25 Kasım 2013 Pazartesi

SİNEMANIN BİRİCİK ‘BİCİRİK’ ADAMI AYDIN BABAOĞLU (1954-2009)


SİNEMANIN BİRİCİK ‘BİCİRİK’ ADAMI
AYDIN BABAOĞLU (1954-2009)

Aydın BABAOĞLU, Karadeniz Ereğli’de ‘Babaoğulları’ diye bilinen bir ailenin çocuğudur. Ağabeyi Ayhan ile beraber kalıtsal bir rahatsızlık eseri ikisi de cüce olarak dünyaya gelmişlerdir.
                                     
Türkiye onları ilk olarak “Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler” filmi ile tanıdı. Ben ise daha 2 yaşlarında iken tanımışım. Filmografisine bakılırsa film büyük ihtimalle “Keloğlan ve Cankız” olmalı. O sıralar Keloğlan filmlerinin popüler olduğu dönemmiş. Aile matinelerine tüm mahalle, hanımları, çocukları ile beraber cümbür cemaat gidermiş. Ben film afişini görünce basmışım feryadı… Bizimkiler sinemaya giremeden dönmüşler. Çünkü henüz kısa bir süre önce Aydın BABAOĞLU’nu bir akrabalarının evinde misafirlikte görmüşüm. Annesi Aydın’ı yıkamış, o da küçük bedeni havluya sarılı olarak pat diye karşımıza çıkınca feryadı basmışım. Anlayacağınız ben, uzun süre ondan korkumdan dolayı ne filmini seyretmişim ne de onunla konuşmuşum.
                                   
Rahmetli babam hep anlatırdı; Karadeniz Ereğli sanayi şehri olmadan, yani ERDEMİR kurulmadan turistik bir kasaba, dünya güzeli bir mekânmış… Bugün fabrikanın olduğu alan “Uzunkum” adı verilen güzel bir kumsalmış. 1961 yılı Temmuz ayına ait HAYAT Dergisi Uzunkum’u şöyle anlatıyor: “Şehrin Uzunkum mevkiinde Turizm Derneği tarafından kurulmuş 30 çadırlı bir kamp vardır. Komplo çadırların aylık kiran 45 liradır. Yaz, Ereğli’nin deniz ve istirahat mevsimidir. Deniz motorları Uzunkum Plajı’na 25 kuruşa dolmuş yaparlar. Plajda kabine kirası 25 kuruştur. Deniz 150 metre uzaklığa kadar adam boyunu geçmez. Halkı son derece medeni ve anlayışlıdır.”

İşte Uzunkum yolu üzerinde Aydın Ağabeylere ait bir üzüm bağı varmış. Babam derdi ki; Aydın ve ağabeyi Ayhan bu üzüm bağının asmaları arasında çocukluk dönemlerinde koşturup dururlarmış. Babam Kdz. Ereğli’nin ilk gazetesi olan Şirin Ereğli Gazetesi ve matbaasında mürettip olarak çalışırdı. Bir dönem Aydın ağabeyin büyüğü Ayhan da matbaada çalışmış. Ben Aydın ağabeyi ortaokul ve lise çağlarımdan daha net hatırlıyorum. Kendisi gururlu ve asabi bir yapıya sahipti. Çarşıda sırf onu kızdırmak için bazı kendini bilmezler ona takılırlardı. O da çok kızar ve çok ağır küfürler ederdi. O şahısların bu nedense hoşuna giderdi. O dönemlerde içkiye de alışmıştı. Anlaşılan unutulmak ve popülerliğini yitirmek onu üzmüştü. Bir sünnet düğününde içmiş -zaten bir şişe bira onu sarhoş ederdi- çıkmış bir masaya, bayılana kadar müzik eşliğinde oynamıştı. Maddi olarak bir problemi yoktu.
                            
Aydın BABAOĞLU Erdemir emeklisiydi. En son onu TRT’de yayınlanan 1986 yapımı “Duvardaki Kan” adlı dizide izlemiştik. Dizi tekrar gündeme gelebilir, çünkü malum 2015 sözde Ermeni Soykırımının 100. Yıldönümü ve bu dizi Ermeniler tarafından kalleşçe şehit edilen Talat Paşanın hikâyesini anlatıyor.

Aydın ağabeyi sonradan pek göremedim. Ara sıra bizim mahalleye gelir, “arka bahçe” dediğimiz bahçede mahallenin bayanları ile laflar, sohbet edermiş. Sanırım tığ işi el işleri yapmayı o dönemde öğrendi. Sonradan Zonguldak’taki akrabası bir hanım onu yanına aldı ve bakımını üstlendi. 2009 yılında vefatını ben de bir gazete haberi ile öğrendim. Allah rahmet eylesin. Bu kubbeden 80 cm.lik bir de Aydın BABAOĞLU geçti.



AYDIN BABAOĞLU (1954-2009)

1954 yılında Kdz. Ereğli de doğmuştur.80 santimetre boyundaki Aydın BABAOĞLU, 1970'li yıllarda Rüştü ASYALI'nın başrol oyuncusu olduğu Keloğlan filmlerindeki cüce Bicirik veya Bastıbacak, Pamuk Prenses ve 7 Cüceler filminde cücelerden Keloğlan ve Atını Seven Kovboy filminde Joe Dalton rollerini canlandırdı. Pamuk Prenses ve Yedi Cüceler filmindeki rol arkadaşlarından ağabeyi Ayhan BABAOĞLU ise 1982 yılında vefat etmiştir.

Aydın BABAOĞLU Ereğli Demir ve Çelik Fabrikalarında işe girerek 1991'de buradan emekli olmuştur. Kanser hastalığına yakalan Aydın BABAOĞLU hastalığı sebebiyle 14 kiloya kadar düştü rahatsızlanarak kaldırıldığı Zonguldak Karaelmas Üniversitesi Araştırma ve Uygulama Hastanesinde 31.03.2009 tarihinde kalp krizi sonucu vefat etti.



ROL ALDIĞI FİLMLER

Pamuk Prenses ve 7 Cüceler 1970 (Keloğlan)

Keloğlan Aramızda 1971 (Bicirik)

Keloğlan 1971 (Bicirik)

Bicirik İş Başında 1971 (Bicirik)

Keloğlan'la Can Kız 1972 (Bicirik)

Atını Seven Kovboy 1974 (Joe Dalton)

Ben Bir Garip Keloğlanım 1976 (Bicirik)

Halk Düşmanı 1984 (Konuk Oyuncu)

Duvardaki Kan 1986 (TRT Dizisi Konuk Oyuncu)






14 Kasım 2013 Perşembe

BİR İSYANIN ANATOMİSİ;DEVREKLİ SAHTE KADIN PEYGAMBER DUDU HATUN İSYANI İLE KIZLAR DERESİ EFSANESİNİN BAĞLANTISI


BİR İSYANIN ANATOMİSİ;

DEVREKLİ SAHTE KADIN PEYGAMBER

DUDU HATUN İSYANI  İLE KIZLAR DERESİ EFSANESİNİN BAĞLANTISI
 
                                                 

            “İslam tarihine ve Türklerin tarihine bakıldığında geçmişte çok sayıda kadın evliya olduğu görülmektedir. Tarih boyunca ise Peygamberler sadece erkeklerden seçilmiştir. Kadın peygamber yoktur. Sadece Secah adlı bir kadın İslam tarihinin ilk ve tek “sahte” kadın peygamberidir.” Bu bilgileri veren Murat BARDAKÇI Devrek’te 1871 yılında büyük bir ayaklanmaya sebep olan Dudu Hatun adlı kadın evliyayı yani bazı anlatımlarda cazı (cadı) ya da sahte peygamber olarak adlandırılan gizemli kadını ve ortağı Esma Hatunu bilseydi bu konuda bu kadar iddialı olamazdı.

Devrek Adatepe Köyünde yaşamış olan bu iki kadının faaliyetleri ve isyan hareketi sonradan Cumhuriyet döneminde bir romana bile konu olmuştur. Daha önce birkaç araştırmacının üzerinde çalıştığı fakat tam olarak tarihlendiremediği bu olay hakkında Başbakanlık Osmanlı arşivinde oldukça geniş ve bilgilendirici raporlar vardır. İsyancılar için devlet resmi yazışmalarında“Adatepe Cemiyet-i Fesadiyesi” (Adatepe Bozguncu Topluluğu) ifadesini kullanmıştır. 

Haris kızı Secah olayına tekrar dönersek aslında Hıristiyan olan bu kadın “Allah peygamberleri neden sadece erkeklerden göndersin ki? İşte şimdi de bir kadını görevlendirdi” diyerek peygamberliğini ilan etmiş ve kendisine bağlı olan dört bin kişiyle beraber Medine’ye, Hazreti Ebubekir’in üzerine yürümek için yola çıkmıştı. Halife Hazreti Ebubekir, Temim kabilesinin ve sahte peygamberlerin üzerine Halid bin Velid’in kumandasında güçlü bir ordu göndermişti. Halid bin Velid’in ordusu, Secah’a bağlı isyancılarla karşı karşıya geldi, gayet kanlı bir çarpışma oldu, Secah’ın ordusu yenildi. Sahte kadın peygamber Müslümanlığı kabul ettiğini söyleyince serbest bırakıldı, Arap Yarımadası’nı terk edip Irak’ın güneyine, Basra’ya gidip yerleşti ve Secah’tan bahseden tarihçiler “Ömrünün sonuna kadar iyi bir Müslüman olarak yaşadı” diye yazdılar. Ama Devrekli isyancı kadınlar Dudu Hatun ve Esma Hatun ise bu kadar şanslı değillerdi. Hikâyeleri darağacında boyunlarında yağlı urganlarla sonuçlandı.(1)

Kdz. Ereğli’nin ilk eczanesinin sahibi Rahmetli Sabit Nihat DURAN’ın 1947 yılında Kdz. Ereğli Halkevi için hazırladığı fakat basılma şansı bulamamış ama gerek Tahsin AYGÜN’e gerekse Mübeccel KIRAY’a ana kaynak olan Kdz. Ereğli Tarihi’nin ikinci cildinde ise bu olay şöyle anlatılıyor: “ O günleri yaşamış olan ( Rumi 1272- Miladi 1856 ) doğumlu Berber Ahmet zade Halil Efendi’nin hatıraları, karanlık kalan noktaları aydınlatmaktadır. Halil Efendi diyor ki;

             “Teşkilattan Dirgine taraflarında, Adatepe’den bir cadı karı çıkmıştı. Yalancı peygamber olarak meydana çıkan bu kadın, bir takım sözde mucizeler göstererek etrafına bir sürü eşkıyayı toplamış, Ereğli üzerine yürümüştür. Bunun tenkiline (cezalandırılmasına) memur olan Hamdi Paşa bir miktar askerle bu cadıyı tutmağa memur edilmişti. Halktan da gönüllü toplayan Hamdi Paşa; “Kızlar Deresi”nin teşkil ettiği dar boğazı tutmuş ve karargâhını Çaylıoğlunda kurmuştu.

            O dar boğazda cadıyı sıkıştırarak tutmuşlar, oldukça kanlı bir muharebe vermişlerdi. Bu muharebede Çaylıoğlu Mustafa ve Şakir Ağalarla Başviran Nahiyesinin Ormanlı köyünden Zaptiye Koca Bıçak ( lakap olmalı ) büyük yararlıklar göstermiştir.” (2)

            Yukarıda ifade ettiğimiz gibi Başbakanlık arşivinde bu olayı anlatan belgeler Kastamonu Valiliğine ve Devlet Merkezine yazılmış olan raporlar bulunmaktadır. Ayrıca 1930 yılında Sadri ERTEM’in kaleme aldığı “Çıkrıklar Durunca” adlı roman bu olayı kahramanları ile beraber tabii ki bazı yerlerini de kurgulayarak anlatmıştır.

            Arşiv belgeleri ile roman arasında tamamen paralellik vardır. Fakat Roman da tam olarak olayın geçtiği tarih verilmez. Ve nedense köyün adı Adaköy olarak işlenir.

Adatepeli Kız Evliyaların başlattığı isyan hareketinin tarihi 1871 yılıdır. İsyan Alevi Bektaşi karakterli olmakla beraber dokuma sektörünün yabancı piyasayla rekabet edememesi ile ilişkilendirilebilir. Sadri ERTEM’in “Çıkrıklar Durunca” adlı romanında Tiftik yününden yapılan dokumaların Frenk kumaşı ile rekabet edemediğinden tiftik alımının sona ermesinden dolayı bu isyanın çıktığı belirtiliyor. Bölgede aslında yaygın olarak keten dokumacılığı hakimdir. Sadri ERTEM ise romanda Tiftik yününden bahsetmektedir. Gerçektende Şemseddin Sami Bey’in 1889'da İstanbul'da yayınladığı “Kamus ül-Alam” adlı sözlüğünde Devrek’te tiftik keçisi yetiştirildiğine dair bilgi verilmektedir. (3)

Sadri ERTEM’in romanında ucuz Avrupa kumaşı nedeniyle el dokumacılığı yapamayan Alevi köyü Adaköy’ün, Hz. Ali dergâhı etrafında hükümete isyanı ele alırken Alevilik ve Hz. Ali motifine dair birtakım unsurları da kullanır. Bunlar; velayet, ulûhiyet, Ali-Allahîler, tenasüh, teslis akidesi içinde Hz. Ali, dua ( istimdat ) konularıdır. Yanı sıra “eline, beline, diline sahip ol.” düsturu; “üçler, yediler, kırklar” kültü; “Zülfikar” simgesi çerçevesinde Alevi kültürünün temel inanç akideleri de romana yansımıştır.

Diğer taraftan eser, Atatürk Dönemi’nde yazılmış bir roman olarak, Osmanlı’nın ekonomi politikalarını da eleştirmektedir. Bahsi geçen eleştirel tutum bağlamında, Batı’ya tanınan kapitülasyonlar nedeniyle fabrika üretimi malların Osmanlı iç pazarını ele geçirmesi ve bunun sonucunda alt yapı-üst yapı ilişkilerinin derinden sarsılması, Çıkrıklar Durunca’da merkezi idare-eşraf-köylü sarmalında ele alınır. Sonuç itibarıyla; Çıkrıklar Durunca, Anadolu köylüsünün üzerindeki eşraf baskısını Anadolu’daki bir Alevi dergâhından hareketle işleyen tezli bir romandır. (4)

Adatepeli Kız Evliyalar konusunda Muzaffer KESİMER Devrek Dergisi’nin Nisan 1969 yayımlanan 4.sayısında yazdığı makalede giriş bölümünde şu bilgileri vermektedir: “Bundan bir asır önce kapitülasyonların bir neticesi olarak, Batı emperyalizmi henüz yeni gelişmekte olan Türk sanayini tamamen yıkmış, halkın geçim kaynağı olan el sanatlarına büyük darbe indirmiştir. Yıkılmağa yüz tutmuş Osmanlı İmparatorluğu'nda bu sömürgeci devletlere ilk tepki Devrek'in Adatepe köyünde “Kız Evliyalar”dan gelmiş, bu hareket kısa zamanda büyüyerek yurt çapına yayılmıştır.” Makale 1969 tarihinde yayımlandığına göre Adatepeli Kız Evliyalar isyanını bir asır öncesine yani 1869 yılına tarihlendirmektedir. Bu tarih gerçek tarih olan 1871 yılına oldukça yakındır. (5)

KESİMER’in makalesini özetlersek “ Adatepeli Kız Evliyalar “yerli malı savaşı”nın silahlı mücahitleriydi. O tarihte Bolu Sancağı'na bağlı Ereğli kazasının Devrek nahiyesi, bir hududu Bartın'ın Perşembe'sine ve Çarşamba'sına, diğer ucu Bolu'nun Gökçesu ve Gerede'nin Mengen nahiye sınırlarına dayanan ormanlarla kaplı yüzlerce kilometrekare genişliğinde idi.

            Dudu Kadın bir gece rüyasında bazı esrarlı şeyler görmeye ve oturduğu eve nurlar inmeye başlar, gaipten gelecekten her şey malum olmaya başlar, kendisine gaipten milleti için faydalı vazifeler tevdi edildiğine inanır. Dudu Kadın'a inananlar canciğer arkadaşları Esma Bacı ile kocalarıdır.

            Ertesi gün derhal Dudu Kadın'ın evi yıkılarak yerine mukaddes bir Türbe ve bunun yanında dört odalı bir dergâh vücuda getirirler. Dudu Kadın ile Esma Bacı'nın kurdukları bu türbe ve dergâh bölgenin belli başlı ziyaretgâhı olur. Hakkın yeni emirlerini tevdi ederler. Bu emirler köy köy, bütün divanlara yazılır.

            Bu emirler özet olarak “Hakkın emri bendedir, sekiz kitap bana verildi. Hazreti Ali artık Rabbimizin imdadına koştu. Kaçanlara selamet, duranlara bereket saldım. Salgını (vergiyi) kaldırdım. Yezitlere lanet, Frenk kumaşları haram…” şeklindedir.

İşleri yürütmek için çeşitli komiteler seçilmiştir. Mesela, “Hızırlar” ve  “Ricail gayp” gibi. Bu harekete karşı ve düşman olanlar el altından ve bu komitelerin kararları ile derhal öldürülüyordu.

            O zaman bütün Anadolu'nun giydiği keten dokumalar bu bölgenin yegâne geçim vasıtasını teşkil ediyordu. Hâlbuki Osmanlı idaresi gümrük kapılarını açıp, memlekete sattığı ucuz cicili bicili renkli çürük Frenk bezleri bu sanatları öldürüyordu. Bu bölge halkının açlığa, sefalete, İstanbul konaklarında uşaklığa, limanlarda hamallığa mecbur ediyordu. İşte Adatepe Kız Evliyalarının isyanı bu zamanda vaki oldu. Halkın hissiyatını kazanmak için zorunlu olarak yeşil, beyaz dini renk esas kabul ediyorlardı.

Kız Evliyaların bu isyanı bütün Bolu bölgesinde ve hatta Ankara ve Sivas havalisinde de derhal aksi seda buldu. Gizli aşikâr müritler, mücahitler her taraftan gelip Dudu Kadı'na ve Esma Bacı'ya biat ettiler. Bunlar arasında Devrek, Mengen ve Gökçesu Nahiye Müdürleri ve hatta Bolu Müftüsü Sıpkatullah Efendi'yi de görürüz. Kastamonu ve Bolu bölgesinde Hükümetten daha kuvvetli olan meşhur eşkıya Pazvandoğlu beş yüz atlı kuvvetiyle Adatepe'ye gelip Esma Bacı'ya katıldı. Esma Bacı'nın civar nahiye merkezlerini Gerede ve Ereğli, hatta Bolu Sancak Merkezini basarak yağmalar yapması ve hapishaneleri boşaltacak kadar ileri gitmesi üzerine Kastamonu Valisi Tosun Paşa karadan ve İstanbul'dan gelen donanma Akçakoca, Alaplı, Ereğli'ye asker çıkarmaya başladı. Kastamonu valisi Tosun Paşa, (Bu isimde o yıllarda bir vali yoktur. Dönemin valisi Mehmet Reşit Paşa’dır.) ordu ve donanma ile gelen ordu katırları sırtında taşıttıktan toplarla Adatepe köyüne kadar gelerek, burayı muhasara altına almışlardır. Padişah ve Sadrazam kat'i emirle asilerin derhal yakalanmasını istiyordu. Aylarca süren bir mukavemetten sonra, Dudu Kadın ile Esma Bacı ve bunların etrafında birleşen yerli malı savaşçıları, Padişah ordularına mağlup oldular. Sağ kalanlardan yüz kadarı zincirlere vurularak Ereğli'ye götürüldü, neticede, Dudu Kadın ile Esma Bacı, Hızırlar ve Ricadülgayp komiteleri dahil ileri gelen köylüleri idama mahkûm ettiler. Ve bu hüküm Ereğli'de infaz edilmiş, yalnız Dudu Kadın ile Esma Bacı Adatepe'ye kadar getirilerek askerler tarafından yakılan mukaddes Türbe yerinde Cellât Çingene Kara Ali tarafından büyük bir pala ile kafaları koparılarak öldürüldüler. Kafaları İstanbul'a götürülerek teşhir edilmiştir.” (Arşiv belgelerindeki resmi yazışma raporlarında asılarak idam edildikleri ifade ediliyor)

Cumhuriyet döneminin ilk romancılarından Sadri ERTEM büyük ihtimalle salnamelerden veya eski gazete arşivlerinden Adatepeli Kadın Evliyalar hadisesini öğrenerek köyün adını Adaköy olarak değiştirerek Çıkrıklar Durunca adlı romanını kaleme almıştır.

Ahmet Talat ONAY ( Zonguldak-Bolu Maarif Müdürü ve sonraki yıllarda Çankırı Mebusu) Bolu Halkevinin Abant Dergisi’nde “Bolu Hatıraları” adlı köşesinde Bolu destanlarına, isimlerini belirtmek suretiyle yer vermiştir. ONAY,  tarihin yardımcı kaynakları olarak gördüğü halk türküleri ve destanlarından Bolu’ya ait olanlarına avukat arkadaşı Saib Bey ve Binbaşı emeklisi Tahsin Beyler sayesinde ulaştığını aktardığı yazısında, “Yusuf Paşa Destanı”, “Bolulu Ahmet Paşa Destanı”, “Mudurnu Yangını Destanı” gibi destanlarla beraber Devrek kazasının Adatepe köyünde Peygamberlik ilan eden asi kadının (Dudu Hatun) ihtilal hareketine ve bu hareketi idare eden Şair Efendiye, Bolu eşrafından kimlerden yardım gördüğüne ihtilalcıların tepkilerine dair destanda bahsetmiştir.  (6)

Destanların özde gerçek olaylardan doğarak değişikliğe uğradığına dair en güzel örneklerden biri Adatepeli Kadın Evliyalar Hadisesinin bir asır sonra Kızlar Deresi Efsanesine dönüşmesidir.

Kızlar Deresi Efsanesi kısaca şöyledir: Efsane Osmanlı Devleti’ni hüküm sürdüğü, dönemde Kdz. Ereğli’den 45 kilometre uzaklıkta bulunan Güneşli Beldesi ile Devrek arasında kalan Armutlucuma'ya bağlı bir bölgede geçer.

Kızlar Deresi Efsanesi o dönemlerde Ereğli’den Osmanlı Sarayı’na kadar uzanır. Efsane rivayete göre 1900’lü yılların başında başlar. Efsanenin kahramanları 3 genç kızdır.

            Anlatılanlara göre o dönemlerde bölgede Rum asıllı bir değirmenci yaşamaktadır. Bu kişi değirmeni vasıtasıyla Türk köylülerinin kumanya ve gıda ihtiyaçlarını karşılamaya yardımcı olmaktadır. Bu dönemlerde Osmanlı Devleti sınırlarına Orta Asya’dan 3 grup Türk boyu göç eder.

            Bu üç boydan biri Konya’ya, diğeri Sinop’a ve sonuncusu da Ereğli’ye yerleştirilir. Her birinin unvanları “Çaylıoğlu” olan bu gruplar gittikleri ve yerleştikleri her yerde aynı unvanla tanınır ve yaşarlar. Efsaneye göre bu Türk grupların kumanya ve erzak ihtiyaçlarını karşılayana Rum asıllı Değirmenci bir gün bir köylü ile girdiği tartışmanın ardından bağıra çağıra; “Bu Türkleri orakla biçeceğim” diyerek söylenir. Rum değirmencinin söylediklerini duyan bir Türk köylüsü duyduklarını diğer köylüler ile paylaşır ve köylüler arasında Rum Değirmencinin öldürülmesi kararı alınır. Köylülerin erzak ihtiyaçları için haftanın belirli günleri at kervanı ile Kozlu’ya giden Rum Değirmenci yolculuğun birinde Türk köylüler tarafından pusuya düşürülüp öldürülür. Babalarının Türk köylüler tarafından öldürüldüğünü öğrenen Rum Değirmencinin 3 kızı kendilerinin de öldürüleceğini düşünerek alabildikleri kadar erzak alarak dağa çıkarlar. Ölüm korkusu ile dağa çıkan kızların yaşam mücadelesi erzaklarının bitmesi ile eşkıya olmak zorunda kalmaları ile yeni bir boyut kazanır. Kervan yolu olarak bilinen Ereğli-Devrek yolu arasında efsanenin yaşandığı yerde yol kesmeye, adam soymaya başlayan kızların namı tüm bölgeye yayılır. Kervan yolu olan Kızlar Deresi artık eşrafların korkulu rüyası haline gelir. Namları kısa sürede tüm bölgeye yayılan kızların oluşturduğu eşkıya çetesi gücüne her gün yeni bir güç katarak kısa zamanda 40-50 kişilik bir eşkıya çetesi haline gelir. Ancak eşkıya çetesinin başında bulunan 3 kişinin kız olduklarını kendilerinden başka hiç kimse bilmez.

Kurdukları çete ile adeta terör estiren çeteyi yok etmek için dönemin ünlü eşkıyalarından bile destek istenir, ancak çete bir türlü çökertilemez. Hatta rivayete göre Çaylıoğlu Jandarma Komutanlığı’nın bu çete ile mücadele için kurulduğu iddia edilir.

            Her geçen gün güçlerine güç katarak çoğalan eşkıya çetesi artık vatandaşların ve eşrafların korkulu rüyası haline gelir. Ancak kızların büyüsü bir gün bozulur ve eşkıyalardan biri çetenin başındakilerin kız olduğunu anlar. Ve eşkıyalar arasında çatışma çıkar. Çatışmada 3 kız eşkıya hayatını kaybederken çetenin diğer üyelerinden de büyük kayıp yaşanır. Kızlar ölünce, çete dağılır. Üç kızın cesedi öldüklere yere gömülür.

            Görüldüğü gibi Kızlar Deresi Efsanesi Dudu Hatun ve Esma Hatunun yakalandığı isyanın bastırıldığı bölgede doğmuş ve kulaktan kulağa 100 sene içinde tamamen aslından uzak bir hikâyeye dönüşmüştür. (7)
 
GÜRDAL ÖZÇAKIR
KASIM 2013-KDZ.EREĞLİ

KAYNAKÇA
1-http://hurarsiv.hurriyet.com.tr/goster/ShowNew.aspx?id=3857429
İslam’da Kadın Tartışmasını Sahte Bir Kadın Peygamber Başlatmıştı Murat BARDAKÇI 29.01.2006
2- Kdz. Ereğli Tarihi Cilt 2 basılmamış eser
3-Ömür ÇELİKDÖNMEZ Devrek Tarihi s.31 2000 yılı TSO Yayını
4- Canan SEVİNÇ “ Çıkrıklar Durunca’da Alevilik ve Hz. Ali Motifi”
5-Muzaffer KESİMER Devrek Dergisi Sayı:4 Nisan 1969
6-Yeliz OKAY “Bolu Halkevi Dergisi Abant’ın Halkbilim Açısından İncelenmesi” ODÜ Sosyal Bilimler Enstitüsü Sosyal Bilimler Araştırmaları Dergisi Cilt: 2 Sayı: 4
7-http://www.armutlucumaliyiz.com/?Syf=26&Syz=154597

                              ZONKİŞOT DERGİSİ 23.SAYISINDA YAYIMLANMIŞTIR...

 

 
  Günümüzde Adatepe Köyünün manzarası -1

 
                                                           Günümüzde Adatepe Köyünün manzarası -2


                                                              Günümüzde  Kızlar Deresi


 
                                                                                       SADRİ ERTEM