16 Ocak 2008 Çarşamba

Ahmet Naim “ilk” miydi?

Oğlu Sina ÇILADIR babasını anlatıyor;

Ahmet Naim “ilk” miydi?

Ahmet Naim öleli otuzyedi yıl oldu.
Otuzyedi yıldır da gündemden hiç düşmedi.Önümüzdeki yayın döneminde yayınlanacak önemli bir hikaye antolojisinde O’nun da bir hikayesi yer alacak.Sonra da, “Toprağa dönüş” ismin- deki romanı yayına girecek.Hikayeleri de sırada bekliyor..
Ardında kalıcı bir şeyler bırakan yazarlar,sanatçılar ölmüyor.
Masalsı zümrütü anka kuşu gibi yıl yıl küllerinden
yeniden doğuyorlar...Şu sıralar çoğu zaman olduğu gibi,Ahmet Naim Zonguldak’ ın gündeminde Bana ulaşan kimi yayınlara göre,şu tartışılıyor gibi:
Ahmet Naim Zonguldak’ın tarihini yazan,Zonguldak maden işçilerinin yaşamlarını konu alan ilk araştırmacı ve hikayeci miydi?
Kimileri şöyle koyuyor sorunu:
Zonguldak kömür havzası ile ilgili ilk kitabın, Cumhuriyetin on yılında Zonguldak ve maden Kömürü Havzası ile Ahmet Naim’in “Zonguldak Havzası” ismindeki kitabı olduğu biliniyordu.
Gene aynı şekilde, Zonguldak maden işçilerinin yaşamını konu alan ilk hikayelerin Ahmet Naim tarafından yazıldığı sanılıyordu.Oysa ilk kitabın Abdullah Cemal’in “Zonguldak Sancağı” ismindeki kitabı olduğu, ilk maden hikayelerini de Nahit Sırrı’nın yazdığı anlaşıldı...
Görüşlerin özeti böyle.
“Kitap”, soyut bir kavramdır.Çünkü kitabın türleri vardır. Bu açıdan,örneğin “Zonguldak’la ilgili kitap” derken,neyin, hangi tür kitabın kastedildiğinin de açıklanması gerekir.
Sözgelimi Abdullah Cemal” in “Zonguldak Sancağı”nın türü nedir? O zamanın diliyle “salname” mi,monografi mi,yoksa havza tarihi mi?
Burası açıklanmıyor..Ancak, kitabın isminden,yazarın mesleğinden (sağlık müdürü ,doktor) ve kitabı yayınlayan Bakanlığın (Sağlık ve sosyal Yardım Bakanlığı) adından anlaşıldığına göre,çalışma,
Zonguldak Sancağını toplum sağlığı açısından ele alan bir çalışma ,yani, Havza tarihi değil,sağlık broşürü.
Bugüne kadar hiç kimse, “Ahmet Naim” in “Zonguldak Havzası” nın, Zonguldak’la ilgili yazılmış ilk kitap olduğunu iddia etmemiştir.
Ahmet Naim, Zonguldak Havzasının toplumsal tarihini yazan ilk yazardır.
Bu iddia edilmiştir.Bu iddia bugün de geçerlidir.
Şu var ki,bu da,sadece Türkçe yayın açısından geçerlidir.
Ahmet Naim’i dinleyelim:
“Başlangıçta (önsözde) havza hakkında yazılmış kitap yoktur demiştim.Bu söz,Türkçe eserlere racidir(özgüdür).Maatesüf,bir hakikatin ifadesi olarak söylemeğe mecburum;havza için On’dan fazla kitap yazılmıştır.Fakat,yine acı ve feci bir hakikat olarak ilave edeyim ki,bu eserleri yazanların hiç biri de içimizden çıkmış değildir.
Havza hakkında ecnebi(yabancı) diller ile meydana getirilen kitapları iki kısma ayırmak lazımdır:
1-Geologie(araziyat) tetkikatı.
2-Exploitation(işletme) nokta-i nazarından tasvirler.”
Ahmet Naim,daha sonra,havza hakkında kitap yayınlayan yabancı yazarların adlarını saymaktadır:Prof.Çimeçev(1850 Rus), M.Ralli(1896 Yunanlı), Schleiching (1884 Alman), Simmeresbut
(1902,Avustralyalı),Holzer (1894,Macar)..(Aynı eser,s.5-6)
Liste uzayıp gtmektedir.
Zonguldak Ticaret Odası’nın 1933 yılında yayınladığı “Cumhuriyetin On Yılında...” ismindeki yıllık da, o tarihe kadar yayınlanmış ve en geniş bilgileri içeren ,en derli-toplu yıllıktır..
Geriye doğru,havza ve genelde Zonguldak hakkında geniş bilgiler içeren çok sayıda çalışma da vardır. 1894 tarihli “Kastamonu Vilayeti Salnamesi”nde olsun, 1918 tarihli Müstakil Bolu sancağı Salname-i Resmiye’ sinde olsun havza hakkında değerli bilgilere rastlanır. Bunlara, Ahmet Naim’in de yararlandığı çeşitli yazarlara ait notlar, 1920’li yıllarda yayınlanan Zonguldak gazetesinin koleksiyonları,
Osmanlı gazeteleri koleksiyonları(Ceride-i Havadis,Takvim-i Vekayi) eklenebilir.Kısaca ,Zonguldak sancağı’nı idari,coğrafi,demografik,vb.açılardan ele alan çok sayıda makale,broşür, vb.vardır.
Dr.Cemal’in sağlık broşürü gibi!Ama dedik ya bunların hiçbirisi derli-toplu bir havzanın tarihi değildir.
Ahmet Naim bu alanda ilktir.
Maden işçilerinin yaşamlarını konu alan ilk hikayelere gelince..
Doğan Şadıllıoğlu, Ahmet Naim’in ölümünden “24 Nisan 1967) kısa bir süre önce O’nunla bir söyleşi yaptı.Söyleşi, Ahmet Naim’in ölümünden bir ay sonra, İstanbul’da yayınlanan ünlü “Yeditepe” dergisinin Haziran 1967 tarihli sayısında (sayı:330) yayınlandı.
Şadıllıoğlu soruyor:
“Yeraltını sizden başka hikayelerine konu seçen hikayecilerimiz üzerine düşündükleriniz nelerdir?”
Ahmet Naim’in yanıtı şöyle:
“Bu sorunuzla benim hikayecilik alanındaki bir özelliğime değinmiş oluyorsunuz(...)Diyebilirim ki, Türk hikayeciliğine gerçek niteliğiyle maden hikayelerini sokan ilk yazarım.Daha önce ve sonra tek tük maden hikayeleri yazılmamış değildir.Ümran Nazif ve Mehmet Seyda da maden bölgeleri insanlarının yaşantılarını konu olarak işlemişlerdir. Ve gerçekten başarılı örnekler vermişlerdir.Ancak benim kadar bu konunun üzerine düştüklerini sanmıyorum.Bu arada bir de Nahit Sırrı Örik’in Cumhuriyet gazetesinde tefrika edilen Kırmızı ve Siyah adlı uzun maden hikayesini geçemeyeceğim”
Yoruma gerek yoktur.
Mehmet Seyda, “Kuduz Düğünü” nün (Ahmet Naim,hikayeler,Yeditepe Yayınları,1968) baskıya hazırlarken , O’nun “hayat hikayesi” içinde şu sözlere yer veriyordu:
“Edebiyatımızda,Zonguldak kömür havzası,kömür işçilerinin yaşantıları ile ilgili ilk hikayeleri o yazmıştır”
Bu sözler,vak’a nüvis tarihçiliğine karşı emeği kutsayan sözler olarak daha uzun yıllar yaşayacaktır.
Kötü bir huyumuz var:Okumuyoruz,araştırmıyoruz!..Elimize tesadüfen geçen yapıtların içeriği hakkında bile ciddi bir analize girişmeden sığ tartışmaların meteryali haline getirmeye bayılıyoruz!
Sonuçta da,kaçınılmaz olarak,elmalarla armutları toplamaya kalkışıyoruz!.Bugün aramızda bulunmayan yazarların birbirine olan saygılı,birbirinin emeğini kutsayan inceliklerini bile çocuksu bir “ilk” çiliğe dönüştürmeyi araştırmacılık sanıyoruz!.. SİNA ÇILADIR(Haber Tarihi: 14.07.2004)

11 Ocak 2008 Cuma

ZONGULDAK MADENCİLERİ KRAL MİDAS'IN MEZARINDA

Kral Midas'ın mezarına ilk kez Zonguldaklı madenciler girmiş


Yazar Ahmet Öztürk
Perşembe, 10 Ocak 2008

Türkiye Taşkömürü Kurumu’nun köylere okul, yol, cami yaptırdığını, zaman zaman kentin kimi belediyecilik hizmetlerini karşıladığını biliyordum da, antik kazılarda görev alarak ülkenin kültür mirasının gelişimine katkı sunduğunu bilmiyordum doğrusu. 1950’li yıllarda Gordion’da kral Midas’ın mezarını bulan arkeoloji ekibi, 300 metre çapında, 53 metre yüksekliğinde ki tümülüse girmeyi göze alamayınca iş Zonguldaklı madencilere düşer. Zonguldak’tan uzman gelen uzman ekip, hummalı bir uğraşı sonucunda açtığı galeriyle mezara girer. Orada onları bir sürpriz beklemektedir.
National Geographic dergisinin Ocak 2008 tarihli sayısında Doç Dr. Taciser Tüfekçi Sivas, “Frigler Midas’ın Ülkesinde” başlıklı makalesinde olay şöyle anlatıyor.
Gordinon 85 kadar tümülüsle, bugüne kadar bu tip mezarların en yoğun olarak bulunduğu yerleşme yeri. Tümülüsler soylulara özgü bir mezar türü ve Anadolu’ya Phryglerle birlikte girdiği düşünülüyor. Bunlkar, yığma toprak tepelerin altındaki ahşap mezar odalarından oluşuyor. Kazılan 35 tümülüs arasında Büyük Tümülüs Lidya kralı Alyattes’in Bin Tepeler’deki tümülüsünden sonra Anadolu’da bilinen ikinci büyük Tümülüs: Çapı 300, yüksekliğiyse 53 metre. Bu gizemli yığma tepe ilk kez 20.yy’ın başında Gordion’daki kazılar sırasında Körte kardeşlerin dikkatini çekti. Ancak onlar, dönemin teknolojik yetersizliği karşısında umutlarını yitirerek Büyük Tümülüs’ün kazısından vazgeçse de, 1956’da şans Amerikan arkeolog R. Young’a güldü. Young, “Tümülüs başlı başına bir anıt mezar olduğu için onu üstten kazarak tahrip etmek istemedim” diyor.
1955 yılının sonbahar aylarında küçük bir sondaj makinesiyle kazıya başlayan Young –ancak yüz kadar sondajın sonunda- 1956 yazında yığma tepenin altındaki mezar odasının yerini belirledi.
Tümülüs’te açılan tünel çalışmasında Zonguldak Kömür İşletmesinden gelen, maden galerisi açmada yetkin mühendis ve işçiler görev aldı. Ancak mezar odasına ulaşmak üzereyken bir sürprizle karşılaştılar.
Odanın çevre duvarına açılan oyuktan, iri moloz taşlar akmaya başlamıştı. Young mezar odasını üzerine yığılmış bu koruyucu moloz dolgunun vagonlarla dışarıya taşınmasının bir hafta sürdüğünü anlatıyor. “Bu engeli aştığımız düşünürken yaklaşık iki metre sonra bu kez koca kütüklerden meydana gelen bir başka engelle karşılaştık. Bu kütüklerin arkasında bir metre kalınlığında gene bir moloz duvarı, onun da arkasında nihayet mezar odasının ahşap duvarı vardı.”
Odaya adımını atan Young’ın tam önünde ayakların dibinde büyük bir lahit duruyordu. Ahşap kütükten oyulmuştu. Üzerinde mezar sahibinin iskeleti vardı.
Mezar odasına girdiği anda Young’ın dikkatini dağıtan çıtırtılar, 2600 yıl sonra ilk kez içeri dolan havanın etkisiyle çözülmeye başlayan, oyma ve kakmalarla süslü ahşap mobilyalardan geliyordu.
Ahşap eşyaların çökmesiyle yerlere saçılmış olan 200 kadar tunçkap, demirden üç ayaklar duran üç tunç kazan Phryg maden endüstrisinin ulaştığı yüksek düzeyi yansıtıyor. Bazı tunç kaplarda yer alan balmumu bantlar üzerindeki yazılar ise bilinen en eski Phrygçe yazı örnekleri.
Mezar odasının bululmasıyla sona eren gizemli yolculuk bu kez yerini henüz kesin yanıtı bulunamamış bir başka gizeme bıraktı. Tümülüsün anıtsal ölçekteki boyutu ve mezar odasının zengin buluntuları burada gömülenin bir kral olduğunu gösteriyordu. Young’a göre bu kişi Kral Midas olmalıydı. Anca mezar odasının dış duvarında kullanılan kütüklerin yaşının, dendrokronoloji (ağaç halkalarına bakılarak tarihleme) yöntemiyle İ.Ö 740 tarihini göstermesi başka olasılıkları da gündeme getirdi. Yeni tarihlendirmeye göre bu kral İ.Ö 709 yılında hala Phyg tahtında hüküm süren Midas değil, atalarından biri belki de babası Gordios olabilirdi…