddelerde muharrer olduğu üzere tebaa-i
saltanat-ıseniyyeden bulunan madenciyân ve ahali-i yerli maden
mevkilerinde ebniyye inşâsıhalinde lüzumu olan kerestenin tedariki için
idare tarafından istihsâl ruhsat etmeye mecbur ve hod be hod kereste
kat‘ ve tenziline mütecâsir olur ise kereste-i mezkûr mücâzâten cânib-i
miriden zabt olunacaktır.
Fasıl 4
Ocaklara Lazım Olan Sütun ve Sütun-Keşân Nizamı
13. Maden-i hümâyûn ocaklarına lüzumu olan kerestenin kat‘i mutlaka
Ereğli sancağıormanlarından olmak lazım geldiğinden işbu
ormanlardan maden-i mezkûr ocaklarına münasip bulunan ormanlardan
tüccar ve sairenin gelip kereste ve hatab kat‘i külliyen memnû‘ olup,
ancak liva-yımezkûrun kereste resm-i öşr ve gümrüğü hâsılatına halel
gelmemek üzere tüccar ve sairenin ibtidâ cânib-i idareden ruhsat

76

istihsaliyle gayr-i münâsib ormanlardan kereste ve hatab kat‘i ve nakline
mesâg gösterilecektir.
14. Ocakların imâline birinci levâzımâtından bulunan ve bâni-i ocak olan
sütunun vaktiyle nakl ve celbi şayan-ıitina mevâridden olup sene-i
cedîd için lüzumu olan sütunun tertibi zımnında sâl-i hâl şubatı
ibtidâsında kâffe-i madenciyân idareye celb ve tecemmu‘ ile her ocağın
işine ve gidişine göre bir senede ne miktar sütunun lüzumu olduğu
tezekkür ve tahkîk ile sebt-i defter olunarak mikdarımalum olacak sütun
beher kazan sütun-keşhayvanatının mevcuduna ve tahmiline göre tevzî
ve takdim ile bir kazanın hissesine isabet eden sütunun mikdarıve
hangi ocaklara keşîde edeceği tertip olunduğu taraf-ıidareden bâ-defter
bildirilecektir.
15. Bir  kazanın hissesine musîb sütun mahallince ve heyetince hâvi olduğu
sütun-keşkaryelere hal ve tahammülüne ve hayvanatının mevcuduna
göre tevzî‘ olunarak hangi karyelere ne miktar tevzî‘ olunduğu ve hangi
ocağa hangi karyenin keşîdesi tertip olunduğunu mübeyyen o kazanın
heyetince bâlâsıdefterli mazbatasının tanzimiyle Maden-i mezkûr
idaresine gönderilecektir.
16. Bir karyeye tevzî olunan sütun vakt-i şitâ duhûl etmeksizin mâh-ı
Ağustos ve nihayet Eylül nihayetine değin tamamıyla nakline o karyenin
muhtarıborçlu olup, matlûb olunan sütunun vaktiyle nakline muvaffak
olamıyorsa sütunsuzluktan dolayımerbût olduğu ocağın imâline halel
geldiği veyahut bacasının göçtüğü ve bu fenalığın sebeb-i hakîkîsi bi’ltahkîk-i sebebiyet muhtar-ımerkūm üzerinde kaldığıhalde bu babda
vâki‘ olacak mazarratın şiddet ve hiffetine  göre komisyonun tahdîd
edeceği müddetle mahpusan mücâzât olunacaktır.
17. Ocakların bazılarıyüksek ve bazılarıalçak tabiat-ıdamariyeden olup,
iktizâ eden sütun ocağına göre keşîdesi lâzım geleceğinden her
madenci ocağına elverecek sütun tûl ve kalınlığınımübeyyen ikişer kıta
mühürlü varaka madenci tarafından tanzîm olunarak bir kıtanın sütunkeşân muhtarına ve diğerinin maden idaresine itâsıyla ona göre kat‘ıve
nakli lâzımeden olup, fiyatıdahi mahallince çap ve zirâ‘ına nispetle

77

madenci ve gerek sütun-keşân özründen vikayeten kat‘-ıfiyat
olunacaktır.
18. Bir madencinin ocağına müretteb olan sütun, sütun-keşân tarafından
çap ve zirâ‘ına muvâfık getirilirse cerr-i menfaat için dün fiyatıyla almak
garazıyla madenci tarafından sütun-keşfukarasına rencide ve ezâ
olunacak ve buna her hangi madenci tarafından cesaret olunduğu
inde’t-tahkîk niyet ederse madenci-i merkūm tarafından mücâzâten o
seferde götürdüğü sütunun iki kat pahasısütun-keş-i merkūma tazmîn
olunacaktır.
19. Bir madencinin ocağına bir senelik tertîb olunan sütundan beher ayda
ne miktar sütun geldiği ve ne çap ve zirâ‘da bulunduğu fiyatıyla beraber
cânib-i idareye o madenci tarafından bâ-varaka bildirilecektir.
20. Maden-i mezkûr ocaklarının imâli usul-i kadîmi üzere külliyetli sütuna
muhtaç ve bir ocak ileriye gittikçe iki kat sütuna mütevakkıf olarak bu
dahi masarif-i keşîdeye intaç olduğundan başka maden-i mezkûr
civârında bulunan ormanların yevmen fe yevmen harabına sebep
olduğundan ba‘de-mâ müceddeden güşâd olunacak ocağın kılavuz
tabir olunan ve ileriye sürülen bacasına sütun yerine tuğladan duvar
üzerine kemer inşâsıyla imâl bi’l-tecrübe mûceb-i faydasıtahakkuk eder
ise bundan sonra güşâd olunacak ocakların o yolda tuğladan duvar ve
kemer yapılarak imâli mukarrerdir.
Fasıl 5
Tertîb ve İstihdâm-ıAmele Nizamı
21. Maden-i mezkûr ocaklarında istihdâmılazım gelen sunûf-ıameleden
kazmaciyân ve küfeciyân ve kiraciyân Ereğli sancağıdahilinde kâin on
dört kaza ahalisine münhasır olup, kaza-hâ-yımezkûrenin nüfus-ı
ceridelerinden on üç yaşından elli yaşına değin beyninde olan nüfûs-ı
zükûru kaza be kaza sebt-i defter olunup, bunlardan alîl ve çürükleri bi’ltefrîk kusuru işbu deftere müracaatla âtî-üz-zikr usûle tevfikan celb
olunacaktır.

78

22. Yirmi birinci maddede beyan olunan sunûf-ıselâse-i ameleden gürûh-ı
kazmaciyânın maden ocaklarında çalışmalarımecburiyet tahtında
olmayarak mücerred kendilerinin o ocak sahibi tarafından hüsn-i rızaları
tahsiliyle olacağından her kazmaciyânın liyâkatine ve işine göre ücret-i
lâyıka itâsıyla istihdâm olunacaktır.
23. Binaberin  bir  kazmacıişlediği ocakta daimi suretle bulunmağa mecbûr
olup, hangi ocak sahibinde ziyade ücret bulabilirse o madenci maiyetine
girebilmeye muhtar olacaktır.
24. Yirmi birinci maddede beyan olunan sunûf-ıselâse-i ameleden ocağın
içinden dışarıya arkasıyla kömür ihraç eden ve mahallince amele tabir
olunan güruh-ıküfeciyândan bir karyede ber-mûcib defter ne miktar
küfeci bulunur ise bunlar iki kısma taksîm olunarak tertîb oldukları
ocağa kısm-ıevvel gelip on ikişer gün çalıştıktan sonra kısm-ıahiri
gelerek kısm-ıevvel karyelerine avdetle umûr-ıtabîiyyelerine ve
ziraatlarına bakacaklardır.
25. Yirmi dördüncü maddede beyân olunan güruh-ıküfeciyândan kısm-ı
ahir vakt-i nöbetlerinde günü gününe yani kısm-ıevvel on ikişer günü
hitâm ettiği anda kısm-ıahir ocağın başında hazır bulunmak üzere
karyelerinden o hesap üzere çıkarılıp ocakların imalatıbir an hâli
bırakılmak muhâtaradan gayr-i sâlim olduğundan kısm-ıevvel
gitmeksizin kısm-ıahir ocağa vâsıl olacaktır.
26. Güruh-ıküfeciyândan kısm-ıahir karyelerinden müdür ve muhtarı
marifetiyle vakit ve zamanıyla sevk olunarak işinin başında bulunmak ve
vaktiyle geldiği muhtarın adem-i dikkatinden neşet etmişmuhtar-ı
merkūm mesul olacak ve amelenin tamahından vâki olmuşise o makūle
amele müddetlerini ikmâl ettikten sonra idarenin istediği mahalde bir
veya iki gün ücretleriyle çalıştırılacaktır.
27. Gerek kazmaciyân ve gerek amele yirmi dört saat zarfında iki nöbet
işleyeceklerdir.
28. Kazmaciyânın birinci nöbeti bade’l-gurup olacağından ertesi ale’s-sabah
amelenin dört saat zarfında çıkarabileceği miktar kömür hazır ederek
ocağıyağlayıp, vezâif-i sâiresini bade’l-ifâ dışarıçıkacaklardır. Fakat
kazmaciyânın esnâ-yıameliyatta yanlarında ocak çavuşu

79

bulunacağından ve yağve husûsât-ısâire ocağın hüsn-i ifâsınınezaret
edeceğinden şayet bunlarca bir kusur vâki olur ise hem çavuşve hem
de kazmaciyân icabına göre nısf-ıyevmiye ile çalıştırılacaktır.
29. Amele yirmi dört saat zarfında müddet-i istirahattan maada ancak on
saat işleyecektir. Bu müddet dahi yirmiyedinci maddede zikr olunduğu
üzere iki nöbette tekmîl olmağın bunun birincisi yaz ve kışale’s-sabah
saat on birde bed‘an olunarak dört saat çalışmaklık ile kazmaciyânın
akşamdan hafr edip hazır etmişolduklarıkömürü ve tozu dışarı
çıkaracaklarımisüllü kazmaciyân için çalıştıklarımahal hazır ve
müheyya olduğunu ocak çavuşuna haber verip iki saat istirahat ve taam
ettikten sonra iki saat dahi ocağın dışarıca olan işlerini çavuşun irâe
edeceği vech üzere ifâ ederek  bunu takiben ikinci nöbet işine
mübâşeret edecektir.  Şöyle ki ber-vech-i meşrûh kazmaciyân
kendilerine mahsus olan ikinci nöbet işini kâmilen edâ ettikten sonra
amele hazır olan kömürü ve tozu yine dört saat çalışarak dışarıçıkarıp,
o günlük işini tekmîl etmişolacaklarından şu müddet-i muharrereden
fazla istihdam ve iz‘âc olunamayacaklardır.
30. Ameleden  birisi mahzen karyesine savuşmak efkâr ve desisesiyle izhâr-ıhastalık yolunda hastanenin tedavisi için sâye-i deva-vâye-i hazret-i
padişâhîde maden-i mezkûrda bir tabib bulunduğundan vizite
ettirildiğinde hastalığıkarin-i hasta olup da cüz‘i bir şey ise tabib-i
mumaileyh marifetiyle tedavi olunmasıve ziyadece hasta bulunduğu
halde sahib-i ocak tarafından rükûbu için mekkâre hayvanıtedarik
olunarak yanına adem-i mahsûsu terfîkan hanesine gönderilmesi ve
amele-i merkūmun hastalığıhile ve hud‘a idiği tahakkuk eder ise ikmâl
müddetine değin yine işine redd olunmasınizamından bulunduğu
misüllü şayet hod be hod firara cüret ederseiadesiyle ibretü’l-saireye iki
kat müddetle istihdam olunacaktır.
31. Ameleden  birisi  diğerini tahrik ve igvâ‘ ile işinden istinkâf ve firarına
sebep olduğu tahakkuk eylediği halde mücâzât olmak üzere firar-ı
merkūm yerine muharrik-i merkūm iki kat müddetle istihdâm
olunacaktır.

80

32. Yirmi birinci maddede zikr olunan sunûf-ıselâse-i ameleden
kiraciyândan bir kaza veyahutbir divanda mevcut olan kiracıhayvanatı
iki kısma taksim olunarak kısm-ıevvel ocaklara celb ile on beşgün
kömür keşide ettikten sonra kısm-ısânisi gelip, kısm-ıevvel karyelerine
avdetle diğer nöbetlerinin vakti gelince değin hem hayvanlarını
dinlendirecek ve hem de umur-ıtabîiyye ve mezrû‘âtına bakacaklardır.
33. Kiraciyân  postalarının vakt-i nöbetlerinde günü gününe gelip, umur-ı
nakliyata bir an sekte getirilmeyecek surette sevk olunmalarıumur-ı
mutenadan olduğundan ve hâlbuki bunların vakit ve zamanıyla sevk ve
adem-i sevki müdür-i kaza ve muhtar onun gayret ve dirayet veyahut
adem-i dikkat ve müsamahalarından neşet edeceği dahi emr-i aşikâr
bulunmakla vaktiyle gönderilmeyip de tehir-i tenzilata sebep olan
veyahut kiracıve ameleyi cenâh-ıtesâhubuna alıp da maden hizmetine
göndermeyen müdür ve muhtaran mesul tutulacağıgibi işbu memurun
taraflarından irsâl olunup da gelmemişolan veya gelip ikmal-i müddet
etmeksizin firar eden kiracıhidemât-ımîrîyeden istinkâf edenler
haklarında tertip eden cezaya mahzar olacaktır.
34. Kömür  keşidesinden ictinâben mahal-i ahire hatab keşidesine ve ticareti saireye giden kiracıfirari cezasına mahzar olacaktır.
35. Kiraciyânın nakl eyledikleri kömürü ocağınezdinden sît-i tahmillerinde
ayakaltına alarak telef etmemek ve şayan-ıkabulden ufağınıve gerek
ednâsınıdoldurmamak üzere gerek sahib-i kömüre ve gerek cânib-i
miriye gadr olacak ef‘âl ve harekette bulunmak lazım geldiği halde şayet
bunların hilafında bulunurlar ise şedîdan idarenin tahdîd edeceği cezâ
tahtında mahkûm olacaklardır ve bu misüllü fenalıkların vuku
bulmamasıiçin kömürleri vezn ve tahrîr olunduklarıharman ve
iskelelere memur-ımahsûsa konulacaktır ve şayet bu memurun adem-i
dikkati tebeyyün ederse şedîdan mücâzât olacaktır.
Fasıl 6
Vezâif-i Yazıcıve Kantarcıve Kabul-ı Şayan-ıKömürün Cesâmeti

81

36. Ocaklardan  çıkarılan kömürlerin gerek iskelelerde ve gerek demiryolu
harmanlarında vezn olunduğundan bu husus için tayin olunan gerek
yazıcıve gerek kantarcıehl-i erbabdan olarak sadık ve mücerrebü’letvâr kimesnelerden olacağıidarenin vezâifinden olduğu misüllü bu iş
yalnız yazıcıve kantarcıyedlerine bırakılıp, bazen sahib-i kömür
vesaire tarafından îka‘ olunan fesat doğrudan doğruya vezn hususuna
sekte getirerek bunun def‘i zımnında bi’l-cümle memuriyet maden
taraflarından daima ve müstemirren ihtimam-ıtâm ve dikkat olunacaktır.
37. Yazıcıve kantarcıvezn-i tahrir edecekleri kömürü bilâ-garaz ve lâ-fesat
vezn ve tahrir edip, bu hususta hileve hud‘a tarikine sülûk edip de bir
uygunsuzluğu tahakkuk eylediği halde ceza Kanunname-i Hümâyûn
ahkâmına tevfîkan müstahak-ıceza olacaklarımisüllü başlarında
bulunan memur dahi işbu cezadan hisse-yâb ve mesul tutulacaktır.
38. Kömürlerin  hîn-i  tenzilinde tozsuz ve topraksız ve kesme ve taşsız temiz
olmak üzere cevizden ve nihayet fındıktan ufak alınmayarak şâyân-ı
kabul kömür mubayaa olunmasıbaşında bulunan memur ve yazıcıve
kantarcıların vazife-i zimmetleri olup, dikkatsizlikten veyahut sahib-i
kömüre tesâhub veyahut sâireden dolayıihanet tarafına gidenler
tahakkuk eylediği halde kabulü gayr-i  şayân olarak almışoldukları
kömürün iki kat esmânıkendilerinden tazmin ile mücâzât olunarak
tazmîn olunan mebâliğmaden-i mezkûra vâridât kayd olunacaktır.
39. Yazıcıve kantarcıve gerek başlarında bulunan memur kömürün vezn-i
hakikine fazla sahte kömür zam ve tahrîr eyledikleri tahakkuk tebeyyün
eder ise zam olunan miktar kömürün esmânıiki kat olarak kendilerinden
tazmîn olunduktan sonra sarik cezasına dahi mazhar olacaklardır.
40. Madeciyânın vezn ve teslîm eyledikleri kömürler iskele ve harmanlardan
mahal-i hark ve istihlâkına varıncaya değin beşaltıdefa elden ve
kürekten geçerek zedelenip ceviz cesâmetinde olan kömür toz gibi
olduğundan bundan aşağıcesâmette olan kömür hiçbir işe
yaramayacağıcihetle mübâya olunan kömürler nihayet ceviz ve
fındıktan aşağıalınmayacaktır ve  şayet alınır ise buna mütecâsir
olanlardan esmânıtazmîn ettirilecektir.

82

41. Kömürlerin ocaklar nezdinden keşîdesinde kiraciyan mahzen sahib-i
kömüre sıyânet ve cânib-i miriye ihanetinden dolayıtozlu ve topraklıve
taşlıkömürü küfesine doldurmak için ocaklar başında birer ikişer
memurluk bulundurulup şayet adem-i kabûl kömür gönderilir ise ve bu
dahi mücerred memurun adem-i dikkatinden neşet etmişise memur-ı
merkum şedîdan mücâzât olunacaktır.
42. Ekser iskelelerden kömür tahmil edecek sefâin kömürü ayakaltına
alarak ezilmesinden ve sandal ve sefinesine vaz‘ında yüksekten
dökerek kırılmasından ictinâben sefinelerinin ambarlarına oluklar
vasıtasıyla konularak her gûne zâyi ve teleften vikayesine ihtimâm-ıtam
ve dikkat eyleyeceklerdir. Ve şayet sefâin kaptanlarıbuna dikkat
etmezler ise mesul tutulacaklardır.
Fasıl 7
Ocaklar ile Hukuk ve Vezâif-i Madenciyan Nizamı
43. Bir madencinin müceddeden güşâd edeceği ocak diğerinin yed ve
imalinde bulunan ocak damarından olduğu tebeyyün eder ise o
mahalde ocak-ıcedîdin güşâdımemnûâttan olup fakat bunların yanında
olan ba‘de’l-mesafe beşyüz kademi tecavüz eylediği halde işbu
memnûiyyetin sakat olacağıgibi diğer damardan olduğu tahakkuk eder
ise o vakit bir şey denilerek güşâdına ruhsat tezkeresi itâ olunacaktır.
44. Ocaklardan ihraç olunan kömürler cânib-i miriye ya iskele başlarında
veyahut demiryolu harmanlarında vezn ile her halde iskelelerde teslim
olunmak nizamından add olunduğundan güşâd olunacak ocak iskele-i
mesafe-i bu‘dıcihetiyle sahibinin ziyade ücret-i nakliye itâsından ve
gerek masârif-i ihrâciyye ve sâiresinden dolayıduçâr-ızarar oldum
diyerek cânib-i idareden asla zarar ve ziyan davasına hak ve salahiyeti
olamayıp mezkûr kömürün fî’len mukadderi vechle vezn ve teslim
etmeye mecbur olacaktır.
45. Maden-i hümâyûn zât-ıhazret-i şahanenin mülkü ve malıolduğundan
ocaklardan ihraç olunan kömürü hiçbir madenci cânib-i idareden maada

83

bir mahale füruht edemeyeceği gibi fiyat mukarreresinin zam ve tenzili
dahi mutlaka emr ü irade Nezâret-i Penâhi’ye müfevvezdir.
46. Bir madencinin imâli olan ocağın kömür damarlarıtükenmeksizin ileriye
sürülmekte olup kılavuz tabir olunan bacaların yollarıuzadığıhalde
mücerred suhûletle kömür çıkarmak garazıyla ayaklarıalınarak terk ve
tatil olunmasıemlak şahane hakkında muzır olduğundan o makūle
ocakların kömürleri tükenmedikçe ve hasbe’l-îcâb işlenmesi müteazzir
olmadıkça ayak alınmasıbir vechle câiz olamayarak ne vakit kömürü
tükendi de ayak ahzına ihtiyaç mess ederse cânib-i idareye ihbar
olunarak idare-i mezkûrenin tayin edeceği memur vasıtasıyla heyet
ocağın haritasıbi’t-tanzim icap eden ayaklar harita-i mezkûrda işaret
olunduktan sonra ber-mûceb harita ayak almağa ruhsat verilecek ve
henüz kömürü bitmemişise ya hitâmına değin yine sahibi tarafından
imâl olunacak veyahut haliyle  cânib-i idareye terk ile diğer erbab ve
talibine imal ettirilecektir.
47. Bir madenci yed ü imalinde bulunan ocağın ayaklarıalınmak lazım
geldiği surette bi’l-keşf tersîm olunacak haritada ahz-ıirae olunacak
ayakların gayrımahallinden ayak alıp, ocağıbütün bütün hedm ve
harap ettiği halde ocak-ımezkûrdan mahreç kömürü kendisine terk
olunarak ocağıcanib-i idareden zapt olunacağından başka ebniye-i
miriye tahrip edenler haklarında terettüb eden cezamisüllü madenci-i
merkum dahi mahzar-ıceza olacaktır.
48. Maden-i mezkûr emlak-ı  şahaneden bulunduğuna mebni kimse
tarafından temlik olunamayarak bir madenci yed ve imalinde bulunan
ocağıyahut ocaklarıişlemekte gerek müsadif-i keşîde ve gerek esbâb-ı
sâire münasebetiyle terk ederek elan imalatınıkaldırdığıhalde bu
misillü ocak yahut ocaklarıidarenin zapt etmeğe hakkıolacağıgibi
erbabdan bir diğer madenci talebi zuhur ettiği halde idare-i mezkure
tarafından ruhsat verilecek ve terk eden madenci masarif davasına
hakkıolamayacaktır.
49. Bir madenci yed ve imalinde bulunan ocağın mihver-i layıkında imalina
kudret-yâb olamayıp da ocak-ımezkûru üç ay kadar işlemeyerek tatil
eylediği halde canib-i idareden kendisine mezkûr ocağıda işletilmesi

84

teklif olunarak imaline kudretsizliğinden dolayımuvaffak olamayacağını
serd ve beyan eylediği takdirde miyânına ashab-ıiktidar ve erbabdan
bir şerîk almağa ve bu teklifi kabul eylediği halde ocağıbade’l-keşf
takdir olunacak kıymeti canib-i idareden tesviyeolunmak üzere idare-i
mezkureye terk etmeğe mecbur olacaktır.
50. Madenciler  miyanında şirket maddesi nezd-i idarede icra olunacağından
şerait-i şirket dahi idare-i mezkure tasdiki tahtında olarak tarafeyne
birbirlerine verecekleri mukavele senetlerinde tasrîh kılınacağından bu
şerait haricinde bir gûne nizâlarımesmû tutulmayacaktır.
51. Bir madenci altmışıncımaddede beyan olunan usule tevfikan ocak
küşad edip de bir maden işledikten sonra her hangi bir sebeple idare
tarafından terk ettirilerek muahharen ocak-ımezkûrun terk ve tatil
ettirilmesi bi-hakkın olmadığıtebeyyün eylediği surette ocağımezkûru
diğer kimesnenin imal etmeğe hakkıolmayarak yine sahib-i ocağın
işlemeye salahiyeti olacaktır.
52. Maden-i mezkûr emlak ve vakf-ı  şahaneden olduğundan ashab-ı
imalattan birisi vefat ettiği halde yed ve imalindebulunan ocak evlâd-ı
zükur ve inâsıvar ise onlara intikal edip yok ise emlak-ı şahaneye
nakledeceğinden verese-i sairesi ocağımezkûra bir vechle müdahale
edemeyip fakat mahreç kömürü ve ocağımezkûrda borç ve kâffe-i
muamelatı şer-i şerife tevkifan bi’l-cümle veresesine ait olacaktır.
53. Maden-i  mezkûrda  şimdiye değin müstahdem madenciyan ve
kazmaciyandan bazılarıtebaa-i ecnebiyeden mürekkep ise de devlet-i
âliye hizmetinde istihdam olunmalarıcihetiyle bir vechle ecnebi
nazarıyla bakılmayarak kâffe-i muamelatıdevlet-i âliye kavanin ve
nizamatına tevfikan rüyet olunup bunlardan her hangisi nizamat-ı
seniyyeye muvafakat etmeyecek olur ve işbu nizamname ahkâmının
haricinde olarak nihayet üç defa harekât-ınâ-makbulde bulunur ise
ocağına ve mevcut kömürüne kıymet takdir olunarak idare tarafından
bi’l-tayin madenden tard olunacaktır.
54. Tebaan  saltanat-ıseniyyeden olan madenciyandan her hangi biri işbu
nizamname ahkâmının haricinde olarak bir takım harekât-ınâ-makbulde
bulunduğu halde kendisi ahkâm-ımezkureye tevfikan mücazat görecek

85

ise de yine tıynet ve cibilliyeti iktizasınca bu makule harekette nihayet
üç kere bulunur ise ocağına ve mevcut kömürüne kıymet-i takdir
olunarak idare tarafından bi’t-teviye madenden bütün bütün def ve tard
olunacaktır.
55. Bir madencinin yed ü imalinde bulunan ocağın sütunlarınıkavi ve
muhkem ve tavanınımüstahkem rabtla imaline kemal itibar ve dikkat
etmesi akdem-i vezaifinden olduğundan ve şayet bunlara masarifinden
ictinaben adem-i dikkati münasebetiyle maazallah-ıteala ocağımezkûr
çöküp de derununda telef-i can vukubulur ise o halde madenci-i
merkum ceza kanun-name-i hümayunu ahkâmıyla mahkûm tutulacaktır.
56. Maden-i mezkûrda müstahdem sınıf-ıamelenin küllisi ehl-i İslam ve
cüzisi Hıristiyan bulunduğundan bir ocakta bulunan iki üç nefer
Hıristiyan için eyyam-ıpazarda tatil olunup da kırk elli nefer İslam
amelenin de bila-ücret tehî kalmalarıve bu sebeple imalata sekte-i
külliye âriz olmasıbir vechle caiz olamayıp bunun için millet-i Hıristiyan
eyyam-ıpazarda icra-yıayin ettikten sonra ve ehl-i İslam dahi evkat-ı
hamselerini bulunduklarımahalde ve salâvat-ıcumaya en yakın
bulunan mesacidde bade’l-eda yine imalata mübaşeret edeceklerinden
yine maden ocaklarıhaftanın hiçbir gününde busebeplerle tatil
olunmayacaktır. Fakat ehl-i İslam için ıydeyn ve Hıristiyan için paskalya
günlerinde tenezzühleri için müsaade olunacaktır.
57. Bir madencinin yed ve imalinde bulunan ocağın şayan-ıkabul kömürü
ileride edna ve gayr-i  şayan damara tesadüf ettiğinde idare tarafına
haber verilerek bi’l-muayene ocağımezkûru işlemesi ve işlememesi
hakkında verilecek karar vechle hareketedecek ve ber-vech-i muharrer
haber vermeyerek edna kömürü tam‘an şayan-ımakbul kömürüne
karıştırdığıhalde mevcut kömürünün tekmiline edna nazarıyla
bakılacaktır.
58. Maden-i hümayunun kâffe-i arazisi vakf-ı  şahaneden bulunduğuna
mebni madenciyanın işlemekte bulunduklarıocaklarıyek-diğere bey‘ ve
şirâ eylemeleri külliyen memnû olup şu kadar ki yek-diğere ocak alıp
verecek olduklarıhalde yalnız sarf etmişolduğu masarifi bey‘ edebilip
bu halde ve suver-i sairede ocak alıp veren ve gerek yekdiğeriyle iştirak

86

eden kimseler canib-i idareye gelip ihbar ve takrir etmedikçe kendi
beynlerinde cereyan eden muamelat ve şerait bi-itibar ve hüküm
tutulacaktır.
59. Birinin yed ve imalinde bulunan ocağımasarif vakasına mukabil
diğerine füruht edecek olduğu ve merkumun canib-i miriye deyni
bulunduğu halde ocağıalacak kimse erbab-ıimalattan olup da deyn-i
mezburu tediye eder ise bu makule alıp vermeleri sahih olacaktır.
60. Birinin müceddeden ocak küşad eylemesi veya ahirden mübayaa ile
işlemesi veyahut birisiyle şerik olmasımutlaka cânib-i idareden ruhsat
ahzına mütevakkıf olup zinhar bila-ruhsat ocak küşadına veya ahirden
mübayaasına ve biriyle şerik olmağa mütecasir olur ise ocağımezkûr
terk ettirilerek bundan dolayımasraf ve ziyan iddiasına hakkı
olamayacaktır.
61. Madenciyandan her hangi biri ahvali şüpheli ve serseri makulesinden ve
bila-tezkere gelmişolan kimseyi idareye haber vermeyerek kabul ve
ihtida eylediği halde o makule madenci sarik yatağıhükmüne
gireceğinden ona göre mücazat olunacaktır.
62. Maden  ocaklarında istihdam olunan madenciyandan ve gerek mevcut
maiyeti olan kazmaciyandan her hangi birinin bir hususu zımnında
merkez-i idareye ihzarıiktiza eyledik de idare-yi mezkure tarafından
gönderilecek memur vardığıveya yazılacak celp tezkeresini aldığıanda
merkez-i idareye gelecektir.
63. Maden-i merkumede çalışmak üzere mahal-i saireden müceddeden
gelmişolan madenci yahut kazmacıvesaire yedinde bulunan mürur
tezkeresini evvel be evvel Ereğli hükümetine ibraz ederek oradan
maden idaresine hitaben bir ilm ü haber istihsal edecek ve idare-yi
mezkureye dahi sair muteber madenci veya tüccardan birini kefil
verecektir ve kefil veremediği halde madende işlemeye ve ikamet
etmeye salahiyeti olamayacaktır.
64. Maden  ocaklarında istihdam olunan sınıf-ımadenci ve gerek mevcut
maiyeti olan İslam ve Hırvat amelesinden birisi na-hemvare hal ve
harekete cüretle bir uygunsuzluk ve şekaveti zuhura geldiği halde
derhal idare marifetiyle ahz ü girift olunarak hükümete teslim ile

87

mütecasir olduğu töhmetin cezasına ceza kanun-name-i hümayunu
ahkâmına tevfikan mahzar olacaktır fakat  şaki-i merkum ile
götürülemediği halde esnaf marifetiyle bulunup tutulmasınıher madenci
kendisinin vazifesinden add edecektir.
65. Madenciyan ve gerek mevcut maiyeti bulunan  İslam ve Hırvat
amelesinden birisi madenlerde ve gerek kabz vekaralarda esliha ve
alat-ıcariha dair bir şey hasıl olamayacağıyla beraber pişto ve tüfenk
endahtına cüret edemeyecek ve görüldüğü ve işitildiği halde idare
veyahut nezaret tarafından esliha nizamına tevfikan icra-yımücazat
olunacak ve şu kadar ki hasb-el-lüzum bir mahale gidecek olup da
esna-yırahda iştibah-ıihafe olduğu takdirde bulunduğu mahalin
memurundan esliha tezkeresi kılıklıruhsat tezkeresi ahzıyla silahını
hamil olarak gidip cay-ıselamete vardığında der-akab silahınıçıkararak
geşt ü güzar ve aram edebilmemücaz tutulacak ve bila-tezkere hamil-i
esliha olarak bir mahale gittiği tahakkuk eder ise ber-vech-i meşruh
müstahak-ıceza olacaktır.
66. Ocak imal eylemekte bulunan madenci yahut tarafından ocağa nezaret
eden şeriki veya çavuşu sefahat tarikiyle ötede beride gezerek ocağısu
bastırmak ve sair gune iras-ıtehlike edecek fenalıklar getirmek cihetiyle
ocağımezburu muattal hükmüne kor ise ve bu suretle ameline
mertebesine beyhude imrar-ıvakit etmeğe sebep olur ise ebniye-i
miriyeyi tahrip edenler haklarında olan mücazat-ı  şedideye mazhar
olacaktır.
67. Madenciyandan birisi müretteb olan amelesinden ziyade gördüğü
ameleye kendiliğinden geri iade edemeyip  mutlaka canib-i idareye
gelerek sebeb-i ziyadeliğini ifade etmeye ve şayet amele-i merkumeyi
istihdam etmeyerek hod be hod geri göndermeye veyahut ocakta işsiz
bırakmaya mütecasir olur ise yevmiyelerini güya itmam-ınöbet etmiş
gibi bi-tamâmihâ ita etmeğe mecbur olacaktır.
68. Madenciyanın kullandıklarıamelenin ücretlerine mahsuben lüzumuna
mebni alıverecekleri zahair ve eşya-yısairenin fîen mübayaasına zam
ile fukaraya gadr etmeyip mutedil fiyatla alıp vermeleri lâzımeden olup

88

ve şayet gadr ettikleri tahakkuk eyler ise rayic fiyatından fazlasıred
ettirildikten başka gadr-ımerkum muhtekir cezasına mahzar olacaktır.
69. Ocaklardan iskelelere olan tariklerin muhtac-ıtesviye mahalleri olduğu
halde sahib-i ocak ol mahalleri kömür-keşkiracıyanın teshil-i mürurları
için tamir ve tesviye edecektir.
70. Kömürü naklolunacak ocağın iskeleye tarikinde tesviyesi lazım gelen
mahaller tesviye olunmayıp da kiraciyan hayvanlarıtelef olduğu surette
nısfet-i pahasısahib-i kömür tarafından tazmin olunacak ve sebeb-i
telefi biraz dahi sahib-i hayvanın adem-i dikkatinden neşet edeceğinden
diğer nısfet-i bahasıdahi sahib-i hayvana ait olacaktır.
71. Müceddeden ocak güşadına mübaşeret eden bir madenci ocağıönünde
lâ-akall bin kantar kömür ihraç ve müheyya etmedikçe onun kömürü
keşif defterlerine geçirilmeyerek ve kendisine dahi madenci nazarıyla
bakılmayacaktır.
72. Müceddeden ocak güşadına mübaşeret eden bir madenci ocağıönüne
bin kantar kömür ihraç ve müheyya ettiği ind-el-keşf tebeyyün eder ise
madenci-i merkuma idare tarafından iane olmak evvel-be-evvel amele
ve sütun-keşan haklarınıvermek üzere mevcut kömürünün ocak
nezdinde fi-en miktarının nısfıita olunacaktır.
73. Bir  ocağın nezdinde ne miktar mevcut kömür ocağınıtahkik için her
aybaşında bir kere mevki memuru dahil-i dairesi olan ocaklara giderek
mevcut kömürleri aynen müşahede ve be-hakkın tahmin-birle tertip ve
tanzim edeceği keşif defterini canib-i idareye irsal edecektir.
74. Her  ocağın nezdinde mevcut bulunan kömür be-her mah yapılacak keşif
defterlerinden malum olacağından bu defterlere göre madenciyana
mevcut kömürlerinin ocaklarınezdinde fiyat-ımukarrerelerinin nısfı
peşinen ve iane olunmak üzere canib-i idareden ita olunacaktır.
75. Bend-i  sabıkta zikr olunan peşinat akçesi madenciyana mücedded iane
demek olduğundan ve bu da amele ve sütun-keşanın vergi vesair
havâyic-i zarûriyyeleri tesviyesinde muceb-i teshîline mübtenî idiğinden
madenciyan-ımerkume alacakları şu peşinat akçesini hiçbir mahale
sarf etmeyerek evvel-be-evvel amele ve sütun-keşanın haklarını

89

tamamen eda ve taayyün ettikten  sonra bakisini duyun sairesine
verebilecektir.
76. Bir madenci maden-i mezkûr idaresinden verilmek üzere vereceği
senedatıiktidar ve servetine göre evvel-be-evvel amele ve sütunkeşana olan borçlarıiçin verip fazla serveti olduğu halde diğer borcuna
senet vererek bir vechle amele ve sütun-keşanın hakkıkesb-i tehir
etmeyecek ve ber-vech-i muharrer amele ve sütun-keşan hakları
taayyün olunmaksızın borç sairesi için verdiği senet idare-i mezkureden
ret olunacak ve reddi hakkında madenci-i merkumun bir şey vermeye
hakkıolamayacaktır.
77. Bir madencinin ocağınezdinde keşfen mevcut kömürüne nazaran
canib-i idareden ber-vech-i meşruh verilmesi lazım gelen akçeden fazla
verilemeyeceğinden ve bu cihetle emval-i mîriyenin hiçbir madenci
üzerinde kalmayacağından ber-vech-i ahval miriden peşinen almış
olduğu akçe amele ve sütun-keşana olan duyununa kâfi olmayıp da
açık borcu kaldığıhalde mahal-i ahirden bi’t-tedarik şu açık kalan
borcunu dahi kâmilen taayyün etmeğe ve şayet hiçbir mahalden karzen
akçe bulamayıp da borcu açıkta kalır ise bu misüllü madenci ba-kudret
ve ba-itibar idüğü zahire çıkacağından ocağınıdiğer kudretli ve muteber
bir madenci füruht etmeğe mecbur olacaktır.
78. Madenciyandan her hangi biri canib-i miriden alacağıgerek peşinat
akçesine ve gerek teslim etmişolduğu kömürün esmanına mahsuben
idareye hitaben ashab-ımatlub yedlerine vereceği senedat hakikaten
duyunat-ısaire için olup da zahiren amele namına verdiği ve bu vechle
sahtekârlık ettiği tahakkuk ve tayin eylediği surette madenci-i merkum
ceza kanunname-i hümayunu ahkâmıiktizasınca sahtekârlık cezasına
mahzar olacaktır.
79. Bir  ocağın kömürü hîn-i keşidesinde mal sahibi olan madenciyanın
başında bulunmasılazım gelir ise de umur-ısairesini rü’yet etmek için
bulunamadığıhalde diğer adamının bulunmasınıtensip görebilip fakat
muahharen hiç bir sözleri çıkarmaya hakkıolamayacaktır.
80. Bir madenci kömürünü ocaktan çıkarmaksızın hem tozundan ve hem
kesmesinden tefrik ederek hidematına idarenin kabul edebileceği

90

kömürü çıkaracaktır ve şayet toz ve toprak ve kesme ile mahlût olduğu
halde hidematına çıkarıp da kömürciyan kömürü bunlardan tefrik ile
tahmil etmeye mecbur olacaklarından bu ise kiraciyan-ımerkumenin
tazyî‘-i evkatınımuceb olmağla bu hale mütecasir olan madenci
kiraciyanın bir nöbet ücretlerini kiraciyana verilmek üzere canib-i
idareye itaya mecbur olacaktır.
81. Bir  ocağın imaline amele-i cüz’iyye kifayet ettiği halde külli ameleyi zabt
ile birazının tehî ve ticaretsiz kalmasına sebep olan madenci tehî
durduklarıyevmiye ücretlerini verdikten başka madenci-i merkum
muâteb tutulacaktır.
82. Bir madenci ocağında istihdam eylediği amele-i maden-i hümayun için
hükümet marifetiyle celp olunduğundan kendi umur-ızâtiyyesi için
istihdam etmeğe hiçbir vechle salahiyeti olmayarak fakat bir iki kimseyi
kendi emrinde istihdam etmeğe mecburiyet-i şedidesi olduğu halde
canib-i idareye haber vererek yevmi on guruşücretle istihdam
edebilecektir.
83. Bir madencinin de ocağında işlemekte olan amelesi diğer madenci
tarafından tahrik ve tergib ile kendi ocağına alarak tatil imaline sebep
olur ise amele-i merkume evvel ki ocağına redd olunduktan sonra
mahrek-i merkum üç gün müddetle hapse ilka olunacaktır.
84. Bir  ocağın imaline bazıesbabdan dolayısekte gelerek biraz müddet tatil
olunmasıtaht-ımecburiyette ve amelesi dahi boşta olduğu halde
amele-i merkumenin diğer lüzumu olan bir ocağa muvakkaten verilmesi
ve bu vechle bir gün tehî ve ticaretsiz bırakılmasızımnında sahib-i ocak
canib-i idareye gelip haber verecektir ve şayet haber vermeyip de
amele-i merkumeyi tehî ve ticaretsiz bıraktığıhalde sekseninci
maddede muharrer ceza misüllü taht-ımücazata alınacaktır.
85. Amele  postasından birinin müddet-i istihdamının hitamında cetvel
suretinde bir defter tanzim ve tertipolunarak defter-i mezburda madenci
yedinde bulunan amele defteri mucibince ameleden her birinin isim ve
şehadeti ve mensup olduğu divanıve müstahak olduklarıücret
yevmiyeleri isimleri hizasına terkîm ve ekletmişolduklarınan-ıaziz ve
saire bahasınıdahi tahrîr ve iş‘ar ile cedvel-i mezkûru mevkide bulunan

91

amele mukayyedine getirip kayd ettirdikten sonra divan-ımezbur
muhtarına teslim etmek üzere amele-i merkumeden mutemed birisine
ita edecektir ve sütun-keşanın ücretleri dahi bu tertip üzere icra
olunacaktır.
86. Vezaif-i madenciyan hakkında atf-ıbeyan mevadın şamil olduğu
nizamatın kâffesine madenciyandan her birimutavaat edecekleri emr-i
tabii olduğu misüllü idare memurlarından adalet-karane verilecek gerek
evamire itaat ve verilecek kararıdahi bilâ-sual kabul edeceklerdir ve
şayet hilaf-ıemre mütecasir olan olur ise memura adem-i itaatinden
neşet etmişolacağından bu makuleler maden-i humayunda kabul
olunacaktır.
Fasıl 8
Vezâif-i Memuriyet Nizâmı
87. Maden-i  hümâyun  idaresi reisi bulunan zat memur-ımüstakil
olduğundan maiyetinde bulunan bi’l-cümle memuriyet-i saire reisi
mumaileyhden vârid olacak evâmire itaat edeceklerdir ve şayet içlerinde
bunun hilâfına mütecasir olan olur ise zabitana adem-i itaat cezasına
mahzar olacaktır.
88. Mevkilere tayin olunan memurinden her biri işbu nizam-namenin
ahkâmıyla hareket ederek ve memuriyetlerinde müstakil olduklarından
bir madencinin veya ameleden birinin gerek madenci ve gerek sair güne
bir maslahatızuhurunda mevkii-i memurine gelipifade-i hal ve keyfiyet
edecek ve memur-ımumaileyh dahi idare riyasetine beyan-ıhal
edecektir fakat bazımevad-ıcüziye vukuunda kendiliğinden icraya
muktedir olacaktır.
89. Mevakide bulunan memurin ocaklardan harmanlara kadar olan yolları
daima nezaretle muhtac-ıtesviye olan mahallerini mensup oldukları
ocak sahiplerine tesviye ettirecektir.
90. Mevakide bulunan memurin ocaklardan tenzîl olunan kömürlerin işbu
nizamname ahkâmına tevfikan olunmasına dikkat ve itina edeceği gibi

92

her aybaşında tertip edeceği keşif defterini canib-i idareye irsâl edecek
ve tahmin edeceği kömürü miktarından fazla tahmin edip de ona göre
peşinat akçesi verildikten sonra kömürün hîn-i naklinde tahmininden
noksan olduğu meydana çıktığıve kömür hesabının miriye borcu kaldığı
tebeyyün eylediği surette memur-ımumaileyh şediden mesul
tutulacaktır.
91. Mevaki  memurlarıkömürün ihracat ve nakliyatıhakkında gördükleri
mahzuratıveyahut lazım gelen ıslahatıve vâki olan muhatarat ve
mugayir-i nizam harekatıderhal canib-i idareye arz ve iş‘ar
edeceklerdir.
92. Madende müstahdem bi’l-cümle memurin ve ketebe ve hademe-i saire
daimen ve mütemadiyen bizzat işlerinin başlarında bulunup memur
olduklarıhizmetlerin vakt u zamanıyla ve hakkıyla ifasına ihtimam-ıtam
ve gayret-birle ibraz-ısadakat etmek semere-ihimmetlerini göstermek
fariza-i zimmetleridir.
93. Maden-i merkume mevaki-i iskelelerinde bulunan ebniye beynlerinde
mahal ve esvakda abdan-ıinsana mazârr olacak taaffünat ve sair
fenalıkların vukuunu memurlarıtarafından man-i itina olunup bu misüllü
fenalıklar bulunan mahalleri tathîrettirmek ikdam vezaif-i sıhhiyeden
olarak ve şayet bu makule insan muzır olacak  şeylerin hudûsuna
mütecasir olanlar olur ise bunlar bir günden üç güne kadar hapis ile
mücazat olunacaktır.
94. Maden-i mezkûrda vaki gerek demiryollarda istihdam olunan miri
hayvanlarının me’kûlât ve masârifât-ısairesiyle cânib-i mirîden imâl
olunan ocakların masarif-i ihrâciyye ve gerek vâki olacak kâffe-i
masârifât hak ve yoluyla edilerek telef ve sirkatten vikayesiyle taklîl-i
masârifât ve teksîr-i vâridatına mevki memurlarıve kâtipleri tarafından
kemal itina ve dikkatle ibraz-ısadakat edecekler ve hilafına hareketle
aksi hal vukuunda memur ve katib-i mumaileyhimin adem-i
dikkatlerinden neşet etmişolacağından vaki olacak ziyan kendilerinden
tazmin ile mücâzât olunacaklardır.
95. Maden-i  merkum  lâzımesi için bi’l-mübayaa ambarlarda ba-defter
mevcut olan alet ve edevat maden ve erzak ve saire ambar

93

memurlarının yed ve hıfzında olacağından bunlarımemuriyet-i
mumaileyhim zayi ve teleften vikaye etmeğe dikkat edip tekâsül ve
adem-i dikkat veya sair cihetle telef ve zâyi vukua geldiği surette tazmin
edeceklerdir.
96. Maden-i mezkûrda bulunan bi’l-cümle memurin sıfat-ımemuriyetleri
husûsâtıyedlerinde olacağından bunların maden-i mezkûrda ocak
küşâd ve imâl eylemeleri veyahut bir madenci ile şerik olmalarıkülliyen
memnudur.
97. Maden  mevkilerinde  bulunan  bi’l-cümle memuriyet umur-ı
memuriyetlerini kemal sadakatle îfâ etmeğe borçlu olduklarından ve bu
dahi cümlesinin yek-dil ve can olarakbirbirleriyle hüsn-i imtizâc ve
küçük büyüğüne itaat ve büyük küçüğüne hürmet etmeklik ve rûy-ı
melâmiyet göstermeklik ile hasıl olacağından şayet memurinden biri
diğerine mahzen adâveti münasebetiyle iftira eder ise veya sair gune
muamele-i na-makbulede veyahut kendisinin büyüğü olup da alacağı
emre adem-i itaatte bulunur ise şedidan mücazat olunacaktır.
98. Memurin ile zabtiye neferatısaye-i Hazret-i Padişâhî’de müstevfi
maaşla istihdam oluna geldiklerinden ifâ-yımaslahat zımnında bir kaza
ve karye ve mahal-i saireye iğramlarında beytutet edecekleri
mahallerde yem ve yiyeceklerini akçeleriyle alarak bu yolda kimsenin
meccanen bir tanesi kabul ve özr etmeyecek ve ettikleri tahakkuk
eylediği takdirde aldığı şeyin bahasıtazmin ettirildikten başka üç gün
hapis ile mücazat olunacaktır.
99. Hasb-el-mevâki memurin maiyetlerinde bulunan zabtiye neferatıve
amele uşağıgibi hizmet-i zatiyelerinde istihdam olunmayıp daima
maden umurunda kullanılarak hilafıhareket eden memur mesul
tutulacaktır.
100.  İşbu nizam-namenin ahkâm-ımündericesi mer’iyy-ül-icrâ tutulup
ve hariç münderic teferru vaki dahi mevad-ımündericeye ve usul-i
madene tevfikan canib-i idarenin tedabir-i hasenesiyle icra olunacaktır.

94

Maden-i mezkûrun bidayet-i küşadından bu ana gelinceye değin gerek ihracat
ve gerek tenzilat ve gerek teferrüat-ısairesi hiçbir nizam tahtına alınmayarak her bir
hususatıişin gidişine göre rüyet olunmakta ve bu ise bazıgün müşkilatımüeddi
bulunmakta idiğinden Tersane-i Amire idare meclisi azasından olup memuriyet-i
mahsusa zımnında maden-i mezkûra gelmişolan Miralay izzetli Said Bey Efendi ve
çakerleri hazır olduklarımız halde akd olunan komisyon-ımahsusadadır pîş-i tezekkür
olunarak maden-i mezburda istihdam olunan madenciyanile ahali-i amelenin
hukukunu muhafaza ve bunların kâffe-i efal ve hareketini taht-ırabta ve intizama
almak ve bu vechle maden-i mezkûr işine asla bir surette sekte getirilememek ve her
mamur vezaif-i memuriyetini bilip, harice tecavüz etmemek ve hilafına mütecasir
olanlar mahzar-ımücazat olmak zımnında maden-i merkume idaresinin ruhu
denilmeğe şayan yüz bendi şamil işbu nizamnameyi tanzim ve takdimine ictira
kılınmışolmağla ol babda ve kati usulde emr ü ferman hazret-i men-lehü’l-emrindir.
4 Muharrem 1284 H ve 26 Nisan 1283 Rumi
Nizamnameyi hazırlayanların adları
Katib-i maden İsmail Hakkı, KolağasıTahsin Hasan, Miralay Memur-ımahsusa Said
Mehmed, Reis-i komisyon-ımaden-i mezbur Hüseyin el- Seyyid, Nazır-ımaden ve
Kaymakam-ıLiva-yıEreğli Dilaver.
(Nizamnameyi hazırlayanların adlarının altında bu kişilerin mühürleri bulunmaktadır.)
13386 NumaralıÖzgün Nizamname
13386 NumaralıNizamnamenin İçindekiler Çizelgesi (sağdan sola)

95

13386 NumaralıNizamnamenin 1b-2a. sayfaları(sağdan sola)
13386 NumaralıNizamnamenin 2b,3a,3b,4a numaralısayfaları(sağdan sola)
13386 NumaralıNizamnamenin 4b,5a,5b,6a numaralısayfaları(sağdan sola)

96

13386 NumaralıNizamnamenin 6b,7a,7b,8a numaralısayfaları(sağdan sola)
13386 NumaralıNizamnamenin 8b,9a,9b,10a numaralısayfaları(sağdan sola)
13386 NumaralıNizamnamenin 10b,11a numaralısayfaları(sağdan sola)
13386 numaralınizamname nüshasımadde başlarında madde başlıklarının
bulunmamasıve en son sayfada nizamnameyi hazırlayanların adlarının yazılıp,

97

mühürlerinin basılmamışolmasıdışında 13385 numaralınizamname yazmasının
aynıdır. Bu nedenle çevri yazılarının verilmesine gerek görülmemiştir.
Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin Nizamnâmesi’nin maddelerine
ilişkin özet bilgiler
4 Muharrem 1284 H. (26 Nisan 1867) tarihli ve 8 fasıl (Bölüm) ile 100
maddeden oluşan Ereğli Kömür Maden-i Hümâyûnu  İdaresinin Nizamnâmesi’nin
özgün metni ve metnin çevri yazısı(transkripsiyonu), yukarıda verilmiştir. Ancak, bir
hataya yol açılmamasıgörüşüyle, maddelerin günümüzün Türkiye Türkçesine çevirisi
yapılmamıştır. Bu durumda maddelerin çevri yazısınıancak uzman olanlar tarafından
incelenebilecek durumdadır. Bu nedenle uzman olmayanların, metinlerden
yararlanabilmeleri amacıyla 8 fasıldan (bölümden) oluşan Nizamname’deki
maddelerinin özeti, ayrıca, aşağıda verilmektedir.
Nizamnamenin 1’inci Faslı(1-5 maddeler): 5 maddeden oluşan bu faslın
başlığı  “Numune taharri ve ruhsat tezkiresi nizamı” (Örnek aranmasıve İzin
Belgesi düzeni)’ dır.
1’inci madde: “Numune (örnek) aranmasıiçin, yönetimden izin alınmasını”,
2’inci madde: “Örneğin uygun bulunmasıdurumunda, madeni bulanın ocak
açmasıiçin yönetimden izin alınmasını”,
3’üncü madde: “Numune bulan kimseye, yaptığımasraflar için bağışolarak bir
para ödenmesini”,
4’üncü madde: “Yönetimden izin alınmadan araştırma yapılamayacağı, hatta
kendiliğinden de bulunmuşolsa, yönetimden izinsiz ocak açılıp işletilmeyeceğini”,
5’nci madde: “Yönetimden arama izni ve ocak açıp, çalıştırma izni olmadan,
numune arayıp ocak açanların ocaklarına el konulacağı, bu durumda bunların bir hak
iddia edemeyeceklerini hükme bağlamaktadır.
Nizamnamenin 2’inci Faslı(6-9 maddeler): 4 maddeden oluşan bu faslın
başlığı “Ocaklardan harmanlara veyaiskelelere olan tarafın nizamı”dır.

98

6’ıncımadde: “Ocağın birinin tarlasında bulunmasıdurumunda, ocak işletenin,
yönetim tarafından tayin olacak görevlilerin saptadığıve yalnız ocağın bulunduğu
yere değil, tarlanın tümüne ait yıllık kira değerinin, ocak kapanana değin ödenmesi
gerektiğini”,
7’inci madde: “Kömürün iskelelere, başkalarının tarla veya tarlalarından
geçilerek götürülmesi durumunda, tarla veya tarlaların sahiplerine yıllık bir ‘geçiş
ücreti’ ödenmesini”,
8’inci madde: “Bir ocağa yeni bir demiryolu yapılmasıdurumunda,
demiryolunun geçeceği arazilerin sahiplerine, devlet tarafından bedel (bugünkü
istimlâk bedeli gibi) ödenmesini ve ödeme esaslarını”,
9’uncu madde: “Demiryollarının sağve sol taraflarında, harmanlar olarak
kullanılacak yerlerin sahiplerine, devletten bir ödeme yapılacağını” hükme
bağlamaktadır.
Nizamnamenin 3’ünci Faslı: (10-12 maddeler): 3 maddeden oluşan bu faslın
başlığı “İnşaat-ıEbniyye Nizâmı” (Binaların yapılma düzeni)’dir.
10’uncu madde: “Kömür havzasında han ve fırın ve mağaza ve kahvehane gibi
yapılacak binaların, ruhsatsız ve gelişigüzel yapılamayacağı, yönetim tarafından
gösterilen yerlere ve planlara uygun olarak yapılabileceğini”,
11’inci madde: “Ocaklarda çalışan işçilerin geceleri açıkta kalmamalarıiçin,
ocakların başında, maden sahibi tarafından, yönetim tarafından kabul edilebilir
nitelikte, oturmaya elverişli ve mükemmel işçi koğuşlarının yapılarak işçilerin huzur ve
rahatlarına dikkat edilip özen gösterilmesinin ocak sahiplerinin görevi olduğunu”,
12’nci madde: “Bina yapacak maden işletmecilerinin veya yerli halkın, bina yapımı
için ormanlardan gelişigüzel kereste kesemeyeceklerini, yönetimden izin alınması
gerektiğini, izinsiz ağaç kesilmesi durumunda, devletin kerestelere el koyacağını”
hükme bağlamaktadır.
Nizamnamenin 4’ünci Faslı (13-20 maddeler): 8 maddeden oluşan bu faslın
başlığı “Ocaklara Lazım Olan Sütun ve Sütun-Keşân Nizamı (Ocaklara Gerekli
Direk ve Direk Çekilmesi Düzeni)”dir.

99

13’üncü madde: “Ocaklar için gerekli kerestenin kesinlikle Ereğli ormanlarından
kesilmesi ve Ereğli ormanlarından maden ocağısahiplerinin, tüccar ve başkalarının
kereste ve odunluk kesmelerinin kesinlikle yasak olduğunu, ancak Ereğli kazası
yönetiminin kereste vergi ve  gümrük gelirini etkilememek kaydıyla tüccar ve
başkalarının, önceden yönetimden izin almak koşuluyla, uygun görülecek başka
ormanlardan kereste ve odun kesilip, nakledilebilmesine izin verilebileceğini”,
14’üncü madde: “Ocaklar içingerekli direklerin, mevsiminde kesilip getirilmesi
gerektiğinden, yeni yıl için tahsis yapılabilmesi amacıyla, Şubat ayıbaşında bütün
maden işletenlerin idareye çağrılıp, toplanmasıile her ocağın işine ve gidişine göre
bir yıllık direk ihtiyacının incelenip, görüşülüp, deftere yazılıp belirlenmesini ve bunları
taşıyacak hayvan mevcuduna ve yükleme durumuna göre dağıtılmasını, her bir
kazanın hissesine düşen direğin miktarınıve bunların hangi ocaklara çekileceğini,
tertibi yapan yönetim tarafından, deftere uygun olarak bildirileceğini”,
15’inci madde: “Bir kazanın payına düşen direklerin, tahsis edildiği köylerin durum
ve gücüne ve hayvan mevcuduna göre dağıtılmasınıve sonucun tutanakla
saptanarak, maden yönetimine gönderilmesini”,
16’ncımadde: “Köylere dağıtılan direklerin kışgelmeden, Ağustos ayı, bilemedin
Eylül ayısonuna değin, tamamıyla naklinden o köyün muhtarının sorumlu olduğunu,
muhtarın direklerin zamanında naklini başaramamasınedeniyle, bağlıolduğu ocağın
üretimine zarar gelmesi veya bacasının göçmesi durumunda ve doğan zararın,
muhtarın ihmalinden ileri geldiğinin belirlenmesi halinde, zararın derecesine göre,
muhtarın komisyonca belirlenecek süre, hapisle cezalandırılacağını”,
17’nci madde: “Ocakların bazılarıyüksek ve bazılarıalçak damar yapısında
olduğundan, direk ihtiyacıbuna göre değişmektedir. Bu nedenle madenciler, ocakları
için gerekli direklerin uzunluk ve kalınlığınıgösteren ikişer adet mühürlü belge
düzenleyip, birini muhtara, birini de maden yönetimine verecek, buna göre kesin
kesim, taşıma ve gereken fiyatın belirleneceğini”,
18’inci madde: “Birmadencinin ocağına tertip edilen direği, uygun biçimde ve
koşulda getiren taşıyıcıya düşük fiyat verilemeyeceği gibi madenci tarafından direği
taşıyanlarıincitecek ve eziyet edecek davranışlarda bulunulmamasını, buna cesaret
eden madenciden ceza olarak, direğin fiyatının iki katının alınmasını”,

100

19’uncu madde: “Madenci ocağına bir yılık ihtiyacıiçin ayrılan direklerin her
aybaşında ne kadarının alındığının yönetime bildirilmesi gerektiğini”,
20’nci madde: “ormanların korunmasıamacıyla yeni açılacak ocakların kılavuz
denen ve ileriye sürülen bacasının, direk yerine tuğladan duvar olarak yapılmasıve
yarar görülmesi durumunda, daha sonra açılacak ocaklarda tuğladan duvar ve kemer
yapılmasını” öngörmektedir.
Nizamnamenin 5’inci Faslı(21-35 maddeler):15 maddeden oluşan bu faslın
başlığı Tertîb ve İstihdâm-ıAmele Nizamı (Düzenleme ve İşçi KullanılmasıNizamı)’
dır.
21’inci madde: “Ocaklarda çalıştırılmasıgereken kazmaciyan, küfeciyan ve
kiraciyan işçilerin, Ereğli Sancağındaki on dört kazadan ve 13-50 yaşlarıarasındaki
sağlam kişilerden seçileceğini ve bunların kaza kaza saptanıp deftere yazılacağını,
bu defterde yazıldığına göre çağırılacaklarını”,
22’nci madde: “21. maddede sayılan işçilerden kazmaciyanların madenlerde
çalıştırılmasımecburiyeti olmadığını, rızalarıile çalışacaklarınıve kazmacılara liyakat
ve işine göre ücret ödenmesi gerektiğini”,
23’üncü madde: “kazmacıların ocakta sürekli bulunmalarınıancak, daha fazla
ücret veren bir madenciye gitmekte serbest olduklarını”,
24’üncü madde: “Ocağın içinden dışarıya kömür taşıyan küfeciyanlardan ayni
köyden olanların ikiye bölünerek, birinci grubun 12 gün çalıştıktan sonra, köydeki iş
ve tarım işlerine döneceklerini ve yerlerini 12 gün süreyle ikinci grubun alacağını”,
25’inci madde: “12 günlük çalışmasınıbitiren küfeciyanlardan görevi devr alacak
ikinci grubun, ocaklardaki işin durmamasıiçin, çalışan grup gitmeden, ocağa
gelmelerini”,
26’ncımadde: “Nöbeti devr alacak küfeciyanların zamanında ocak başında
bulunmalarından muhtarların sorumlu olduklarıve böyle bir durumda geciken işçilerin
12 günlük sürelerinin tamamlanmasından sonra yönetimce belirlenen yerde, ücreti
karşılığında, bir veya iki gün çalıştırılacaklarını”

101

27’nci madde: “Kazmacılar ve öteki işçilerin yirmi dört saatte iki vardiya olarak iş
yapacaklarını”,
28’inci madde: “Kazmaciyanların birinci grubu yorgun olacağından, ertesi sabah
erkenden, işçilerin dört saat içinde ocaktan çıkarılabilecekleri miktarda kömür hazır
edip, ocağıyağlayıp, öteki görevlerini yaptıktan sonra ocaktan çıkacaklarını, ancak
kazmaciyanın çalışırken yanlarında ocak çavuşu bulunacağından ve yağve öteki
hususlarda ocağın iyi çalıştırılmasınıgözeteceklerinden, şayet bunlarda bir kusur
olursa bundan hem çavuşun hem de kazmaciyanın sorumlu olduğunu, kusur
durumunda, gereğine göre çavuşve kazmaciyanın yarım yevmiye ile
çalıştırılacaklarını”,
29’uncu madde: “İşçilerin 24 saat içinde, istirahatlarıdışında on saat
çalışacaklarını, bu 10 saatlik sürenin yaz kışsabah saat on birde başlayarak, dört
saat çalışarak, kazmaciyanların akşamdan kazarak hazır ettikleri kömürü ve tozu
dışarıçıkaracaklarıgibi işbitiminde ocak çavuşuna haber vererek iki saat istirahat
edip, yemek yedikten sonra iki saat daha ocağın dışındaki işlerini çavuşun talimatına
göre yerine getirmelerinin ardından ikinci nöbete başlayacaklarınıve kazmaciyânların
kendilerine öze ikinci nöbet işini tamamıyla yapmalarının ardından işçilerin hazır olan
kömürü ve tozu yine dört saat çalışarak dışarıçıkararak, o günlük işini
tamamlayacaklarını, onların bundan fazla çalıştırılamayacaklarını”.
30’uncu madde: “İşçilerin hastalık ileri sürerek doktora çıkmalarıdurumunda,
hastalığıhafif derecede ise oradaki doktorca tedavi edilmesini ve durumu ciddi ise
ocak sahibinin sağlayacağımekkâre ile yanına adam katılarak köyüne gönderilmesini
ve işçinin hastalığının hile olduğu anlaşılırsa, kalan işsüresini tamamlayana kadar
işine iadesini, kaçmaya yeltenmesi halinde iki kat süre ile çalıştırılacağını”,
31’inci madde: “İşçinin bir başka işçiyi kaçmaya kışkırtmasıve kışkırtılan işçinin
kaçmasıdurumunda, kışkırtan işçinin, ceza olarak iki kat süreyle çalıştırılacağını”,
32’nci madde: “21. Maddede yazılıüç sınıf işçiden kiraciyandan bir ilçe veya bir
başka yerde bulunan, kiracıhayvanlarının iki kısma bölüneceğini ilk bölümün
ocaklara getirilip 15 gün süreyle kömür çektikten sonra, ikinci bölümün geleceğini, ilk
bölümün de köylerine dönerek, nöbetlerinin vakti gelinceye değin hem hayvanlarını
dinlendireceklerini ve hem de kendi özel işlerine bakacaklarını”,

102

33’üncü madde “Kiraciyân postalarının nöbet zamanında, nöbetlerine günü
gününe gelmelerini ve nakliye işlerini aksatmayacak biçimde gönderilmelerini,
bunların zamanında gönderilmelerinden kaza (ilçe)müdürü ve muhtarlar sorumlu
olduklarından zamanında gönderilmemeleri durumunda, buna sebep olan veyahut
kiracıve işçiyi maden hizmetine göndermeyen müdür ve muhtarların sorumlu
tutularak, cezalandırılacaklarını”,
34’üncü madde: “Kömür çekilmesinden kaçınarak, yöredeki odun çekme ve başka
ticari işlere giden kiracıların firar cezasına çarptırılacaklarını”,
35’inci madde: “Kiraciyânların ocaklardan taşıyacaklarıkömürü yüklerken, ayak
altına alarak telef etmemelerini ve kabul edilebilir nitelikten ufak olan veya düşük
vasıflıkömürü doldurmak suretiyle gerek ocak sahibini ve gerekse devlet malına
zarar verecek işve davranışlardan kaçınmalarını, aksine davranışlarda bulunmaları
durumunda idarece  şiddetle cezalandırılacaklarını, bu gibi durumların ortaya
çıkmamasıiçin kömürlerin tartılıp yazıldıklarıharman ve iskelelere özel memurların
konmasını, bu memurun dikkatsizliğinin ortaya çıkmasıdurumunda  şiddetle
cezalandırılacaklarını” öngörüp, hükme bağlamaktadır.
Nizamnamenin 6’ıncıFaslı(36-42 maddeler): 7 maddeden oluşan bu faslın
başlığı  “Vezâif-i Yazıcıve Kantarcıve Kabul-ı  Şayan-ıKömürün Cesâmeti”
(Yazıcıve Kantarcının Görevleri ve Kabul edilebilir nitelikteki Kömürün
Büyüklüğü)”dür.
36’ncımadde: “Ocaklardan çıkarılan kömürlerin hem iskelelerde ve hem de
demiryolu harmanlarında tartılacağını, buralarda kantarcıve yazıcıolarak atanan
uzman kişilerin sadık ve düzgün davranışlıolmalarını, tartıve kayıt işleri yönetimin
görevleri içinde bulunduğundan, kömür sahiplerinin de tartıve kayıt işlerine fesat
yapılmasının önlenmesi için gereken özeni göstermelerini”,
37’nci madde: “Yazıcıve kantarcıların tartıve yazım işlerini doğrulukla
yapmalarını, bilerek hatalıtartıyapanlar ile yazımda hile yapanların ceza yasasına
göre cezalandırılacaklarıgibi başlarında bulunan görevlilerin de sorumlu tutulup
cezalandırılacaklarını”,

103

38’inci madde: “Kömürlerin indirilmesi sırasında tozsuz ve topraksız ve kesme ve
taşsız, temiz olmalarını, ayrıca cevizden ve en azından fındıktan küçüklerin
alınmamasını, bu hususların yazıcı, kantarcıve başlarında bulunan görevlilerin görevi
olduğunu, dikkatsizlik veya kömür sahibine arka çıkmalarıgibi nedenlerle hatalıişlem
yapanların, almışolduklarıkömürün bedelinin iki katının bunlardan ceza olarak alınıp,
madene gelir kaydedileceğini”,
39’uncu madde: “Yazıcıve kantarcıve gerekse başlarındaki görevlinin, kömürü
gerçek ağılığından fazla gösterip yazmalarının ortaya çıkmasıdurumunda, fazla
gösterilen kömür değerinin iki katının kendilerinden tazmin edileceğini ve ayrıca
hırsızlık suçundan cezalandırılacaklarını”,
40’ıncımadde: “Madeciyânın tartılıp teslîm ettikleri kömürler iskele ve
harmanlardan yakılma ve kullanılma yerlerine varıncaya değin beşaltıdefa elden ve
kürekten geçerek, zedelenip ceviz büyüklüğündeki kömür toz gibi olacağıve hiçbir
işe yaramayacağından, ceviz ve fındıktan aşağıbüyüklükte kömür alınmamasını,
alınacak olursa, buna neden olanlardan bedelinin tazmin ettirileceğini”,
41’inci madde: “Kömürlerin ocaklardan çekilmesinde, kiraciyan galeri sahibinin
tozlu, topraklıve taşlıkömürün küfelere doldurulmamasıiçin, ocakların başında birer
ikişer memurluk bulunduracağını, buna rağmen kabul edilebilir nitelikte olmayan
kömür gönderilmesi ve bunun memurun dikkatsizliğinden ileri gelmesi durumunda
memurun şiddetle cezalandırılacağını”,
42’nci madde: “İskelelerden kömür yükleyecek gemiler, kömürü ayak altında
kalarak ezilmesinden ve sandal ve gemiye konulurken, yüksekten dökülerek
kırılmasından kaçınılmasıiçin, kömürün gemilerin ambarlarına oluklar vasıtasıyla
konularak, kömürün yitirilmemesine özen gösterilmesini, gemi kaptanların bu
hususlara özen göstermemeleri durumunda sorumlu tutulacaklarını” kayıt altına
almaktadır.
Nizamnamenin 7’incıFaslı(43-86 maddeler):44 maddeden oluşan bu faslın
başlığı  “Ocaklar ile Hukuk ve Vezâif-i Madenciyan Nizamı(Ocaklar ile
Madenciyan’ın görevleri ve hakları)”dır.

104

43’üncü madde: “Bir madencinin yeni açacağıocağın, üretimde bulunulan başka
bir ocağın damarından olduğu anlaşılırsa, o yerde yeni ocak açılmasının yasak
olduğunu, fakat bunların aralarındaki uzaklığın beşyüz kademi geçmesi halinde,
yasağın söz konusu olamayacağınıve işletme belgesi verilebileceğini”,
44’üncü madde: “Ocaklardan çıkarılan kömürlerin devlet yerlerinde veya iskele
başlarında veyahut demiryolu harmanlarında tartılacağıve her halde iskelelerde
teslim olunacağıkural olduğundan açılacak ocağın, iskeleye olan uzaklığından söz
edilerek fazla taşıma veya çıkarma masrafıgibi zarar ziyan iddiasında
bulunulamayacağınıve kömürü belirlenen yerlerde teslim etmeye mecbur
olduklarını”,
45’ncımadde: “Madenler Padişah’ın mülkü ve malıolduğundan ocaklardan
çıkarılan kömürü madencilerinyönetimin gösterdiği yerden başka bir yere
nakledemeyeceği gibi fiyatlar belirlenmesinde zam veya indirme yapılmasının da
Padişah emri ile olabileceğini”,
46’ıncımadde: “Bir madencinin ocağındaki kömür damarıtükenmeden ileriye
doğru sürülmekten ötürü kılavuz tabir olunan bacaların yollarının uzaması
durumunda, ocağın terk ve tatil olunması, Padişah’ın malına zarar vereceğinden bu
gibi ocakların kömürleri tükenmedikçe ve işlenmesi zararlıolmadıkça, ayak
alınmasının hiçbir biçimde câiz olamadığını, ancak kömürü tükendiğinde ayak
açılması, gerekirse yönetime haber verilerek, yönetimin görevlendireceği heyetin
ocağın haritasınıdüzenleyip, gereken ayakların bu harita üzerinde işaretlenmesinden
sonra ayak almağa ruhsat verileceğini ve henüz kömürü bitmemişise bitmesine
değin yine sahibi tarafından kullanılacağınıveyahut bu durumuyla yönetime
bırakılacağını”,
47’inci madde: “Bir madencinin işlettiği ocağın ayaklarıalınmak gerektiğinde, keşif
yapılarak çizilen haritada, gösterilecek ayaklardan başka yerlerden ayak alıp, ocağı
bütünüyle yıkıp harap etmesi halinde ocağa yönetimce el konulacağıgibi, devlet
malınıtahrip edenler hakkında verilecek ceza kadar madenciye de ceza verileceğini”,
48’inci madde: “Madenin Padişahın malımülkü olmasınedeniyle, kimseye mülk
olarak verilemeyeceğini, bir madencinin elinde bulunan ocak yahut ocaklarıterk
ederek üretimi durdurmasıhalinde bu gibi ocak veya ocaklara yönetimin el koyma
hakkıbulunduğu gibi, diğer sahiplerden bir madencininistemesi halinde idarenin bu

105

madenciye ruhsat verebileceğini ve ocağıterk eden madencinin masraf davası
açmaya hakkıolamayacağını”,
49’uncu madde: “Bir madenciye işletmesi için verilmişocağıyeterli güce sahip
olmadığından üç ay kadar işlemeyerek üretimi durdurmasıdurumunda, yönetim
kendisine yaptığıihbar üzerine, kudreti yetmediğinden ocağıişletemeyeceğini beyan
eylemesi durumunda, kudreti yeten bir ortak almaya zorunlu olduğunu, bunun da
kabul edilmemesi durumunda ocağıyönetime devretmeye mecbur olacağını”,
50’inci madde: “Madenciler arasındaki şirket mukavelesi yönetim huzurunda
yapılacağından ve şirket koşullarının da yönetim tarafından onaylandığından ve bu
hususların  şirket ortaklarınca birbirlerine verecekleri mukavele senetlerinde
açıklanmışolduğundan, buralarda yazılımaddeler dışında birbirlerine dava
açamayacaklarını”,
51i’nci madde: ”Bir madenci altmışıncımaddede belirtilen yönteme dayanarak,
ocak açıp da bir madeni işledikten sonra idarenin her hangi bir nedenle, ocağıterk
ettirilerek, üretimin durdurulmasıdurumunda, yönetimin haksız olduğu ortaya çıkarsa
bu ocağın başka kimselerce işletilemeyeceğini, işletmeye yine ocak sahibinin yetkili
olacağını”,
52’inci madde: “Maden ve arazi Padişah’ın vakfıolduğundan, madeni
işletenlerden birinin ölmesi durumunda, işletmekte olduğu ocağın çocuklarıvar ise
onlara geçeceğini, çocuklarıyoksa milli emlake geçeceğinden öteki varislerinin ocağa
hiçbir biçimde karışamayacaklarını, ancak çıkarılmışolan kömür ile ocaktaki borç ve
bütün işlemlerin varislerine ait olacağını”,
53’üncü madde: “Madende  şimdiye değin çalıştırılan madenciyan ve
kazmaciyandan bazılarıyabancıuyruklu iseler de devlet hizmetinde çalıştırılmış
olmalarından ötürü bir bakıma yabancıolarak görülmeyip, bütün işlemleri devlet
kanunlarıve nizamlarına uygun olarak görüleceğini, bunlardan her hangi biri mevcut
nizamlara uymayıkabul etmeyecek olur ve üç kez işbu nizamname hükümleri dışına
çıkarak istenmeyen davranışlarda bulunursa, ocağına ve mevcut kömürüne değer
biçilerek, idare tarafından madenden uzaklaştırılacağını”,
54’üncü madde: “Osmanlıuyruğunda olan madenciyandan her hangi birinin bu
nizamname hükümlerine uygun olmayan davranışlarda bulunmasıdurumunda, sözü
edilen nizamname hükümleri uyarınca cezalandırılacağınıve böyle aykırı
davranışların üç kez daha yinelenmesi durumunda ocağına ve mevcut kömürüne

106

değer biçilerek yönetim tarafından madenden bütün bütün kovulup,
uzaklaştırılacaklarını”,
55’incımadde: “Bir madencinin işletmekte olduğu ocağın direklerini kavi ve
muhkem ve tavanının sağlam olarak yapılmasına dikkat etmesi önemli görevleri
içinde bulunduğundan, masraftan kaçınarak bunlara özen göstermemesi nedeniyle
ocağıçöker ve can kaybıortaya çıkarsa madencinin ceza yasalarına uyularak
mahkûm edileceğini”,
56’ıncımadde: “Madende çalıştırılan işçilerin tümünün İslam ve az bir kısmı
Hıristiyan olduğundan bir ocakta bulunan birkaç Hıristiyan için Pazar günleri tatil
olunup da kırk elli kadar İslam işçinin de boşkalmalarıve bu nedenle üretimin büyük
ölçüde aksamasıhiçbir biçimde uygun bulunmadığından, Hıristiyan işçilerin Pazar
günleri ayinlerini yaptıktan sonra ve Müslüman işçilerin namaz ve Cuma namazlarını
en yakın olan mescitte kıldıktan sonra yeniden üretime başlayacaklarınıve maden
ocaklarının haftanın hiç bir gününde bu nedenlerle tatil olunmayacağını, ancak
Müslümanlar için bayram ve Hıristiyanlar için paskalya günlerinde gezintilerine izin
verileceğini”,
57’inci madde: “Bir madencinin, işlettiği ocağın kabul edilebilir nitelikteki kömürü
ileride işe yaramayan bir damara rastlandığında yönetime haber verilerek,
incelenmesi sonunda madencinin bu ocağın çalıştırılıp çalıştırılmamasıyolunda
verilecek karara göre hareket edeceğini ve haber vermeyerek vasıfsız kömürü, vasıflı
kömürüne karıştırmasıdurumunda mevcut kömürünün tümünün vasıfsız olarak
görüleceğini”,
58’inci madde: “Madenin tüm arazisi Padişah’ın vakfına ait olduğundan,
madenciyanın işlemekte bulunduklarıocakları, biri diğerine alıp satamayacakları
tamamen yasak olduğunu, ancak ocak alıp vermeleri durumunda yalnız sarf etmiş
olduğu ocak alım masraflarınıalabileceklerini, bu ve başka hallerde ocak alıp veren
ve birbirine ortak olan kişilerin yönetime gelip durumu bildirip söylemedikçe
aralarında olan bütün işlemler ve sözleşme koşulların geçerliği olmayacağınıve
hükümsüz olacağını”,
59’uncu madde: “Birisinin işlettiği ocağımasraflarıkarşılığında başkasına satacak
olur ve ocağın devlete devri hükmü bulunduğu halde ocağıalacak kimse işletmeci
olup ve borçlarınıöderse, bu gibi alıp satışların gerçek sayılacağını”,

107

60’ıncımadde: “Her hangi birinin yeni ocak açmasıveya başkasından satın alarak
işletmesi veyahut birisiyle ortak olmasıkesinlikle yönetimden ruhsat almasına bağlı
olduğunu, ruhsatsız ocak açılır veya satın alınırıveya ortak olunursa ocağın zorla
terk ettirileceğini ve bunlardan dolayıyapmışolduğu masraf ile ziyan iddiasında hakkı
olmadığını”,
61’inci madde: “ Madenciyandan her hangi biri, durumu kuşkulu ve serseri
takımından ve tezkeresiz gelmişolan kimseyi yönetime haber vermeyerek kabul edip,
çalıştırmasıdurumunda, bu gibi davranışlar hırsıza yataklık yapma suçuna
girdiğinden, madencinin buna göre cezalandırılacağını”,
62’nci madde: “Maden ocaklarında çalıştırılan madenciyandan ve gerek
maiyetinde olan kazmaciyandan her hangi birinin bir hususta merkezi yönetime
getirilmesi gerektiğinde, merkezi yönetim tarafından gönderilecek memur vardığı
veya yazılacak celp tezkeresini aldığıanda merkezi yönetime geleceğini”,
63’üncü madde: “ Sözü edilmişmadenlerde çalışmak üzere başka yerlerden yeni
gelmişolan madenci yahut kazmacıvesaire yanında bulunan geçiştezkeresini,
öncelikle Ereğli Hükümeti’ne göstererek oradan maden yönetimine yazılmışbir belge
alacağını, ayrıca maden yönetimine de güvenilir bir madenci veya tüccardan kefil
göstereceğini ve kefil gösterememesi durumun madende çalışamayacağıgibi ikamet
edemeyeceğini”,
64’üncü madde: “Maden ocaklarında çalıştırılan madenci ve maiyetinde bulunan
İslam ve Hırvat işçilerden birisi doğru olmayan durum ve hareketlere cüret ederek
bunun sonucu olarak uygunsuz bir durum ve eşkıyalık ortaya çıkarsa, derhal maden
yönetimi aracılığıyla tutuklanarak hükümete teslim ile işlediği suçun yasalarda
öngörülen cezasına çarptırılacağını, suçlunun yönetimce götürülememesi durumunda
esnaf marifetiyle bulunup tutulacağınıve bu durumda her madencinin kendisini
görevli sayacağını”,
65’inci madde: “Madenciyan ve adamlarıolan İslam ve Hırvat işçilerden birisi
madenlerde veya başka yerlerde silah ve kesicialet bulunduramayacaklarını,
tabanca ve tüfek atışlarına cüret edilemeyeceklerini, böyle bir şeyin görülmesi veya
duyulmasıhalinde yönetim veyahut nezaret tarafından silah nizamına göre
cezalandırılacağını, ancak bir yere gidilmesinin gerekmesi durumunda, yolda
korkulacak bir durum olduğunda, yerel görevliden silah taşıma tezkeresi niteliğinde
ruhsat tezkeresi alınarak silahın taşınabileceğini, gideceği yere vardığında hemen

108

silahınıçıkararak teslim edeceğini, silah taşıma izni olmadan bir yere gidildiğinin
anlaşılmasıdurumunda cezalandırılacağını”,
66’ıncımadde: “Ocak işletmekte olan madenci yahut onun adına ocağa nezaret
eden ortağıveya çavuşu zevk ve eğlence maksadıyla ötede beride gezdiği için ocağı
su basmasıve başka tehlikeli durumlar yaratılarak ocağıkullanılamaz duruma kor ise
devlet malınıtahrip edenler hakkındaki hükümlerle, şiddetle cezalandırılacağını”,
67’inci madde: “Madenciyandan birisi kendisine tertip edilen işçiden fazla gördüğü
işçiyi kendiliğinden iade edemeyeceğini, mutlaka yönetime giderek işçi fazlalığının
nedenini bildiremeye mecbur olduğunu, eğer fazla gördüğü işçiyi kullanmayarak hot
be hot geri gönderir veya ocakta çalıştırmadan işsiz olarak bekletirse işçilerin işlerini
yapmışgibi ücretlerini ödemeye zorunlu olunduğunu”
68’inci madde: “Madenciyanın kullandıklarıişçilerin ücretlerine mahsuben zorunlu
olarak alıverecekleri erzak ve sair eşyanın alışfiyatına zam yaparak fukaraya
haksızlık etmeyip, ılımlıfiyatla alıp satmalarıgerektiğini,  şayet haksızlık edildiği
anlaşılırsa, fazla fiyatın düşülmesinden başka haksızlık yapan kişinin vurguncu
cezasına çarptırılacağını”,
69’uncu madde: “Ocaklardan iskelelere giden yolların düzeltilip, tamir edilmesi
gereken yerleri olduğu takdirde, ocak sahibinin bu yerleri, kolaylıkla geçilebilmesi için
onartıp düzelteceğini”,
70’inci madde: “Kömürü naklolunacak ocağın, iskele yolunda düzeltilmesi gereken
yerleri onarılmayıp da kiraciyan hayvanlarının telef olmasıdurumunda meydana
gelecek zararın yarısının ocak sahibi tarafından tazmin olunmasını, hayvanın telef
oluşu biraz da hayvan sahibinin dikkatsizliğinden ileri geleceğinden, diğer yarısının
ise hayvan sahibi tarafından karşılanacağını”,
71’inci madde: “Yeni ocak açmaya girişen bir madenci ocağıönünde en az bin
kantar kömür çıkarıp hazır etmedikçe onun kömürünün keşif defterlerine
geçirilmeyeceğini ve kendisine de madenci gözüyle bakılmayacağını”,
72’inci madde: “yeni ocak açılışına girişen bir madenci ocağıönüne bin kantar
kömür çıkarıp, hazır ettiği keşif sonucu belirlenirse, bu madenciye yönetim tarafından
yardım etmek için öncelikle işçi ve direk çekme haklarınıödemek üzere ocak
önündeki kömürün yarısının bedeli ödenecektir.”,
73’üncü madde: “Bir ocakta ne kadar kömür olduğunu araştırmak için her
aybaşında bir kere mevki memurunun idaresi altındaki ocaklara gideceğini ve mevcut

109

kömürleri aynen görerek, hakkıyla tahmin ederek düzenleyeceği keşif defterini
yönetime göndereceğini”,
74’üncü madde: “Her ocağın yanında bulunan kömür her ay yapılacak keşif
defterlerinden belli olacağından, bu defterlere göre madenciyana, ocağın yanındaki
mevcut kömürün saptanmışbedellerinin yarısının, yönetimce yardım olarak, peşinen
ödeneceğini”,
75’inci madde: “bir önceki maddede sözü edilen peşinat akçesi madenciyana yeni
yardım demek olduğundan ve bu da işçi ve direk çekenlerin vergi ve sair zaruri
ihtiyaçlarının giderilmesi amacıyla verildiğinden, sözü edilen madenciyan alacakları
bu peşinat akçesini hiçbir yereharcamayarak öncelikle işçi ve direk çekenlerin
haklarınıtamamen ödedikten sonra kalanınıborç vesairesine verebileceğini”,
76’ıncımadde: “Bir madenci maden yönetiminden verilmek üzere vereceği
senetleri iktidar veservetine göre her şeyden önce işçi ve direk taşıyanlara olan
borçlarıiçin verip, fazla serveti olduğu halde diğer borcuna öncelikli senet vererek bir
bakıma işçi ve direk çekenlerin haklarınıgeciktirmeyecek ve kararlaştırılan işçi ve
direk çekenlerin borç sairesi için verdiği senet yönetim tarafından kabul edilmezse
madencinin söz hakkıolamayacağını”,
77’inci madde: “Bir madenciye, ocağındaki keşfen mevcut kömürüne göre,
yönetim tarafından belirlenen akçeden fazla akçe verilemeyeceğinden ve devlet malı
hiçbir madenci üzerinde kalamayacağından, devletten peşinen almışolduğu akçe işçi
ve direk çekenlere olan borcuna yetmeyip, açık borcu kalmasıdurumunda, yerinden
sağladığıkredi ile, açık kalan borcunu tamamen ödemeye ve şayet hiçbir yerden borç
bulamayıp borcunu kapatamazsa bu gibi madencinin güçsüz ve itibarsız olduğu
ortaya çıkacağından, ocağınıdiğer kudretli ve itibarlıbir madenciye satmaya zorunlu
olacağını”,
78’inci madde: “Madenciyandan herhangi biri devletten alacağıgerek peşinat
akçesine ve gerek teslim etmişolduğu kömürün bedeline mahsuben idareye hitaben
vereceği senetler, gerçekten sair borçlar için olup da görünüşte işçi adına verdiği ve
bu biçimde sahtekârlık ettiği ortaya çıktığıtakdirde, bu madencinin ceza kanunu
hükümlerine göre sahtekârlık cezasıyla cezalandırılacağını”,
79’uncu madde: “Bir ocaktan kömür çekilmesi gerektiğinde, mal sahibi olan
madenciyanın başında bulunmasıgerekirse de başka işlerini görmek için başında

110

bulunamamasıdurumunda bir adamının bulunmasının uygun görülebileceği, ancak
sonra söz söylemeye hakkıolamayacağını”.
80’inci madde: “Bir madencinin kömürünü ocaktan çıkarırken hem tozundan ve
hem kesmesinden ayırt ederek, yönetimin kabul edebileceği nitelikte kömürü
çıkarmak zorunda olduğu halde toz ve toprak ve kesme ile dolu kömür çıkarırsa
kömürciyanın kömürü bunlardan ayırıp yüklemeye mecbur olacaklarından ve bunun
boşa vakit harcamasına sebep olacağından, bu duruma cüret eden madencinin
nöbet ücretlerini kiraciyana verilmek üzere yönetime ödemeye mecbur olacağını”
81’inci madde: “Bir ocağın üretimine daha az sayıda işçi yettiği halde bütün işçileri
tutarak, bir kısmının boşve işsiz kalmasına neden olan madencinin, işçilerin boş
kaldıklarıgünlerinin ücretlerini vereceğini ve kınanacağını”,
82’inci madde:  “Bir  madencinin  ocağında çalıştırdığıMaden-i Hümayun işçileri
hükümet marifetiyle celp olduğundan, bunlarıkendi özel işleri için çalıştırılmaya hiçbir
şekilde yetkisi olmadığını, fakat bir iki kimseyi kendi emrinde kullanmasının
kaçınılmaz biçimde zorunlu olmasıdurumunda, yönetime bilgi vererek günlük on
kuruşücretle bunlarıçalıştırabileceğini”,
83’üncü madde: “Birmadencinin ocağında çalışmakta olan işçisi, başka madenci
tarafından kışkırtılıp, kandırılıp kendi ocağına alınarak, o madenin üretimine ara
verilmesine neden olunursa bu işçi önce asıl ocağına geri verildiği gibi üç gün süreyle
hapis edileceğini”,
84’üncü madde: “Bir ocağın üretimine bazınedenlerden dolayızarar gelerek bir
süre üretime ara verilmesi zorunlu olduğu ve işçileri boşta kaldığında, sözü edilen
işçilerin, ihtiyacıolan başka bir ocağa geçici olarak verilmesi ve işçiler bu biçimde bir
gün boşve ticaretsiz bırakıldığında, ocak sahibinin yönetime gidip haber vermek
zorunda olduğunu ve haber vermeyip de işçiyi boşve işsiz bırakmasıdurumunda
sekseninci maddede kayıtlıolduğu üzere cezalandırılacağını”,
85’inci madde: ”Amele postasından birinin çalışma süresinin sonunda, cetvel
biçiminde bir defter hazırlanıp, düzenleneceğini, bu defterde madencide bulunan işçi
defteri gereğince işçilerden her birinin adıve sanıve ilişkili olduğu yeri ve hak ettiği
günlük ücretleri isimlerinin hizasına yazılmışolduklarıekmek sair pahasınıda işaret
eden cetveli, o yerde bulunan işçi kayıtçısına getirip kaydettirdikten sonra divanın
bulunduğu yerin muhtarına teslim etmek üzere sözü edilen işçilerden güvenilir birine
vereceğini ve direk çekenlerin ücretlerinin de bu düzen üzerine ödeneceğini”,

111

86’ıncımadde: “Madencileringörevlerine ilişkin sayılan maddelerin tümüne,
madenciyandan her birinin itaat etmeleri doğal olduğu gibi idare memurlarından
verilecek emirlere de itaat ve verilecek kararısoru sormadan kabul edeceklerini ve
eğer emre karşıdurulursa, memura itaatsizlik yapmışolduklarından, bu gibilerin
Maden-i hümayun’a gönderileceğini”
Nizamnamenin 8’incıFaslı(87-100. maddeler): 14 maddeden oluşan bu faslın
başlığı“Vezâif-i Memuriyet Nizâmı”(Memurluğun görev düzeni)’dır
87’inci madde: “Maden Yönetimi Başkanıbağımsız memur olduğu gibi,
maiyetinde bulunan bütün memurların başkanıolup, memurların Maden Yönetimi
Başkanı’ndan gelen bütün emirlere uyacaklarınıve eğer içlerinden biri aksine
davranırsa subaylara itaatsizlik (askeri itaatsizlik) cezasıile cezalandırılacağını”,
88’inci madde: “Göreve atanan memurlardan her birinin bu nizamname
hükümlerine göre hareket edeceğini ve görevlerinde bağımsız olduklarından bir
madencinin veya işçilerden birinin madende çalışırken veya başka bir günde bir işi
çıktığında bağlıolduğu memura gidip durumu açıklayacağını, bu memurun da
yönetim Başkanı’na başvuracağını, ancak memurun bazıönemli olmayan
durumlarda, kendiliğinden karar verebileceğini”
89’uncu madde: “Görevli olan memurların ocaklardan harmanlara kadar olan
yollarıdevamlıgözleyerek, yolların düzeltilmesi gereken yerlerini, ait olduklarıocak
sahiplerine düzelttireceklerini”.
90’ıncımadde: “Görevli memurlar ocaklardan indirilen kömürlerin, nizamname
hükümlerine uygun olarak indirilmesine dikkat edip, özen gösterecekleri gibi her
aybaşında düzenleyecekleri keşif (kömürün miktarına ilişkin tahmin defterleri)
defterini yönetime göndereceklerini ve tahmin edeceği kömürü miktarından fazla
tahmin edip de ona göre peşinat akçesi verilmesi durumunda, kömürün taşınması
sırasında tahmininden noksan olduğu meydana çıkar ve kömür hesabının devlete
borcu kaldığıanlaşılırsa memurun şiddetle sorumlu tutulacağını”
.  91’inci madde “Görevli memurlar kömürün ihracat ve taşınmasısırasında
gördükleri sakıncalarıveya gereken iyileştirmeler ile olagelen zararlarıve kurallara
aykırıdavranışlarıhemen yönetime bildireceklerini”

112

92’nci madde: “Madende çalışan bütün memurlar, kâtiplerve sair hizmetlilerin
her zaman ve sürekli olarak görevleri başında bulunup, görevlendirildikleri işlerin
zamanında ve gerektiği biçimde yapılmalarına özen göstermelerini, gayret ve
sadakatla çalışmalarını” .
93’üncü madde: “Maden iskelelerinde bulunan bina aralarındaki yerler ve
çarşılarda insan sağlığına zararlıolacak kokuşma ve başka fenalıkların olmasının
memurlar tarafından önlenmesine özen gösterileceğini, bu gibi fenalıklar bulunan
yerlerin temizlenip paklanmasının sağlık hizmetleri görevi içinde olduğunu ve eğer bu
gibi insan sağlığına zararlı şeylerin ortaya çıkmasına neden olanlar olursa, bunların
bir günden üç güne kadar hapis cezasıile cezalandırılacaklarını”
94’üncü madde: “Madenlerde bulunan gerek demir yollarda çalıştırılan devlet
hayvanlarının yemleri ve başka masraflarıile devlet tarafından işletilen ocakların
ihraç masraflarıve gerek ortaya çıkacak bütün harcamaların yol ve yordamına göre
yapılarak, boşa gitmemesi ve hırsızlıktan korunmalarına, masrafların azaltılmasına,
gelirlerin çoğaltılmasına memurlar ve kâtipler tarafından büyük bir özen
gösterilmesini, aksine davranılarak bir terslik ortaya çıktığında bunların memur ve
kâtiplerin dikkatsizliklerinden doğmuşolacağından, ortaya çıkan zararın onlardan
tazmin edilerek, cezalandırılacaklarını”,
95’inci madde: “Madenlere gerekli olduğu için satın alınarak, deftere yazılarak
ambarlara konmuşolan alet, edevat, maden, erzak ve saire ambar memurlarının
korumasına verilmişolduğundan, ambar memurunun bunların yitirilip, telef
olmamasına dikkat edeceği, ilgisizlik, dikkatsizlik ve başka bir nedenle bunların
yitirilip, telef olmalarıdurumunda, ambar memurlarının zararıtazmin edeceklerini” ,
96’ıncımadde: “Madende bulunan memurların, memurluk sıfatlarınıtaşımakta
olmalarından ötürü, madende ocak açmaları, işletmeleri veya bir madenci ile ortak
olmalarının tamamen yasaklanmışolduğunu”
97’inci madde: “Maden yerindeki bütün memurların, memurluk görevlerini tam
bir sadakat ve doğrulukla yapmaya borçlu olduklarını, bunun da birbirleriyle iyi
geçinip küçüğün büyüğe itaat etmesi, büyüğün küçüğe saygıve güler yüz göstermesi
ile oluşacağınıve bir memurun diğerine düşmanlıkla iftira eder veya başka kötü

113

davranışlarda bulunur ise veya kendisinin üstü olan memurun emirlere itaatsizlikte
bulunursa şiddetle cezalandırılacaklarını”,
98’inci madde “Memurlar ile inzibat erlerinin Padişah’ın maaşlımemuru
olmalarından dolayı, görevlerini yaptıklarından, bir kaza, köy ve başka yerlere
gönderilmelerinde, geceledikleri yerlerde yiyeceklerini ve hayvanlarının yemini kendi
paralarıyla alacaklarını, parasız bir  şey kabul etmeyip almamalarını, aksine
davrandıklarıanlaşıldığında, aldıklarının parasınıtazmin etmelerinin dışında üç gün
süreyle hapis cezasıyla cezalandırılacaklarını“,
99’uncu madde: “Üst derece memurların maiyetlerinde bulunan inzibat erlerini
ve işçileri uşağıgibi kişisel hizmetlerinde kullanmayacaklarını, bunları, sürekli maden
işlerinde kullanacaklarını, aksine davrananlarısorumlu olacaklarını”,
100’üncü madde: “Bu Nizamname’nin içeriğindeki bütün maddelerin yürürlükte
olduğu, maddelerin içermediği ayrıntılar ortaya çıkarsa bunların, mevcut maddeler ve
maden yöntemlerine uygun olarak, maden yönetimince alınacak doğru ve iyi
önlemlerle çözümleneceğini” öngörmektedir”
Bu hükümlerin ardından, nizamname aşağıdaki biçimde sona ermektedir:
Madenlerin ilk açılışından bu ana gelinceye değin (nizamnamenin çıkarılışına
değin) gerek çıkarma, gerek indirme ve gerek öteki ayrıntılar hiçbir kural altına
alınmayarak her bir konu işin gidişine göre görülmüş, bu durum ise bazıgün
güçlükler meydana getirdiğinden Tersane-i Amire idare meclisi azasından olup özel
olarak görevlendirilip adıgeçen madene gelmişolan Miralay (Albay) Said Bey Efendi
ve köleleri (nezaket ifadesi olup, Padişah’ın kullarıanlamında kullanılmıştır.) hazır
olduklarımız halde kararlaştırılan, özel komisyonda görüşülerek, sözü edilen
madende kullanılan madenciyan ile işçilerin hukukunu korumak ve bunların hepsinin
işlerini ve davranışlarınıdisiplin ve düzen altına almak ve bu suretle sözü edilen
madenin işlerine, hiçbir biçimde zarar getirilmemek ve her görevlinin görevini bilip
görev dışına çıkmamalarıve aykırıdavrananların cezalandırılmalarıhususunda,
maden yönetiminin ruhu denilmeye değer yüz maddeyi içeren bu nizamnameyi
düzenleme ve sunma yeltenmekle görevlendirilmişolmakla, bu yolda ve kesin olarak
emir ve buyrultu emri veren Padişah Hazretlerinindir.”

114

Daha sonra da nizamnameyi hazırlayanların görev, adlarıve mühürleri
(imzaları) gelmektedir.
Yukarıdaki Nizamnamenin, içerdiği hükümlerin uygulanmasına ilişkin, Ekrem
Murat Zaman’ın kitabından alınmış, aşağıdaki iki açıklama ile nizamnamenin
tanıtılmasına son verilecektir.
1910’da Maden Müdürlüğü görevine getirilen Hüseyin Fehmi  İmer bu
dönemdeki işletmeciliği  şu biçimde bizlere aktarmaktadır: …Daha önceki yıllarda
bilinen ve işletilen ocaklar kesene usulüyle çalışmaktaydı. Havzanın her tarafına
yayılan kömür damarlarınıbulan ve Fen Komisyonunca işletmecilik yapılmasıuygun
görülen kişiye ruhsat verilirdi. Bu ruhsatıalan madenciye, kömür çıkarmak için lazım
olan her türlü malzeme Maden İdaresi’nden verilir ve daha sonra miri fiyatla teslim
ettiği kömürden düşülürdü
55
“Elverişli ulaştırma olanakları, özellikle deniz ve demiryolu taşıma yetersizliğinden
işletmecilik deniz kıyısıve dere yataklarına yakın yerlerle sınırlıkalmıştır. Bu nedenle
Çamlı, Kofalık, Kandilli, Alacaağzı, Kireçlik, Öküşne, Kozlu Domuzini, Gürgen,
Kasaptarla İncivez, Zonguldak, Kapuz (bağlık), İnağzı, Kilimli, Çatalağzı, Amasra gibi
doğal liman, koy ve ağızlarda yükleme iskeleleri kurulmuştur. Denizin yüklemeye
elverişli olduğu zamanlarda kömür iskeleve oluklardan özel şahıslara ait salapurya
adıverilen mavna ya da kayıklarla taşınarak, küfelerle gemilere yüklenmekteydi”
56
.
Dilaver Paşa Nizamnamesinin İçeriğinin  İşHukuku, Medeni Hukuk ve Ceza
Hukuku ile Çevre Koruma Gibi Konular bakımından İncelenmesi
Dilaver Paşa Nizamnamesi, ilk bakışta taşkömürü havzasındaki ocakların
işletilmesi, denetimi, güvenliği, yeni ocak açılması, ocaklardaki kömürün taşınmasıile
yüklenmesine ilişkin yönetimsel ve parasal konuları, kömürün nitelikleri, taşıma ve
yükleme sırasında kömürün parçalanarak, ziyan edilmesinin önlenmesi, tartıişleri ve
tartımda hile yapılmamasıgibi hususlarıdüzenleyen bir belge izlenimi vermektedir.
Oysa bu nizamname, başta işçi haklarıve işhukuku olmak üzere; medeni hukuk,
borçlar hukuku, ceza hukuku gibi genişbir yelpazedeki düzenlemeleri içeren, o
günlerin koşullarıdikkate alındığında, bir hukuk anıtıdenilebilecek, önemli bir
                                                           
55
Ekrem Murat zaman, a.g.e., s. 34
56
Ekrem Murat Zaman, a.g..e.,s.40

115

belgedir. Nitekim, Dilaver Paşa Nizamnamesi Divan-ıHümayun’dan ve padişah
onayından geçmemişve hatta, 1882, 1906 ve 1921’de yasaklama ve sınırlamaların
bir bölümünün kaldırılmasına karşın, 1954 tarih ve 6309 sayılıMaden Kanunu’nun
158/1 maddesiyle tamamıyla yürürlükten kaldırılmasına kadar yapıla gelmiş
(teamülname) olarak havzada varlığınıkorumuş olması, yapılan değerlendirmenin
yerinde olduğunun en büyük kanıtıdır. Bu nedenle, nizamnamenin, ocakların
işletilmesine ilişkin genel konular dışındaki bazımaddeleri, nizamname verilirken
açıklanmışolmakla birlikte, aşağıda, bir kez daha ele alınacaktır. Böylelikle o günlerin
koşullarıaltında Türk Bahriyesi’nin ne denli büyük bir hizmet yapmışolduğu daha
belirgin ortaya çıkacaktır. Ayrıca bu hizmet çağdaşkültür ve uygarlığıyakalamadaki
Türk SilahlıKuvvetlerinin, paha biçilmez gayret, çaba ve katkılarının somut bir örneği
olarak da değerlendirilmektedir.
Nizamnamenin işhukuku, işçi haklarıbakımından getirdiği hükümler:
Aslında bu husus nizamnamenin en çok bilinen ve değinilen içeriğidir. Nitekim
Dilaver Paşa nizamnamesi hakkındaki, daha önce verilmişolan, Büyük Larousse’deki
açıklamalar da, hatırlanacağıgibi “Türkiye’de işçi sağlığınıkoruma ve çalışma
koşullarınıdüzenleme konusunda ilk girişim, 1867’de Maden-i Hümayun Nazırı
Dilaver Paşa’nın hazırladığıEreğli Kömür Madeni Hümayunu Nizamnamesidir.”
cümlesi ile başlamaktadır. Ancak, ansiklopedi maddesinde ayrıntılara girilmemiştir.
Nizamnamenin işhukuku ve işçi haklarına ilişkin önemli bazımaddelerinin özeti
aşağıdadır.
Örneğin nizamnamenin 11’inci maddesinde  “Ocaklarda çalışan işçilerin
geceleri açıkta kalmamalarıiçin, ocakların başında, maden sahibi tarafından, yönetim
tarafından kabul edilebilir nitelikte, oturmaya elverişli ve mükemmel işçi koğuşlarının
yapılarak işçilerin huzur ve rahatlarına dikkat edilip özen gösterilmesinin  ocak
sahiplerinin (yani işverenin) görevi olduğu” yolundaki maddesi, işçilerin gözetilmesi
kadar, onlara insan olarak da verilen değerin ifadesidir.
“Ocaklarda çalıştırılmasıgereken kazmaciyan, küfeciyan ve kiraciyan işçilerin, Ereğli
Sancağındaki on dört kazadan ve 13-50 yaşlarıarasındaki sağlam kişilerden
seçileceğini ve bunların ilçe ilçe saptanıp deftere yazılacağını, bu deftere göre yazılı
olarak çağırılacaklarını” öngören. 21’inci madde ile onu izleyen maddeler özellikle

116

incelenmeye değer görülmektedir Çünkü bu madde ile bir bakıma zorunlu çalışma
yükümlülüğü getirildiği ileri sürülmektedir. Nitekim Prof. Dr. Ahmet Makal konuyu
şöyle açıklamaktadır:
“19. yüzyılda kömür ihtiyacına karşılık emek arzının yetersizliğinden
kaynaklanan sorunlar, bölgede bir zorunlu çalıştırma uygulamasına gidilmesine
neden olmuş; 1867 Tarihli Dilaver Paşa Nizamnamesi başlatılan ilk uygulama,
değişik biçimlerde Cumhuriyet dönemine kadar varlığınısürdürmüştür.“
57
“ …İşmükellefiyeti kavramsal düzeyde ‘zorla veya zorunlu çalıştırma, olarak’
nitelenmelidir ve ‘herhangi bir kişinin ceza tehdidi altında ve bu kişinin tam isteği
olmadan, mecbur edildiği tüm işve hizmetleri’ İfade eder. Tarihi kölelik düzenlerine
kadar giden bu tür çalıştırma, zaman içersinde, farklıiktisadi sistemlere sahip
ülkelerdeki değişik biçimde uygulama alanıbularak, günümüze kadar uzandı.
…Madencilikteki çalışma koşullarının, diğer kesimlerden daha güç olmasıve bu
nedenle emek arzının her zaman yeterli düzeye ulaşmaması, zorunlu çalışmayı
ortaya çıkarır. İki yol denenir:
Birincisi madenlerde ihtiyaç duyulan işgücünün değişik zorunlu çalıştırma
yöntemleriyle sağlamadır.
Daha yeni olan diğer bir yol ise, politika yöntemleriyle madenlerde istihdam
edilenlerin çalışma koşullarının düzeltilmesidir. Bu yolla üretimin arttırılarak, düzenli
hale gelmesi amaçlanmaktadır. Osmanlı  İmparatorluğu döneminde de Ereğli
havzasında kömür üretiminde zorunlu çalışma uygulamasına gidilmiş, Padişah
onayından geçmediği için ‘teamülname’ olarak uygulanan 1867 tarihli Dilaver Paşa
Nizamnamesi, işçileri koruyucu bazıönlemlerle desteklediği bir ‘zorunlu çalıştırma’
düzeni kurmuştu. 1861 ve 1869 tarihli Maadin nizamnameleri zorunlu çalıştırmayı
yasaklayan hükümler içermekle birlikte, havzada bunların yerlerine teamülname
hükümlerinin uygulanmasına devam edilmiştir… KurtuluşSavaşıdevam ederken
                                                           
57
Prof.Dr. Ahmet Makal ,Zonguldak ve Türkiye’de Toplumsal Tarihin AcıBir deneyimi olarak İş
Mükellefiyeti, s.70

117

çıkarılan 10 Eylül 1921 tarihli ve 151 sayılı“Ereğli Havza-i Fahmiyesi Maden
Amelesinin Hukukuna Müteallik Kanun” ile zorunlu çalıştırmaya son verilmiştir.
58
Ancak, yukarıda verilen 21’nci ve devamıolan 22 maddede“işçilerden
kazmaciyanların madenlerde çalıştırılmasımecburiyeti olmadığını, rızalarıile
çalışacaklarınıve kazmacılara liyakat ve işine göre ücret ödenmesi gerektiği”, hükme
bağlanmaktadır. Bu nedenle 21 inci madde 22’nci madde ile birlikte ele alındığında,
zorunlu çalışma yükümlülüğü tartışılabilir bir duruma gelmektedir. Nitekim 22 nci
madde ile zorunlu çalışma yükümlülüğü tahdit edilmekle kalmamış, kazmacılık gibi
çok ağır bir işte çalışmanın isteğe bırakılması, nizamnameye insancıl bir boyut
kazandırmıştır.
21 ve 22 nci maddelerin ardından gelen 23 üncü madde ise kazmacıların “daha
fazla ücret veren bir madenciye gitmekte serbest olduklarını”hüküm altına almakta,
rekabet sağlayarak ağır bir işyapan kazmacıların haklarının korunmasında bir ileri
adımıdaha oluşturmuştur.
Nizamnamenin İşçilerin çalışma saatlerini düzenleyen, işçi sağlığıile iş
güvenliğine ilişkin aşağıdaki maddelerin önemlerinin açıklanmasına gerek
görülmediği için maddelerin hatırlatılmasıyla yetinilmiştir.
Madde 24: Ocağın içinden dışarıya kömür taşıyan küfeciyanlardan ayni köyden
olanların ikiye bölünerek, birinci grup 12 gün çalıştıktan sonra, köydeki işve tarım
işlerine dönecekler ve yerlerini 12 gün süreyle ikinci grup alacaktır.”
Madde 27:“Kazmacılar ve öteki işçiler yirmi dört saatte iki vardiya olarak iş
yapacaklardır.
Madde 29: “İşçiler 24 saat içinde, istirahatlarıdışında on saat çalışacaklar, bu 10
saatlik sürenin yaz kışsabah saat on birde başlayarak, dört saat çalışarak,
kazmaciyanların akşamdan kazarak hazır ettikleri kömürü ve tozu dışarıçıkaracakları
gibi işbitiminde ocak çavuşuna haber vererek iki saat istirahat edip, yemek yedikten
sonra iki saat daha ocağın dışındaki işlerini çavuşun talimatına göre yerine
getirmelerinin ardından ikinci nöbete başlayacaklar ve kazmaciyânların kendilerine
özel ikinci nöbet işini tamamıyla yapmalarının ardından işçilerin hazır olan kömürü ve
                                                           
58
Prof. Dr. Ahmet Makal, a.g.e. s.72

118

tozu yine dört saat çalışarak dışarıçıkararak, o günlük işini tamamlayacaklar, bundan
fazla çalıştırılamayacaklar.”
Madde 30:“İşçilerin hastalık ileri sürerek doktora çıkmalarıdurumunda, hastalığı
hafif derecede ise oradaki doktorca tedavi edecektir. Durumu ciddi ise ocak sahibinin
sağlayacağımekkâre ile yanına adam katılarak köyüne gönderilecektir.  İşçinin
hastalığının hile olduğu anlaşılırsa, kalan işsüresini tamamlayana kadar işine iade
edilecek, kaçmaya yeltenmesi halinde iki kat süre ile çalıştırılacaktır.”
Madde 55: “Bir madencinin işletmesinde bulunduğu ocağın direklerini kavi ve
muhkem ve tavanınısağlam olarak yapılmasına dikkat edecektir. Masraftan
kaçınarak bunlara özen göstermemesi nedeniyle ocağıçöker ve can kaybıortaya
çıkarsa madenci ceza kanunu yasalarına uyularak mahkûm edilecektir.”
Madde 66: “Ocak işletmekte olan madenci yahut onun adına ocağa nezaret eden
ortağıveya çavuşu ötede beride gezdiği için ocağısu basmasıve başka tehlikeli
durumlar yaratılarak ocağıkullanılamaz duruma koymasıhalinde  şiddetle
cezalandırılacaktır”,
İşçi haklarının korunmasına ilişkin maddeler arasında, “İşletmecinin aciz
durumuna düşmesi durumunda, işçi alacaklarına öncelik verilmesini” veya “İşçilerin
işveren tarafından kandırılmamasını” ve “işçilerin hafta sonu ve bayram tatillerini”
koruyan ve düzenleyen, bazılarıaşağıya alınmışmaddelerin öneminin de
unutulmamasıgerekir:
Madde 56: “Madende çalıştırılan işçilerin tümünün İslam ve az bir kısmıHıristiyan
olduğundan bir ocakta bulunan iki üç nefer Hıristiyan için Pazar günleri tatil edilip, kırk
elli kadar İslam işçinin de ücretsiz izinli kalmalarından ötürü üretimin bu aksaması
uygun bulunmadığından, Hıristiyan işçilerin Pazar günleri ayinlerini yaptıktan sonra
ve Müslüman işçilerin namaz ve Cuma namazlarınıen yakın olan mescitte kılıp,
yeniden üretime başlayacaklardır. Maden ocaklarıhaftanın hiçbir gününde hiçbir
nedenle tatil olunmayacak, ancak Müslümanlar için bayram ve Hıristiyanlar için
paskalya günlerinde gezintilerine izin verilecektir.”
Madde 68: “Madenciyanın kullandıklarıişçilerin ücretlerine mahsuben gerekli
olarak alıverecekleri erzak ve sair eşyanın alışfiyatına zam yapmayacak, fukaraya

119

haksızlık edilmeyip, mal makul fiyatla alınacak ve işçiye makul fiyatla verilecektir.
Eğer haksızlık edildiği anlaşılırsa, fazla fiyatın düşüleceği gibi haksızlık yapan kişi,
vurguncu olarak cezalandırılacaktır.”
Bunlar gibi 76, 77, 78’inci maddelerdeki işçi alacaklarına öncelik verilmesi
yolundaki maddeler de işçi haklarının korunmasıbakımından, nizamnamenin söz
edilmeye değer bir başka konusunu oluşturmaktadır.
İşçi haklarıbakımından unutulmamasıgereken birkaç başka madde de
şunlardır:
Madde 81: “Bir ocağın üretimine az bir işçi yettiği halde fazla işçi tutarak bir
kısmının boşve işsiz kalmasına sebep olan madenci işçilere boşkaldıklarıgünlerin
ücretlerini verecek, ayrıca madenci kınanacaktır.”,
Madde 82: “Bir madenci işçilerini kendi özel işleri için çalıştırılmayacak, ancak bir
iki kimseyi kendi emrinde kullanmasının şiddetle zorunlu olmasıhalinde yönetime
bilgi vererek günlük on kuruşücretle çalıştırabilecektir.”
Madde 98: “Memurlar ile inzibat erleri devletten maaşaldıklarıiçin kaza, köy ve
başka yerlerdeyken yiyeceklerini ve hayvanlarının yemini kendi paralarıyla alacaklar,
parasız bir  şey kabul etmeyecekler, aksine davrananlar, aldıklarının parasını
ödeyecekleri gibi, ayrıca üç gün süreyle hapis cezasıyla cezalandırılacaklar.”
Madde 99: “Memurların maiyetlerinde bulunan inzibat erlerini ve işçileri uşaklık
gibi kişisel hizmetlerinde kullanmayacak, ancak maden işlerinde kullanacakları,
aksine davrananlarısorumlu olacaklardır.”
Medeni Kanunla İlgili BazıMaddeler:
Nizamnamenin bazımaddeleri işçi haklarının yanısıra ocak işletenlerin hak ve
yükümlülüklerine ve yöre halkının mülkiyet hakkına değinen ve bunlarıkoruyan
Medeni Hukuk ve Borçlar hukukuyla ilgili esaslarıda düzenlemekte olup bu gibi
maddelerden bazılarıaşağıdadır:

120

Madde 6: “Arazisinde kömür bulunanın haklarını”, Madde 7  “Kömürün
taşınmasında, başkasının arazisinden mürur (geçiş) hakkını”,
Madde 8 “Başkasının arazisi üzerindeki Harman yerleri nedeniyle, arazi
sahibine kullanma bedeli ödenmesini ve demiryolu döşendiğinde, arazisinden geçtiği
arazi sahiplerine istimlâk bedeli ödenmesini”
Madde 18 “Bir madencinin ocağına tertip edilen direği, uygun biçimde ve
koşulda getiren taşıyıcıya düşük fiyat verilemeyeceği gibi madenci tarafından direği
taşıyanlarıincitecek ve eziyet edecek davranışlarda bulunulmamasını, buna cesaret
eden madenciden ceza olarak, direğin fiyatının iki katının alınmasını”,
Madde 45 “Madenler Padişah’ın mülkü ve malıolduğundan ocaklardan
çıkarılan kömürü madencilerinyönetimin gösterdiği yerden başka bir yere
nakledemeyeceği gibi, fiyatlar belirlenmesinde zam veya indirme yapılmasının da
Padişah emri ile olabileceğini”öngörmektedir.
Çevre Korumaya ve Çirkin YapılaşmayıÖnlemeye Yönelik BazıMaddeler
Madde 10 “Kömür havzasında han ve fırın ve mağaza ve kahvehane gibi
yapılacak binaların, ruhsatsız ve gelişigüzel yapılamayacağı, yönetim tarafından
gösterilen yerlere ve planlara uygun olarak yapılabileceğini”
Madde 12: “Bina yapacak maden işletmeciler veya yerli halkı, bina yapımıiçin
ormanlardan gelişigüzel kereste kesemeyecek, yönetimden izin alacaklardır. İzinsiz
ağaç kesilmesi durumunda, devlet kerestelere el koyacaktır.”
Madde13 “Ocaklar için gerekli kereste, ancak Ereğli ormanlarından
kesilebilecektir. Maden ocağısahiplerinin, tüccar ve başkalarının Bunun dışında,
Ereğli ormanlarından kereste ve odunluk kesmeleri kesinlikle yasaktır. Ancak
Bunların ihtiyaçlarıönceden yönetimden izin almak koşuluyla, uygun görülecek başka
ormanlardan karşılanabilecektir. Gelişi güzel direk kesilmesi yasaktır.”
Madde 20: “Ormanların korunmasıamacıyla yeni açılacak ocakların kılavuz
denen bacalarıdirek yerine tuğladan duvar olarak yapılacak ve bundan yarar
görülmesi durumunda, daha sonra açılacak ocaklarda tuğladan duvar ve kemer
yapılacaktır.”

121

Madde 93: “Maden iskelelerinde bulunan bina aralarındaki yer ve çarşılarda
kokuşma ve başka kirliliklerin olması, memurlar tarafından önlenecek bu koku ve
pisliklerin bulunduğu yerler temizlenip paklanmasısağlık hizmetlerinin görevleri içinde
olacak, bu gibi insan sağlığına zararlı şeylerin olmasına neden olanlar bir günden üç
güne kadar hapis cezasıile cezalandırılacaklardır.”
İnsan Haklarıile İlgili Maddelerden Bazıları:
Bunların başında memurların halkıve köylüyü sömürmelerine engel olan
aşağıdaki 98’inci madde ile memurların işçi ve inzibat erlerini uşaklarıgibi, kişisel
hizmetlerinde kullanmamalarını, aksine davrananların cezalandırılacaklarınıöngören
aşağıdaki 99 uncu madde özellikle hatırlatmaya değer görülmektedir.
Madde 98: “Memurlar ile inzibat erlerinin Padişah’ın maaşlımemuru olarak
görev yaptıklarından: bir kaza, köy ve başka yerlere gönderilmelerinde, geceledikleri
yerlerde yiyeceklerini ve hayvanlarının yemini kendi paralarıyla alacakları, parasız bir
şey kabul etmeyip, almayacaklar, aksine davrandıklarıanlaşıldığında, aldıklarının
parasınıtazmin etmelerinin dışında üç gün süreyle hapis cezasıyla
cezalandırılacakladır.”
99’uncu madde: “Üst derece memurlar maiyetlerinde bulunan inzibat erlerini
ve işçileri uşağıgibi kişisel hizmetlerinde kullanmayıp, daima maden işlerinde
kullanacaklar, aksine davrananlar sorumlu olacaklardır.”
Ceza Kanunu’na ilişkin hükümler:
Yukarıdaki maddelerin bazılarının sonunda öngörülen esaslara aykırı
davrananlara verilecek cezalar da belirtilmiştir. Ayrıca yabancıve Türk işçilerin hukuki
durumlarıda ele alınmış, bunun yanısıra, bunların suç işlemeleri durumunda
cezalandırılacaklarınıda öngören özel hükümler konmuştur. Konuyu dağıtmamak
için, nizamname okunurken, açıkça dikkati çeken bu maddeler, ayrıca buraya
alınmamıştır.
Bahriye Nezareti Yönetimi Dönemine ilişkin Öteki Bilgiler:
Nizamnamenin hazırlanmasıyla birlikte, bazılarınizamnamede öngörülen ve
taşkömürü havzasının yönetimsel yapılanmasının temelini oluşturan kurumlar

122

oluşturulmuştur. Bunların başında Maden Müdürlüğü ve komisyonlar gelmektedir.
Yönetimin sorumlusu Ereğli Maden Müdürü’dür ve görev yeri Ereğli’dir.
Kozluda da üyeleri Bahriye subaylarıve madenciler olan “Fen ve İmalat (Teknik
ve Üretim) komisyonlarıkurulmuştur. Bunlardan Fen (Teknik) Komisyonun görevi
“arama ve işletme ruhsatıvermek, madencilerin ruhsatla ilgili sorunlarınıçözmek”’tir.
İmalat (üretim) Komisyonu ise “üretim ve nakliyat konularında” görevlidir.
Komisyonların aldığıkararlar Ereğli Maden Müdürlüğüne sunuluyor ve Müdürün
onayından sonra yürürlüğe giriyordu.
Nizamname ve teşkilatlanma ile birlikte taşkömürü havzasında izinsiz, gelişigüzel
ve ruhsatsız ocak açılıp işletilmesi, bina yapılması, ormanlardan gelişi güzel ağaç
kesilmesi önlenmiş, işçilerin çalışma koşullarıdüzeltilmiş, toprak sahipleri ile olan ve
olacak anlaşmazlıkların çözümlenmesi gibi hemen hemen bütün konular kurallara
bağlanmıştır.
Nizamnamenin uygulanmaya başlanmasıyla birlikte üretim artmış, yeni yeni
ocaklar açılmış, ayrıcalıklar ortadan kaldırılmışve taşkömürü havzasındaki ocakları
giderek daha genişbir alana yayılmıştır. Bu yönetim döneminde özel teşebbüs ve
yabancısermaye tarafından üretilen kömürün tamamının Bahriye’nin savaş
gemilerine ve devletin ticaret gemilerine verilmesi zorunluluğu getirilmiş, başka yere
satılmasıve ihraç edilmesi yasaklanmıştı.
59
Bahriye yönetimi dönemin ilk yıllarında taşkömürü havzasının Bahriye
tarafından üretilmişbir haritası
Burada, Bahriye yönetimi dönemin ilk yıllarında, büyük olasılıkla, taşkömürü
havzasının genişlemesinin bir gereği olarak, Bahriye tarafından üretilmiş, bir
haritadan da söz edilmesi, İstanbul Deniz Müzesi Kütüphanesi’ndeki yazılıve çizili
belgelerin tümüyle tanıtılmasıbakımından önemli görülmektedir. Aslında “Ereğli
                                                           
59
Ekrem Murat Zaman, a.g.e.s.34

123

Madeni Hudutları” başlığınıtaşıyan bu harita biri 1294 (1873-1874), diğeri de, ilk
haritanın baskıkalıplarından yararlanılarak 1295 (1874-1875) yılında basılmışikinci
baskısından oluşmaktadır. Yani basım tarihleri dışında her iki harita da biri birinin
aynidir. Ancak, birinci baskıharita, üzerinde inceleme yapılamayacak kadar renkleri
bozulmuşdurumdadır. Bu nedenle ikinci baskıüzerinden açıklama yapılacaktır.
Basım tarihi 1295 olan haritanın demirbaşnumarası452/ 398’dir. Siyah, Mavi,
koyu kahverengi renklerinde, çok renkli olarak basılmışharitanın boyutu 1.55 x 1.10
m.dir. Haritanın başlığının çevri yazısı(transkripsiyonu) ile özgün başlığıaşağıdadır:
“Daire-i Bahriye’ye merbut Ereğli Maden-i Hümayunu’nun hududunu havi haritadır.
Sene 1295”yazılıdır.(Bahriye Dairesi’ne bağlıEreğli Madeni Hümayunu’nun
hudutlarıçevresini gösteren haritadır. Yıl 1295 (1873-74)
Ereğli Maden HudutlarıHaritasının Başlığı
Havzaya ilişkin yeni bir belge olan harita, oldukça yıpranmışdurumda olup
halen onarımdadır. Ayrıca büyük boyutlu olduğundan tümünün taranarak buraya
konulmasımümkün olmadığından, bir parçasıaşağıya alınabilmiştir. Haritanın dikkati
çeken bir yanıda güneye yönlendirilmişolmasıdır.

124

“Ereğli Madeni Hudutları” başlıklıharitanın bir bölümü
Bahriye’nin Kömür İşletmeleri Yönetimi Dönemindeki (1865–1908) Birkaç
Önemli Hizmeti
“1851-52 yıllarında İngilizler tarafından yapılmışolan dekovil hattı, 1872 yılında
sahilden  İhsaniye’ye kadar uzatılmış, böylelikle dekovil hattının uzunluğu 45
kilometreye ulaşmıştır. Kozlu kıyısında yükleme tesisleri (oluklar) ve bir iskele
yapılmıştır. Kırım Savaşısırasında yapılmışolan Zonguldak, Çaydamar, Kilimli ve
Üzülmez demiryollarının bakım ve onarımlarıyapılmışve bu demiryollarının ileriye
doğru uzatılmalarına başlanmıştır. Bu çalışmalar 1879 yılında tamamlanabilmiştir.
Çatalağzıdemiryolu hattıda bu dönemde yapılmıştır.
1878 yılında önce Kozlu Ocakları, 1’den 33’e kadar numara verilerek
numaralandırılmıştır. Zonguldak, Kilimli, Gelik, Ereğli ve Amasra ocaklarına ise
34’den başlanarak numara verilmiş, ancak 188 numaranın verilmesinden sonra
ocakların sırayla numaralandırılmasına son verilmiştir.
“Ocak defterlerinde 500 kadar ocağa numara verildiği bilinmektedir. Bu tarihlerde
havzada imar ruhsatıalmışve maden işleten işletmecilerin sayısı120 civarındadır”
60
                                                           
60
Ekrem Murat zaman,a.g.e.,s. 35

125

Ocakların numaralandırılmasının yanısıra, kömür damarlarına ad verilmesine de
bu dönemde başlanmıştır, şöyle ki; “Dönemin Ereğli Madenleri Müdürü Gramer
Hasan Paşa’nın yardımcısıve Fen Komisyonu BaşkanıBahriye Zabiti Veli Bey’in
(Tekkeönü Köyü Oduncu oğullarından) çalışmalarısonucu kömür damarları
isimlendirilmiştir. 1896 yılında damarların isimlendirilmesinde kömür damarınıilk
bulan; Agop, Papaz, İstefen, Lorj, Kramanyan, Teofil, Rabut, Lukica vb. isimlerin
verilmesi esas alınmıştır.”
61
Önemli konulardan biri de 1896 yılında kömür tozlarının satışına izin verilerek
ekonomiye kazandırılmasıdır: Bu tarihe kadar ocaklardan çıkarılan kömürler “…her
maden sahasında harmanlarda iri parçaları(el ile) ayrılır ve fındık büyüklüğünden
küçük kömür tozlarıterk edilerek yalnızca büyük parçalar Bahriye idaresi tarafından
belirlenen fiyatla (üretimin %60’ı) satın alınmaktadır. Maden işletmecilerinin
müracaatlarısonucu 1896 yılında çıkarılan “İrade-i Seniye” ile %10’nu bedelsiz olarak
devlet idaresine bırakılmak koşuluyla, daha önceki yıllarda satışıyapılmayan, kömür
tozlarının satışına izin verilmiştir.”
62
Ereğli Taşkömürü Madenlerinin Osmanlı İmparatorluğunun Ekonomisi İçindeki
Yeri
Burada, “Ereğli Taşkömürü Madenlerinin Osmanlı İmparatorluğun Ekonomisi
İçindeki Yeri” başlığıaltında, ağırlıklıolarak, taşkömürü havzasının dışborçlanma
bakımından yeri ve öneminden söz edilecektir. Temelinde “dışborçlanma” sorunu
olan bu konuda, dışborçlanmanın öncesi hakkında, Ekrem Murat Zaman aşağıdaki
bilgileri vermektedir:
“OsmanlıDevleti, 1838 yılında  İngiltere ile yaptığıBaltalimanıTicaret
Anlaşmasısonucu, iktisat politikasınıtam serbest ticaret rotasına oturtur. Zamanla
sanayi devrimi sürecini tamamlamışbirçok ülke ile serbest ticaret anlaşmasıimzalar.
OsmanlıDevleti’nin uyguladığıserbest ticaret politikasının ilk sonucu Avrupa
mallarının Osmanlıpazarlarınıdoldurması, OsmanlıDevleti’nin açık pazar haline
gelir. Gümrüksüz giren İngiliz gelişmişmakine endüstrisi mallarıOsmanlı’nın
korumasız el tezgâhıendüstrisini ve tarıma dayalıekonomisini kısa zamanda ezer.
                                                           
61
Ekrem Murat Zaman. A.g.e., s.42
62
Ekrem Murat Zaman,a.g.e.s:42

126

Bu olumsuz politika sonucunda Osmanlı  İmparatorluğu’nda yeni sanayi atılımları
olmamış, var olanlar da gelişememiştir. Böylelikle ihracatın çok üstünde ithalat
harcamalarıyapılmış, bu durum savaşlarla da birleşince devasa finansman açıkları
ortaya çıkarak dışborca muhtaç bir ülke haline gelinmiştir.
OsmanlıDevleti, 1854 yılından itibaren dışülkelere borçlanmaya başlar.
Devleti borç batağına sürükleyen sorumsuz Osmanlıyöneticileri tarafından alınan
eski borçlar, yeni  borçlarla ödenmeye çalışılır. Batının, kredi musluklarını
kapamasının ardından, yeni borçların alınamaması, borçlanma sistemindeki
gecikmelerin ve siyasi gelişmelerin sonucu olarak ekonomik kriz kaçınılmaz hale
gelir. OsmanlıDevleti 6 Ekim 1875 tarihinde yayımlanan kararname ile borç
faizlerinin bile ödenemeyeceğini açıklar.
Bu ekonomik bunalıma bağlıolarak, Bahriye Nezareti de aldığıkömürün
parasınızamanında ödeyemez duruma düşer. OsmanlıDevleti’nin iflasını
açıklamasının ardından, 93 Harbi olarak bilinen Osmanlı-Rus Savaşının (1877-1878)
yarattığıekonomik bunalımdan çıkmanın tek yolu kaime (kâğıt para) basma
zorunluluğudur. Ancak kaime çıkarma imtiyazı4 Şubat 1863 tarihinde Osmanlı
Bankasına verilmişti.
OsmanlıBankasıile % 1 komisyon ve tazminat verilmesi kaydıyla anlaşma
sağlandı. Yapılan anlaşmaya göre, 3 milyon liralık kaime çıkarılacak, bunun 2 milyon
lirasıhemen tedavüle sürülecekti. Basılan kaimelerin karşılığıolarak Hazine-i
Hassa’dan Devlet Hazinesine Ereğli madenleri ve krom madenlerinin geliri bırakıldı.
 Bu gelirler kaimelerin kaldırılmasında kullanılacaktı. 3 milyon liralık kaimenin
tamamıpiyasaya sürüldü. Ancak, alacaklıların kaimeyi kabul etmemeleri nedeniyle
kaime değer kaybına uğradı. Savaşmasraflarının da giderek artmasıhükümeti yeni
sağlam kaynak aramaya sevk etti. Alınan borç paralar ve yapılan bağışkampanyaları
yetersiz kalıyor, sürekli yeni kaynak gerekiyordu. OsmanlıBankasıile tekrar, önce 7,
sonra 6 milyon liralık kaime basılmasıiçin anlaşma yapıldı. Böylece piyasaya 16
milyon liralık kaime sürülmüşoldu.
Kaimenin kabul görmeyerek değer kaybına uğramasına çare arandığıbir
sırada Sarraf Zarifi’ye başvuruldu. Zarifi ile yapılan anlaşmaya göre, Askeri İdareler
ve Maliye hazinesi ihtiyaç duyduklarıaltın, gümüşve bakır sikkeleri Zarifi’den temin

127

edeceklerdi. Buna karşılık Zarifi’ye 2 milyon liralık kaime teslim edilecekti. Yani
Zarifi’ye piyasaya kaime sürme tekeli verilmişti. Buna karşılık Zarifi de % 0,5
komisyonla devletin ihtiyacıolan sikkeyi temin etme yükümlülüğünü üstlenmiş
oluyordu. Kaimenin değeri korunamadı. Devlet para ihtiyacının gittikçe artması
üzerine Zarifi’den
63
devamlıavans almak zorunda kaldı.
64
Yukarıda sözü dilen 3.000.000 liralık kaimenin, 17 Ağustos-29 Aralık 1876
tarihilerinde numaralanmışolan 300.000.000.kuruşluk paralar içinde olmasıkuvvetli
bir olasılıktır. 17 Ağustos’ta numaralanmalarıyapılarak tedavüle verilen kaimeler, 100
kuruşluk olarak basılmış, ardından 20, 10 kuruşluk ve Eylül ayında da 50 ve beş
kuruşluk kaimeler çıkarılmıştır.1 kuruşluk kaimeler ise Ocak 1877’de çıkarılmaya
başlanmıştır. Sözü edilen kaimelerden 20 ve 100 kuruşluk kaime örnekleri
aşağıdadır:
65
20 kuruşluk kaime (solda) ve 100 kuruşluk kaime (sağda)
                                                           
63
Yorgo (George) Zarifi (1806-1884), tüccar Zafiropulos’un yanında çalışırken kızıEleni ile evlenmiştir.
Patron kayınpeder ölünce kayınbiraderi ile “Zafiropulos–Zarifi Ticarethanesini” kurmuştur. Daha sonra
diğer Rum bankerler ve Umumiye-i Osmaniye isimli Fransız kuruluşu ile OsmanlıDevletine ve saraya
borç verecek kadar zengin olmuştur. Zarifi, Osmanlısarayıile iyi ilişkilerde bulunmuş, hanedanın mali
danışmanlığınıyapmışve paralarınıişletmiş, II. Abdülhamit’e olan yakınlığınedeniyle her istediğini
kolaylıkla elde etmiştir. Ereğli  Şirketinin kurucularıarasında tekrar karşımıza çıkacaktır. (E.M.
Zaman’ın dipnotu)
64
Ekrem Murat zaman, a.g.e. s.34-35
65
Daha fazla bilgi için bak: Edhem Eldem, OsmanlıBankasıBanknotları,OsmanlıBankası, 1. Baskı,
Kasım 1998 İstanbul

128

Ekonomik Bunalımın TaşKömürü Havzası’ndaki Etkileri
Her ne kadar, Bahriye nezareti yönetimi döneminde birçok iyi şeyler yapılmış,
işletmeler düzen ve hizmet konulan kurallarla kontrol altına alınmış, üretim
arttırılmışsa da ekonomik bunalım taşkömürü havzasınıda olumsuz biçimde
etkilemiştir. Bu durum, doğal olarak havzadaki gelişmelere olumsuz etki yapmışve
Bahriye yönetimiyle başlayan iyiye gidişte devamlılık sağlanamamıştır. Ekrem Murat
Zaman, ekonomik bunalımın havzadaki etkilerini aşağıdaki biçimde açıklamaktadır:
“Ekonomik Bunalımın Havzadaki Etkisi
93 Harbi, OsmanlıDevleti için yenilgi ile sonuçlandı. Savaşöncesi maden
işletmecilerine ve madenlerde çalışanlara alacaklarıödenmemişolmasına karşın,
savaşnedeniyle ödemeler yapılmadan büyük miktarda kömür alımıyapmak zorunda
kalındı. Madenleri işletenlerin %90’ıdevletten alacaklıydı. Bahriye  İdaresi teslim
aldığıkömürlerin parasınıödeyemiyordu. Dilaver Paşa Nizamnamesi gereği de başka
yere satışyapılamıyordu. Bu durum, maden işletmecilerinin iflasına yol açtı. İflaslar
nedeniyle maden işletmecilerinin çoğu işlerini bırakmak zorunda kaldılar.
Savaşın da etkisiyle, işçi yevmiyelerinin zamanında ödenememesi, özellikle
devlet ocaklarının üretimini etkiliyordu. Gündelikle işçi çalıştırmanın daha pahalıya
mal olduğu gerekçesiyle, devlete ait ocakların, madencilere ruhsat verilerek
işletilmesi yolu tercih edilmiştir. Böylece çok sayıda ruhsat sahibi maden işletmecisi
olmuştur.
 Bu tarihlerde aşağıdaki örnek yazışmalardan, mükellefiyet ve asker işçi
çalıştırılmasıuygulamalarına karşın, ücretlerin düzenli ödenmemesi sonucu mükellef
işçilerin firarlarıve yatırım yapılamamasınedeniyle, havzada işgücü açığıoluştuğu,
kömür üretimi yapılamaz hale geldiği anlaşılmaktadır.
13 Ağustos 1876 tarihli, Madeni Hümayundan, Çarşamba (Çaycuma) Nahiye
Müdürlüğüne yazılan resmi yazıda: “Kilimli madenlerinde madenci Salih Efendi
ocağına tertip olunan Günyüzü divanından 3000 adet ve Değirmenüstü divanından
1500 adet maden direği tertip olunmuşise de,  şimdiye kadar Günyüzü’nden
(Kayabaşı) 549 ve Değirmenüstü’nden 319 maden direği nakil olmuş, geri kalan

129

miktardan herhangi bir nakliyat yoktur. Adıgeçen ocak direksizlikten tatil edilecektir.
Diğer ocakların da durumu aynıdır. Gereğinin yapılması” istenir.
 20 Nisan 1879 MadeniHümayundan, Ereğli Kaymakamlığına gönderilen
yazıda: “Madenci HacıEmin Ağa’nın CamlıOcağına tertip olunan Alaplı’dan, Kurtlar,
Topallı, Çatak, Yolcuk, Tekke-i Sağır ve Kulcak, Ereğli’den, Ömerli ve Kilise divanı
amelelerinden kimlerin olduğu bildirilmiştir. Bu ocak ihaleyle çalıştığından adıgeçen
amelelerin bir an önce yerlerine gönderilmeleri” istenir.
 E. Çatma “Asker İşçiler” adlıkitabında, 17 Nisan 1878’de izinsiz hiçbir yere
kömür satışıyapılamayacağının duyurulduğunu belirterek; “havzadaki kömür
şirketleri gittikçe kötüleşen durumlarınıkurtarabilmek ve nakit para sıkıntısınıaşmak
için devlete satmaya mecbur olduklarıkömürü el altından tüccarlara satmaya
başladılar…” şeklindeki telgrafla İstanbul’a şikâyet yapıldığınıvurgulamaktadır.
İflaslar, mükellef ve asker işçi firarlarısonucu havzada üretim yapılamaz hale
gelmiştir. Bu nedenle yeni düzenlemeler ile yeni işletme ruhsatlarıverilmiştir.”
66
. Havza Nasıl Bir Ortamda YabancıSermaye Eline Geçti?
“OsmanlıDevleti, ülke içinde OsmanlıBankasıve Galata bankerlerine borçlu
durumdadır. İç borçlar için OsmanlıBankasıönderliğinde 22 Kasım 1879 tarihinde
kurulan “Rüsum-u Sitte İdaresi” ile anlaşmaya oturulur. Rüsum-u Sitte (altıvergi)
anlaşmasıile devlet, OsmanlıBankasıve Galata bankerlerine olan borcunu belirli bir
kaynağa dayandırmıştır. OsmanlıDevleti 10 yıl süre ile tuz, damga vergisi, alkollü
içkiler, balık avıresmiyle tütün ve tuz tekellerinin gelirlerini Galata bankerlerine teslim
eder. Bu şekilde Duyun-u Umumiye İdaresinin kurulmasına giden yol açılmıştır. Dış
alacaklılarla da, üç ay süren görüşmelerden sonra 20 Aralık 1881 (28 Muharrem
1299) tarihinde “Muharrem Kararnamesi” imzalanır. Dışborçlar biraz indirilerek,
ödeme koşullarıyeniden düzenlenir. Alacaklıların temsilcisi olarak İmparatorluk içinde
vergileri toplayıp, alacaklılara yeni bir örgüt olan “Duyun-u Umumiye”  İdaresi
kurulacaktır. 1881’de, dışborç anapara ve faizlerini karşılamak üzere, Osmanlı
gelirlerine el koyan, İmparatorluk içinde vergileri toplayıp, alacaklılara aktaracak olan
Duyun-u Umumiye İdaresi Meclisi alacaklıdevletlerin, OsmanlıBankası’nın ve
                                                           
66
Ekrem Murat Zaman, a.g.e. s.35

130

hükümetin temsilcilerinden oluşmuştur. Bu idarenin yönetimi Fransız ve İngiliz başta
olmak üzere Hollandalı, Avusturya-Macaristan ve İtalyan tahvil sahiplerini temsil eden
birer üyenin elindedir. Muharrem Kararnamesi’nin yürürlüğe girmesiyle Osmanlı
Bankası, Galata bankerlerinin alacaklarınıkarşılayarak Rüsum-u Sitte’nin tek
alacaklısıkonumuna gelmiştir. Devlet, mali ve siyasi otoritesini Duyun-u Umumiye
İdaresi’ne teslim etmiştir. Havza nasıl bir ortamda yabancısermaye eline geçti?
sorusunun cevabını“Mali Tutsaklığa Giden Yol OsmanlıBorçları” adlıkitabında, Prof.
Dr. Rıfat ÖNSOY bu şekilde veriyor.
OsmanlıDevleti’ni uluslar arasımali denetim altına sokan bu durum, Kurtuluş
Savaşıve Lozan BarışAntlaşmasıile çözülebildi. Ayrıca, Türkiye Cumhuriyeti de
1954 yılına kadar bu borçlarıödemek zorunda kalmışoldu”…
…Madenlerin kapanıyor olmasıgerçeği ile karşılaşılır. Bu krizi aşmak için Padişah
emriyle, 1882’de çıkarılan kömürün %60’ının Bahriye İdaresine satılmasıve %40’ının
da (Ereğli Madenleri Müdürlüğüne kazanç payıvermek koşuluyla) serbest
satılmasına izin verilir. Ancak devlet %60 payın tamamınısatın almayıreddettiği
taktirde, bu paydan piyasaya kömür satışıyapılabilecektir.
Bu uygulamasından devletin kazançlıçıktığısöylenemez. Çünkü devlet, kömür
üretiminden % 60 payın tamamınıbelirlenen fiyattan satın alarak ihtiyacını
karşılayamamış, iki kat fiyat ile ithalat yapmak zorunda kalmıştır…
 Üretilen kömürün tamamının Bahriye’ye verilme zorunluluğu nedeniyle daha
önceki maden yasalarında belirlenen nispî resim hükümleri Kömür Havzasında
uygulanmamıştır. Satışına izin verilen kömür için hisse-i temettü (ihracattan alınan
kazanç payıvergisi) çeşitli uygulamalarla Cumhuriyet’e kadar”  bazıdeğişikliklerle
devam etmiştir.
67
Ancak bütün olumsuz gelişmelere karşın Bahriye Nezareti, işgüvenliği ve
üretimin verimliliği üzerindeki hassasiyetini sürdürmüş, hizmete yeni katkılarda
bulunmaya devam etmiştir. Bu bağlamda, söz edilmesi gereken önemli hususlardan
biri de işkazalarının önlenmesi için bir nizamnamenin çıkarılmasıdır. Bu çok önemli
adımıyine Ekrem Murat Zaman’ın kaleminden okuyalım:
                                                           
67
A.g.e, s.36-40

131

“Artan işkazalarınıengelleyebilmek için, 1903 yılında Bahriye NazırıHasan
Hüsnü Paşa’nın yaveri BinbaşıBesim Bey’in çalışmasıolan ve Fransız Maden
Nizamnamesi’nden faydalanarak hazırlanan, 56 maddelik  Ocakların Kavaid’i
Umumiyesi  (Ocakların Genel Kaideleri) adlıbir talimatname madencilere
dağıtılmıştır. Bu talimatta ocak işletmecilerin uyacaklarıteknik esasların yanısıra,
havzadaki kömür damarlarının tasnifi ve kullanılacak direklerin özellikleri yer
almaktadır. Kömür damarlarında kullanılacak sütunların (maden direği) damar
yapılarına göre”
68
belirlenmişve çizelgelere bağlanmıştır.“
Bu arada 1906 yılında çıkarılan “Maden Nizamnamesi”nden de kısaca söz
edilmesi yararlıolacaktır.ve özellikle çıkarılmıştır. Özellikle bu nizamnamenin 78
maddesi, “Madenlerde üretim sırasında işkazasısonucu yaralanan ya da ölenin
ailelerine verilmek üzere, mahkemece hüküm olunacak tazminatımültezimlerin (bir
pay karşılığıişyapan müteahhit) uygulama mecburiyeti”
69
getirerek, işçi ve ailelerinin
haklarınıkoruma yolunda bir adım daha atılmışsa da, aslında nizamname
hükümlerinin başta Ereğli Şirketi olmak üzere, yerli ve yabancı şirketlerin çıkarlarını
gözetecek nitelikte olduğunun da belirtilmesi gerekir.
Bütün bunlar taşkömürü havzasındaki Bahriye yönetimi döneminin, işletme ve
üretim başta olmak üzere her konuda kurallar koymak ve iyi şeyler yapma niyetini,
hatta kararlılığınıgöstermektedir. Ancak aslında iyi niyet ve kararlılığın
sürdürülebilmesi için ülke yönetimin genelde düzgün olmasıve devletin ekonomik
güçlükler ve sorunlar içinde bulunmamasıgerekir. Aksi takdirde iyi niyet ve kararlılık
da başarılıolmaya yetmeyecektir. Çünkü ekonomiye yabancılar egemen olunca,
devlet onların çıkarlarıdoğrultusunda hareket etmekten kaçınamamaktadır. Nitekim
Ekrem Murat Zaman 1906 tarihli Maden Nizamname’sini açıklarken  şöyle
demektedir:
“1906 tarihli Maden Nizamnamesi çıkarılmıştır. Nizamnamenin de etkisiyle başta
Ereğli Şirketi yerli yabancıişletmecilerin bütün yükümlülükleri hafifletilmiştir. Böylece
yöre insanıve maden işçisi Ulusal KurtuluşSavaşı’na kadar baskıve zulüm altında,
açlık ve yoksulluk içinde çalıştırılmıştır. Teamülnamenin havza için olumlu birçok
uygulamasının kaldırılmasından sonra Kömür Havzası’nın korunmasıve işçi hakları
                                                           
68
Ekrem Murat Zaman. A.g.e.,s. 48
69
Ekrem Murat zaman, a,g,e, s. 52

132

açısından büyük sorunların yaşanacağıdönem başlamıştır. Teamülname ‘zorunlu
çalıştırma’ ile işçi sağlayan sistem haline gelmişve tüm aksaklığıile varlığınıdevam
ettirmektedir”
İşletmenin Nafıa Nezaretine Devri
Taşkömürü havzasında 1865 yılında başlayan Bahriye yönetimi ve denetimi
43 yıl sürdü ve 1908 yılında İkinci Meşrutiyet’in ilanıile son buldu. İkinci Meşrutiyet’in
ilanından sonra, 1908 yılına kadar Kastamonu Vilayeti’ne bağlıolan Bolu
Mutasarrıflığı, Kastamonu’dan ayrılarak bağımsız bir mutasarrıflık durumuna
getirilmişti. Bu değişikliğin ardından taşkömürü havzasının yönetimi Bahriye
Nezareti’nden alınacak ve 1909 yılında Nafıa Nezareti’ne verilecektir. Bu yönetim
değişikliği ile birlikte, havzadaki yönetimin “Ereğli Maadin-i Hümayun Nezareti” olan
adıda “Ereğli Madenleri Müdürlüğü” olarak değiştirilecektir.
“Beşay süren Nafıa Nezareti Yönetimi döneminde bu müdürlüğe Nafıa
mühendislerinden Arnavut Eşref Bey atanır. Eşref bey’in ilk icraatıEreğli’de bulunan
Müdürlüğün Kozlu’ya Bahriye Kışlası’na taşınmasıolur.
70
Bitirmeden Önce
Bu inceleme, Bahriye’nin pek bilinmeyen, değişik bir hizmetini tanıtmak üzere
hazırlanmışve bu arada İstanbul Deniz Müzesi Kütüphanesi’ndeki, taşkömürü
havzasına ilişkin, harita ve belgelerin ortaya konulmasına ve tanıtılmasına
çalışılmıştır. Böylelikle, taşkömürü havzasıüzerinde yapılacak araştırmalara yeni
kaynaklar sunarak, yardımcıolunabileceği düşünülerek ileride yeni harita ve başka
belgelerin bulunmasıile konuya ilişkin yeni araştırmaların yapılmasıteşvik edilmek
istenmiştir. Çünkü İstanbul Deniz Müzesi KomutanlığıTarihi Deniz Arşivi’nde Bahriye
yönetimi döneminde işçilerin hastalıklarınedeniyle muayeneye sevk edilmeleri,
izinleri, maaşdurumlarıve ödemeleri gibi konularda sayılamayacak kadar çok belge
bulunmaktadır. Bunlardan yararlanılarak 1965-1908 yıllarıarasındaki Bahriye
Yönetimine, işçilere ve ocaklara ilişkin birçok istatistikî araştırmanın yapılması
mümkündür.
                                                           
70
Ekrem Murat zaman, a.g.e. s.53

133

Bitirirken
Her şeye karşın taşkömürü havzasının 1865-1908 yıllarıarasındaki Bahriye
Nezareti Yönetimi birçok yenilik ve gelişmeye damgasınıvurmuş, günümüzdeki ileri
düzeye ulaşılmasınısağlamıştır. Emeği geçen adlarıbilinen ve bilinmeyen herkese
sonsuz şükranlar.
Aslında konuya burada son verilmesi gerekmekteydi Ancak, bazıharita ve
belgelerin ilk kez bu araştırmada yayınlandığıgöz önüne alınarak, araştırmanın
benzer durumdaki havzaya ilişkin tarihi değer taşıyan resimlerle zenginleştirilmesi
düşünülmüşve çalışmanın sonuna İstanbul Üniversitesi Kütüphanesi’nde bulunan,
taşkömürü havzasına ilişkin aşağıdaki eski ve ilginç fotoğraflarla son verilmiştir.
Umarız beğenilir.

134

TAŞKÖMÜRÜ HAVZASININ İSTANBUL ÜNİVERSİTESİKÜTÜPHANESİ’NDEKİ
RESİMLERİ

135

Kozlu mevkiinde kömür idarehanesiyle asker-i şahaneye mahsus kışla-ıhümayun ve
hastanenin şark cihetinden görünüşü.
Kozlu nam mevkide Sirnik ocağının şark cihetinden görünüşü.

136

Kozlu şimendiferinin Gürcü kumpanyasının kömür harmanıönünden görünüşü.
Kozlu nam mevkide vaki Kılınç ocaklarına saye-i terakki-vâye-i hazreti padişahî’de
müceddeden inşa olunan demiryolu köprüsünün garb cihetinden görünüşü.

137

Kozlu nam mevkide şirket-i asaniye ocağının garb cihetinden görünüşü.
Kozlu mevkiinde Gürcü kumpanyasının kuyu tabir olunan kömür ocağının kapısıağzında
vaki makine dairesinin dahilen görünüşü.

138

Kozlu mevkiinde kılıç tabir olunan kömür ocaklarından kılıç ocağının şark-ı şimal cihetinden
görünüşü.
Kozlu mevkiinde Çataldere nam mahalde tüccardan Ahmed Efendi’nin inşa ettirmişolduğu
tünel usulü kömür ocağının heyet-i mecmuası.

139

Kozlu mevkiinde Çataldere nam mahalde tüccardan İzzetli Ahmed Efendi’nin inşa ettirmiş
olduğu tünel usulü kömür ocağının medhali.
Cülus-ıhümayun-ıcanıb-i padişahîye müsadif olan yevm-i mesduda nefsi-i Ereğli hükümet
dairesinde bi’l-cümle İslam ve Hıristiyan Mekteb Şakirdanıtarafından ediyye ve esniye-i hatt-ı
mutazammın kasaid okunurken alınan resimdir.

140

Armutçuk nam mevkiinde tüccardan izzetli Ahmed Efendi’nin kuyu tabir olunan kömür
ocağının çaraskalıyla makinesinin ve kuyu ağzının garb cihetinden görünüşü.
Armutçuk nam mevkiinde tüccardan izzetli Ahmed Efendi’nin bu defa müceddeden inşa
ettirmişolduğu sath-ımemalik görünüşü.

141

Armutçuk nam mahalde tüccardan Ahmed Efendi’nin (43) derece meyilli varagele tabir
olunan demiryolunun sahil-i deryadan görünüşü.
Çatalağzınam mevkide saye-i terakki-vâye-i hazreti padişahî’de müceddeden inşa ve temdid
edilen demiryolun resm-i küşadı

142

Zonguldak nam mevkide kavak fırınlarının dâhilen görünüşü.
Armutçuk mevkiinde tüccardan izzetli Ahmed Efendi’nin kuyu tabir olunan kömür ocağının
çaraskalıyla makine ve demirhanesinin şark cihetinden görünüşü.

143

Armutçuk nam mevkide tüccardan Ahmed Efendi’nin müceddeden inşa ettirmişolduğu sath-ı
mail makinesinin şimal cihetinden görünüşü.
Çatalağzınam mevkide oluk başının şark-ıcenub cihetinden görünüşü

144

Çatalağzınam mevkide Karadon Ocağıkurbunda demirhane ile marangozhanenin
şark cihetinden görünüşü.
Zonguldak nam mevkide rumyakının müceddeden inşa ettirmişolduğu sath-ımailin cenub
cihetinden görünüşü.

145

Kozlu mevkiinin şimal cihetinden ve oluk başından görünüşü.
Kozlu mevkiinde oluk başının garb cenub cihetinden ve derenin ağzından alınan resmidir.

146

.
Kozlu nam mevkide Gürcü kumpanyasının kuyu tabir olunan kömür ocağının çaraskalıyla
makine ve idare-hanesinin garb-ıcenub cihetinden görünüşü.
Armutçuk nam mevkide tüccardan izzetli Ahmed Efendi’nin kömür idarehanesinin şark
cihetinden görünüşü.

147

Bahr-i Siyah Ereğlisi’nde Kozlu nam mahalde Gürcü kumpanyasının bu defa küşad eylediği
kuyu vasıtasıyla ihraç olunan kömür madeninin ocağıile teferruat-ısairesini irae eden
resimdir.
a.  Kömür deposu ve oluklar
b. Bıçkı-hane
c. Demirhane
d. Yazıhane ve alet deposu
e.  Maçule ve kuyudan ihraç olunmuşvagon ve kuyunun mahreci (mezkûr vagon ile
kalbur arasında vâki demiryolu hattıüzerinden vagonun hîn-i mürurunda havi olduğu
kömürü vezn eder kantar mevcuttur.
f.  Kalbur ve vagonlar ile tahtında mefruşdemiryolu.
g. Ocağın zemini ile demiryolu hattının bulunduğu sathıtefrik eden duvar.
h. Kömür ihracıiçin müstamel maçulenin makinesi ve derun-ıocakta terakim eden suyu
tahliye eden makine.
i. Münfes makineleri.
j. Kazganlarıhavi ebniye
k. Ambar
l. Kozlu Çayı
m. Fabrikanın bağcesini tefrik eden çit.

148

Bahr-i Siyah Ereğli'sinde Kozlu nam mahalde Gürcü kumpanyasının bu defa küşad eylediği
kuyu vasıtasıyla ihraç olunan kömür madeninin ocağıve teferruat-ısairesinin hududatıbahre
kadar demiryolu hattıve saireyi irae eder resimdir.
(1) büyük resmin sagir mikyasında görünüşü.
(2) ve (3) ve (4) ve (5) kırk iki sene istimal olunup badehu metruk kalan kömür ocaklarından
bâki toz kümeleri.
(6) Amelenin istirahine mahsus ebniye
(7) Biçkihane
(8) Demirhane ve tuğla fabrikası
(9) Depo
(10) Lokomotiflerin muhafaza mahali
(11) Sahil-i bahrde kömür ocağı
(12) Kozlu Çayı
(13) Kozlu karyesi.

149

Ereğli kazasının Bababurnu cihetinden ve denizden görünüşü.
Ereğli şehrinde vâki daire-i askeriyenin şark cihetinden görünüşü.

150

Kaynaklar
-Prof. Dr. Ahmet Makal, Zonguldak Kent tarihi ’05 Bienali,Zonguldak Kültür ve
Eğitim Vakfı- Birinci Basım, 2006, Bildiri, Zonguldak ve Türkiye’deToplumsal Tarihin
AcıBir deneyimi Olarak “İşMükellefiyeti”69-9
-Büyük Larousse Sözlük ve Ansiklopedi,ilgili maddeler, Milliyet yayınları, 1986
-Cevat Ülkekul,8200 yıllık BİR Harita, Çatalhöyük Şehir Planı- An 8200 Year
old Map- TheTown Plan of Çatalhöyük, Dönence Yayın, İstanbul 1999
Edhem Eldem, OsmanlıBankasıBanknotları,OsmanlıBankası, 1. Baskı,
Kasım 1998 İstanbul
Ekrem Murat Zaman,Zonguldak Kömür Havzasının İki yüzyılı, Ankara 2004
TMMÖB. Maden Mühendisleri Odası
-Ekrem Murat Zaman, Zonguldak Kent tarihi ’05 Bienali,Zonguldak Kültür ve
Eğitim Vakfı- Birinci Basım, 2006, Bildiri: Zonguldak Kömür Havzası’nda Madencilik
Eğitimi ve Maden Mektebi- s.33-49
Yrd. Doç. Dr. Ferruh Niyazi AyoğluZonguldak Kent tarihi ’05 Bienali,Zonguldak
Kültür ve Eğitim Vakfı- Birinci Basım, 2006, Kapitalizmle Eklemlenme Sürecinde
Zonguldak Kömür Havzası’nın Tarihsel Gelişimi: 1829-1908,s. 113-132
-J. B. Harley and David Wood, The History of Cartography,Volume One, The
University of Chicago Press. Chicago and London 1987,
--Maden Yolları,Çaycuma ve Çevre Köylerini Kalkındırma, Güzelleştirme ve
Yardımlaşma Derneği Broşürü
-Thierry Lassalle, Cartographie, 4000 Ans d’Aventures et de Passion,Institut
Geographique National- Nathan 1990