23 Eylül 2009 Çarşamba

Kdz. Ereğli Halkevi'nin efsane kaptanı, Ziyaettin Cıbır


1923–1950 Yılları Arasında Ereğli Futbol Tarihi Kitabımın yazılması için süreç 2002 yılının Temmuz ayında başlamıştı. Babam Halidun ÖZÇAKIR bir zarf içinde eski futbol takımları fotoğraflarını ve yine eski yıpranmış bir Osmanlıca dergiyi bana gösterdi. Birden heyecana kapıldım. Bunları ona, Değerli büyüğüm Mülayim ÖZEL bir çalışma yapar diye vermiş. Dergi 1925 yılının Gol Mecmuası idi. Hemen bir çırpıda sayfaları çevirdim. Babam orta sayfadaki takımı sordu; bu Fenerbahçe mi acaba? Hayır, oda ne! Bu takımın adını heceleyerek okudum: Karadeniz Ereğli Türk Ocağı Gayur Futbol Takımı.
Dile kolay tam 77 sene önceki bu takımda gururla poz verenler adeta benden yardım istiyorlar, bizi gün yüzüne çıkar diyorlardı. Bu şevkle yola çıktım. Değerli büyüklerim Aydoğdu MAKARACI ve Seyfi ONAT beni Ziyaettin CIBIR beye yönlendirdiler. Onun bana verdiği bilgiler Ereğli Futbol tarihinin aydınlanmasında çok yardımcı oldu.
Ayrıca Rıdvan ÇİMENOĞLU, Seyfi ONAT, Temel AÇAN, Mahmut OKAY, İlyas KUN ve Nevzat ACAR beyler ile görüşmeler yaptım. Sözü fazla uzatmadan konuyu bölmeden biz Ziyaettin CIBIR’a yeniden dönelim. Onunla 5 Temmuz 2002 tarihinde tanışıp evinde söyleşiler yapma imkânı buldum. Aslında ben onu 1940’lı yılların fotoğraflarından daha önce tanıyordum. Görüşmelere giderken sorularımı önceden belirledim ve notlar çıkardım. İlk iş olarak bende bulunan fotoğraflardaki, çoğu şimdi rahmetli olmuş, o dönemin futbolcularını tek tek Ziyaettin Bey ile tespit ettik.
Artık tanıdığım bir tek o değildi sordukça Mustafa CÖBEK, Yakup ARGÜN,
Cevat ÇAMLI, Celal ACAR, Mustafa AKMAN, Mehmet GÜLEN, Abdurrahman ÖZÇAKIR, Sadettin ERİŞEN gibi isimler adeta yakın dostlarım haline geldiler. Benden yarım asır önce yaşamış bu insanların yüzlerini artık fotoğraflarda kalabalıklar içinde hemen tanıyabiliyorum.
1920 doğumlu olan Ziyaettin Bey, Kdz. Ereğli Halkevinin futbol takımı olan Ereğli Gençlik Spor'da, kuruluşundan itibaren yer almıştır. Bu takımın değişmez kaptanıdır. Özellikle o dönemdeki futbol takımındaki futbolcuların isimlerini tespitte çok büyük yardımları oldu. Kulübün kuruluş hikâyesini bize o günleri yaşarcasına anlattı. Şimdi sözü onunla yaptığım mülakata bırakıyorum;
1936 yılında Kdz. Ereğli iskelesinde kömür direklerinin üstünde Çarşı ve Yenimahalle gençleri bir araya geldiler.“Ekâbir” yani Mustafa AKMAN’ın gayreti ile Halkevinin spor kolunun faaliyete geçirilmesi kararı alındı. Futbol ,Voleybol ve Su Sporlarına önem verilecek hepsi faal hale getirilecekti. Futbol takımının Genel kaptanı Celal ACAR ( Baron ) oldu. Kendisi Vefa Spor’da top oynamış, Ereğli’ye sonradan yerleşmişti. İlk futbol maçımız Akçakoca Spor ile yapıldı diye hatırlıyorum. Bu maçtaki taktiğimiz WM Sistemi idi.
( WM SİSTEMİ: Bu sistem de geride defans M şeklini alırken forvetin W şekline gelmesiyle oluşan bir sistemdir)
İlk başta hazırlık döneminde çok ağır idmanlar yapıldı. İdmanlarda Yukarı Beyçayırı’ndan Aktaş Tepesine 10 tur atıyorduk. Karşımıza çıkan Akçakoca takımı Düzce’den takviye almıştı. Ben sağbektim, Çengel Yakup ise sol bekti. Sarı Safini sol ayağı çok kuvvetlidir. Onun sert şutu ile maçı 1–0 kazandık. Ertesi gün ise Zonguldak Şen Spor’la karşılaştık onları da 5 -0 yendik.
Takımımız 25 kişiden oluşuyordu. Halkevi, takımın tüm ihtiyaçlarını karşılıyordu. O dönem Alman Harbi ( II.Dünya Savaşı ) zamanıdır. Halkevini hatırladığım kadar spor için 500 lira yıllık ödeneği vardı. Zonguldak, Bartın, Devrek gibi civardaki takımlarla maçlar yapıldı. Bölgede bizi yenebilecek takım çıkmadı. Bunun üzerine İstanbul’dan takımlar çağrıldı. Bir tek Eyüp Spor’a yenildik. Hala üzülürüm golü Zaven adlı oyuncuları attı.
Bir de Altılar Muhtelit (Karma) takımı gelmişti, orada bir oyuncu vardı, Prens Lütfi adında, teni oldukça esmer olduğundan Milli Takım’a alınmamıştı.
O günlerden acı hatıram ise 1937 yılında Kozlu ile yaptığımız maçta Kozlulu Şerif Bey ayağımı kırmasıdır. Bu sakatlık yüzünden az kalsın tamamen ayağımı kaybedecektim, ayağım yanlış kaynadı ve kan oturdu. Balı Köyünde bulunan meşhur bir kırıkçı vardı. Önce 3 tane sülük koyup kirli kanı emdirdi. Ve ayağımı aynı yerinden kırıp tekrar sardı neyse ki ayağım düzeldi. Ben 1948 yılına kadar futbol oynadım demek ki 28 yaşında iken futbolu bırakmışım.
Ziyaettin beye birkaç soru daha sordum ve şu bilgileri aldım. O dönemki fotoğrafları kentin emektar fotoğrafçısı Sadık YILDIZ çekmiş. Maçlarla ilgili bazı haberler hatırladığına göre “Köroğlu” adlı İstanbul gazetesinde çıkmış. Ziyaettin beyin verdiği bilgilere göre takımın formaları İstanbul’dan alınırdı. Futbolcu ayakkabıları ise yine İstanbul’dan gelir bunların tamirleri ve çivileri Mustafa zade Mustafa CÖBEK tarafından yapılırdı.
Ziyaettin CIBIR Beyin bana vermiş olduğu yukarıdaki ipucu kitap çalışmamın zenginleşmesi ve görselliğinin artmasında çok yardımcı oldu. O devrin Anadolu da en çok tanınan gazetesi Burhan Cahit MORKAYA’nın çıkarttığı Yeni Köroğlu "Siyasi Müstakil Halk Gazetesi" Günümüz için rahatsız edici diyebileceğimiz oldukça sarsıcı, kaba ifadelerle eleştiriler yapan bir gazetedir. II. Dünya Savaşı yılları açısından önemli bir belgedir. Aynı zamanda o günün haberleri açısından da bir belgesel kıymeti vardır. Bu gazetede Ziyaettin Bey kendi takımlarının da haberlerinin çıktığını söylemişti.
İstanbul Üniversitesi Merkez Kütüphane ve Bayezid Halk Kütüphanesinde 1928–1950 yılları arası Yeni Köroğlu gazetesinin tüm gazete koleksiyonunu heyecanla tek tek tarayarak sevinçle Kdz. Ereğli ile ilgili birçok habere rastladım. Bu gazete sayfalarını kitap çalışmamın sonunda ayrı bir bölümde yayınlamayı uygun gördüm, ayrıca gazete koleksiyonu elimdeki fotoğrafların da çözülmesine yardımcı oldu. Dönem takımların isimlerini öğrendim.
70 yıl kadar önce oynanan maçların sonuçlarını belirledim, en önemlisi aklıma takılan birçok konu aydınlandı. Bir fotoğrafta Ziyaettin beyin üzerindeki beyaz formada bir amblem dikkatimi çekmişti. E.A.S ( O bu amblemin lacivert olduğunu hatırlıyor) bu takım Halkevi takımı tescilli hale gelince 1939 yılında Ereğli Akın Spor adını almış ayrıca o dönemde Zonguldak bölgesi mıntıka şampiyonluğunu kovalamıştır. Demek ki amblem o döneme aitmiş. Ayrıca elimde 14–15 yaşlarında gençlerden oluşan bir takımın fotoğrafı vardı, ben bunu Halkevi Gençlik takımının genç takımı olduğunu düşünüyordum çünkü formaları hemen hemen aynı idi; ama bu takım meğerse küçüklerin oluşturduğu Ülkü Spor takımıymış. Aynı şekilde bir de Çayır Spor varmış o da miniklerden kurulmuş. Daha ilginç olanı Yeni Köroğlu gazetesi bunu bile haber yapmıştır. Son olarak Kitabımın oluşmasında verdiği bilgiler ile bana yardımcı olan, birinci elden kaynak olma özelliği taşıyan ve en önemlisi kitabımın imza gününde beni yalnız bırakmayan sağlık sorunları yaşamasına rağmen orada da yanımda olan değerli büyüğüm Ziyaettin CIBIR Beye sevgilerimi ve saygılarımı sunar ona ve kıymetli eşi Taliha CIBIR Hanımefendiye sağlık ve uzun ömürler dilerim…
GÜRDAL ÖZÇAKIR
EYLÜL 2009

20 Eylül 2009 Pazar

Nerede o eski bayramlar?


“Nerede o eski bayramlar?”
- “Nerede o eski bayramlar?” serzenişi ile başlayan cümleler, bayram sohbetlerinin vazgeçilmez repliğidir… Ailenin ileri gelenleri eski bayramları anlatır, yeni jenerasyonun kimi zaman şaşkınlıkla dinlediği yardımlaşma, kaynaşma ve misafirperverlik hikayelerini dillendirir… - Demokrat Gazetesi’nin, Ramazan Bayramı’ndan önceki son sayısı için, 1930-1940’lı yılların bayram geleneklerini Yerel Folklor Araştırmacısı Seyfettin Onat ile konuştuk, “Nerede o eski bayramlar?” diyenlerin anılarını tazelemek, gençlere geçmişten bir pencere açmak için…

Röportaj: Sabriye AŞIR
Yerel Folklor Araştırmacısı Seyfettin Onat ile son randevumuz geçen yıl Haziran ayında yayınladığımız Demokrat Sektör’ün Evlilik Özel sayısı içindi…
Onat, Yayın Grubumuzu ziyarete gelerek, Ereğli ve yöredeki evlilik gelenekleri hakkında bilgi ve tecrübelerini paylaşmıştı.
Onat’ın şu sözünü dergimizde spota taşımıştık: “Yedi iklim, dört mevsim, her yanı bir cennet köşesi olan yurdumuzda, yine her yörenin kendine göre örfleri, adetleri ile bugünlere kadar getirdikleri o güzel düğün şenlikleri, gerçekten izlenmeye, yaşanmaya değerdir ve insanlarımızın vazgeçilmez özelliklerini sergilemektedir. Bunların çoğu unutulma tehlikesi ile karşı karşıya olsa da, yine de belleklerden kolay kolay silinmeyecektir.”
Onat, bu kez de dini bayramlardaki, -özellikle Ramazan Bayramı, 1930-1940’lı yılların bayram geleneklerini anlattı… Bayram geleneklerinin de tıpkı düğünler gibi renkli, görülmeye değer ve yöreye has olduğunu öğrendik.
Haydi, siyah-beyaz bir yolculuğa…
BAYRAM HAZIRLIĞI
“Evlerde bir hafta önceden bayram temizliği yapılırdı. Tepsilerle baklavalar yapılırdı. Eğer kişi, kendi baklava yapmayı biliyorsa kendisi yapardı. Bilmiyorsa bilene yaptırılırdı.
Bayram öncesi 5-6 günlük ekmek hazırlanırdı. Her mahallede bir fırın vardı o dönemde… Mısırunundan yapılan bu ekmeğin yanında, çarşı ekmeği de vardı. ‘Hasekmek’ denilirdi. İki ayrı çeşidi vardı iyi hatırlıyorum: 1. ekmek, 2. ekmek…
İnsanlar, kendilerine, eşlerine, çocuklarına ayakkabı, elbise siparişi verirdi. O zaman, bayram öncesi, terziler, kunduracılar, berberler ve şekercilerin önünde kuyruk oluşurdu. Terziler, kunduracılar, berberler ve şekerciler, bayram gecesi, geceyarısına kadar çalışırdı. Çocuklar için saldalet tipi ayakkabılar vardı. O zaman ‘sandal’ denilirdi.”
BAYRAM GÜNÜ
“Sabahleyin bayram namazına gidilirdi. Çocukların bazıları da namaza gider, bazıları da cami önünde beklerdi. Namaz bitiminde Göztepe’den top atışı yapılırdı. Top atışı, bayramın başladığını işaret ederdi. Erkekler namazdayken evde de kahvaltı hazırlanırdı.
Bayramın ilk günü tüm damatlar kayınpederinin evinde toplanırdı. Kız evinde toplanmak adetti.”
BAYRAM ZİYARETLERİ
“Bayram ziyaretlerinde misafir ailenin çocuklarına, kızlara mendil, erkeklere harçlık verilirdi. Ben hatırlamıyorum: Çocuklar şimdiki gibi tek başlarına dolaşmazdı. Aile ile ziyaretlere gidilirdi.
Erkek çocuklar, harçlıkları ile balon, mantar tabancası, çatapat, ezca tabancası alırdı.”
BAYRAM SOFRASI
“Bayram sofralarında mutlaka çorba olurdu. Ve anayemek olarak çoğu evde kaburga dolması yapılırdı. Olmayan evlerde de güveç hazırlanırdı.
Kaburga dolması için hayvanı yukarıdan aşağıya kestiğiniz zaman, kol kısmı alınır. Kaburga kesilir. Deri ile et arası kolun altına kadar açılarak üzümlü-fıstıklı iç pilavı doldurulur. İple dikilir. Özel büyük bir tencerede haşlanır.
Daha sonra tepsiye konularak fırına verilir. Et yağını bıraktıkça üzerine gezdirilir daha iyi kızarması için…
Önceden yaprak sarması hazırlanırdı. Ev yufkasından börekler yapılırdı. Eğer kaburga dolması varsa, ayrıca pilav yapılmazdı. Güveç hazırlanmışsa, pilav da yapılırdı.
Elma, armut, erik kurusundan hoşaf yapılır. Eskiden ‘buruş’ denilirdi. Tatlı, tabii ki baklavadır. Ve gelen her misafire mutlaka sofra kurulurdu.
Bazen mısırunundan ıspanaklı pide yapılırdı yine mahallelerdeki fırınlarda. Kimi zaman da, bulgur öğütülürken oluşan bulgur unundan, ‘bulgur çöreği’ yapılırdı. Un, hamur şekline getirilirdi. Küçük yuvarlak şekilde açılarak parmakla üzerine baskı yapılırdı, incetmek ve çabuk pişmesini sağlamak için…”
BAYRAMIN İKİNCİ VE ÜÇÜNCÜ GÜNÜ
“Ereğli’de dini bayramlar, hergün başka bir yerde kutlanırdı. Her ailenin köylerle bir bağlantısı vardı. İlk gün Kestaneci Köyü, ikinci gün Pençes, üçüncü gün Meydanbaşı-Uzunkum, dördüncü gün Hastane Mevkii-Bozhane, beşinci gün Bağlık’ın bayramıydı.
O gün nerenin bayramıysa, mesela Kestaneci Köyü’nün bayramıysa, yol kenarlarında piknik yapılırdı. Erkekler ‘piyasa’ yapardı. Kızları orada görürlerdi.
Bayramda seyyar satıcılar da dolaşırdı. Ağda, şerbet, macun, elma şekeri, horoz şekeri, limonata, şıra satılırdı.
İkinci bayram, Pençes’in bayramında, Beyçayırı o tarafta olduğu için maç izlenirdi. O zaman Ereğli’de sadece Ereğli Gençlik takımı vardı. Dışarıdan bir takım davet edilir, maç yaptırılırdı.
Stadın yanında tek katlı bir yer vardır. 1934’te kurulan o bina elektrik santraliydi. Akşam beşe kadar elektrik verilirdi. Maçı eğer Ereğli takımı kazanırsa, santral memuru düdük çalardı. Maçta da yine seyyar satıcılar dolaşırdı. Kadın-erkek herkes maç izlerdi.
Üçüncü gün Meydanbaşı’nın bayramıydı. O zaman Meydanbaşı Caddesi’nin sol tarafının tamamı mezarlıktı.
Dördüncü gün Hastane-Bozhane Mevkii’nin bayramıydı. Bayram, o gün hem karada hem de denizde kutlanırdı. Sandalları olanlar, eşini dostunu sandalına alıp dolaşırdı. Sandallarda yiyip-içilir, sazlar çalınırdı.
Beşinci gün Bağlık’ın bayramıydı. Eskiden, şimdiki pazaryerinin olduğu yere ‘Aşağı Beyçayırı’ denilirdi. Şimdiki pazaryerinin olduğu yerde, bayramın ilk gününden itibaren bayram kutlaması yapılırdı. İp cambazları gelirdi. Seyyar satıcılar ve fotoğrafçılar dolaşırdı. O dönemlerde iki fotoğrafçı vardı. Fotoğrafçı Nazım ve fotoğrafçı Sadık… Fotoğrafçı Sadık, şimdiki Pazar Taksi’nin bulunduğu yere dönme dolap kurardı. Dört ya da daha fazla koltuğu vardı. Elle çevrilirdi.”
ULAŞIM SORUNU
“O zamanlar dışarı ile pek bağlantı yoktu. Zonguldak’a motorla 4-5 saatte gidilirdi. O motorlar Ereğli’den Zonguldak’a sebze de taşırdı. Karayolu, 1940’lı yıllarda açıldı. O zaman da Ereğli’den Devrek’e, Devrek’ten Zonguldak’a gidilirdi. 120 kilometre civarındaki stabilize yoldan Zonguldak’a 6-7 saatte gidilirdi.
1957-1958’de Cemaller Köyü’nden geçen eski Zonguldak yolu açıldı. 65-67 kilometrelik yolla, Zonguldak’a 3 saatte gidilmeye başlandı.”
http://www.ereglidtv.net/haberler.asp?haber=33631