26 Mart 2010 Cuma

TUNALI HİLMİ BEY ; KISA BİR ÖMÜRDE BÜYÜK BİR DAVA ADAMI

TUNALI HİLMİ BEY
KISA BİR ÖMÜRDE BÜYÜK BİR DAVA ADAMI
Tunalı Hilmi; bu isim Ankara’yı bilenler için sadece bir cadde isminden ibarettir. Hatta yolu düşenler için Kdz. Ereğli’de Yenimahalle’nin olduğu bölge de Tunalı Hilmi Sokak yazılı mavi bir levha gözünüze çarpabilir. Şimdi gelin hayatı mücadelelerle geçmiş, görüşleriyle döneminin çok çok ilerisinde olan bu dava ve fikir adamını beraber tanıyalım.
1871'de Bulgaristan'ın Eskicuma ( Tırgovişte ) kentinde doğan Tunalı Hilmi Bey 1877 Rus savaşı nedeniyle ailesiyle birlikte İstanbul'a göç etti. (1)
Fatih Askeri Rüşdiyesi'ni bitirdi. Kuleli Askeri İdadisi öğrencisiyken “Teşvik” adlı gizli bir haftalık dergi çıkardığı için tutuklandı. Daha sonra girdiği Askeri Tıbbiye Mektebinde "Gizli Mektepliler" adlı bir örgüt kurdu. Ekim 1895'te, son sınıf öğrencisiyken Avrupa'ya kaçarak Cenevre'ye yerleşti.
Avrupa'da ilk yıllarını Jön Türk hareketinin kuruluş çalışmalarıyla geçirdi. “Meşveret” ve “Mizan” gazetelerinde yazılar yazdı. Hutbe adını verdiği küçük broşürlerde Jön Türklerin düşüncelerini dile getiren propaganda yazıları kalem aldı. Mücadele çizgisini ılımlı bulduğu İttihat ve Terakki Cemiyeti içinde Osmanlı İhtilal Fırkasını kurdu. ( Ocak 1896 ) (2)
Bir süre İttihat ve Terakki Cemiyeti'nin genel sekreterliğini de yürüten Tunalı Hilmi 1897'de Cenevre’de İshak Sükuti ve Abdullah Cevdet'le Osmanlı gazetesini çıkardı. 1898'de İttihat ve Terakki Cemiyeti müfettişi olarak Mısır' a gitti ve cemiyetin Kahire şubesini örgütledi. Jön Türkler' in 1899'da sarayla uzlaşmasından sonra Madrid elçiliği Baş Kâtipliğine atandı. ( 1900 )
1904 yılında Mısır'a tekrar gitti; Muhtelit Mahkeme'de çalıştı, “Kanun-ı Esasi” ve “Hak” gazetelerine yazdı. Meşrutiyet'in ilanından sonra İstanbul' a döndü ve başta “İnkılâp” olmak üzere çeşitli yayın organlarında yazıları yayımlandı.(3)
1910- 1916 yılları arasında Kdz. Ereğli, Silivri, Bayburt, Ordu, Beykoz ve Gemlik'te
Kaymakamlık yaptı. İşte Tunalı Hilmi beyin Kdz. Ereğli kent tarihi açısından önemi burada karşımıza çıkıyor. Osmanlı yurdu içinde onun ilk memuriyetlik yeri Kdz. Ereğli olmuştur. (4)
31 Mart Vakası ve hayatını tahtan indirmeye adadığı II. Abdülhamid'in saltanattan uzaklaştırılması üzerine, Tunalı Hilmi, 14 yıl süren bir ayrılıktan sonra, 38 yaşındayken İstanbul’a dönmüş ve kısa bir süre sonra, 14 Eylül 1909 tarihinde Karadeniz Ereğli kaymakamlığı ile yurt içindeki ilk memuriyetine başlamıştır. Buradaki görevi süresince yaptığı olumlu icraat, daha sonraki yıllarda Kdz. Ereğli'nin bağlı olduğu Bolu'dan mebusluğa getirilmesini sağlamıştır. Yazar Enver KONUKÇU' nun belirttiğine göre, “ bu sırada İstanbul gazetelerinde aleyhinde çıkan bir havadise yine Karadeniz Ereğlisi ileri gelenleri, başta müftü ve Maarif reisi ve Belediye reisi olmak üzere cevap vermişlerdir.”
Tunalı Hilmi Kdz. Ereğli kaymakamlığı sırasında, halkın diline vurulmuş mengene olarak nitelediği dilekçeyi kaldırmış ve halkın sorunlarını doğrudan gelip kendisine anlatması usulünü getirmiştir. Yine bu görevi sırasında halkın devlet dairelerine gelemediğini fark eden Tunalı Hilmi üç, dört yerde konferanslar vererek halkı hükümete gelmeye teşvik etmiştir. (5)
Tunalı Hilmi Bey, kadın erkek eşitliği konusunda net bir tutum içerisinde olmuştur. Daha 1902 yılında hazırladığı anayasa taslağında "Erkek aslan aslandır da, dişi aslan aslan değil midir?" sözlerini kullanmaktadır. Yine 42. Madde de de “Kadın erkeğe eşittir ve özgürdür” tanımını ortaya koymaktadır.
1908 Meşrutiyet devriminden sonra kadın haklarının kazanılması için çalışmalar yaptı. Bunun bir parçası olarak 10 Ocak 1910 tarihinde Karadeniz Ereğli'sinde "Karadeniz Ereğli Evlendiriciler Cemiyeti”ni kurdu. Kuruluş amacı yoksul ya da kimsesiz olanlara ev, tarla, sermaye yahut çiftçilik aletleri tedarik etmek Kızların 15 , erkeklerin 18 yaşından önce evlenmesine engel olmak, külfetli düğünler yapmamak, başlık parasını ortadan kaldırmak ve bunun gibi kadın haklarını savunan hükümler taşıyan cemiyet tüzüğünü hazırladı. Şehrin ileri gelenlerini bu cemiyet etrafında topladı. (6)
Derneğin kurucuların hepsi erkekti. Cemiyete girenler yılda en az 5 kuruş vereceklerdi. Cemiyet her köyde bir şube açacaktı. (7)
Tunalı Hilmi Bey 1920'de Bolu mebusu olarak Son Osmanlı Meclisi Mebusanı’na girdi. İstanbul'un işgali ve meclisin çalışamaz duruma düşüp dağılması üzerine Ankara'ya geçti ve Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde gene Bolu'yu temsil etti. Haziran 1920'de Kdz.Ereğli’yi işgal etmek isteyen Fransız birliğine karşı direnişi örgütledi.Buradaki askeri başarılarından dolayı 21 Nisan 1924 tarihinde 1731 sıra nolu İstiklal Madalyası ile onurlandırılmıştır. (8)
Kdz.Ereğli’deki Fransız işgali ve buna karşı direniş ile ilgili Tunalı Hilmi Bey TBMM’de 1920 yılının Eylül ayında 72.toplantıda şu tespitlerde bulunmuştur:
“Fransızlar Ereğli’yi işgale teşebbüs ettiler. Oraya vardığımın ertesi günü bir takım hilelerle karaya çıktılar. Dördüncü günü 70 kadar kahraman Kuvva-i Milliyeci bunların 300 kadar siperler içinde bulunan kuvvetleri üzerine ateş açtılar. Ve kendilerine 36 neferle, Halil
( EKREN ) Ağanın ilk kurşunu ile bir subay maktul verdirdiler. ( 10 Haziran 1920 )
Arkadaşlar buradaki hastanede gördüğümüz manzara karşısında GLADISTON’un ( İngiliz Başbakanı ) bir sözünü hatırladım. Melun diyordu ki “ İnsan neslinden olmaktan utanıyorum, çünkü Türkler de insan neslindendir...” Fransızların böyle yaptıklarını görünce insan yaratıldığıma bende utanıyorum.
Sonra liman fenerini söndürmüşler geceleri yakmıyorlardı. Hastanede ne kadar ilaç şişesi, vesaire kudurgan ayaklar altında çiğnenmişti. Hastanenin iki odasından ikisini de tamamen bizim askerlerimiz üzerine mitralyöz sıkmak için kullanmışlardır. Ve oradaki mitralyözlerden kalmış binlerce fişek kovanı bulunuyordu. ( Tarih kaydetsin )” (9)
Tunalı Hilmi Bey 1921 Anayasası'nın hazırlık çalışmalarına katıldı ve TBMM'deki uzun ve ateşli konuşmalarından ötürü adından sık sık söz ettirdi.
II. ve III. Dönemlerde ( 1923-1927 ve 1927-1931 ) TBMM'de Zonguldak milletvekili olarak görev aldı. Kömür havzasındaki işçilere yönelik çalışmalar yaparak TBMM’deki girişimleriyle 30 Mart 1923'de 25 yataklı Amele Hastanesinin kurulmasına ve Havza-i Fehmiye Kanununun çıkmasına öncülük etti. (10)
Tunalı Hilmi Bey 22 Kasım 1928'de İstanbul'da vefat etmiştir. İsmi, Ankara'nın Kavaklıdere semtindeki bizzat kendine ait olan ve hazineye bağışladığı alanda önemli bir caddeye verilmiştir. ( Tunalı Hilmi Caddesi )


Kaynakça:
1- http://www.ata.boun.edu.tr/chronology/kim_kimdir/tunali_hilmi.htm
2- http://www.kimkimdir.gen.tr/kimkimdir.php?id=311
3- http://www.ata.boun.edu.tr/chronology/kim_kimdir/tunali_hilmi.htm
4- Aydın ESEN, BİLA VAKFI MAKALELER TUNALI HİLMİ BEY EYLÜL-EKİM 2007
5- Sabri ATEŞ, TUNALI HİLMİ BEY OSMANLIDAN CUMHURİYETE BİR AYDIN
Sayfa 120-121
6- Meşrutiyetten Cumhuriyete Tunalı Hilmi Bey Sayfa 34 KOLEKSİYONCULAR DERNEĞİ YAYINI 2006
7- Kim Kiminle Evlenmeli? Soner YALÇIN 29 Mart 2009 Hürriyet Gazetesi
8- Aydın ESEN, BİLA VAKFI MAKALELER TUNALI HİLMİ BEY, EYLÜL-EKİM 2007
9- Tahsin AYGÜN KURTULUŞ SAVAŞINDA KARADENİZ EREĞLİSİ SAYFA 15,16
10- Aydın ESEN, BİLA VAKFI MAKALELER TUNALI HİLMİ BEY EYLÜL-EKİM 2007




GÜRDAL ÖZÇAKIR
26 MART 2010
KDZ.EREĞLİ

21 Mart 2010 Pazar

KIRIM SAVAŞI VE KAPTAN SPARATT


KIRIM SAVAŞI VE KAPTAN SPARATT
Kırım Savaşı, Harp Tarihi uzmanlarının 20. yüzyıldaki savaşların habercisi saydıkları gerek özellikleri gerekse de etkileri açısından, 19. yüzyılın en önemli savaşlarındandır. Bu savaş, Türkiye'nin Avrupa Birliği macerasının da bir nevi başlangıcıdır. Dünya savaşlarının ilk provası sayılan Kırım savaşı 1853–1856 arasında yaşandı. ( 1 )
Ruslarla Türklerin bu savaşına Fransa, İngiltere, İtalya ( Sardunya ) da Osmanlı Devletinin yanında katıldı. Her iki taraftan da yaklaşık 255 bin kişi öldü ve yüz binlercesi yaralandı. Bu savaş Osmanlı Devleti açısından birçok ilklerin yaşandığı savaş idi. Osmanlı Devleti bu savaşta ilk defa olmak üzere bir Hıristiyan devlete ( Rusya’ya ) karşı diğer Hıristiyan devletlerin ( Fransa, İngiltere ve Sardunya ) ittifakını meydanı getirmiştir. İlk dış borcu bu savaş sırasında almış, ilk telgraf hattını bu savaş sırasında kullanıma sokmuş, hatta savaş tarihinde pek kolay rastlanmayacak biçimde bu savaş sırasında İngiltere’ye borç asker vermiştir. ( 2 )

Bu ön bilgilerden sonra gelelim bizim açımızdan Kırım Savaşının neler ifade ettiği konusuna. Bizim derken Zonguldak Kömür Havzası ve Kırım Savaşı arasındaki ilişki nedir? Bunun üzerinde durmak istedim. Ahmet Naim ÇILADIR’dan itibaren yazılan havza tarihlerinde geleneksel olarak bu dönem Kırım Muharebesi ve Havza'da İngiliz İdaresi (1854–1856 ) adıyla anılır. İncelediğim havza tarihini anlatan kitaplarda genelde birkaç paragraf ya da yarım sayfa kadar işlenir. Bunun sebebi o döneme ait bilgi kaynaklarının azlığıdır. Bu dönemi en ayrıntılı anlatan benim rastladığım kitap değerli kömür ve fikir emekçisi Erol ÇATMA’ya ait “Zonguldak Taşkömürü Havzası Tarihi Birinci Kitap ( 1840–1865 )” adlı eserdir. Kırım Savaşı ve Zonguldak Kömür Havzası arasındaki ilişkiye ait kişisel merakımın uyanmasına sebep olan gelişme ise EBAY adlı uluslararası açık artırma sitesinden satın aldığım THE ILLUSTRATED LONDON NEWS gazetesinin 18 Ağustos 1854 tarihli sayısına ait “Ereğli Kömür Ocakları” adlı haberini çevirtmem oldu. Bu belge talihin bir lütfu olarak elime geçti. Şehir tarihimiz açısından oldukça önemli ve değerli bir kaynak niteliği taşıyor.
“Ereğli Kömür Ocakları” adlı haber çok güzel bir gravür ön sayfada olmak üzere sunulmuştu. Kırım Savaşı en şiddetli şekilde devam ederken İngiliz Muhabir Kdz. Ereğli Kömür Havzasını İngiliz okurlarına detayları ile sunuyor. Kömür üretimi ile ilgili çok ayrıntılı bilgiler veriyordu: “ Kömür yatakları bölge boyunca bu dağların sırtlarından çıkarılıyor. “Kaynak yaklaşık 17 yıl önce keşfedildi.( 1854- 17= 1837 ) ya da halka duyuruldu... Bu vadide yer alan (Kozlu vadisi) daha sonraları Majestelerinin Makinisti Spitfire Gemisinin Kaptanı Spratt ( Thomas Abel Brimage SPRATT ) tarafından ziyaret edildi. Ereğli limanı boyunca bir keşif yapıldı. İki tarafta da güzel araziler keşfedildi. Ayrıca makinistler
( kaptanlar ) için güvenli bir sığınak barındırıyor. Spitfire’in gezisinin amacı miktarı ve kaliteyi öğrenmekti. Sonuç çok tatmin ediciydi…”
Burada bahsedilen Kaptan Thomas Abel Brimage SPRATT 4 seneden beri peşinde olduğum tarihi bir kişilik. Evet, bu kaptan İngiliz Devleti adına bölgede keşifler yapıyor kömürün kalitesi ile ilgili bilgiler veriyor bunları bir raporda topluyordu. Bu rapor Remarks on the Coal-bearing Deposits near Erekli (The Ancient Heraclea Pontica... Peki kimdir? Bu kaptan…
Makalemizin başlığında yer alan İngiliz Amiral Spratt ile ilgili olarak George William Seyahat yazı notlarında şöyle yazmaktadır:
10 Kasım 1853 saat sabah dokuzda Amiral ve Mr, Mrs. Robertes’le birlikte SPITFIRE buharlısına geldik. Bu buharlı çok zeki bir subay olan Kaptan Spratt yönetimi altında bu suların bahri araştırması ile vazifelendirilmiştir.
Savaş başlamasından sonra Amiral Spratt Havzaya gelir ve şu net bilgileri bize verir;
1854 yılı Mart ayının sonlarına doğru, İngiltere ve Fransa donanmasının Karadeniz’e girmesinden sonra Türk hükümetinin güney sahilinden Ereğli yakınlarında ( Antik Heracle’da ) kömür elde ettiğinin bilinmesi üzerine savaş gemilerinde kullanmak için, kalitesini araştırıp rapor etmem için oraya gitmem emredildi…
Benim idaremde 27 Mart akşamı Kraliyet gemisi “ Spitfire ” ile İstanbul’dan ayrılarak Ereğli’ye ertesi günü sabaha geçip, hava şartlarının uygunluğundan istifade edip Ereğli’nin 30 km doğusunda Türk Hükümetinin İngiliz Mühendisi Mr. John Barkley’in direktifleri ile işlettiği Kozlu körfez ve vadisine devam edildi…
Kozlu körfezin kıyısındaki birkaç evden oluşmuş ve bu bölgeden üretilen kömürün Ereğli’ye nakli için çok güvenli bir yerdir. Şu anda, Mayıs ayının ortalarında veya sonunda İstanbul’a yapılacak nakliyat için yaklaşık 9.000 ton kömür hazır olarak beklemektedir…
Kumsaldan yaklaşık 2 mil uzunluğundaki vadiye çıkan o zaman çalışan madenlere de giden bir tramvay gördüm…
1838 veya 1840’larda bu kömür yataklarının varlığı dikkat çektiyse de benim ziyaretimden 5–6 yıl kadar önce Hırvatlar kıyının yanındaki gelişmiş ve kolay çıkarılabilen damarları işlemelerine rağmen Türk hükümeti tarafından bu kömür yatakları sistemli olarak işletilmiyordu…
Çevrede kömür bulunan yerleri görmek arzusuyla 30 Mart sabahı Mr. Barkley ile Kozlu-Ereğli arasındaki bölgeye hareket ettik. Gemime beni Ereğli’de beklemesini söyledim…
Geçtiğimiz vadide de kömür damarları görmüştük ama onlar denize daha yakın bulunuyorlardı. Kardiç’in batısına doğru, kıyıya ulaştırılan, içlerinde kömür bulunan birçok vadiden geçtik Bunlardan biriside Aligazi köyü yakınında Hırvatlar tarafından çalıştırılan, birisi göz kararı 70 derece iki kömür damarı bulunuyordu…
Bu paralel tepelerin üzerinden yolculuğumuzun sona erdiği yer güneydeki manzara ormanı eski çağlardan kalmış gibi balta girmemiş, Ereğli’ye gözün alabildiği kadar sık çınar ve meyve ağaçlarıyla bir okyanusun dalgaları gibi kaplıydı. ( 3 )
Kaptan Thomas Abel Brimage Spratt ile ilgili araştırmalarımda başka ilginç bilgilere de rastladım. Spratt’ın Türkiye macerası henüz genç bir teğmen iken 1842 yılında başlamış.
“Likya Yolculukları" isimli kitabın çevirisini 2008 yılında yayınlandı. Kitaba göre, Sir Charles Fellows, Osmanlı İmparatorluğu izniyle Likya’nın görkemli mermer anıtlarını söküp Londra’ya taşımak için 1842 yılı ocak ayında çalışma başlattı. Baecon isimli İngiliz savaş gemisi de eserleri götürmek için Ksanthos açıklarına demir attı. Gemide İngiliz Doğa Bilimcisi Spratt, Su ve Jeoloji alanında uzman Yüzbaşı Forbes ve arkeoloji ile antika eserler hakkında bilgi sahibi olan Rahip Daniel de vardı. Araştırmalar sonrası Likya’nın heybetli kalıntıları söküldü. Eserleri taşımaya müsait olmayan Baecon’ın yerine getirilen 2 gemiye eserler, Türk işçiler tarafından taşındı. Kasalara konulan kalıntılar Londra’daki ulusal müzeye götürüldü. Talana katılan İngiliz bilim adamlarından Thomas Sptraat ile Edward Forbes tarafından, 1847 yılında yazılan kitapta, tarihe ışık tutacak çok ilginç bilgiler yer alıyor. ( 4 )
Ve sıkı durun 1842 yılı Mart ayında Teğmen Spratt ile Prof. Forbes de Myra'ya geldiklerini, kilisenin bir krokisini çıkardıklarını ve kilisenin yanında bir manastır tesbit ettiklerini görüyoruz bu Myra neresidir? Hepimizin bildiği Noel Baba Kilisesinin olduğu şehir yani Demre’dir. Spratt ayrıca şehrin akropolünü ziyaret etmiş burada küçük taşlardan başka bir şey kalmadığını rapor etmiştir. (5 )
Ayrıca Kaptan Spratt ile ilgili bir başka bilgi ise şöyledir. 1870 yılında akıntı çıpaları yardımıyla İstanbul Boğazı’nın tuzluluğu ölçerek hidrografik özelliklerini incelemeye başladı. Boğazlar’ın altında hiçbir alt akıntının var olamayacağı ve İstanbul Boğazı’nın derin kesimlerinde gözlemlenen ağır ve tuzluluk oranı yüksek suların, ancak sonbahar ve kış dönemlerinde şiddetli rüzgârların etkisiyle hareketlenen yüzey sularının etkisiyle Ege’den Karadeniz’e doğru akabileceği sonucuna vardı. (6)
Evet, ben şu kanıya kesinlikle varıyorum ki Kaptan Thomas Abel Brimage Spratt döneminin Kaptan Jack Cousto’dur. Onunla ilgili kim bilir? Daha hangi bilgilere ulaşacağım. Peşindeyim Spratt…
KAYNAKÇA:
( 1 ) NEVVAL SEVİNDİ Zaman 31.08.2003 150.YILINDA KIRIM SAVAŞI
( 2 ) Kırım Savaşı Sonrası Kırım'dan Göçlere İlişkin Bazı Belgeler Yrd.Doç.Dr.Cezmi KARASU
(3) Zonguldak Taşkömürü Havzası Tarihi Birinci Kitap ( 1840-1865 ) sayfa 122 123-124
125-126
(4) http://www.antalyahaberler.com/haber.php?haber_id=27
(5)http://kvmgm.kultur.gov.tr/BelgeGoster.aspx?F6E10F8892433CFF060F3652013265D6DBA70C97114F1A29
(6) M. Levent ARTÜZ İstanbul Ve Çanakkale Boğazlarıyla İlgili Oşinografik Çalışmaların Kronolojik İncelemesi Makalesi Sayfa 1-2

KDZ.EREĞLİ HALKEVİ TAKIMININ GÜLEÇ YÜZLÜ GOLCÜSÜ

KDZ.EREĞLİ HALKEVİ TAKIMININ GÜLEÇ YÜZLÜ GOLCÜSÜ
NİYAZİ DEMİREL ( 1921–1999 )

1921 yılında dünyaya gelen Niyazi DEMİREL’i ben ne yazık ki sadece 1930’lu ve 1940’lı yıllara ait futbol takımları fotoğraflarından tanıyorum. Karadeniz Ereğli Halkevi Takımının iskeletini oluşturan ekipte o hep güler yüzlü bir delikanlıydı. Kdz. Ereğli Futbol Tarihi 1923–1950 adlı kitabıma dünyada olmasa da ışık tuttu. Çünkü Niyazi DEMİREL Eylül 1995 yılına ait Karadeniz Ereğli Tarih Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Bülteni 26.sayıdan itibaren 9 sayıda yer alan “Ereğli’de Futbol” adlı yazı dizisiyle o günlerle ilgili değerli bilgiler bırakmıştı.

Niyazi DEMİREL İlkokulu Ereğli’de okumuş, zor şartlar altında eğitimini Zonguldak Çelikel Lisesinde sürdürmüştür. İstanbul Yüksek Ticaret Okulunu ise ekonomik sebeplerden tamamlayamamış, E.K.İ Armutçuk Müessesesi, Karabük Demir Çelik İşletmesi gibi kurumların çeşitli kademelerinde çalışıp 1971 yılında Karabük Demir Çelik İşletmesinin İstanbul Satış Şefliğinden emekli olmuştur.

Şimdi zaman tünelinin kuytu bir köşesinden bize gülümseyen Niyazi DEMİREL’in kaleminden o dönemi şöyle bir gözlemleyelim. “ Sene 1934 Kdz. Ereğli’nin nüfusu yedi bin civarında. Herkes birbirini tanır evden çarşıya gidinceye kadar her bir tanıdıkla selamlaşılırdı. Haftada bir İstanbul’dan vapurun gelmesi, halkın iskele civarında toplanıp gelen gideni seyretmesinden veya mesire yeri olan Gülüç köyü ve ırmağı civarına gitmesinden başka bir eğlence yoktu. Bunlarda yazın birkaç ayla sınırlıydı. Yine bu senelerde ilçemizde iki spor kulübü vardı. Birisi Gençlerbirliği renkleri sarı kırmızı idi. Başkanı da İlyas KARACA idi. Kendisi öğretmendi.
Diğer kulübün adı Kdz. Ereğli İdman Yurdu, renkleri sarı lacivert idi. Başkanı da Sadeddin ERİŞEN Beydi. Bozhane ve iskele tarafı Gençlerbirliği, Yenimahalle tarafı ise İdman Yurdu taraftarıydı. Hudut Bozhane çarşısı idi.1934 senesinden evvel de futbolcu ağabeylerimiz vardı; ama bir sistem dâhilinde çalışmıyorlardı. Ne zaman ki İstanbul Vefa Kulübünden Celal ACAR ( Baron ) geldi. İşte o zaman futbolda da bir sistem olduğunun bilincine varıldı. Ereğlimiz de futbol ağır aksak sürerken birdenbire bir patlamaya şahit olduk. İlçemiz sakinleri bu faaliyeti pek sevdiler. Maçlar şöyle dursun, antrenmanlara bile gelmeye başladılar. Antrenmanları izleyenlerin başında Pideci Hacı İsmail, Dondurmacı Hayrettin, Dondurmacı Tosun, Lokantacı İmam Mehmet Ali gelirdi. Bunlardan öncelikle bahsetmemin sebebi; Maç sonraları bunların bizlere öyle ikramları vardı ki; İmam Mehmet Ali bu işi ziyafet vermeye kadar götürürdü.
Celal ACAR ( Baron ) iki kulübü birleştirerek gençlerden bir Ereğli Spor Kulübü kurdu. Evet, takım kuruldu. Sistemli bir çalışma başladı. Fakat oyuncuların pek çoğu dışarıda okuyordu. Yaz aylarında faaliyetler bütün hızıyla devam ediyordu. Havzayı hallaç pamuğu gibi silkelemeye başladık. Devrek’i 4–0, Akçakoca’yı 8–0,Zonguldak’ı 2–0, Kozlu’yu 2–0 yendik. Daha da açılmaya başladık. Bartın, Düzce, Zonguldak ve kazaları az gelmeye başladığından 1937 senesinden itibaren İstanbul’dan Vefa, Beykoz, Arnavutköy ve birçok semt takımını, çileğimiz sayesinde Ereğli’ye getirmeye başladık.
Sene yine 1937 maçlarımızı genellikle yaz aylarında yapıyoruz sebebi de 10 Mayıstan sonra hem okullar tatil oluyor. Hem de Ereğlimizin meşhur Osmanlı Çileği bu aylarda bollaşıyor. O zaman Çilek bayramı yapılıyordu.1937’nin mayıs ayında Zonguldak’ın Kozlu nahiyesi ile bir maç için anlaştık. Ereğli takımını teşkil eden oyuncuların bazılarından yoksunuz, zira Ereğli dışındaki okullarda okuyan arkadaşlarımızın bir kısmı daha gelmemiş. Kozlu o tarihlerde hayli kuvvetli Mühendis Şerif Bey, Batman Sabri, Balyalı Mehmet, Adnan, Vahap DEMİREL gibi futbolcular var.

Maç başladı, bizim takım eksik olduğu için biraz zorlandık ancak çekişmeli bir maçtan sonra 3-1’lik skorla sahadan galip ayrıldık. Bizim golleri Hikmet RONA, Safi ERKUL ve ben attım. Kozlu’nun golünü ise Adnan kaydetti. O maçta unutulmayan iki olay oldu. Mühendis Şerif Bey Ziyaettin CIBIR’ın ayağını kırdı. Birde Vahap DEMİREL’in Yakup ARGÜN‘a (Çengel) yalvarması vardı ki çok enteresandır. Vahap, Yakup’a der ki; “Benim mukadderatım ( kaderim ) senin elinde, biz galip gelip ben gol atarsam sınıfı geçeceğime söz verdiler.” Bizim Çengel anlar mı? Adam geçer top geçmez misali yaparak Vahap’a geçit vermedi. Vahap sınıfı çaktı mı? Çakmadı mı? Orasını hatırlamıyorum.
1938 yılında Vefa kulübünün başında Muhsin Hoca bulunuyordu. Bu Hoca bizleri çalıştıran Baron Celal ACAR’ın Vefa kulübünden arkadaşı imiş. Bundan istifade eden sayın çalıştırıcımız Vefa Kulübü ile bir maç yapmak üzere anlaşmaya varırlar. Ben o zaman Zonguldak Ortaokulunda okumaktaydım. Ereğli’den bir telgraf aldım. Zonguldaklı olan ve İstanbul da okuyan ve iyi futbol oynayan Seyfi DEMİRTAŞ’ı alıp gelmem isteniyordu. Ben durur muyum? Arkadaşım ile birlikte Ereğli’ye geldik.
Maç gününde, bizlerde heyecan had safhada kolay mı? İstanbul liginde oynayan büyük bir kulüp ile maç yapacağız. Seyirci tıklım tıklım tezahürat çok fazla, hakemin düdüğü ile maç başladı. Seyfi DEMİRTAŞ’tan bir pas aldım, biraz sürüp sol beki geçtikten sonra on sekizin dışından kaleye bir şut çekerek 4.dakikada ilk golü attım. Aradan 58 yıl geçmesine rağmen o ilk golümün heyecanını duymaktayım. Tribünler golün sevinciyle adeta çınlıyordu. O maçta 2–2 berabere kaldık Vefa Kulübünden o zaman oynayan futbolculardan Prens Lütfi, Tatar Haydar ve Şeref gibi klâs oyuncuları hatırlayabiliyorum. Vefa Kulübü benim oyunumu beğenmiş olmalı ki her türlü sorumluluğu üstlenerek beni almak istediler. Ama bu eğitimimi tamamlamak istediğimden gerçekleşmedi. (NOT: Bu yazı 1995 yılında kaleme alınmıştır.)
O yıllardaki futbolcu arkadaşlarımdan bahsetmem gerekirse mahalle komşum Ahmet CÖBEK’i ( Heykel Ahmet) nasıl unutabilirim, hani top geçer adam geçmez tabir edilen bekler vardır ya; İşte Ahmet’te öyle bir futbolcu idi. Aynı durumda diğer bir futbolcu arkadaşım Sabahattin AKMAN (Sibo) Zonguldak’ta yetişmiş ve futbolunu yine Zonguldak’ta sürdürmüş her yönü ile mükemmel bir arkadaşımız idi. Diğer önemli futbolcu arkadaşlarım ise; Şahap CÖBEK, Mehmet GÜLEN, Ziyaettin CIBIR, Yakup ARGUN, Vahit EVECEK, Sedat GÜLER, Seyfi DEMİRTAŞ, Safi ERKUL, Orhan TAK, Mahir KUN, Temel AÇAN ve Muzaffer ÇAKMAKKAYA’dır.
Yine 1938 yılında unutamadığım başka bir hatıra ise Zonguldak’a deplasmana gidiyoruz. Kömür Spor ile bir maç yapacağız.
İlk perdeyi Seyfi açtı, ikincisi Sedat’tan üçüncüsü de bana nasip oldu. Rahmetli Ekâbir Mustafa AKMAN benim golü şöyle anlatır. “Top sağ direğe vurdu hızını alamadı sol direğe oradan gol olarak içeriye girdi.” Maç 4–1 galibiyetimiz ile sonuçlandı.
Ömer HAYYAM‘ın deyimi ile “İnsan geçmişi ile övünmemeli” Ancak benim amacım övünmek değil Zonguldak ve Ereğli havalisinde ne denli futbol olduğunu hatıralarımın satır aralarında belirtmek istedim.”

Teşekkürler Niyazi DEMİREL 1995 yılında yazdığın bu güzel hatıralar ile Kdz. Ereğli sosyal ve kültürel hayatını aydınlattığın için… Ruhun şad olsun seni saygıyla anıyoruz…

KAYNAK:
1- Karadeniz Ereğli Tarih Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Bülteni Sayı: 27 Kasım 1995 Niyazi Demirel’in Yazı Dizisi Ereğli’de Futbol (2)
2- Karadeniz Ereğli Tarih Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Bülteni Sayı: 28 Ocak-Şubat 1996 Niyazi Demirel’in Yazı Dizisi Ereğli’de Futbol (3)
3-Karadeniz Ereğli Tarih Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Bülteni Sayı: 29 Mart-Nisan Niyazi Demirel’in Ereğli’de Futbol ( 4)
4- Karadeniz Ereğli Tarih Doğa ve Kültürünü Yaşatma Derneği Bülteni Sayı: 33 Haziran-Temmuz 1997 Niyazi Demirel’in Yazı Dizisi Ereğli’de Futbol (5)