22 Haziran 2011 Çarşamba

DAFNİ VAPURU NASIL ELE GEÇİRİLDİ ?



İSTİKLAL SAVAŞINDA DAFNİ YUNAN VAPURU
KUVVA-İ MİLLİYEKAHRAMANLARI TARAFINDAN NASIL ELE GEÇİRİLMİŞTİ?


Yazan: İhsan AKMAN


(Kdz. Ereğli Liman Dairesi Görevlisi)

İstiklal savaşında Milletin kanıyla yazılan hamaset destanları çoktur. Ereğli de kendi payına bu savaşta kahramanlık menkıbeleri yaratmış olan bir beldemizdir. İleride ayrıca nakledeceğimiz “Alemdar Römorkörü” vakasından başka o zaman başkalarının maşası halinde Anadolumuza saldırmış olan düşmana ait bir vapurun Ereğli limanında ele geçirilme vakıası vardır. Bu vakıa “Kuvva-i Milliye” ruh ve imanını gösterme­si bakımından çok değerlidir. Sene 1921 Ereğli sonbaharında Dafni adını taşıyan Yunan şilebi İstanbul’dan Zonguldak’a ticaret eşyası götürmektedir. İstanbul ve Zonguldak işgal altın­dadır. Gemi fırtına dolayısıyla Ereğli limanına sığınmıştır.


O tarihte Ereğli Li­manında çeşitli bandıralı 20 den fazla gemi ve motor bulunmaktadır.


Liman Memuru İhsan Akman ve Karantina me­muru Mehmet İhsan nor­mal kontrollerini yapmak üzere gemilere gitmektedirler. Bu arada Yunan bandıralı "Dafni" yi de görmüşlerdir. Fakat Yunanlılarla harp halinde oldu­ğumuz için bu gemiyi görmezden gelmişlerdir.


Kontrolden dönüşte Liman Memuru İhsan Akman Liman Reisi Nazmi beye şu suali sormuştur:
-Limanda bir Yunan Şilebi var. Buna ne gibi bir muamele yapacağız.

Liman Reisinin ceva­bı şu olmuştur:


- Ankara'ya şifre ile ileteceğim, verilecek talimata göre hareket ederiz.


Birinci Cihan harbinin galiplerine karşı Gemi­lerin tekerleği yok ki karaya çıksın serdengeçtiliği ile harbeden Kuvva-i Milliye’nin cevabı şudur “Düşman gemisidir Har­bede re k neye mal olursa olsun gemiyi ele geçirin” Ankara’dan gelen cevap o zamanki kaymakam nezdinde müzakere edilmiş ve bu müzakerede o zaman ki Milli Emniyet teşkilatının adı olan “Ayınpe” den Yüzbaşı Şükrü beyde hazır bulunmuştur.


Yunan gemisinin zaptı için alınan tedbir şudur;


Liman memuru İhsan Akman ve Karantina memuru Mehmet İhsan normal kontrollerini yapmak için Yunan gemisine gideceklerdir.


Kayığın kürekçisi Balıkçı Hüseyin ve şimdi hakkın rahmetine kavuşmuş olan Muharrem ve diğer bir denizcidir. Geriden ayrı bir sandalla Polis komiser muavini Ali Koç ve polis memurları Osman ve Hikmet sivil olarak geleceklerdir.


İhsan Akman vapura yaklaşıldığı sırada karantina memuruna soğukkanlı olmasını tavsiye eder ve sorar;


-Tabancan var mı?


-Yok


Cebinde çift tabanca taşıyan İhsan Akman birini Karantina memuruna verir.


İki memur Yunan vapurunu gafil avlamak için limanda bulunan diğer vapurları bir kere daha dolaşırlar ve Yunan vapuruna yanaşırlar.


İhsan Akman, Ereğli limanında uzun yıllar hizmet etmiş bir memur olarak geminin kaptanını tanımaktadır. Gemideki ilk tayfaya seslenir.


-Kaptan Andon nerede? Çağır bana kaptanı!


Geminin süvarisi Andon kaptan küpeştede gö­rünür. O zaman İhsan Akman:


-Hoş geldiniz kaptan ne haber… Gibilerden bir mükaleme kapısı açar. Geminin Liman fener, karantina gibi normal seyir kağıtları yoktur.


Mürettebattan telaşlananlara karşı kaptan Andon Rumca olarak hitap eder:


-Ne telaşlanıyorsunuz, İki Türk bize ne halt edebilir.


Çatra patra rumca bilen İhsan Akman durumu anlamış ve karantina Memuruna da anlatmıştır.


Kaptan Andon o Rumlara has riyakarlıkla küpeşteden seslenir:


-Gel içere İhsan kaptan, kamarada birer konyak atalım. Halis Metaksas


İhsan Akman nasıl olsa çıkacağı gemiye bu davetle daha kolay gire­ceği ve dolayısıyla işini daha rahat başaracağı için sevinçlidir.


Kamaraya geminin subay ve mürettebatından 15 kişi kadar dolmuştur. Konyaklar içilmiş ve afa­ki laflara geçilmiştir. Bir ara kamaranın Lombozundan denize bakan kaptan Andon, sararmış ve İhsan Akman'a hitap ederek ko­nuşmuştur.


-Vire İhsan, gemiye içi adam dolu bir motor daha geliyor.


İhsan Akman tabancasını çekerek haykırır:


-Sizinle harp halindeyiz. Geminize el koyu­yoruz. Davranmayın!


Yunanlı kaptanla mü­rettebatta şafak atmıştır. Fakat geç kalmışlardır.


Karantina memuru Mehmet İhsan da tabancasını çoktan çekmiş ve İhsan Akman’ın yanındı mevki almıştır;


Kaptanı ve mürettebatı tabanca tehdidi altında tutan İhsan Akman tek­rar gürlemiştir:


-Kımıldayanı vururum Mehmet Bey şunların üs­tünü arat.


Ellerini havaya kaldıran mürettebatın üzerinde bulunan üç tabanca alınmıştır. Ve gemiye gelen takviye motoru da biraz daha yaklaşmıştır.


Mürettebat, tabanca tehdidi altında iki memuru getiren sandala doldurul muştur. Gemide yalnız süvari. Avusturya tebaasından ikinci çarkçı ve bizim kahramanlar kalmıştır.


Bundan sonra İhsan Akmanla Kaptan Andon arasında geçen muhavere şöyledir;


-Paran var mı?

-Var, kasada.


Kasa açılmış ve için­den 160 bin drahmi, 500 lira Türk parası çıkmıştır. Bu sırada takviye kuvvetlerini getiren, motorda gemiye yanaşmış ve İhsan Akman’ın bir ihtiyat tedbiri olarak zincirle bağlı kalmasını sağladığı merdivenden çıkmışlardır.


Artık Dafni tamamen esirdir. Mürettebat ve kaptan Ahmet ağanın kahvesine yerleştirilmiş ve başlarına süngülü nöbetçi dikilmiştir. Şimdi geminin Trabzon’da bulunan Nakliyatı Bahriye Kumandanlığı emrine sevki için Süvari, Çarkçı ve mürettebat teminine geçilmiştir.


Esir Dafni bu arada limana alınmış kömür ve su ikmalleri yapılmış ve subay mürettebat kadrosu mevcut gemilerden ve şehirde bulunan denizcilerden tamamlanmıştı.

Dafni'nin yeni süvarisi “Şahin” vapurunun süvarisi Cemil Kaptan, İkincisi Tahsin Kaptandı. Yüzbaşı Totoğlu Mehmet Bey çarkçı başı vazifesi deruhte etmişti.


Geminin gönderine şanlı bayrağımız çekilmiş ve milli kuvvetlere cephane taşımak için Ereğli halkının haklı sevinç avazeleri ve alkışlar arasında yola çıkmıştır.


6 TEMMUZ 1962

ŞİRİN EREĞLİ GAZETESİ

18 HAZİRAN 1920 KDZ.EREĞLİ'NİN KURTULUŞU



18 HAZİRAN 1920
4 yıl süren Birinci Dünya Savaşında büyük kahramanlık gösteren Osmanlı imparatorluğu müttefiklerinden daha sonra Mondros Mütarekesini imzalamak zorunda kalmıştı. Mütarekenin yürürlüğe girmesiyle ile İstanbul’da İngiliz donanması demirledi. Urfa Antep’e İngilizler Antalya Konya taraflarına İtalyanlar asker çıkardılar. Bu acıklı durumdan faydalanan azınlıklarda emellerini gerçekleştirmek yolunu tuttular. İstanbul’da Mavri Mira,
Ermeni, Samsun ve Trabzon havalisinde Rum Pontus Cemiyetleri kuruldu.
Ereğli madenleri kömür havzasında Doktor Dünyas ve Hacı Anesti bu çeşit hareketleri korumuş­lardır. Hatta Rum ve Ermeniler taşkınlık göstermekten çekinmemişlerdir. Birinci Cihan savaşında Almanya'nın yenilmesi havzada Hagotinyes’in projelerini suya düşürdü. Öteden beri bu sahada geniş te­sisat yaptıran ve para döken Ereğli şirketi, ecnebi ve bilhassa Fransız sermayesinin hakimiyetini mütareke senelerinin imkanlarından faydalanılarak siyasi nüfuz ve imtiyaz bölgeleri haline getirmek için bazı çarelere başvurmuştur.
Fransızlar havzada ve Ereğli civarındaki ocaklarda mevcut menfaat ve sermayelerini korumak ve bir kısımda koloni kurmak maksadıyla 8.6.1920 günü Ereğli’yi işgal etmişlerdir.
Ereğli'nin durumu 14 Mayıs 1919 günü itilaf devletleri donanması İzmir limanına girerek demir attıkları vakit Amiral Galtrop'un notası Mondros mütarekesinin yedinci maddesine uyarak İzmir ve civarının Yunanlılar tarafından işgal edileceği bildiriyordu. İstanbul hükümeti yedinci maddeye göre İzmir'in işgalini uygun buluyor ve İzmir makamlarına baş eğilmesini emrediyordu. Nihayet Redd-i İlhak cemiyetinin mitingini takip eden 15 Mayıs 1919 sabahı İzmir işgal edildi.
Rumlar sevinçli günlerini yaşarlarken İstiklal Savaşının ilk Türk şehitleri İzmir sokaklarına serildi ve ilk Türk kurşunu düşmanına bu gün atıldı. İstiklal Savaşı artık başlamıştı. Bu acı olay Anadolu’nun her tarafına yayıldı. Her Türkün kalbinde acılar yarattı.” İzmir Türkündür.” Parolası ile her tarafta Ereğli’de heyecanlı mitingler yapıldı Müdafaa-i Hu­kuk Cemiyeti şubesi ku­ruldu.
Bir Cuma günü şehre davet edilen köylü ve ka1abalık halk kütlesi, Orta camide cuma namazını kıldıktan sonra Sancak'ı şe­rifi siyaha boyayarak “İzmir Türk’ündür. Yaşasın Türk milleti…” nidalarıyla Bey çayırında toplandı. Ereğlililerin hürmetle yad ettikleri Hoca Nimet Efendi heyecanlı bir konuşma yaparak esir ve düşmana boyun eğen bir hükümdarın, emirlerine itaatın caiz olmadığını misaller vererek izah etti Kurtulmak yaşamak için teşkilatlanmamızın zamanı geldiğini Kuvva-i Milliye’ye sadık kalmanın yerinde bir hareket olacağını anlattı.
Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin şubesinin Ereğli’de kurulmasına karar verildi. Cemiyetin Başkanlığına Hoca Nimet Efendi azalığa Akman oğlu Raşit, Hüseyin Usta oğlu Nazif, Hacı Eyüp Cıbır oğlu Ha­cı Musa, On sekiz oğlu Yusuf, Halil oğlu Eşref, Sarımsakçı oğlu Nazif, Halil Ağa oğlu Ali Rıza. Hacı Eşref, İzzet Dura, Hacı Musa Fotalı, Hakkı Cöbek Evvel zaman Hakkı seçildiler. Durumu Mustafa Kemal’e telle bildirdiler. İstanbul'da bir müddet evvel Salih Paşa yerine Damat Ferit Paşa Sadrazam olmuştu. Damat Ferit An­kara Büyük Millet Meclisi­nin açılmasını ve milli hareketi durdurmak, Milli şuuru öldürmek için mücadeleye girişerek Anadolu’da birçok isyanlar çıkarmıştır.
Bilhassa Ereğli ci­varını saran Bolu, Düzce isyanları korkunçtu. Ereğli'nin Bey pazarına ka­dar uzanan bu isyanlar sebebi ile Ankara ila tema­sa geçilmesi güçleşmişti. Diğer taraftan İstanbul İtilafçı fırka zihniyetinin baskısı da eksik değildi. Bu müşkül durum devam ederken 8 Haziran 1920 yılı içinde İki gambot bir kruvazör ve bir gemiden mürekkep Fransız kuvvetleri limanda görüldü. Bir Ramazan günü kömür harmanına çıkarma yapan Fransızlar evvela sözlü olarak Herakleia tepesini işgal edeceklerini Kaymakam ve Belediye reisine bildirirler. Ereğli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti şubesi azasından gemiye giden bir grup Fransızlarla anlaşamayarak geri döndü. Çıkarmayı takip eden akşam İzzet ve Kazım Beyler Müdafaa-i Hukuk şubesi azalarıyla birlikte Millet Bahçesinde toplanarak iki yüz kişiden mürekkep ilk müfrezeyi kurdular.
Düşmana dayanma kararını verdiler. Belediye reisi Akman oğlu Raşit ve Kaymakam bu durumu Büyük millet meclisi baş­kanına bildirdiler Büyük Millet Meclisi Başkanı Mustafa Kemal, yazılı tele benzer bir cevapta bulundular.
“Allah muinimizdir, Vatanı kurtarmak için yediden yetmişe kadar dayanmaya mecburuz. On bin kişilik yardım kuvveti geliyor.”
İkinci gün Fransızlar asker çıkartmaya devam ederek yüz kişiye yakın bir kuvvetle İn sırtlarını tuttular, Ertesi gün Kefken’ den İpsiz Recep, Devrek’ten Muharrem çetesi geldi.
Üçüncü gün sabahı Fransız kuvvetleri hakkında esaslı bir keşif yapmak için limanda İhsan Çavuş memur edildi.
Köylü elbi­sesi giymiş olduğu halde sırtındaki gübre küfesiyle Han deresinden Keşif köyüne gönderilerek ihtiyar heyetiyle temasa geldi ve köy halkına her gün, her sabah düşmanın durumu hakkında Ereğli’ye bilgi iletmelerini bildirdi. Fransızlar kuvvetlerini üç karakol halinde yaymışlardı. Han deresinin üst tarafında ki sırtlarda ve Karaağaç civarında sekiz ki­şi bir makineli, yüz metre yukarıda ayni şekilde bir karakol Fener tarafında bir karakol daha Keşif tepe yolunun ortasında karargah kurulmuştu. De­niz tarafında bir, kararga­hın yukarı kısmında iki makineli görülüyordu. Tahminen hepsi 250 kişi idi. İhsan çavuş Maltepe ve Tuğla ocaklarını dolaşarak kavak dibine döndü. Milli müfreze kumandanı Kazım beye durum hakkında bilgi verdi.
Cuma günü öğleden sonra Fransızlar askeriyle şehri işgale başladılar. Bir kol sahilden Çoban çeşmesi üzerinden diğer bir kolda Kestanelik üzerinden, üçüncü kol Bozhane mahallesi istikametinden şehre doğru avcı hattından yayıldılar. Hastane önünden gelen grup üzerine kalede bu­lunan Milli Müfrezemiz ateş açtılar.
Fransızlar Kestanelik üzerinden ateşe mukabele ettiler. Gemiler kaleyi top ateşine tuttular 3-4 saat devam eden bu çetin savaştan sonra akşamüzeri birliklerimiz geri çekildi.
Fransızlar karanlıktan istifada ederek kaleye asker çıkardılar, karargahlarını kurdular. Etrafı taramaya başla­dılar. Sabah şehre ve mahallelere dağıldılar. İçlerinde bulanan Cezayirli Müslüman askerler Rum Mahallesini yağma ettiler.
Kaleden bugünkü Akşam Kız Sanat ve Erkek Sanat Okulları arasındaki yol istikametinde denize kadar tel örgü çektiler. Bu du­rum karşısında hükümet Viran köyüne çekildi. Milli kuvvetler ve müfrezeler iç taraflarda teşkilat yapmaya ve kuvvetlenmeye başladılar. Buradan daha ileri gidemeyeceğini anlayan Fransızlar aldıkları emir üzerine
18 Haziran 1920 tarihinde Ereğli’yi terk ettiler. Bu gün Ereğli’lerin kurtuluş günüdür, bu savaşta bilhassa Kazım ve İzzet, Saraç Tahsin, Kahveci Halil Ağa ve İhsan Çavuşun büyük yararlıkları görülmüştür.
Ereğliler İstiklal savaşının ilk günlerinde yaşadıkları müşkül şartlar içinde bile İstanbul hükümetinin tesiri altında kal­mayarak emsaline az rastlanan bir cesaretle düşmana dayandılar. Milli mücadele ruhuna sadık kaldılar Büyük Millet Meclisi Hükümetinin izinde yürüyerek Ereğli'yi kahramanca müdafaa ettiler. Yerinde ve isabetli olan bu kararla Karadeniz’in batı kısmında dördüncü bir cephenin kurulmasına mani oldular. İstiklal savaşının devamı boyunca denizde vapur ve motorlardan mürekkep Kuvva-i Milliye ilk yardım filosunu kurdular. Cephane taşıdılar.

2 -3-4 Temmuz 1962
ŞİRİN EREĞLİ GAZETESİ
NOT: İlk Yayınlanışı Tahsin AYGÜN 25 Haziran 1948 Türk Sesi

KDZ.EREĞLİ'NİN İŞGALDEN KURTULUŞU (MAKALE)

NİMET HOCA

İHSAN AKMAN


İZZET DURA






MİLLİ MÜCADELEDE İŞGAL EDİLİP KURTULAN
İLK ŞEHİR KDZ. EREĞLİ

Kurtuluş savaşı dönemi anlatılırken Zonguldak ve civarındaki mücadeleler ve bu bölgeden özellikle batı cephesine yapılan lojistik destek maalesef tarih ders kitaplarında ya da dönemi anlatan çalışmalarda layıkıyla yer almamıştır.
Bu çalışmamızın amacı yerel tarih bağlamında özellikle Kdz. Ereğli’yi ve çevresini konu merkezi yapıp Kurtuluş Savaşımızı ve bölgedeki etkilerini incelemektir.
Bir barınak limanı olan Kdz. Ereğli’nin Kurtuluş Savaşı yıllarında önemi daha da çok artmıştır. İstanbul’dan Kocaeli ve Marmara bölgesi yoluyla, Anadolu’ya yapılan yardıma paralel olarak, İstanbul, Ereğli ve Akçakoca yolundan Anadolu’ya, Batı cephemize asker, silah, cephane ve kömür taşınması gerekiyordu. Bu yardımın bu yoldan yapılması zorunlu idi. Bu nedenle Ereğli’de Liman Başkanlığından başka Deniz Taşıt Komutanlığı ve gözetleme istasyonu da kuruldu. (1)
30 Ekim 1918 Mondros Ateşkes Antlaşmasının imzalanması ile Karadeniz bir anlamda İngiliz, Fransız, Yunan ve Amerikan gemilerinin gölü haline gelmişti. İtilaf devletlerinin amacı Kömür havzasında egemenlik kurmak Doğu Karadeniz’den Kuvva-i Milliye’ye gelecek yardımı kesmekti. Bu amaçla Fransızlar 08 Mart 1919 tarihinde Zonguldak ‘a bir tabur asker çıkardılar.
Kuvva-i Milliye güçlerine takviye için İstanbul’dan yüklenen motorlar ve vapurlar özellikle Kdz. Ereğli, İnebolu, Karasu gibi limanlara gelmekteydi. Batı Karadeniz’in İğne adadan Sinop ’a kadar tek doğal limanı Kdz. Ereğli limanıdır. Kuvva-i Milliye güçleri kömür ihtiyaçlarını buradan temin etmiştir.
Kdz. Ereğli’nin merkezi Düzce olan iç ayaklanmalar ile karadan, İtilaf Devletlerinin savaş gemileri yüzündende denizden bir ateş çemberi içinde olması dışarı ile özellikle Akara ile bağlantısını kesiyordu. Ayrıca Yaylıoğlu Eftim Rumları kışkırtmakta, Kürt Ali ve Kanlı Ali eşkiyaları Ereğli ve çevresinde soygunlar yapmaktadır.(2)
Tüm bu olumsuz şartlar karşısında Rüştiye Öğretmeni Vezirköprülü Nimet Efendi, erdemli ve seçkin kişiliğiyle Kdz. Ereğli’lerin saygınlığını kazanan bu yurtsever öğretmen Kdz. Ereğli’nin uğrayacağı tehlike karşısında suskun kalmadı.
Bilginleri, de­nizcileri ve öğrencilerini Kuvva-i Milliye ruhu etra­fında birleştirmeyi ve vicdanının sesini “Kutsal Yemin” ile formüle etmeyi başardı.


KDZ. EREĞLİ MÜDAFAA-İ HUKUK CEMİYETİ KURULUYOR

Mondros Ateşkes Antlaşması ve Zonguldak'ın iş­galiyle, Ereğli'de bir uyanma ve ayaklanma Mustafa Ke­mal'in 19 Mayıs 1919 parolası ile Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti hazırlıkları başladı.
Belediye Başkanı Akmanoğlu Raşit, Nimet Efendi'yi ziyaret ederek, Fransız tehlikesinin Ereğ­li'ye yaklaştığını anlatmış ve Hocam:
“Sizin inandığınız davaya bizde inanıyoruz. Ar­kadaşlarla birlikte çalışacağız. Yarın akşam bizde toplanarak bir karara varmak zorundayız.” dedi.
“Memnuniyetle Akmanoğlu, zaten böyle bir tek­lifi bekliyordum. Alacağımız karar inşallah memle­ket için hayırlı olur.”
“Hiç şüpheniz olmasın hocam !”
Ertesi günü akşamı, Akmanoğlu'nun evinde Cöbekoğlu Hakkı, Evvelzamanların Hakkı, Hüseyin Ustaoğlu Nazif, Hacı Eyüp, Hacı Eşref, Cıbıroğlu Hacı Mu­sa, Halil Ağa, Sarmısakçıoğlu Nazif, Haliloğlu Ali Rı­za, Karamahmutoğlu Mehmet toplanırlar. Hoca Ni­met Efendi Amasya genelgesinden söz ederek, Amas­ya'da Hoca Kamil Efendi'nin Sultan Bayazit Camiin­de yaptığı konuşmayı okumaya başlar:
“Milletin haysiyeti, şerefi, hürriyeti, istiklâli ger­çekten tehlikeye düşmüştür. Bu felaketten kurtulmak gerekirse, vatanın son ferdine kadar ölmeyi göze al­mak lazımdır. Padişah olsun, halife olsun, isim ve un­vanı ne olursa olsun, hiçbir şahıs ve makamın hik­meti mevcudiyeti kalmamıştır. Yegane kurtuluş çare­si, halkın doğrudan doğruya egemenliğini eline el­ması ve iradesini kullanmasıdır.
“Bizim burada alacağım karar, Mustafa Kemal'in “Ya istiklâl, Ya Ölüm” direktifi ve yakında gerçekle­şecek olan ulusal iradenin egemenliği istikametinde ve Mustafa Kemal'in yolunda olacaktır.”
Hocanın bu konuşması çok güzel sözleriyle tasvip edildi. Nimet Hoca konuşmasına devamla:“Bunun için Müdafaayı Hukuk Cemiyetinin ku­rulması ve “Kutsal Yemin” ile bu işe başlamamız ge­rekmektedir.”
Konuklar abdestlerini aldılar. Masa etrafında top­lanarak Kur'an-ı Kerim ve tabanca üzerine ellerini ko­yarak, şöyle yemin ettiler:
“Vatan ve milletimizin kurtuluşu için sonuna ka­dar çalışacağımıza, başka siyasi düşünce ve emel­lerin etkisi altında kalmayacağımıza Vallahi... Billahi.”
Sonra Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kuruluş programını hazırladılar:
1- Kdz. Ereğli’de Müdafaa-i Hukuk Cemiyetinin kurulduğu Mustafa Kemal Paşa'ya telle bildirilecektir.
2- Kdz. Ereğli, bir işgal hareketini silahla karşılayacaktır.
3-Bunun için askerlik yapmış ve savaşmış olan gönüllülerden Kuvva-i Milliye teşkil edilecektir.
4- Rumların taşkınlıklarına son verilecektir.
5-Kdz. Ereğli köylüleri bir cuma günü şehre davet edilerek bir miting yapılacak, memleketin içinde bu­lunduğu durum onlara da anlatılacaktır.
Akmanoğlu Raşit Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti Başkanlığına, Cıbıroğlu Musa Veznedarlığa seçildiler. Diğer üyeler Kuvva-i Milliye’nin silah, cephane giyim ve kuşam ih­tiyaçlarını karşılayacaklar, miting için köylerde hazır­lık yapacaklar, Kuvva-i Milliye saflarında yer alacak­lardı.
Mustafa Kemal 21 Nisan 1920 tarihinde Kastamonu böl­gesi komutanı Albay Osman Beye Sina kahramanlarından Yüzbaşı Ce­vat Rıfat Beyi son derece önem kazanan bu bölgenin önemli noktalarında görevlendirilmesini emretmişti. Beypazarlı Emekli Yüzbaşı İzzet Dura bu sıralarda Ereğli'ye gönderilmiştir.
Albay Osman Beyin gönderdiği Yüzbaşı Cevat Rıfat Bey, kısa zamanda Bartın’dan başlayarak Ereğ­li'ye kadar Kuvva-i Milliye'nin egemenliğini sağlamış ve Fransızların mızraklı atlıları ile Ankara yolunu tut­malarına ve iç ayaklanmalarla işbirliği yapmalarına set çekmişti.
Ereğli'de Kuvva-i Milliye'yi örgütlendirme hazır­lıkları yapılırken, Ereğli kıyılarında Fransız savaş ge­milerinin sık sık dolaştığı görülüyordu.
Bu durum karşısında, Ereğli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti tara­fından cuma günü yapılacak toplantı için, Kaptaş, Cuma, Alaplı ve Yalı köylerine haber gönderildi.
Cuma günü sabahın erken saatlerinde Ereğli'ler, Yalı Caddesi, mezarlık sırtlarına dökülmüş bir bekle­yiş içinde idiler.
Bugün Sultan Orhan ile yedi cami minarelerin­den yükselen tekbirler bugüne başka bir anlam ka­zandırıyor, bütün kalpler bu ilahi seslere yöneliyordu. Evvela önde Türk Bayrağı bir atlı grupla Kaptaştan gelenler, arkadan Cuma'lılar ilerliyordu. Hep bir ağız­dan:
“Dört yüz aslandan bu vatan kaldı bize yadigar.” marşını söylüyorlardı. Bu marş kurtuluş yolunda çığ gibi büyüyen, halkın tarihi hatıralarını dile getiriyor, gönüllere ümit serpiyor ve gözleri sevinçle dolduruyordu.
Alaplı, Gülüç ve Yalı köyleri, mekik kayıklarla de­nize açılmışlar, allı ve yeşilli elbiselerle Ereğli'nin kurtuluşunu denize işlercesine filo filo ilerliyor, söyle­dikleri : .
“Karadeniz akar gider. Etrafını yıkar gider” marşı uğultular halinde sahili yalıyor, ruhlarda yankılar yaratıyor. Ümitsizliğin yüzlerdeki çizgilerini siliyor, ruh­lar kadar yüzlerde gülümsüyordu.
Minarelerden yükselen ezan sesleri namaz vak­tini haber veriyor, abdestini alanlar Sultan Orhan ca­miine koşuyordu. Tekbirlerle namaz başlıyor, min­berden irad edilen nutuk ve mihrapta okunan Fetih ve Saf sureleri, cemaatin safları arasına yayılıyor. Ereğli halkına ve gençlerine kurtuluş yollarını ilham ediyordu.
Namaz bitiyor, siyaha boyanan nazlı bayrak çeki­liyor, halk saf saf Uzun Mehmet Parkına doğru yürü­yüşe geçiyordu. Tekbirler kesiliyor “İzmir Türk'ün­dür. Bu vatan Türk kalacaktır. Yaşasın Türk Milleti!” coşkusuyla ilerleyen alay Uzun Mehmet Parkında yerini alıyor.
Ereğli'nin ünlü hocası Nimet Efendi kürsüye çı­kıyor ve şu konuşmayı yapıyor:
Sayın dinleyiciler, Çanakkale ve Kafkas Ga­zileri!
Bugün ulusça mübarek vatanımızın parçalanma­sı, namus ve haysiyetimizin ayaklar altına alınması tehlikesi ile karşı karşıya bulunmaktayız. Her karış toprağı şehitler kanı ile yoğrulan kutsal vatanımıza el uzatılıyor. İzmirliler ve Batı Anadolu halkı silahlarıyla dağa çıktılar düşmanı Akdeniz'in çukurlukların­da kahredeceklerdir.
Aziz Hemşerilerim!
Bizler de görkemli tarihimize ve atalarımıza lâ­yık olduğumuzu kanıtlayacağız. Sınav günümüz gel­miştir. Bu uğurda sizlerle birlikte canımı vermekten çekinmeyeceğim.
Hoca çok heyecanlıdır. Tozpembesi yanakların­dan akan gözyaşlarını tutmağa çalışmaktadır.
Genç yavrularım!
Sizleri bugün için yetiştirdik. Düşmana Bedir'in Malazgirt'in, Fetih'in aslanları gibi kurşundan kenet­lenmiş saflarınızla saldıracaksınız. Onları yok ede­ceksiniz. Şehit ve Gazi olacaksınız. Bu ulus, bu vatan, bu tarih, bu şeref size emanet olacaktır.
Gaziler ve Kahramanlar!
Dinimize göre esir bir hükümdara itaat caiz de­ğildir. İtaat eden Peygamberimizin istediği ümmet de­ğildir.
Büyük tehlikeyi önlemek Kuvva-i Milliye ruhuna sadık kalmakla kabil olacaktır. Çanakkale ve İzmir-de akan kanlarla, Batı Anadolu'nun tarihi sınırı çizi­liyor. Biz de akıtacağımız kanlarla bu sınırı tamamlayacağız. Karadeniz sahilini kanımızla yalazlayacağız. “Misakımız” bu olacaktır.
Pek yakında bu toprakta yükselen kurtarıcının, Mustafa Kemal'in emrinde 1200 yılından beri uğrunda mücadele ettiğimiz İslam Dininin bugün içimizde ya­nıp tutuşan meşalesi bizi gazamızda kutsal savaşımızda muvaffak ve muzaffer kılacaktır. Çünkü hak uğrunda, vatan uğrunda, din uğrunda, millet uğrun­da savaşıyoruz Cenabı Hak bizimle beraberdir.
Derslerinde “Kuvva-i Milliyeci olalım” konuşma­larını yapan Hamidiye Medresesi Müderrislerinden Müftü Mehmet Çimenoğlu'nun veciz duası ile ve amin... amin... Sesleri ile toplantı sona eriyor.
FRANSIZ İŞGALİ BAŞLIYOR
1920 yılı Haziran ayı başlarında Ereğli limanına gelen Fransız filosu bir subayını yanındaki tercümanla beraber karaya çıkararak kaymakamlık binasına gidip korsanlık ve haydutluk olayları karşısında menfaatlerini korumak için Herakleia Tepesine asker çıkarıp kamp kuracaklarını, dirlik ve düzeni korumak için Osmanlı devletine yardımcı olacaklarını bildirir.
Fransızlar bu istekleri ile Mondros Ateşkes Antlaşmasının 7.Maddesini uygulamak istiyorlardı. Amaçları kömür ocaklarına ve limana egemen olmak, Ereğli ve Akçakoca’dan, Batı cephesine yapılacak yardımı önlemek TBMM’ye karşı çıkan iç ayaklanmalarla işbirliği yaparak, Yunan ilerleyişini desteklemekti.
Bu durum karşısında Ereğli Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti bir heyet kurarak “Ereğli’de dirlik düzensizlik olmadığı, bir işgal karşısında yurtlarını ve kutsal haklarını koruyacaklarını, doğacak olaylardan sorumlu olmayacaklarını” bildirmek üzere Amiral gemisine gönderdi. (3)
Fransız Amiral gemisine Liman Reisi Nazmi Bey (AKPINAR), Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti üyesi Nimet Hoca, Belediye Reisi Akmanoğlu Raşit Efendi (AKMAN), Aza Eşref Efendi ve Hacı Musa’dan Kurulu bu heyet sandalla ulaştı. Sandala liman dairesi görevlilerinden İhsan (AKMAN) Efendi de binmişti. Nimet Hocanın tercümanlığında konuşma başladı. Fransız kumandanı şehri işgal edeceklerini bildirince Nimet Hoca burada top tüfek olmadığını ancak karaya çıktıkları takdirde onlarla ölünceye kadar savaşabileceklerini söyledi. Ereğli temsilcileri kumanya almak üzere karaya ve çarşıya gelecek Fransız denizcilerine kolaylık gösterebileceklerini söylediler. İki saat boyunca süren konuşmalardan olumlu bir sonuç alınamadı. Gemiden ayrılan heyet işgalin ne zaman başlayacağını aralarında kestirmeye çalışıyordu. Fransızların işgale kararlı olduklarını anlayan Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti başkanı Akmanoğlu Raşit Bey ve Cöbekoğlu Hakkı Efendi (CÖBEK) Postane’ye koşarak makine başında durumu Ankara’ya Mustafa Kemal’e bildirdiler. (4)
Mustafa Kemal bu telgrafa aynı gün cevap verdi. Mustafa Kemal’in verdiği karşılık emirde “Vatanımızı kurtarmak için yediden yetmişe kadar savaşmak zorundayız. 5000 kişilik yardım kuvveti gönderiyorum.” özetinde idi.
İlk önlem olarak emekli subay ve Ereğli Kuvva-i Milliye Komutanı İzzet Bey (DURA) milislerini Keşiftepe sırtlarına yerleştirerek üç karakol halinde siperlere girip kaleyi koruma yolunu tutmuşlardı. Fransızların yapacağı saldırı karşısında halk köylere taşınmış hükümet ve memurları ateş alanı dışında kalan Viran Köyüne çekilmişlerdi.
Nihayet beklenen uğursuz gün geldi. Fransızlar 08 Haziran 1920 günü Baba burnuna 2 gambot yaklaştırarak 3 makineli tüfekli bir piyade bölüğünü çıkardılar. Keşiftepe ve Kestanelik sırtlarından hastane üzerinden şehri işgale başladılar. Savaş gemileri ile Ereğli’yi ve limanı topa tuttular. Burada bulunan Kuvva-i Milliyecilerimiz ilk savaşını vererek çekilmek zorunda kaldılar. (5)
Fransızlar Ereğli’yi işgal ederken Zonguldak’ta olduğu gibi Ereğli halkından bir tepki gelmeyeceğini umuyorlardı. Fakat halk ve çevredeki Kuvva-i Milliye güçleri Fransız işgaline karşı direnmekte kararlıydı. Nitekim Fransızların Ereğli’ye asker çıkaracakları haberi üzerine Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti önderliğinde direnme kuvveti kurulmuştu. Bu kuvvet Mevki Kumandanı Binbaşı İzzet (DURA) ve Kazım Beylerle arkadaşlarının Müdafaa-i Hukuk Cemiyeti azalarıyla birleşip, Millet bahçesinde genel bir toplantı yapmaları sonucu oluşturulmuştu. Müfrezeye gönüllü olarak askerlik yapmış, savaşmış olanlardan 200 kişi alınmıştı. (6)
Bu arada Mustafa Kemal Paşa’nın talimatına rağmen, Ereğli Kaymakamı Sabri Bey İstanbul Hükümeti taraftarı tutum ve davranışlar sergilemiştir. Ereğli Kaymakamı Sabri Bey, Damat Ferit Paşa’nın Zonguldak’a Mutasarrıf Vekili olarak gönderdiği Kadri Bey ile ilk önce işbirliği yapmıştır.
Ayrıca Sabri Bey Fransızların 08 Haziran 1920 tarihinde Ereğli’yi işgal etmelerine tepki göstermediği gibi, ilgili makamları işgalden altı saat sonra haberdar etmiştir. Fransız işgalinin ilk gününde Ereğli’ye gelen Bolu Milletvekili Tunalı Hilmi Bey’i dahi durumdan haberdar etmemiştir. Aynı zamanda Sabri Bey, Ereğli Hürriyet ve İtilaf mensupları ile işbirliğinde bulunmaktan da kaçınmamıştır.
Sabri Bey, belirtilen tutum ve davranışları, özellikle Fransızların Ereğli’yi işgalleri karşısında takındığı davranışı sebebiyle Tunalı Hilmi Bey’in şikayeti üzerine görevinden alınmıştır. (7)
Kuvva-i Milliye komutanı İzzet (DURA) Bey Fransızların durumunu saptamak için Liman Dairesi görevlilerinden İhsan (AKMAN) Beyi gönüllü olarak görevlendirdi. İhsan Çavuş Pazar dönüşü sırtında küfesi ile Han deresi yolundan Keşiftepe’ye gönderildi. Keşiftepe ve Kemer köyü muhtarı ile temasa geçerek Kuvva-i Milliye komutanlığına Fransızların kuvvetleri ve hareketleri hakkında her gün bilgi iletmeyi sağlayacaktı. Çok tehlikeli olmasına rağmen bu vatansever adam milli casusluğu seve seve yaptı. (8)
İhsan Çavuş (AKMAN) Fransızların siperlerini ve kuvvetlerini öğrendi. Ortalıkta başıboş dolaşan köylülere gerekli izahat ve emirleri verdikten sonra Ereğli’ye geri döndü. Fransızlar onun casus olabileceğinden şüphelenmediler bile.
Aynı zamanda Kastamonu Mıntıka Komutanı Albay Osman Bey hemen Devrek milis komutanı Muharrem’e telgraf gönderip Ereğli’ye yardım’a gitmesi emrini vermişti. Bu talimat üzerine Devrekli Muharrem 32 kişilik kuvveti ile Ereğli’ye gelerek Akropol Kadı Tarlası tepelerinden Kestaneci köyüne kadar olan kısma savaşçılarını yerleştirdi.
Diğer taraftan aynı gün Ankara hükümetince Kefken’de bulunan İpsiz Recep’e de aynı mahiyette emir verildi. İpsiz Recep bu emir üzerine kuvvetlerini toplayarak Ereğli’ye geldi. Bu kuvvetler Göztepe’den Gülüç Çayına kadar olan alanı tuttular.
FRANSIZLARA KARŞI DİRENİŞ
Kuvva-i Milliye’nin aldığı tedbirleri etkisiz hale getirmek için Fransızlar 09 Haziran 1920 günü üç koldan saldırıya geçtiler. Ancak Kuvva-ı Milliye’nin çok sıkı ateşi ile karşılaştılar. Kaleden yapılan ağır ateş baskısı altında bazı siperlerde düşman ile süngü savaşı dahi yapıldı. Ereğli Kuvva-i Milliyesi ile İpsiz Recep ve Devrekli Muharrem Kuvvetlerinin bu müşterek saldırıları sonunda Fransızlar bozguna uğrayarak tel örgülerin arkasına çekildiler.
10 Haziran 1920 sabahı Fransız kuvvetleri Keşiftepe ve Kestanelik sırtları ile Hastane yönünden Kuvva-i Milliye siperlerine yeniden saldırdılar. Ancak şiddetli bir direnişle karşılaştılar. Yapılan göğüs göğse çarpışmalar sırasında Fransız kuvvetleri 1 subay ve 36 er kaybettiler direniş müfrezesinden de yaralananlar oldu. (9)
Ereğli’deki Fransız işgali ve buna karşı direniş ile ilgili Tunalı Hilmi Bey TBMM’de 1920 yılının Eylül ayında 72.toplantıda şu tespitlerde bulunmuştur:
“Fransızlar Ereğli’yi işgale teşebbüs ettiler. Oraya vardığımın ertesi günü bir takım hilelerle karaya çıktılar. Dördüncü günü 70 kadar kahraman Kuvva-i Milliyeci bunların 300 kadar siperler içinde bulunan kuvvetleri üzerine ateş açtılar. Ve kendilerine 36 neferle, Halil ( EKREN ) Ağanın ilk kurşunu ile bir subay maktul verdirdiler. (10 Haziran 1920)
Arkadaşlar buradaki hastanede gördüğümüz manzara karşısında GLADISTON’un (İngiliz Başbakanı) bir sözünü hatırladım. Melun diyordu ki “İnsan neslinden olmaktan utanıyorum, çünkü Türkler de insan neslindendir...” Fransızların böyle yaptıklarını görünce insan yaratıldığıma bende utanıyorum.
Sonra liman fenerini söndürmüşler geceleri yakmıyorlardı. Hastanede ne kadar ilaç şişesi, vesaire kudurgan ayaklar altında çiğnenmişti. Hastanenin iki odasından ikisini de tamamen bizim askerlerimiz üzerine mitralyöz sıkmak için kullanmışlardır. Ve oradaki mitralyözlerden kalmış binlerce fişek kovanı bulunuyordu. (Tarih kaydetsin)”
Bu saldırıda Fransızlar birçok ölü vermelerine rağmen sökülüp atılamadılar. Makineli tüfeklerle Yenimahalle’yi sürekli olarak taradılar. İşgal bölgesi olarak, Ereğli kalesinden deniz kıyısına kadar tel örgü çekerek Yenimahalle’ye egemen oldular. Ve Fransız bayrağı çektiler. (10)
Fransızlar ummadıkları bir direnişle karşılaşınca Ereğli’yi dize getirmek için tekrar harekete geçtiler. Fransız donanması şehri bombardıman etti. Fransızlar ayrıca kuvvetlerini takviye etmek için Ereğli’ye bir kruvazör ve 2 gambot desteğinde bir bölükten fazla bir Senegal kuvvetiyle bir makineli tüfek bölüğü ve 2 top daha çıkardılar.
KDZ. EREĞLİ KURTULUYOR
Takviye edilen Fransız kuvvetleri 11 Haziran sabahı tekrar saldırıya geçti. Ereğli Kuvva-i Milliyesi Mustafa Kemal Paşanın talimatı gereğince karşı koydu. İki kuvvet arasında şiddetli çarpışmalar oldu. 15 Haziran tarihinde Fransızlar tekrar Ereğli’deki kuvvetleri takviye ettiler. Bolu’daki Mürettep Fırka (Tümen) Kumandanı Nazım Bey “Erkanı Harbiye Umumi Riyasetine” (Genel Kurmay Başkanlığına) gönderdiği telgrafında Fransızların Ereğli’de 37 yaralısı ve 1 Zabit (Subay) ile 55 neferinin (Asker) maktul düştüğünü (öldüğünü) bildirdi.
Fransızlar her taraftan Ereğli’ye kuvvetler gelmekte olduğunu uçaklarla gözledikten sonra Ereğli’den çekilme hazırlıklarına başladılar. Fransızlar kaledeki askeri silah, cephane ve mühimmatı sahile taşıyarak gemilere yüklemek için gayret sarf ettiler. 18 Haziran 1920 sabahı ezan okunurken Ereğli Kuvva-i Milliyesi Fransızlara karşı saldırıya geçti. Fransızlar bu ani saldırı karşısında silah ve cephanelerini bırakarak Ramazan Bayramı sabahı çekilmeye başladılar.
Ereğli Kuvva-i Milliyesi çevreden gelen milli kuvvetlerin yardımıyla Fransız kuvvetlerini Ereğli’den atmayı başarmıştı. Bu müfrezenin emrinde Fransızlara karşı savaşanlardan bazıları şunlardır: Karamahmutzade Mehmet (KARAMAHMUT), Saraç Tahsin, Tevfik (METE), Mazlumcuzade İsmail, Mazlumcuzade Galip, Caferoğlu Hasan (CANVER) Halil Ağa ve Gümrükçü Abdülkadir Bey’lerdi. Bunlardan başka Kolsuz Ahmet Ağa da arkadaşlarıyla kahramanca savaşmıştı. Ereğli’de Fransız askerlerine karşı ilk kurşunu Halil Ağa (EKREN) atmıştır.
TBMM Hükümeti Ereğli’nin Fransız işgalinden kurtarılması için faaliyete geçmişti. Bolu üzerinden bu yöreye sevk edilen kuvvetler Ereğli’ye girdikleri saatlerde Fransızlar da şehri tamamen tahliye etmişlerdi. Şehir merkezinde hiçbir Fransız kalmamıştı.
Bunu 11.Tümen Komutanı Arif Bey şu telgrafıyla bildirdi:
Ankara’da Büyük Millet Meclisi Reisi Mustafa Kemal Paşa Hazretlerine
1-Şimdi Alaplı mıntıka Müdüriyetinden alınan malumata nazaran Ereğli tamamen tahliye edilmiş ve hiçbir Fransız kalmamıştı.
2-Büyük Millet Meclisi Riyaseti celilesine, Ali Fuat Paşa Hazretlerine, Nazım Bey’e arz olunmuştur.
18 Haziran 1336
11.Tümen Komutanı
Arif
(11)



KAYNAKLAR:
(1) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 5,6
(2) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 7
(3) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 8-14
(4) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa 148
(5) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa: 15
(6) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa: 148
(7) Prof. Dr. Ali SARIKOYUNCU, Zonguldak Ve Havalisinde Milli Mücadeleye Zarar
Verici Faaliyetler Atatürk Araştırma Merkezi Dergisi, Sayı 23, Cilt: VIII, Mart 1992
(8) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa: 16
(9) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa 150,151,152,153
(10) Tahsin AYGÜN, Kurtuluş Savaşında Karadeniz Ereğlisi Sayfa 15,16
(11) Can CANVER, Kurtuluş Savaşında Batı Karadeniz Sayfa: 157,158,159



GÜRDAL ÖZÇAKIR
HAZİRAN 2011


KDZ.EREĞLİ