30 Temmuz 2012 Pazartesi

ZONGULDAK ADININ TARİHİ GELİŞİMİ


                                  

     “ZONGULDAK“ ADININ TARİHİ GELİŞİMİ

                                               SADİ UYAR



           Yazılı Kaynaklarda Zonguldak adının kökeni üzerine ek bilgiler


                          Zonguldak Tarih Araştırmaları Dizisi:1


                                                TEMMUZ–2012

Basım yeri:
            
                             “Zonguldak” Adının Tarihi Gelişimi
                                                                                                               Sadi Uyar*
 “ Karaelmas Diyarı” olarak bilinen Zonguldak, bugünkü Zonguldak sözüne ulaşıncaya kadar söyleyişinde ve yazılışında bir hayli evrilmiştir. Buralarda, birçok kavim ve milletin yaşadığı açıktır. Bu kavimler ve milletler, kendi söyleyiş ve ona verdiği değer bakımından burasını farklı adlandırmış ve farklı söyleyişte farklı vurgular yaratmıştır. Buralara hakim olan her kavim ve millet, bir önceki topluluktan kalan yer adı verme kültürünü bir şekilde almak zorunda kalıp kendi kültürü içinde başka bir ada ulaşmak için, o kelimeyi çoğu kere doğal evrimi içinde başka şekillere sokmuştur.

 Antik dönemden Cumhuriyet’e kadar olan uzun sürede kullanılmış olan adlar, Zonguldak sözündeki var olan evrimin bir kanıtından başka ne olabilir ki.

Eldeki kaynaklardan derleme usulüne göre hazırlanmış bu yazı, “Zonguldak” adının uzun, derin ve pek de bilinmeyen serüvenini ortaya koymaktadır. Bakalım üstünde yaşadığımız şehrin adı, hangi zaman diliminde yaşamış kimlere çıkacak, tarih sahnesinde ne zaman ve ne olarak yerini alacak?

Antik dönem kaynaklarında, önceleri küçük tekneler için liman yeri olan “Sandarake” sözü, İ.S. 131–137 de İzmitli (Bithynia) Flavius Arrianus'un Karadeniz seyahatini anlatan eserinde geçer. Aşağıda, bu sözünü ettiğim eserden konu ile ilgili alıntıları aktaracağım. Diğer yazarlar da Arrinus’un kitabından alıntılar yaparak Zonguldak’ın Antik dönemdeki adının Sandareke olduğunu kayıtlara geçmişlerdir.

Antik Kaynaklar
Zonguldak adının kökeni hakkındaki bazı açıklama ve çalışmalarda, ilk coğrafyacı Strabon’un eserinde geçen “Sandarakurgion” sözüne atıfta bulunulur. Coğrafya biliminin babası kabul edilen Amasyalı Strabon, Geographıka(1) adını verdiği meşhur eserinin 52. sayfasında “Sandarakurgion “ adlı bir maden dağından ve bu dağın konumu olarak, Kastamonu/Taşköprü (Pompeiopolis) olduğunu dile getirir.

 Arrianus,(2) İ.S.131–137” yılları arasında yürüttüğü “Cappadocia Valiliği” görevine başlamadan önce çıktığı ve daha sonradan kaleme aldığı seyahatinde, Zonguldak ve civarı Sandarake ‘küçük tekneler için liman yeri’ ” olarak ifade eder.  Arrianus seyahatinin güzergâhını “Oksinas’tan Sandarake’ye 90 stadia’dır (16,2 km) . Sandarake küçük tekneler için liman yeridir. Oradan Krenidai’a 60 stadia (11 km); Krenidai’dan Psylla emporion ‘una (Ticaret merkezi) 30 stadia (5,4 km) mesafe vardır. Oradan deniz kenarında kurulmuş Hellenlerin  İon kökenli kenti Miletos’luların kolonisi Tion’a (Filyos) 90 stadia (16,2 km) çeker. Tion’dan Billaios ırmağı’na (Filyos ırmağı) 20 stadia (3,5 km) “ olarak tarif eder.
 Kitabın Hellence aslından çevirisini yapan yazar Murat Arslan “Oksinas”’ı Ilık su, “Sandrake” Zonguldak, “Krenidai” Kilimli, “Psylla” Çatalağzı olarak okumakta.



*Sadi Uyar, Yerel Tarihçi Gökçebey / Zonguldak tefen67@hotmail.com                                                                                                                                         1: STRABON”GEOGRAPHIKA Antik Anadolu Coğrafyası” (Çeviren Adnan Pekmen) Arkeoloji ve Sanat Yayınları İstanbul 2000 sayfa–52–53
2: Arrianus “Arrianus’un Karadeniz Seyahatı” Çeviren Murat Arslan Odin Yayıncılık İstanbul 2005 sayfa 26-27
P.MİNAS BIJIŞKYAN,(3) 1819 yılında Trabzon’dan başlayıp İstanbul/Rumeli Feneri’ne kadar olan yolculuğu sırasında Zonguldak ve kıyılarından şu şekilde bahseder: “Buradan Okşine adlı bir ırmak akar, Plinius’a nazaran da eski şehir Ereğli tarlalarını sulayan Lidos ırmağının kenarına yapılmıştır. Kilimli Burnu yirmibeş mil beridedir. Yakınında Çiniz burnu ve içinde eski bir kale ile bir kilise bulunan Güzelcehisar vardır. Bazılarına göre buraya eskiden Silios denirdi ve (Filyos) Bileos adlı bir ırmak vardır. Eski yazarlar bu taraflarda “Sankarika” adlı bir liman zikreder.”

Klaus Bekle, “Paphlagonien und Honorias” (1996) (4) adlı eserinde Sandraka’nın yerini, “Sandraka, Karadeniz kıyısında tahminen bugün Zonguldak olarak bilinen ve Bolu nun 82 km kuzey ve kuzey doğusunda bulunan küçük bir liman. Antik ve geç antik zamanda Sandrake (Sindarache) yani bugünkü Zonguldak, “küçük gemilerin iskele ya da liman olarak kullandığı yer “ olarak aktarır.

Zonguldak isminin Antik dönemde “Sandarake” olduğu tezini savunan yazarların dayanaklarını, yukarıda adı geçen kaynak ve kaynaklardan yapılan alıntılar ile  aktardım.  Bu alıntıların, bugün üzerinde yaşadığımız ve Cumhuriyet döneminde il olan kentimizin adının kaynağı hakkında esaslı ipuçları verdiği kanaatindeyim. Yani, bu isim; önceleri “Sandarake” ve “Songuldayık”, sonraları da Zonguldak olarak anılmış olmalıdır. Zonguldak adının evriminin böyle tamamlandığı anlaşılmaktadır.


Osmanlı ve Cumhuriyet Dönemi
Zonguldak adının kaynağı ile ilgili olarak öne sürülen tezlerden birisini de Osmanlı ve Cumhuriyet döneminde yapılan çalışmalardaki görüşler oluşturur. Bahsettiğimiz dönemde ortaya çıkan görüşler, adeta, Cumhuriyet Döneminde Türkçeyi zenginleştirme ve ona sahip çıkma bilincinin bir yansımasıdır. Bu konuda yapılan bütün çalışmalarda, yukarıya aktardığım kaynaklar ve o kaynakların dedikleri hatırı sayılır bir yer tutmaz. Bütün metinlerde Zonguldak adının kaynağı açıklanırken; bu adın Türkçe olduğu ve anlamının da doğadaki taklit veya yansıma sesi olan bir kökenden veya bataklık anlamına gelen coğrafi bir elemandan alındığı vurgulanır.

Cumhuriyet döneminde yapılmış olan bazı çalışmalar ve bu çalışmalardaki ilgili kısımlar şunlardır:

Donald Quataert’in “Zonguldak Kömür Havzası 1822-1920”  adlı eserindeki ilgili kısım:(5)
 “Gerçekten de arazinin insan yerleşimine uygun olmadığı kasabanın isminin kökenine dair en yaygın iki açıklamada da gayet açık bir şekilde görülmektedir. Bir görüşe göre kasabanın ismi Türkçe  “kamış ve saz yeri” anlamına gelen Zongalık kelimesinden gelmektedir. Yine kesin olmayan bir diğer açıklamaya göre “Zonguldak” ismi “acı mekanı” anlamına gelen Zonklamak kelimesinden türemiştir.”


3: P.Minas Bijişkyan “Pontos Tarihi- Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası” Çeviri Hrand D. Andreasyan Çiviyayınları İstanbul-1998 sayfa 55-56
4: Klaus Bekle-Paphlagonien und Honorias – Wien- 1996 sayfa 270-271
5: Donald Quataert “ Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet Zonguldak Kömür Havzası 1822-1920” Çevirenler Nilay Özok Gündoğan, Azat Zana Gündoğan – Boğaziçi Üniversitesi Yayınları-İstanbul 2009 sayfa 63- 64

Zonguldak Ticaret ve Sanayi Odası’nın 29 Teşrinievvel 1933 tarihli kitabındaki ilgili kısım: (6)
Sazlıklar ve bataklıklar tabii olarak birer sıtma menbaı olduğundan Zonguldak’ta henüz bir tek mesken yok iken bu havalide mevcut olan bugünkü civar köyler halkı bugün vilayet merkezinin bulunduğu sahaya sıtmadan kinaye olarak “titreyen yer” manasına gelen “Zonguldayık” ismi verilir.”

Zonguldak İsminin Kökeni Hakkında Bilinmeyenler
Buraya kadar olan kısımda, Zonguldak adıyla ilgili kaynaklarda ilk elden elde edilen bilgi ve belgelerden söz ettik. Ancak, bu noktadan  itibaren pek de bilinmeyen, makalemizin asıl amacı olan “bilinmeyen” ya da unutulmuş kayıtlardan bahsedeceğiz. Aşağıda, bu hususa örnek teşkil eden kelimeler ve bunların tarihi belgeleri verilmiştir:

1:Zogal-dag
2:Songuldayık -Sonkuldayık (Aşiyan-ı Songuldayık)
3:Soñguldayık (Mülk içinde Songuldayık köprüsü)
2 ve 3 örneklerdeki “Songuldayık” ismini ikisi aynı
2. örnekteki “Songuldayık” (N)Arapça Nun harfi ile yazılmış yani normal şekilde okunur.
 3 örnekteki “Songuldayık” sadece sağır Kef (kâf-ı nunî veya kâf-ı Türki) ile yazılmasından kaynaklanır. Okunuşu hem daha ince hem de daha genizden okunur.

1:Zogal-dag
Türklerin 9. yüzyılın başlarından itibaren hızla İslâmiyet’i kabul etmeleri neticesinde, öncelikle Arapça ve ikinci derecede Farsça adların Türk diline ve ad verme geleneğine erken dönemlerde girmeye başladığı görülmektedir.

Bölgede Farsça karışımı yer adlarının en iyi örneği eski adı Çarşamba olan Çaycuma ilçesi ile Perşembe beldesinin adıdır. Farsça da şenbih gün demektir ve bizim haftanın günlerinden cumartesiye tekabül eder ve çar-ı şenbih –Çarşambih (Çarşamba Çaycuma’nın eski adı) ve Penc-şenbih (Perşembe beldesinin eski adı) bizdeki çarşamba ve perşembedir. Farsçada haftalar Pazar günden sayıldığına göre haftanın 4. günü çar, 5. günü penc e dek gelir. Ayrıca bölgemizde “Pazar” adı yaygın biçimde kullanılır. İnsanların alış veriş yapmak üzere toplandığı yerlere, Farsça “Bazar” denir. "B" harfi Türkçe kullanımda, "P" harfine dönüşmüş böylece Pazar olmuştur.
Zonguldak adının anlamı konusunda Farsçada olan kelimelerden birinci örnek  “Zogal” dır; “Zogal”(7) Farsçada kömür anlamına gelir. 
Zogal-dag
Zogal ( زغال )  kömür manasındadır
Dag: Kavurucu, yakıcı, yangı, ateş
Dag (coğ) dağ
Zogalehte:(zogal-ehte) kızılcık
Zogalseng:(zogal-seng)taş kömürü
Zogali:(zogal-i)kömürleşmiş, kömürcü, kömür satan 


6: Zonguldak Ticaret Odası “ Cumhuriyet’in On Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası “ 29 Teşrinievvel  1933 sayfa 37-38
7: Mehmet Kanar “Farsça Türkçe Sözlük” Say Yayınları İstanbul-2008
Anadolu da yer adı verme yörenin durumuna şekline orada bulanan bir şeyin adına göre adlandırma ve yerleşim yerine ilgili adlar verme görürüz. “Zogal” sözcüğü kömür “dag” sözcüğü de dağlamaktan yakıcı yakan ateş anlamı ile Zonguldak’ın kömürü ile özdeşleşmiş, “Zogal-dag” sözcüğünü ortaya çıkarmıştır.  Dağ sözcüğünü coğrafi bakımdan ele alırsak Zogal-dag Kömür dağı anlamını ortaya çıkarmıştır. Zonguldak adını yöre halkının oluşturduğu “yansıma kökenli Farsça bir sözcük” olduğu görüşü savunduğumuz birinci örnektir. Bu tür halk adlandırmalarının ve yansıma kökenli sözcüklerin gerek Türkçede gerekse diğer dillerde sayısız örnekleri vardır.

2:Songuldayık (8)
Başbakanlık Arşivi Tapu tasnifi’nde “TD 51” numarada bulanan Bolu sancağına ait M. (1512–1520) tarihli Mufassal defterlerinde “Songuldayık” yer adı geçer. Yine İstanbul Atatürk kitaplığında Muallim Cevdet yazmaları arasında bulunan Yavuz Sultan Selim devri tahrir kayıtlarını gösteren “MC. 15” nolu Bolu sancağına ait H.925 (M.1519) tarihli Evkaf (Vakıf) defterinde bir arazinin ve bir köprünün adı  “Songuldayık” diye geçer. Bu iki defter Songuldayık (Zonguldak) isminin en az altı asırlık bir geçmişe sahip olduğunu göstermektedir. Defterlerden anlaşıldığına göre “Soñguldayık”   (1300 – 1400) yüzyılda Hızırbeyili dahilinde bulunan bir Nehrin ve üzerinde bulunan bir köprünün, yine bu civarda avcı şahin kuşu Yetiştiriciliğinde kullanılan bir yuvanın adıdır. Hızırbeyili 15–16. Yüzyıllardaki kayıtlarda Bolu sancağına bağlı bir kaza idi. Bölge “Hızır Bey İli” olarak geçer. Çünkü buraları fetheden Hızır Bey’dir. Bölge “Hızırbey İli” diye anılır. Hızırbey İli olarak bakılırsa Mengen’den sonra Dirgene, Yılanluca, Devrek, Çarşamba (Çaycuma) ve Filyos Irmağı’nın sağ tarafı olup Filyos sahilleri, Türkeri (Türkali), Çatalağzı, Beycuma bölgeleri dâhildir.(9)
 H.1265-M.1849.Tarihinde(10) Çarşamba (Çaycuma) kazasındaki ocaklardan çıkan maden kömürünün Dersaadet'e gönderilmek üzere iskeleye taşınması için yük hayvanları kiralanmasına dair” Kastamonu valisine yazılan yazıda Zonguldak adından bahsetmez. Zonguldak adının ilk bahsedildiği belge H.1270 M.1854 tarihlidir. Bu tarihten itibaren Zonguldak adı bir mevki olarak geçer.


M.1854 (11)tarihli el yazması yevmiye (Günlük Defter) defterinde “Zonguldak” olarak yazılmış




8:T.C.B.O.A. Tapu Tasnifi  TD 51 “ Bolu Mufassal Defteri”- M. (1512–1520)
9: Sadi Uyar “
Tarihi Bakımından Çaycuma “ Çaycuma Belediyesi Tarih ve Kültür Hizmeti -2008- Çaycuma
10: T.C.B.D.A.G.M. Osmanlı Arşivi-“Tarih 29/Ra/1265 (Hicrî) Dosya No:176 Gömlek No:80 Fon Kodu: A.}MKT
11: Erol Çatma Arşivi
Mehmet Kanar “Farsça Türkçe Sözlük” Say Yayınları İstanbul-2008






.TD 51 nolu defterde “Songuldayık”(12)
TD 51. 175/ s.358: Defterde geçen kısım şöyle
Mezra-yi Der Bölücek-i Bedil Tabii-i On iki Divan ( Bartın)  İshak yerine tahminen yirmi muddluk yerdir. Haliyen Ali veled-i Maruf ve Saruhan birader-i Maruf berât-i Şahîyle mutasararıflardır ve Menteşe veled-i Musa ve Yusuf ve Nasuh Hacı evlâd-ı Musa mutasarrıflardır beratları görülmedi kayacılardır Beş yuva alurlar”.
 (Bu girişin altında da hemen aşağıdaki kayıt yer almaktadır.)
TD 51. 175/ s.358: Defterde geçen kısım şöyle Aşiyan-ı Songuldayık tabi-i Hızırbegeli “ yani Hızırbeyiline bağlı Songuldayık adlı Yuva, Kuş yuvası, denmektedir. Aşiyan Farsça “yuva, kuş yuvası” anlamına gelmektedir. Defterde şahin yuvacısı ve kayacısı (yuvaların bulunduğu kayalıkları gözetenler ) olanların adları da verilmektedir. Bu kişiler Ali, Saruhan, Menteşe ve başkalarıdır. Songuldayık  15. (1400)  yüzyılda Hızırbeyili dahilinde bulunan bir nehrin ve üzerinde bulunan bir köprünün, yine bu civarda avcı şahin kuşu yetiştiriciliğinde kullanılan bir yuvanın adıdır. Defterde Songuldayık adlı yuvanın yeri tam olarak belirtilmemiş ancak Çarşamba (Çaycuma) bölgesinde olduğu tahmin edilmektedir.
1519 yılına ait Tahrir defterlerine göre aynı bölgede avcı kuş yetiştiricileri yine Çarşamba (Çaycuma) tarafında 2 yer gözükmektedir.(13)
Bu yerler
1: Mez.  Türkeri (Türkali)  Bazdar (avcı kuş yetiştiren) Hane: 2
2:Mez. Çatalağız (Çatalağzı)  Bazdar (avcı kuş yetiştiren) Hane: 2
Orta Asya Türk kültür tarihinde avcı kuş ile avlanma ve bu tip kuşların yetiştirilmesi, Osmanlı döneminde düzenli ve sistemli olarak yapılanmıştır. Avcılık Osmanlı İmparatorluğu zamanında bir devlet teşkilatı hâline gelerek resmiyet kazanmıştır. Osmanlı Devleti zamanında avcı kuş yetiştiriciliği ve eğitimi başlı başına bir devlet politikasıdır.(14)
Songuldayık “Songul-dayık”
yansıma kökenli bir sözcük olduğu anlaşılmaktadır. Şahin Atmaca kuşlarının ayaklarını 1–1. 5 cm çaplarında, metalden imal edilen ziller takılır. Bunlara çıngırdak denir. Farsçada çıngırdak “Zangula-Zengel-Zengole” sözcükleri yakınlık gösterir.





12: T.C.B.O.A. Tapu Tasnifi TD 51 “ Bolu Mufassal Defteri”
13: Sadi Uyar “Tarihi Bakımından Çaycuma “ Çaycuma Belediyesi Tarih ve Kültür Hizmeti -2008- Çaycuma Sayfa3–4
14: Nalân Türkmen, “
Avcı Kuş İkonografisi ve Hünernâme’deki Betimlemeleri”, Acta Turcica Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi, Yıl 1, Sayı 1, Ocak 2009 “Türk Kültüründe Av”  Sayfa 80–85


“Zongul-dayık”
Farsçada yakın örnekler şunlardır zıngıl, zengûle veya zengel kelimesinin bozulmuş şekliyse çan, çıngırak demek. Süs pulu anlamına da gelir
Zangula: Bir çıngırak, Ayaklara takılan zil
Zengel: Çan, Çıngırak
Zengole: Çıngırak, Çan, Zil
Ayrıca Zil anlamındaki "Çang-Çıngıl" kelimesinin Doğuda "Zang" şeklinde de kullanılmış olması da yakın bir görüştür.

3:Songuldayık (15)
“MC. 15” nolu H.925 (M.1519) tarihli Evkaf (Vakıf) defterinde “Songuldayık” köprüsü


MC. 15. v.142b: Defterde geçen kısım şöyle:” Zemin Mülk içinde vakıf. İlyas oğlunun bir çiftlik yeri vardır. 20 muddluk yerdir. Songuldayık köprüsünün vakfıdır. Kadîm mülk issi Hızır Bey’den ve Gazi Hüdâvendigâr bitisi var imiş, zayi olmuş. Bunun üzerine Yahya Kadı ve Sofi Dânişmend tanıklık virüb and içdiler. Eski defter sûreti bu.”
Şöyle okuyabiliriz” mülk içinde İlyasoğlu’na ait 20 muddluk ( teneke benzeri bir ağırlık hacım ölçüsü bunlara alınan verginin miktarı) Songuldayık köprüsünün vakfı olan bir çiftlik vardır. Eski sahibi Hızır Bey (M.1326) ve Gazi Hüdavendigar’dan (1.Murat M.1326–1389) beratı olup, kaybolmuştur. Bunun doğruluğuna dair Yahya kadı ve Sofi Danişmend yemin edip şahitlikte bulunmuştur. Yeni defter yazılırken (1519) Mevlânâ Safa Kadı ve İbrahim Sofi ve Muhammedî, mezkûr köprüye beraber hizmet ederler diye yazar. Mülk içinde Hane sayısı 21 Hasılı (geliri) 1743,5 olduğunu yazar.

Defterde Songuldayık köprüsünün tam yeri bertilmemiş. Defterin yazılış yol güzergahına göre bakarsak “Çarşamba (Çaycuma) kadısına bağlı yerlerden Bedil divanından sonra başlıyor. Sırasıyla Sabunar (Sabunlar), Yellüce (Mengen tarafı), Gerziye (Gerze, Özbağı), Mülk karyesi ( Songuldayık köprüsü), Narken? , Sabunar (Sabunlar), Ermeni Yolu ?, Yassı viran, Göneç “vs  şeklinde yazılmış.
 Vakıf edilen yer Sadece köprü olarak değil büyük bir arazide aynı adla anılmış ve vakıf edilmiş. Hızırbegeli (Hızır Bey İli Devrek-Çaycuma) bölgesi ile ilgili ilk bilgiler “Tevarih-i Ali-i Osman-Kemal Paşa-Oğlu Şemsettin Ahmed İbn-i Kemal“(16) kitabında geçer. Kitapta Orhan Gazi komutanlarından Konur Alpı Bolu iline sefere gönderir. Konur Alp Bolu’yu Fethettikten sonra komutanı olan Hızır Bey’i Devrek-Çaycuma Bölgesine gönderir ve Hızır Bey’in aldığı bölge “Hızır Bey İli” diye geçer anılır der. Kitapta geçen tarih M.1326 yılıdır.


15:İstanbul Atatürk Kitaplığı (Muallim Cevdet Yazmaları) MC B/15- Bolu Efkaf defteri- H.925 (M.1519)
16: KEMAL PAŞA-OĞLU ŞEMSÜDDİN AHMET İBN-İ KEMAL “TEVÂRİH-İ ÂL-İ OSMAN II. DEFTER” Şerafettin Turan- TTK–1991-Ankara Sayfa–21–24
Evkaf (Vakıf) defterlerinde Hızırbey’in vakıf ettiği yerlerden olan arazi içindeki Songuldayık köprüsü ve Arazi Songuldayık adının 14. yüzyıldan kalma Altı Asırlık bir geçmişe sahip olduğunu gösteriyor
Arşiv defterlerinde Hızırbey ili sınırları Devrek, Çaycuma dahil bugünkü Zonguldak ili kapsadığına göre Zonguldak Üzülmez deresinin ve üzerindeki köprünün adı Songuldayık adında bir köprü olması adını da buradan alması muhtemeldir.

Diğer yönden Songul-Dayık adının anlamı konusunda farklı görüşlerde yazılabilir.
Songul-dayık
Songul: Farsçada  “Sangula Fiğ veya darı ekmek anlamına gelir (darı tarlası) benzetme
Zongul-Zungul: Doğu dillerinde Dağdaki sümbüle "Zungul" Kimi Lehçelerde de "Zongul" da deniyor. (Sümbül tarlası) benzetme.
10/M /1320 (Hicrî)  Miladı-19 Nisan 1902 (17) tarihli Deniz işleri Bakanlığına Bakan Bahri İmzalı belge ve Fransızca liman haritasında Zonguldak’ın bulunduğu yere “Zongouldak”  ve parantez içinde (Zungul) yazılmış.                                                              

Emin Çakıroğlu (18) Halkevi’nin çıkardığı Karelmas dergisinin 29.9.1943 tarihli 12. sayısına “Bügünkü Zonguldak Şehri” adıyla yazı yazar. Emin Çakıroğlu Zonguldak’ın o günkü durumunu konumunu irdelediği yazıda Zonguldak adının nerden geldiği konusu üzerinde de durur “Şehrin bulunduğu yerlerde ve etrafında baharda çok Sünbül (Zünbül) açtığından eskiden buralara “Sünbüldağı” (Zünbüldağı” diyorlarmış. Daha sonraları şehir büyüyüp mıntıkanın ismi çok söylenmeye başladıkça “ Zümbüldağı” “Zonguldak” şekline istihale( bir durumdan başka bir duruma geçiş) etmiş” diye yazar

Dayuk-Dayık: Bölgede Dayuk ekinin yaşlılar tarafından kullanıldığı bilinmektedir. Osmanlı arşiv defterlerinde bir tek 14. Yüzyılda kullanıldığı görülmektedir. 19 yüzyıla kadar olan kayıtlardan başkada görülmez.

Doç.Dr. Mustafa Sarı’nın makalesindeki “Dayuk” kelimesi(19) Karışık dilli eserlerde görülen davuk / -dayuk ekini incelediği çalışmasında dAyUk/-dAvUk ekinin eski Anadolu Türkçesinde neden yaygınlaşmadığını açıklamasında şöyle anlatır Karışık dilli eserler üzerinde yaptığımız taramalar sırasında, hem zamir köklerine hem de anlamlı isim köklerine eklenebilen ve bir isim çekim eki gibi kullanılan -davuk/-dayuk ekini tespit ettik. Ek, getirildiği kelimeye “gibi, öyle, öylece, benzer” anlamları katmaktadır. Kanaatimize göre, Harezm Türkçesindeki andaġo/andaġu sözlerinde enklitik gibi kullanılan -daġo/-daġu, karışık dilli eserlerde ekleşerek -davuk /-dayuk biçimini almıştır. Harezm Türkçesindeki -daġo enklitiği ile karışık dilli eserlerdeki -davuk /-dayuk ekinin fonksiyonu aynıdır. Her ikisi de eklendiği kelimeye “öyle, öylece, bunun gibi” anlamlarını katmakta ve isim yapım eki gibi kullanılmaktadır.


17: T.C.B.D.A.G.M. Osmanlı Arşivi Tarih: 10/M /1320 (Hicrî) Dosya No:228 Gömlek No:63 Fon Kodu: Y..MTV
18: Hamit Kalyoncu “
Kömürde Açan Çiçek” Pervaz Yayınları Ankara 2005 sayfa 79-80
19: Mustafa SARI “Karışık Dilli Eserlerde Kelime>Enklitik>Ek Sürecinde Bir Biçim
 Birimi: dAvUK / dAyUK”,
Turkish Studies, C. 5/1, 2010, s. 594–615 Mehmet Kanar “Farsça Türkçe Sözlük” Say Yayınları İstanbul-2008
Harezm Türkçesinde enklitik olarak kullanılan -daġu/-daġo, karışık dilli eserlerde ekleştiği için (mindeyük, gevherdeyük örneklerinde olduğu gibi) damak uyumuna bağlanmış ve bir çekim eki özelliği kazanmıştır.
Yazıda esasen bir birleşik kelime olan andagok sözünün, -dAyUk/-dAvUk biçiminde nasıl ekleştiğini bu ekin Harezm Türkçesinde ve Eski Anadolu Türkçesinin başlarında kullanıldığını belirtmiş, Eski Anadolu Türkçesi, Oğuzların (yani Türkiye Türklerinin de içinde olduğu Oğuz boyunun) oluşturduğu yazı dili olduğunu bunun önemini anlatmış , -dAyUk/-dAvUk ekinin Eski Anadolu Türkçesinde neden yaygınlaşmadığını açıklamıştır. Örnek olarak da  Bu dönemde –dAyUk ile görevdeş/anlamdaş –cılayın/-cikeyin eki var (Yunus’un, Eski Anadolu Türkçenin önemli temsilcisi, ‘Bir garip ölmüş diyeler/ üç günden sonra duyalar /soğuk su ile yuyalar / Şöyle garip bencileyin’  dizelerini hatırlamakta fayda var). Bu ek çok sık kullanıldığı, –dAyUk eki yaygınlaşamamıştır. diye yazar
(20)

Zeynep Korkmaz
(21) Bartın ve yöresi ağızları kitabında şöyle yazar “Bartın ağız bölgesi sistemli değişimleri ile Anadolu Türkçesindeki genel kuraldan ayrılmakta ve yediyüz yıl önceki Kıpçak-Kuman metinleri ve onun bugünkü halefi Karayım lehçesi ile karşılaştırılabilecek bir durum göstermektedir. Bartın bölgesi Oğuz ve Kıpçak unsurların Orta Asya’da özellikle Harezm’de bir arada  yaşadıkları devirlerden gelme Oğuz ve Kıpçak karışımı bir ağız mı aksettirmektedir? Bahis konusu özelliklerin Anadolu dışı Azeri ve Türkmen ağızlarında ortaya çıkması da ister istemez hatıra böyle bir soru getirmektedir. Kaldı ki Türk dilinde Oğuz-Kıpçak lehçelerine ait özellikleri karışık olarak devam ettiren lehçe ve metinler vardır

Hamit Kalyoncu “Kömürde açan çiçek “ (22) adlı kitabında “Songuldayık” “Zonguldayuk” sözcüğünün Zonguldak biçimine dönüşümünü şöyle yazar”Zongul-da-y-uk” yansıma kökenli bir sözcük olan “Zongul” ad kökeni “-da-“ addan eylem (fiil) yapma eki eklenerek elde edilen “Zongul-da- (mak) eylem gövdesinde “-y-”kaynaştırma eki ve “-u-/-ü- ya da –ı-/-i-“ yardımcı ünlüsü alan “-k” eylemden ad yapma ekinin eklenmesi ile “Zongul-da-y-uk” sözcüğü oluşur. Uzun yıllardan beri gelen söyleniş sürecinde “-y-“ kaynaştırma sesi ile “-u- ya da  -ı-“ yardımcı ünlüsünün bir çok Türkçe sözcükte görüldüğü gibi düştüğü göz önüne alırsa “ Zonguldayuk” sözcüğünün söylenişte zamanla “Zonguldak” biçimini aldığı düşünülebilir.”






20: Mustafa SARI “Karışık Dilli Eserlerde Kelime>Enklitik>Ek Sürecinde Bir Biçim Birimi: dAvUK / dAyUK”, Turkish Studies, C. 5/1, 2010, s. 594–615
21: Zeynep Kormaz “Bartın Yöresi Ağızları” AKDTYK Türk Dil Kurumu Yayınları:584 Ankara 1994 sayfa 4-5
22: Hamit Kalyoncu “
Kömürde Açan Çiçek” Pervaz Yayınları Ankara 2005 sayfa-73
Ferit Develioğlu “Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lügat” Aydın Kitabevi Yayınları Ankara-1993


Sonuç olarak ortaya çıkan kaynaklardan Zonguldak adının altı asırlık bir geçmişi olduğu ortaya çıkmaktadır. Yukarıda temas ettiklerimiz arasından Başbakanlık Arşivi Tapu tasnifi’nde “TD 51” numarada bulanan Bolu sancağına ait M. (1512–1520) tarihli Mufassal defterlerinde, Yine İstanbul Atatürk kitaplığında Muallim Cevdet yazmaları arasında bulunan Yavuz Sultan Selim devri tahrir kayıtlarını gösteren “MC. 15” nolu Bolu sancağına ait H.925 (M.1519) tarihli Evkaf (Vakıf) defterinde görülen “SONGULDAYıK” adı nispeten daha tutarlı görünmektedir.  Yukarıda Osmanlıca el yazısı ile yazılan belgede Zonguldak adında görüldüğü gibi Zonguldak adındaki dak kelimesini Osmanlı imlasında yazılan belgelerin hiç birinde coğrafi bir şekil olan dağ kelimesinin yazılışı ile uyuşmamaktadır. Osmanlı imlasında “dağ/tağ” kelimesi “طاغ” şeklinde yazılır. Sonuçta Songuldayık kelimesinin –dayık ekinin zamanla – dak ekine dönüşüp Songuldak-Zonguldak adını alması kuvvetli bir ihtimaldir.
 
 TEŞEKKÜR
 “Zonguldak adının kökeni” adlı araştırma ve yazılarımda bana, özellikle 15 ve 16. yüzyıl ile ilgili olarak her türlü bilgi, belge, makale, desteği sağlayan sayın Prof. Dr. Kenan Ziya Taş’a, Sayın Doç Dr. Cevdet Yakupoğlu’na ve Farsça dil bilgisi konusunda yardımlarını esirgemeyen Prof. Dr. Mehmet Kanar’a teşekkür ederim.

BELGELER KAYNAKLAR
1:10/M /1320 (Hicrî)  Miladı-19 Nisan 1902 tarihli Deniz işleri Bakanlığına Bakan Bahri İmzalı belge ve Fransızca liman haritasında Zonguldak’ın bulunduğu yere “Zongouldak”  ve parantez içinde (Zungul) yazılmış

2:BOA. TD. 51, s.358
Mezra-yi Der Bölücek-i Bedil Tabii-i On iki Divan İshak yerine tahminen yirmi muddluk yerdir. Haliyen Ali veled-i Maruf ve Saruhan birader-i Maruf berât-i Şahîyle mutasararıflardır ve Menteşe veled-i Musa ve Yusuf ve Nasuh Hacı evlâd-ı Musa mutasarrıflardır beratları görülmedi kayacılardır Beş yuva alurlar. (bu girişin altında da hemen aşağıdaki kayıt yer almaktadır.)
 TD 51. 175/ s.358: Aşiyan-ı Songuldayık tabi-i Hızırbegeli

3:Evkâf-ı Nahiye-i Hızırbegili Der Livâ-i Bolu MC. 15. v.v. 137b

Evkâf-ı Nahiye-i Hızırbegili Der Livâ-i Bolu MC. 15. v.v. 137b (bu başlık altında birkaç varak sonra aşağıdaki kayıt geliyor)

MC. 15. v.142b: Zemin mülk içinde vakıf İlyas oğlunun bir çiftlik yeri vardır yirmi muddluk yerdir Songuldayık köprüsünün vakfıdır. …


4:1270-1854 Muhasebe  kayıt defteridir (Erol Çatma Arşivi )



Yararlanılan Kaynaklar

Prof. Dr. Kenan Ziya Taş özel arşivi
               1:B.O.A. Tapu Tasnifi TD 51 “ Bolu Mufassal Defteri”- M. (1512–1520)
                2:MC B/15- Bolu Efkaf defteri- H.925 (M.1519)

1:T.C.B.D.A.G.M. Osmanlı Arşivi Tarih: 10/M /1320 (Hicrî) Dosya No:228 Gömlek No:63 Fon Kodu: Y..MTV. 
2:T.C.B.D.A.G.M. Osmanlı Arşivi-“Tarih 29/Ra/1265 (Hicrî) Dosya No:176 Gömlek No:80 Fon Kodu: A.}MKT”
2:Mehmet Kanar “Farsça Türkçe Sözlük” Say Yayınları İstanbul-2008
3:Ferit Develioğlu “Osmanlıca- Türkçe Ansiklopedik Lügat” Aydın Kitabevi Yayınları Ankara-1993
4:STRABON”GEOGRAPHIKA Antik Anadolu Coğrafyası” (Çeviren Adnan Pekmen) Arkeoloji ve Sanat Yayınları İstanbul 2000
5:Arrianus “Arrianus’un Karadeniz Seyahatı” Çeviren Murat Arslan Odin Yayıncılık İstanbul 2005
6:P.Minas Bijişkyan “Pontos Tarihi- Karadeniz Kıyıları Tarih ve Coğrafyası” Çeviri Hrand D. Andreasyan Çiviyayınları İstanbul-1998
7:Klaus Bekle-Paphlagonien und Honorias – Wien- 1996
8:Donald Quataert “ Osmanlı İmparatorluğu’nda Madenciler ve Devlet Zonguldak Kömür Havzası 1822-1920” Çevirenler Nilay Özok Gündoğan, Azat Zana Gündoğan – Boğaziçi Üniversitesi Yayınları-İstanbul 2009
9:Zonguldak Ticaret Odası “ Cumhuriyet’in On Yılında Zonguldak ve Maden Kömürü Havzası “ 29 Teşrinievvel  1933
10:Zeynep Kormaz “Bartın Yöresi Ağızları” AKDTYK Türk Dil Kurumu Yayınları:584 Ankara 1994
11:Hamit Kalyoncu “Kömürde Açan Çiçek” Pervaz Yayınları Ankara 2005
12:KEMAL PAŞA-OĞLU ŞEMSÜDDİN AHMET İBN-İ KEMAL “TEVÂRİH-İ ÂL-İ OSMAN II. DEFTER” Şerafettin Turan- TTK–1991-Ankara
Makaleler
1:Mustafa SARI “Karışık Dilli Eserlerde Kelime>Enklitik>Ek Sürecinde Bir Biçim Birimi: dAvUK / dAyUK”, Turkish Studies, C. 5/1, 2010, s. 594–615.
2:Nalân Türkmen, “Avcı Kuş İkonografisi ve Hünernâme’deki Betimlemeleri”, Acta Turcica Çevrimiçi Tematik Türkoloji Dergisi, Yıl 1, Sayı 1, Ocak 2009 “Türk Kültüründe Av”










24 Temmuz 2012 Salı

GAZİ ALEMDAR GEMİSİ KAPTANLARINDAN BİNBAŞI MUSTAFA NAİL ERCİVELEK (1886 – 1965)


                          

 

GAZİ ALEMDAR GEMİSİ KAPTANLARINDAN

PONTUS ÇETELERİNİN KORKULU RÜYASI

BİNBAŞI MUSTAFA NAİL ERCİVELEK

(1886 – 1965)



             Sevgili okurlar sizleri bu makalemizde Kurtuluş Savaşımızın Gazi Gemisi Alemdar’ın komutanlarından ve tarihimizin gölgede kalmış kahramanlarından biri ile tanıştırmak istedim.
 Mustafa Nail ERCİVELEK 1886 yılında Trabzon’da doğdu. 1902 yılında Mekteb-i Fünun-ı Bahriye-i Şahaneyi ( Deniz Harp Okulu ) bitirdi. 25 Ağustos 1909 Teğmen, 13 Ağustos 1911 Üsteğmen, 13 Temmuz 1916            Yüzbaşı,1 Kasım 1920 Kıdemli Yüzbaşı, 2 Mayıs 1925 Korvet Kaptanı, 30 Ağustos 1933 Kaymakam rütbelerine yükseldi. Trablusgarb Savaşı, Balkan Savaşı, I.Dünya Savaşı ve Kurtuluş savaşında görev aldı. 25 Aralık 1916 tarihinde eşi Hadiye hanımla evlenen Mustafa Nail ERCİVELEK 14 Temmuz 1938 tarihinde emekliliğe ayrıldı. 24 Mart 1965 tarihinde vefat etti.
Sırası ile görev aldığı gemiler ve görevleri ise şunlardır: 7 Aralık 1909 Merkez Sefinesi (Mühendis), 10 Ocak 1909 Hamidiye Kruvazörü (Mühendis), 1910 Mesudiye Zırhlısı (Mühendis), 21 Mart 1912 Şam Vapuru (Seyir zabiti muavini), 2 Temmuz 1913 Nurulbahir Vapuru (Seyir zabiti), 9 Ağustos 1914 Hızır Reis Gambotu (Seyir zabiti), 8 Ağustos 1918 Sakız Gambotu (Seyir zabiti), 8 Haziran 1919 Preveze Gambotu (Seyir zabiti), 9 Mayıs 1920 Aydın Reis Gambotu (Seyir zabiti), 9 Eylül 1920 Preveze ( Süvari-i Sanisi ), 1 Temmuz 1921 Sinop Liman Reisi, 20 Mart 1922 Alemdar ( Süvari), 12 Aralık 1923 Yunus Torpidosu ( Süvari ) , 11 Mart 1924 tekrar Yunus Torpidosu ( Süvari ), 11 Nisan 1925 Kemal Reisi Gambotu ( Süvariliği ), 26 Haziran 1927 Aydın Reis Gambotu (Süvariliği) 19 Ocak 1929 İntibah Mayın Sefinesi (Süvariliği)     
Mustafa Nail ERCİVELEK Alemdar Gemisindeki tüm hizmetlerinden dolayı Bahriye Dairesinin Riyasetinin 19 Şubat 1339 (1923) ve 646 numaralı takdirnamesi ile ödüllendirilmiştir.>Mustafa Nail ERCİVELEK hakkındaki tüm bu bilgilere Beşiktaş Deniz Müzesindeki Künye Kayıt Defterinden ulaşıyoruz. (1)

                            

Yerel Tarih bağlamında Mustafa Nail ERCİVELEK ile kentimizin gönül birliği onun Alemdar Gemisinde komutan olması ile başlar.
Alemdar gemisinin kumandanı Nuri Bey (PEKERGİN) in yerine Sinop limanı Reisi Kıdemli Yüzbaşı Mustafa Nail Bey (ERCİVELEK) atanarak 11 Nisan 1922 tarihinde görevi devralır. Alemdar Kumandanı Mustafa Nail Bey (ERCİVELEK) geminin onarılarak silahlandırılması için Trabzon’a dönmesi hakkında emir alınca hemen yola çıkarak 13 Nisan 1922 tarihinde Trabzon’a varır.19 Nisan 1922 tarihinde fabrikadan uzman subaylar gelerek top konulacak yerleri hazırlanır.
Daha sonra 29 Nisan 1922 Cumartesi günü bir miktar mavzer tüfeği cephanesini Trabzon’da mendireğe boşaltan Alemdar büyük ve çok önemli bir cephanenin alınması için Novorossisk limanına hareket etti. Alemdar’ın görevi cephanenin Trabzon’a oradan da Samsun’a güvenle ulaştırılması için koruma görevi yapmaktır.
Alemdar gemisinde 21 Mayıs 1922 tarihine kadar makineler temizlenir. Yatakların yeniden dökümüne başlanır. Görülmeyen yerlere 7,5’luk iki, 4,5’luk iki Snayder topu yerleştirilir. 22 Mayıs 1922 Pazartesi günü saat 10.00’da Sürmene’nin 5 mil açığında top atışı talimi yapılır. Pusulanın ayarı tekrar düzenlenir. Geminin hızının normal olarak saatte 12 mil olduğu anlaşılır. Saat 17.10 da Trabzon’a gelen Alemdar Şahin vapurunun üzerine aborda olur.         
Apranosyan ><Kumpanyası’nın ><1300 ><tonluk, ><7 ><mil ><hız ><yapabilen ><bir ><şilebi ><iken ><Ereğli ><limanında ><el ><konularak ><Nakliyatı ><Bahriye ><emrinde ><“Şahin” ><adı ><ile ><çalıştırılan bu ><gemi ><İstiklal ><Savaşı ><Deniz ><cephesin­><de ><çok ><büyük ><yararlılıklar göstermiştir. ><GÖS  ><Savaş ><araçlarını ><birçok ><tehlikelere ><göğüs ><gererek ><taşı­><mıştır.                                                                                                                                                                                                                                                                    
Haziran ayı başında Alemdar’a verilen görev çok önemlidir. Yeni göreve göre taşımaları kesen abluka ve gözetleme yapan Yunan donanmasını “Şahin Vapuru”nun yolu üzerinden kendi üzerine çekecek gerekirse Yunanlılarla savaşacaktır. Emir kesindir “Şahin Vapuru” mutlaka önce Trabzon’a sonrada Samsun’a ulaşmalıdır. Alemdar Trabzon Nakliyat-ı Bahriye Kumandanlığından aldığı şifreli emirle 4 Haziran 1922 tarihinde denize açılır. 5 ve 6 Haziran günleri gözetleme görevi yaparak bölgede keşifte bulunur. Nihayet 7 Haziran günü Bahriye dairesinden gelen emirde düşmanın arkasında harekâtta bulunması istenir. O sırada “Averof Gemisi” ve iki Torpido ve bir nakliye gemisinden oluşan Yunan donanması 7 Haziran günü Samsun’u bombardıman ederek güneye doğru kıyılarımızı taramaktadır.   (2)                             
Mustafa Nail Bey (ERCİVELEK)  07 Haziran 1922 Çarşamba günü saat 21.30’da Trabzon mendireğinden çıkarak “Averof Gemisi”nin rotasına aykırı karayel rotası üzerinden yol alırken saat 3.00 sıralarında düşman donanması ile karşı karşıya gelir. Gece fenersiz ve arkası karanlık dağlara uygun siyah boyası ile Alemdarın görünmesi mümkün değildir.
            Böylece iki saat düşman donanmasını takip edip gözledikten sonra bir İtalyan ve bir Alman yük gemisini durdurarak kontrol eder. Alman gemisinden Alemdar’ın bu cesareti “Hurra” sesleri ile alkışlanır ise de İtalyan gemisi bu durumu telsizle etrafa bildirir. Alemdar’ın istediği de zaten düşman donanmasının haber almasıdır. Böylece düşman donanması Batum-Romanya rotası üzerinde ilerleyecek Alemdar’ı arayacaktır. Bu fırsattan istifade edecek olan“Şahin Vapuru” Samsuna emniyetle gelecek yükünü boşaltacaktır.
Alemdar’ın bu müthiş cesareti ile Yunan donanması atlatılır. Alemdar’ın planı başarıya ulaşır. Bu cephaneler Samsun’a çıkarılarak Samsun-Ankara yolu ile ve çoğu deniz yolu ile İnebolu’ya gelerek karadan cepheye ulaştırılır. 26 Ağustos 1922 Büyük Taaruzuna yetiştirilir. Aynı taktik sayesinde “Şahin Vapuru” bu kez 21 uçağı bu kestirme yoldan cepheye yetiştirerek Milli Mücadelenin kaderinde yine büyük bir rol oynamıştır.
Mustafa Nail ERCİVELEK tüm bu faaliyette büyük başarı sağlayan ve perde arkasında kalan nice kahramanlardan beklide sadece biridir.
Alemdar’ın bu savaş taktiğini Balkan Savaşında “Hamidiye Kruvazörü” uygulamıştır. Ama ne yazık ki o başarıya ulaşamamıştı. Alemdar görevini yerine getirmenin huzuru ve haklı gururu ile bir hafta daha bölgede dolaşarak Romanya’dan 30 mil açıkta karakol ve gözleme görevi yaptıktan sonra yağ ve kömür ihtiyacını karşılamak için Amasra’ya döner. Daha sonra ihtiyaç yüzünden Alemdar’ın topları Amasra’da sökülür.                                                                                                                                             >
<Alemdarın ><alın ><yazısı ><kahramanlık ><ve ><şanlı ><görevleri ><başarmak olarak ><yazılmıştır.
Yunan ordusu İzmir de denize dökülmüştür ama Pontus’çularla görülecek bir hesap vardır. Mustafa Nail ERCİVELEK ve Gazi Gemi Alemdar gemisi personeli bu görevleri de kahramanca başarırlar.>AA




 
>            ><25 Ekim ><1922 ><akşamı > ><Gemi ><Komutanı ><Mus­><tafa ><Nail ><Bey (ERCİVELEK) ><gizli ><bir ><telgraf ><alır. ><Geminin ><güver­><te ><Teğmenini ><çağırarak ><bu ><telgrafı ><kendisine ><oku<<r. ><Deniz ><Birliklerinin ><Samsun ><ve ><çevresinde ><yap­><tıkları ><sıkı ><ve ><etkili ><izlemeleri ><sonucunda, ><artık ><buralarda ><barınamayacaklarını ><anlayan, ><dağlarda­><ki ><Rum ><Pontus ><çetelerinin, ><vatan ><hainlerinden ><ki­><raladıkları ><motorlarla ><Batı'daki ><ülkelere ><kaçmak­><ta ><oldukları ><bildirilerek ><onların ><yakalanmaları ><em­><redilmektedir.
>            <O ><gece ><hareket ><edilir. ><Teğmen ><Celaleddin Bey (><ORHAN)  ><4-8 ><sabah ><vardiyasının ><nöbetçi ><subayı ><olarak ><köp><rü üstünde ><bulunmaktadır. ><Yanında ><serdümen ><ve ><gözcü ><eri ><vardır. ><Gemide ><vardiyadakilerden ><başka ><herkes ><uykudadır. >><Ayancık  ><yakınlarına ><geldikleri ><sırada ><ortalık ><iyice ><ağarmış, ><geminin ><ilerlemekte ><olduğu ><doğu ><ufkunda, ><sarının, ><turuncunun ><her ><tonunu ><ta­><şıyan ><güneş ><tepsi ><gibi ><görünüşüyle ><yavaş ><yavaş ><yükseliyordu. ><Seyretmeye ><doyum ><olmayan ><bir ><man­><zaraya ><dalmış ><olan ><Teğmen >< Celaleddin Bey ><pruva ><istikame­><tinden ><bir ><yelkenli ><görür. ><Komutanının ><bir ><gün ><ön><ceki uyarısını ><anımsar. ><Acaba, ><bu ><eşkıya ><motoru ><muydu? ><Bir ><süre ><tekneyi ><dürbünle ><izler. ><><Yelkenliye ><doğru ><dümen ><kırdırır. ><Az ><sonra, ><yelkenlide ><dümen ><kır­><ar, ><başını ><kıyıya ><doğru ><çevirir. ><Bu ><hareketten ><kuşkulanan ><Teğmen ><yine ><üzerine ><dümen ><kırdırın­><ca, ><motor ><yeniden ><açığa ><dümen ><kırar. ><Bu ><hareket ><gemiden ><kaçmak ><istediğini ><göstermektedir.><
><Bu eşkıyalar><eşkiyalareee , ><yıllardan ><beri ><Samsun ><dağlarında ><katliam ><ya­><pan, ><Abacı ><Yanko ><çetesi ><diye ><anılan ><Pontuscular><dı. ><Alemdar da  A  Alemdarda o sıra toplar sökülmüştür ve personelde yeterli sayıda silahta yoktur. Teğmen >< Celaleddin Bey bu durumu hiç belli etmez eşkıyaları batırmakla tehdit edip gözdağı verir. Böylece ><kan ><dö­><külmeden ><dördü ><kadın ><olmak ><üzere ><169 ><kişiden ><oluşan ><Pontuscu ><azılı ><Abacı ><Yanko ><çetesi ><yaka­><lanmış ><olur.
>><            Topsuz ><tüfeksiz ><bir ><gemi ><olan ><Alemdar, ><Türk ><deniz ><subaylarının ><cesareti, ><ölümü ><hiçe ><sayan ><tu­><tum ><ve ><davranışları ><ile ><yıllarca ><bölgedeki ><Türk'­><lere ><kan ><kusturmuş o><lan ><eşkıyaları ><toparlar. >><Alemdar >< ><hava ><karardıktan ><sonra ><Sinop ><limanına ><demirleyip, ><Vali'ye ><baş­><vurarak >< ><eşkıya’yı ><teslim >< >< ><almalarını >< >><istenir. (3)>
            <Aylar ><geçiyor, ><Alemdar ><Karadeniz'de ><silahlı ><karakol ><yapıyordu. ><Cephane ><taşıma ><işlerini ><koru­><yordu. ><Bu ><günlerin ><birisinde, ><Trabzon'dan ><Batum' a ><gitmek ><üzere ><hazırlanırken, ><12 ><Mayıs ><1923 ><günü ><Trabzon ><Nakliyatı ><Bahriye ><Kumandanlığından ><gizli ><bir ><emir ><aldı. ><Komutan ><Yüzbaşı ><Mustafa ><Nail Bey’e (ERCİVELEK) ><gelen ><emirde ><Pontoscu ><Sarı ><Yani ><Çetesi’nin ><Pula><thane (Akçaabat) 'den ><sağladığı ><bir ><motor ><ile ><kaçmakta ><olduğu ><ve ><bunun ><yakalanması ><emrediliyordu. ><>
            <26 ><Ekim ><1922 ><olayında ><Abacı ><Yanko' dan  ><alı­><nan ><silahlarla ><mürettebattan ><silahsız ><olanlar ><da ><silahlandırıldı. ><Cephaneleri ><arttırıldı. ><Hükümet ><tarafından ><yardımcı ><olarak ><Jandarma ><Yüzbaşı ><Mahmut ><Bey ><komutasında ><atıcı ><seçme ><8 ><kişilik ><bir ><jandarma ><mangası ><verildi.>
            <Alemdar ><gece ><yarısı ><Trabzon'dan ><yola ><çıktı. ><Gece ><savunması ><önlemi ><alınmış, ><gemi ><karartılmış­><tı. ><Kuzey ><yönünde ><rota ><vererek ><ağır ><yolla ><kıyıdan ><uzaklaşıyordu. ><Geminin ><başında ><ve ><kıçında ><iki ><gözcü ><etrafı ><gözetlemekle ><görevlendirilmişti. ><Trabzon'un ><beş ><mil ><açığına ><gelince ><gemi ><zikzak ><seyrederek ><avını ><aramağa ><başladı. ><Saatler ><geçme­><sine ><rağmen ><hiç ><bir ><ize ><rastlanmadı. ><Komutan, ><çok ><ağır ><yolla ><seyrederek, ><o ><bölgeden ><ayrılmaya><rak, ><günün ><ağarmasını ><bekledi. 12 Mayıs 1923 tarihinde  ><gün ><ağarırken ><Trabzon'un ><6 ><mil ><açığında ><Batum ><rotası ><üzerinde ><seyreden ><bir ><motor ><görüldü. ><Süvari ><silah başı ><em­><rini ><vererek ><son ><yolla ><üzerine ><yaklaştı. ><Alemdar ><avını ><bulmuştu ><ve ><kaçırmak ><istemiyordu. ><Bir ><saa­><te ><yakın ><bir ><süre ><izledikten ><sonra ><ona ><yaklaşmış ><ve ><önlemişti.>
<Eşkıya ><motoru ><Alemdar'ın ><hızla ><üzerine ><gel­><mekte ><olduğunu ><görünce ><kıymetli ><eşyalarını ><aşa­><ğı , ><denize ><atmaya ><başladı, ><bu ><arada ><bazılarının ><da ><denize ><atladığı ><görüldü. ><Eşkıya’nın ><bu ><durumuna ><gören ><Mustafa ><Nail Bey ><onlara, ><acıdı ><Alemdar'ı ><stopa>< ><aldırdı, ><düdük ><öttürdü. ><Denize ><atlamanın ><yan­><lış ><bir ><şey ><olduğunu ><anlatmaya ><çalıştı. ><Komutan ><böyle ><düşünürken, ><stop ><etmelerinden ><yararla­><narak ><denize ><atlayanlar ><yeniden ><motora ><alındı. ><><Kim ><oldukları ><soruldu. ><Motor­><dan sandalla ><üç ><kişi ><geldi. ><Yolcu ><olduklarını ><söylediler. ><Ancak, ><motordakilerin ><Pontuscu ><Sarı ><Yani ><çetesi­><nin ><adamları ><oldukları ><anlaşıldı. ><Trabzon ><Liman ><Reisliğinden ><almış ><olmaları ><gereken ><hareket ><vize ><kâğıtlarını ><alarak ><Kaptanla ><'elebaşlarının' ><gemiye ><gelmelerini, ><kaçarlarsa ><yakalayıp ><Trabzon'a ><götü­><receklerini ><söylediler. ><Sandal, ><motora ><döndü. ><Alemdar ><Komutanı Mustafa Nail Bey (ERCİVELEK) ><Abacı ><Yanko ><çetesine ><yap­><tıkları ><gibi; ><işi ><kan ><dökmeden ><ve ><çatışmaya ><gir­><meden ><çözmek ><istiyordu, ><ancak ><buna ><olanak ><ol­><madığını ><anlamakta ><gecikmediler. ><Alemdar'ın ><ateş ><gücü ><motordakilerin ><gücünden ><çok ><azdı. ><Alemdar'><daki ><19 ><mavzere ><karşı ><motorda ><50 ><tüfek ><vardı. ><Ancak ><Alemdardakiler, ><kolayca ><kurşun ><işlemeyen, ><sac ><küpeşte ><siperi ><arkasında ><dövüşecekler, ><buna ><karşın ><motordakiler, ><şiddetli ><yaylım ><ateşi ><karşı­><sında ><delinecek ><olan ><ahşap ><güvertede ><kalacak­><lardı. ><Motor ><rahatça ><batırılabilecekti.>
            <Sandal ><motora ><gittikten ><sonra ><eşkıyalarda ><bir ><kaynaşma ><oldu. ><Çok ><kısa ><uzaklıktan ><ateşe ><başla­><dılar. ><Alemdar ><komutanı Mustafa Nail Bey ><silahlı ><müfrezeye ><ateş ><emrini ><verdi. ><Mahmuzlamak ><için ><de ><makine ><dairesine ><hücum ><emrini ><iletti. ><Deniz ><üstünde ><bir ><muharebe ><başlamıştı. ><Alemdar'ın ><kumanda ><böl­><gesi ><olan ><köprü üstüne ><ateş ><yağıyordu. ><Saldıran ><Alemdar'ı ><hareketsiz ><bırakmak ><istiyorlardı, ><zik­><zak ><yaparak ><mahmuzdan  ><kurtulmak ><için ><çabalı­><yorlardı. ><Motordaki ><insanlarda ><heyecan, ><telaş ><son <<kerteye ><ulaşmıştı. ><Onlara ><da ><isabet ><oluyor ><ve ><bağırtmalardan ><yaralananlar ><olduğu ><anlaşılıyor­><du. ><Motordakiler ><atışlarını ><tam ><köprü üstünde ><yoğunlaştırdılar. ><Gemiyi ><buradan ><yönetmek ><olana­><ğı ><kalmamıştı. ><Bir ><aralık ><istim ><borusunu ><kurşun ><deldiğinden ><geminin ><düdüğü ><öter ><kaldı. >< Mustafa Nail Bey’in ><önündeki ><ayar ><pusulası ><da ><isabet ><aldığından ><parçalandı. ><Kurşun ><yağmuru ><altında ><baca ><ve ><köprü üstünün ><tahta ><bölümleri ><delik ><deşik ><oldu. ><El ><dü­><men ><donanımını ><donattırarak ><Alemdar'ı ><kıçtan ><yönetilir ><bir ><duruma ><getirdiler.>
            < Mustafa Nail Bey  ><işi ><kestirmeden ><çözmek ><için, ><bir ><aralık ><motoru ><mahmuzlamak ><istediyse ><de, ><hızlı ><motor, ><önünden ><kolaylıkla ><kaçıyordu. ><Mu­><harebe ><yarım ><saat ><kadar ><kıyasıya ><sürdü. ><Çeteciler ><geminin ><ahşap ><kısımlarında ><çok ><büyük ><tahribat ><yapıyorlardı. ><Buna ><karşı ><kendi ><motorlarında ><da ><tehlikeli ><yaralar ><açılmaya ><başladı. ><Nişancı ><olan ><jandarmaların ><ve ><özellikle ><Teğmen ><Sururi ><ve ><Arif ><Beyler' in ><boşa ><gitmeyen ><kurşunları, ><eşkıyanın ><çoğunu ><öldürüyordu. ><Paniğe ><kapılan ><çeteciler, ><Türkler' in ><eline ><geçmesin ><diye ><kadınları ><diri ><diri ><denize ><atmaya ><başladılar.
>            <Alemdar ><olanca ><hızıyla ><motorun ><üzerine ><yö­><nelmişti. ><Onu ><mahmuzlayıp ><batıracaktı. ><Bu ><sıra­><da ><motorun ><makinesine ><bir ><mermi ><rastladığından, ><stop ><edince ><eşkıyalar ><çaresiz ><kaldılar. ><Artık ><Alem><dar'ın ><motorlarını ><mahmuzlayarak ><batıracağını ><ve ><hepsinin ><birden ><boğulacaklarını ><sandılar. ><Ateş ><ke­><serek ><beyaz ><çarşaf ><gösterdiler. ><Bu ><teslim ><olduk­><larının ><bir ><işaretiydi. >< Mustafa Nail Bey >< ><hep­><sini ><canlı ><olarak ><yakalamak ><istediğinden, ><motoru ><batırmaktan ><caydı ><ve ><ona ><yaklaştı. ><Asker ><ve ><su­><bayları ><küpeşte ><gerisine ><güven ><altına ><aldıktan ><sonra ><motora ><yaklaştı. ><Fakat ><stop ><durumundaki ><motor ><yeniden ><çalışmaya ><başladı ><ve ><zikzaklar ><ya­><parak ><yine ><mahmuzdan ><kurtuldu. ><Alemdar'ın ><çok ><yaklaştığını ><gören ><çeteciler ><oldukça ><yakın ><uzak­><lıktan ><tekrar ><ve ><şiddetli ><olarak ><ateşe ><başladılar, ><çarpışma ><yeniden ><kızıştı. ><Yüzden ><fazla ><tüfekle ><ateş ><eden ><eşkıyanın >><><><kurşunları ><Alemdar'ın ><saclarına ><çarpıp ><biri ><belki ><on ><oluyordu. ><Atış ><yerleri­><nin ><demirleri ><mantar ><ve ><kaputlarla ><örtülerek ><teh­><likeli ><sıçramalar ><önlendi. >< Mustafa Nail Bey, ><ateşleri ><kesi><linceye ><kadar ><ateşe ><devam ><karar ><verdi.>
            <><Mustafa Nail Bey >><önlerinde ><zikzak­><lar ><yapan ><motorun ><dümencisine ><ateş ><etmeleri ><için ><Sururi ><ve ><Arif ><Beyler’e ><emir ><verdi. ><Vurulan ><dü­><menci ><papaz ><giysiliydi. ><Yerine ><bir ><diğeri ><geçti, ><O'da ><vuruldu. ><Eşkıyaları ><yöneten ><eli ><silahlı ><bir ><papaz ><daha ><dümene ><geçti. ><Yine ><zikzaklar ><başladı. ><O ><da ><vu­><rulanca ><motor ><hareketsiz ><kaldı ><ve ><ateş ><kesildi. ><Mo­><tora ><yaklaştılar. ><Gemiden ><indirilen ><sandalla ><Nuri ><Arif ><Bey ><komutasında ><8 ><kişi ><motora ><gitti. ><Araların­><daki ><açıklık ><on ><metre ><olunca ><elinde ><tabancası ><ile ><Nuri ><Arif ><motora ><girdi ><ve ><motoru ><Alemdar'a ><bağ­><ladılar. ><Motorun ><içi ><yaralı ><ve ><ölülerle ><doluydu. ><Sağlam ><kalıp ><teslim ><olanlar, ><onlara ><canavarca ><ba­><kıyorlardı. ><Çetenin lideri><lideril ><Sarı Sarı ><Yani ><de ><ölüler ><arasında ><idi. ><Yaralılara ><insanlık ><görevi ><yerine ><ge­><tirilerek ><yardım ><edildi. ><Silahlar ><toplandı, ><Alem­><dar'a ><taşındı.
>            <>            <Silahlı ><130 ><eşkıyadan 90 kadarı ><90><ölmüştü. ><Koru­><ma ><önlemleri ><sayesinde ><Alemdar ><da ><hiç ><kimsenin ><burnu ><bile ><kanamamıştı. ><Motor ><kaptanı ><Rizeli ><Ahmet ><Kaptan ><ilk ><çatışmada ><çeteciler ><tarafından ><öldü­><rülmüştü, ><diğer ><iki ><Türk ><tayfa ><su ><içinde ><korundu­><ğundan ><hayatta ><kaldılar. ><İki ><saat ><süren ><bu ><çatış­><madan, ><motoru ><yedeğe ><alarak ><Trabzon'a ><doğru ><ha­><reket ><ettiler. ><Alemdar ><da ><insanca ><kayıp ><yoktu ><an<<cak ><gemi ><hasar ><görmüştü. ><Pusulası ><kullanılmaz ><duruma ><gelmiş, ><kk><köprü üstüne ><ve ><diğer ><bölge­><lere ><iki ><binden ><fazla ><mermi ><isabet ><etmişti.
Trabzon'da ><sağ ><olan ><kadınlardan ><başka ><35 ><er­><keği ><ölülerle ><beraber ><Hükümete ><teslim ><ettiler. ><Bu ><kanlı ><başarıdan ><sonra ><denizden ><kaçmanın ><ardı ><kesildi. ><Bütün ><Kurtuluş ><Savaşımız ><boyunca ><va­><tandaşlarımızı ><dağa ><kaldırarak ><işkence ><yapanlar, ><insanlık ><dışı ><davranışta ><bulunanlar ><geçte ><olsa ><adalet ><önünde ><hesap ><verdiler ><ve ><kurşuna ><dizildi><ler. ><Alemdar ><yine ><eskisi ><gibi ><birçok ><tehlikeleri ><göze ><alarak ><savaş ><araçlarını ><ve ><göçmenleri ><taşıma­><ya ><devam ><etti. Savaş ><sonuna ><kadar ><vatana ><ve ><mil­><lete ><değerli ><hizmetlerde ><bulundu.  (4)
                                     
Son olarak Merhum Nurettin PEKER’den devraldığımız tarihi misyon ile Mustafa Nail ERCİVELEK’in değerli eşi Merhum Hadiye ERCİVELEK hanımefendiyi de yad edelim. Nurettin PEKER, Öl Esir Olma adlı eserini hazırlama çalışmaları sırasında 1959 yılının baharında Küçükyalı da ki evlerinde ERCİVELEK ailesini ziyaret eder. Hadiye Hanım ağır bir ameliyat geçirmiştir. Nurettin PEKER Hadiye Hanım’ın yiğitliğinden dem vurarak şu bilgiyi verir. “Hadiye ERCİVELEK Hanım, Alemdar’ın Trabzon-Batum- Novorossisk aralarındaki taşıma ve yaptığı karakollarda Trabzon Nakliyatı Bahriye Kumandanlığının ısrarlarına rağmen rahatça evinde oturmayıp egemenlik uğrunda savaşan kocasının yanından ayrılmadığı ve Alemdarın maskot ablası olarak elinde dürbün, enginlerde gördüğü düşmanı haberlediği ve kocasına yardımcı olduğu gerçektir.” (5)

                                   
Makalenin hazırlanması sırasında Mustafa Nail Beyin kızı Tezer Sungur (ERCİVELEK) Hanımefendi ile bağlantıya geçerek ondan babası ile ilgili bilgiler istedik Sağ olsun bize aşağıdaki bilgileri yolladılar:
“Babam Mustafa Nail Bey Trabzon ilinin Faroz mahallesinde doğdu. Babası Ömer Efendi tüccar idi. İstanbul ve Trabzon arasında zahire ticareti yaparmış. O zaman çocukların ilk eğitimi mahalle mektebi adı altında sarıklı bir hocanın yönettiği okullarda olurmuş. Babam da böyle bir okula gönderilmiş. Ancak bir süre sonra ilgisi mektepte öğretilenlerden ziyade okul yolundaki bir manastır inşaatına yönelmiş. Bir kaç gün okula gidiş saatinde evden çıkıp dönüş saatine kadar bu inşaatı seyretmeye başlamış ve okuldan döner gibi eve dönmüş. Fakat mektepteki Hoca babamı merak edip evine haber gönderip sağlığı hakkında bilgi istemiş. Böylece annesi okula gitmediğini öğrenmiş ve babası Ömer Efendinin çok kızacağını söyleyerek Mustafa'yı korkutmuş. Mustafa bu korku ile bir çare düşünmüş. Aklına İstanbul'da oturan yakınları gelmiş. Halası ve eniştesi İstanbul'da limana çok yakın oturuyorlarmış. Eniştesi sarayda görevli imiş.
 Böylece Mustafa evlerinin önündeki incir ağacından bir sepet incir toplayıp gerekli eşyalarını da bir çıkın yaparak limana inmiş. Orada babasının dostlarının dostlarından tanıdığı, gemisi ile İstanbul'a gidip gelen bir kaptanı elinde incir sepeti ve çıkını ile ziyaret etmiş. Sepeti babasının gönderdiğini, kendisini İstanbul'daki halasının yanına götürmesini rica ettiğini söylemiş.
Kaptan bu işe şaşırmakla birlikte, çocuğun kararlı duruşu karşısında Mustafa’yı gemisine kabul etmiş, birkaç saat sonra demir alarak İstanbul’a hareket etmiş. Akşam Mustafa eve gelmeyince aile meraka kapılmış, babası tüm sahili, limanı aramış, herkese sormuş, bir kişi Mustafa’yı birkaç saat önce demir alan gemiye binerken gördüğünü söylemiş.
Mustafa İstanbul’a indiğinde halasının evine gitmiş, halası onu gördüğüne çok sevinmiş, sevincini kocasına da aktarmış, O zamanlar evlerde kullanılan su kuyu ve çeşmelerden temin edilirmiş. Eniştesi, Mustafa’nın geldiğini duyunca, su tenekelerini ona vererek çeşmeden su getirmesini istemiş. O anda Mustafa ailesinden habersiz buraya gelmekle hata yaptığını kavramış, çaresiz bu işi yapmış, daha sonraları bu olayın kendisi için çok önemli bir hayat dersi olduğunu anlatırdı.
Babam eniştesinin aracılık etmesi ile Bahriye Mektebine girmiş, bu okulda başarılı olarak mezun olmuştur. Bu mektepte talebeyken kendisine sınıf arkadaşı diğer Mustafa ile karıştırılması için Nail adı verilerek, Mustafa Nail olarak anılmaya başlanmıştır. Genç yaşlarda komşu kızı olan annem Havva Hadiye hanımla evlenerek yuva kurmuştur.
İstiklal savaşında aldığı görevlerde bu savaşa neredeyse ailece katıldıkları söylenebilir, çünkü evdeki hanımlar her fırsatta- annesi ve kız kardeşi de dahil boş pirinç ve şeker çuvallarından çamaşır dikerek yoksul ve yarı çıplak askerlerin giyinmesini sağlamışlar. Ailemiz Mustafa Nail beyin görevi nedeniyle çok sık yer değiştirmişler, çoğu kere denklerini açmadan başka görev yerlerine gitmişler. Ayrıca annem Hadiye Hanım, Alemdar gemisinde de eşiyle birlikte zaman zaman bulunmuş, Pontus çetelerinin yakalanması olayı sırasında Hadiye Hanım elinde dürbünüyle eşine yardımcı olmuştur. Hadiye Hanım Mustafa Nail Beyden 2 yıl önce 1963 yılında vefat etmiş ve Küçükyalı’daki aile kabristanına defnedilmiştir.”

Not: Mustafa Nail ERCİVELEK’in torunu Maltepe Üniversitesi İletişim Fakültesi, Öğretim Görevlisi Elif SUNGUR Hanımefendi 2008 yılında Gazi Alemdar Müzesine dedesine ait dürbün, meçler ve geminin orijinal sancağını bağışlamıştır. Ayrıca dedesi ile ilgili bu çalışmamda birinci elden bilgilere ulaşmamda büyük destek vermiştir kendilerine teşekkürlerimi sunuyorum.

KAYNAKÇA

1- Transkrip Denizcilik Müzesinde görevli olan Dil Uzmanı Mehmet AKTAŞ tarafından yapılmıştır. Tarihler tarafımızdan miladi yıla çevrilmiştir.
2-Nurettin PEKER, Öl Esir Olma, İstanbul, Sayfa:106-108
                3- >  Nurettin PEKER, Öl Esir Olma, İstanbul, Sayfa:113
           Erol MÜTERCİMLER Destanlaşan Gemiler Hamidiye-Yavuz-Nusrat-Alemdar Sayfa: 225-237>
4->> Nurettin PEKER, Öl Esir Olma, İstanbul, Sayfa:121-126
Erol MÜTERCİMLER Destanlaşan Gemiler Hamidiye-Yavuz-Nusrat-Alemdar Sayfa: 238-242
5- Nurettin PEKER, Öl Esir Olma, İstanbul, Sayfa:112


                       


                                   
                           

                         

GÜRDAL ÖZÇAKIR
TEMMUZ 2012