30 Ekim 2007 Salı

ARGONAUTLAR SEFERİ VE KARADENİZ EREĞLİSİ







ARGONAUTLAR SEFERİ VE KARADENİZ EREĞLİSİ

Prof. Dr. Tayfun AKKAYA


Karadeniz Ereğlisi, Zonguldak’a bağlı bir liman kasabası olup, eski kayıtlarda Herakleia Pontike olarak geçer. Ereğli’nin antik adının menşei Yunan mitolojisi’nin efsanevî kahramanı Herakles’e dayanmaktadır. Grekçe Herakles (Latincesi: Hercules) adı, zamanla halk arasında “Ereğli” biçimine dönüşmüştür. Herakles, bilhassa Dor boylarının kahramanlık görüş ve anlayışlarını benliğinde toplayıp, bir ulusal kahraman niteliğini kazanmış ve aynı zamanda da insanın doğa karşısındaki mücadele ve metanet gücünün bir simgesi olarak kabul görmüştür. (1)
Herakleia Pontike’nın ilk kuruluş tarihi, hemen hemen tüm kaynaklarda M.Ö. 550 olarak gösterilmektedir. Bu tarih, Megaralı ve Boitialı Dor göçmenlerin bölgeye gelişine rastlamaktadır. Ancak ilgi çekici bir husus bu kentin ilk kuruluşu ve adlandırılışının efsanevî bir şekilde M.Ö. 1200’lere çıkarılışıdır. Tabi bu durumda kasabanın ilk kuruluşu hakkındaki tarihi gerçek kayıtları efsanevî bilgilerden ayırdetmek gerekmektedir. Çünkü, Herakleia Pontike’nın, M.Ö. 1200’lere çıkan Mariandyn (2) bir geçmişle ve kahraman kurucusu Herakles’le özdeşleştirmesi tamamen ideolojik bir amaca dayanmaktadır. Bu da Dor mitolojisini Mariandyn mitolojisiyle özdeşleştiren efsane yazımını başlatan Klearchos (M.Ö. 4. yy) zamanında olmuştur. Ünlü Yunan filozofu Platon’un öğrencilerinden olan Klearchos’un, Herakleia’da aristokrat idare hüküm sürerken başgösteren anayasa kavgaları ve politik karışıklıklar sonrasında hükümdarlığı ele geçirdiğini ve bundan sonra büyük bir ihtimalle ideolojik ve siyasî amaçlarla da uyuşan efsane yazımının başlatıldığını söyleyebiliriz.
İlk Çağ’ın büyük destansı öykülerinden olan “Argonautlar Seferi”nde Mariandynler’in ülkesinden söz edilir. Bu konu önce Dor şairi Pindaros tarafından işlendikten sonra tamamlanmış haliyle M.Ö. 3. yy.’da yaşamış ünlü mythos yazarı Apollonios tarafından anlatılır. Daha sonra Apollodoros tarafından da işlenmiştir.
Sefere çıkan Argo Gemisi, Karadeniz’in Kolkhis ülkesinde Altın Post’u aramaya giden kahramanlar için Usta Argos (Hızlı anlamında) tarafından yapılmış elli beş kürekli bir gemidir. Bu sefere katılan Argonautlar (Argo Gemicileri) Troya efsanesi kahramanlarından önceki kuşaktandır. Bunların en ünlüleri arasında Iason (Lat. Jason), Argos (gemi ustası), Tiphys (dümenci), Orpheus (ozan), Idmon, Amphiarasos ve Mopsos adlı biliciler, Boreas’ın oğulları Kalais’le Zetes, Kastor’la Polydeukes, Peleus’la Telamon, Meleagros ve Herakles yer almaktadır. Altın Post ise, bir zamanlar Athamas’ın çocukları Phriksos’la Helle’yi sırtına alıp, Yunanistan’dan Karadeniz’deki Kolkhis ülkesine kaçıran kanatlı koçun pöstekisidir. Kız kardeşi Helle Boğazları geçerken denize düşünce, Phriksos tek başına Kolkhis’e varır ve kendisini iyi karşılayan Aietes’e Zeus’a kurban ettiği koçun altından olan postunu verir. Aietes de bu eşsiz postu tanrı Ares’e adanmış bir korulukta saklar.
Altın Post’u getirmek zorunda kalan Iason, bu sefer için Yunanistan’daki tüm yiğitleri toplar ve Phriksos’un oğlu ünlü usta Argos’a bir gemi yaptırarak ve tanrıça Athena’dan yardım görerek yola çıkar. İlk durak Lemnos adasıdır, sonra Semendirek adasına oradan Mysia kıyılarına (Mudanya limanı) varır. Bir zorunluluk sonucu Herakles’i burada bırakarak hareket eden gemi Kadıköy’e ve Boğaz’a varır. Boğaz’ı geçip, Karadeniz’e açılan geminin ilk durağı Mariandynler’in ülkesi olur. Burada Kral Lykos, onları iyi karşılar. Ancak bir talihsizlik sonucu burada bilici Idmon ve dümenci Tiphys ölür. (3)
Bu yolculuğa başlanmadan önce bakılan falda da Idmon’un bu seferden sağ dönemeyeceği çıkmıştı. Şafak vakti Argonautlar, Kral Lykos’un hediyelerini gemiye götürürlerken sazlıkların içindeki bir yaban domuzu ürkerek Idmon’u boynuzlamak suretiyle öldürür. Argonautlar hemen domuzu öldürürlerse de Idmon’u kurtarmak mümkün olmaz. Üç gün yası tutulan Idmon, burundaki tepenin yamacına gömülür ve mezarın üstü tümsek şeklinde belirginleştirilerek anı olarak da bir zeytin ağacı dikilir. Bu ölümden dolayı olan gecikme sırasında dümenci Tiphys de bilinmeyen ve belki de Akheron nehrinin bataklıklarından gelen bir hastalıkta ölür. Tiphys de burunda arkadaşına yakın bir yerde gömülür. Böylece “Altın Postu Arayış” on iki günlük acılı bir gecikmeye uğrar. Iason’un ve Argonautlar’ın morali çok bozuktur. Ancak Ancaeus dümenci olarak Tiphys’in yerine geçer ve arkadaşlarını karamsarlıktan kurtararak, yola devam etmelerini sağlar.
Apollonios’un anlatımına göre Idmon ve Tiphys’in gömülü olduğu Acherusian höyüğü askerî bölge içine denk düşmekte olup, Tim Severin tarafından da üstü çimenlerle ve küçük ağaçlarla kaplı olduğu ifade edilmiştir. (4)
Bu tip mezarlar, iskeletler fethedilen topraklarda hak iddiası amacına hizmet etmiştir. Herakleia’ya kolonistler geldiğinde çok sayıda Grek kahramana ait kutsal mezarlar da bu kapsama giriyordu. Boitia kökenli Idmon ve Tiphys’in mezarlarının yanısıra Herakles’in arkadaşı Sthenelos’un mezarı da bunlardan biriydi. (5)
Herakles de Mariandynia’ya Kerberos’un peşinden gelmiştir. Bu Cehennem Köpeği’nin salyasının aktığı yerlerde zehirli Aconite (haşhaş) bitkisinin yetiştiği söylenir. Bu bitkiye Ereğli civarında rastlanmaktadır. Herakles yine efsaneye göre, Amazon Kraliçesi’nin mücevherli kemerini bulmaya gittiğinde de Mariandynia’dan geçmiş ve bölge halkına kabile savaşlarında yardım etmiştir.
Ayrıca Herakleia Pontike’nin efsanevî olarak Delphi Hatifi’nin (Boitia kökenli Idmon) kehanetine göre kurulduğu da efsanede yeralmaktadır. Trogus’un 16. kitabında sözü edilen bu efsaneye göre: Delphi Hatifi, bir salgın hastalıktan acı çeken ve Phokialılar’la savaş korkusuyla tehdit edilen Boitialılar’a eğer kötü yazgıdan kurtulmak istiyorlarsa Pontos kıyısında bir koloni kurmalarını ve bunu Herakles’e adamalarını buyurmuştur. (6)
Herakleia’nın kuruluşu hakkında bilgi veren kaynaklarla, kült ve efsanelerde bazı Boitia kentlerinin adı geçmekte olup, bu durum kentin kolonizasyonu sırasındaki etnik oluşuma ışık tutmaktadır. Bunlar arasında: Theban, Tangara, Thespiai, Potniai, Siphai ve Aphormion sayılabilir. Aynı şekilde, Krenides, Ochomenos, Thibais, Koralios, Orminion ve Posideion gibi adlar da Boitia varlığına işaret eder. (7) Altı Boitia kitabesinde de Herakleia’dan söz edildiği saptanmıştır. (8) Bu dolaylı kanıtlarla Herakleia’nın Dorlarca kolonizasyonu sırasında buraya gelen Boitialılar’ın aristokrat-jeneolojik bir yapısı olduğu anlaşılır. Bu adlar, aynı zamanda kültlerle ve mitolojik aktarımlarla da bağıntıya girer.
Kurnaz bir yönetici olan Klearchos kendini Herakleia’da hükümdar olarak göstermekten ziyade hakimiyetinin kaynağını tanrı katına dayamayı amaçlamış ve Mariandyn mitolojisini kendi siyasi emelleriyle bütünleştirmeye çalışmıştır. Böylece Dor kökenli mitoloji ile Mariandyn mitolojisi özdeşleştirilmiş ve kentin efsanevî kuruluşu M.Ö. 1200’lere çıkarılarak Mariandyn Kralı Titias (Oupios)’un Herakles’in yardımıyla hükümdar olduğu ve bu zaman süresince Mariandynler’in huzurlu bir yaşam sürdüğü ifade edilmiştir.
Bütün bu bilgilerin ışığında Herakleia’nın M.Ö. 1200’lerdeki kuruluş efsanesi ile ilgili aktarımların büyük bir ihtimalle Klearchos tarafından başlatıldığı anlaşılmaktadır. Ancak bu efsanevî kuruluşa dair karşılaştığımız anlatımları, Herakleia Pontike’nin gerçek kuruluş tarihi ile karıştırmamak gerekmektedir. Dolayısıyla yukarıda da belirttiğimiz gibi kentin gerçek kuruluş tarihini M.Ö. 550’lere denk düştüğü şüphe götürmez bir gerçek olarak açıklık kazanmaktadır. (9)
Antik çağdaki kuruluşundan günümüze kadar sürekli iskan edilmesi dolayısıyla, arkeoloji ve sanat tarihi bilimleri açısından dikkat çekici bir öneme sahip olan Karadeniz Ereğlisi, kültür-sanat ve uygarlık-sanat ilişkileri bakımından da son derece değerli veriler sunabilecek konumdadır. Bu bölgede yapılması elzem olan, kapsamlı arkeolojik hafriyatlarla tarihsel katların gün ışığına çıkarılması ve böylece Zonguldak gibi bir sanayi kentinin hemen yanındaki önemli bir kültür merkezinin, tüm yönleriyle ışıldamaya başlaması gerekmektedir. Böyle bir gelişme bölgenin mevcut turizm potansiyelini de kat kat arttırmış olacaktır.



DİPNOTLAR
(1) Herakles için bkz. Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul 1978, s.148-151; Alexander S. Murray, Who’s Who in Mythology, London 1988, s.245-265, lev. 30.
(2) Mariandyner’ler hakkında bkz. Walter Ruge, Mariandynioi maddesi, “RE”, XIV (1930) süt. 1747
(3) Azra Erhat, Mitoloji Sözlüğü, İstanbul 1978, s.56-57.
(4) Tim Severin, The Jason Voyage, The Quest for the Golden Fleece (=Jason Seferi, Altın Postu Arayış) Eylül 1985, Bkz. Ereğli’ye varış bölümü ve Apollonios’dan alıntılar.
(5) Tiphys ile Idmon’un mezarları daha M.Ö. 3. yy’da Apollonios tarafından bilinmekteydi. Herodoros tarafından da Herakleia’nın agorasında bir yabani zeytin ağacının yanında yer alan bir mezarın Akheron dağında bir domuzun öldürdüğü Idmon’un iskeleti olduğu ileri sürülmüştür. Bkz. “FGrH” 31 F 51. Bu durum açıkça Mariandynler’in yücelttiği ve daha sonar kolonistler tarafından Idmon-Agemestor’un mezarı olarak tespit edildiği ileri sürülen bir mezarı ifade eder. Bkz. Asheri, s.47, dipnot 77, Herodoros, “FGrH” 31 F 50 ve Promathides, “FGrH” 430 F 2.
(6) Asheri, s.44. Burada ayrıca, Trogus’un bu hikayeyi Theopompos’dan değil de Herakleia’nın yerel antik tarihçilerinden Mymphis’den kaynak olarak nakletmiş olabileceği ifade edilerek, hikâyede anlatılanlarla, M.Ö. 6.yy’daki Boitia tarihinin uyuştuğu ifade edilmiştir.
(7) Asheri, s.49.
(8) Asheri, s.50-51.
(9) Ayrıca bkz. Tayfun Akkaya, Karadeniz Ereğlisi’nin Tarihi Gelişimi ve Eski Eserleri, Troya Yayıncılık, İstanbul, 1994, s.10-15.
KISALTMALAR:
RE: Pauly-Wissowa, “Real-Enzyklopädie”
FGrH: F. Jacoby, “Die Fragmente der griechischen Historiker”
Asheri: David Asheri, Über die Frühgeschichte von Herakleia Pontike, şu eserde: “Herakleia Pontike, Forschungen zur Geshichte und Topographie (Denkschr. Ak. Wien, Phil. -hist. K1. 106): Forschungen an der Nordküste Kleinasiens (Ergünzungsbände zuden Titulu Asie Minoris, No.5), C.1, Yay. F. K. Dörner, Wien, 1972”, s.9-34.

14 Ekim 2007 Pazar

KDZ. EREĞLİ EVLENDİRİCİLER CEMİYETİ

KARADENİZ EREĞLİSİ EVLENDİRİCİLER CEMİYETİ
İkinci meşrutiyetin ilanıyla birlikte, İttahat ve Terakki Cemiyeti’nin kadın konumunu sorun olarak da görmesinin de katkısıyla, daha önceleri dergiler çevresinde odaklanan kadın hareketi örgütlenmeye başlamıştır. Bu örgütler 1908 de daha çok kadın hakları çerçevesinde iken 1912’den sonra hayır cemiyetleri çerçevesine kaymıştır. Ancak bu ayrımın da çok netleştiği söylenemez. Kadın örgütlerinde girişim ve kuruculuk daha çok erkeklerden ve yukarıdan aşağıya gelmiştir. 1908’de kurulan Osmanalı Kadınları Terakkiperver Cemiyeti İttahat ve Terakki Kadınlar Şubesi Teali-i Nisvan Cemiyeti, Osmanlı Kadınları Sefkat Cemiyeti Hayriyesi gibi örgütlenmeler 1910’lardan sonra yerlerini Asker Ailelerine Yardımcı Hanımlar Cemiyeti, Hilali Ahmar Kadınlar Cemiyeti, Cemiyeti Hayriye, Esirgeme Derneği, Kadınları Çalıştırma Cemiyeti İslamiyesi’ne bırakmıştır. Bu örgütlenmelerin İstanbul ve Selanik’te yoğunlaştğı görülmektedir.
16 Ocak 1910’da Kdz.Ereğli’sinde kurulan Evlendiriciler Cemiyeti de ilk kongresini İttahat ve Terakki Klübünde yapmıştır. Kongreyi toplayan, nizamnamesini hazırayan ve başkan seçilen Tunalı Hilmi Bey 1 Eylül 1909’da Ereğli kaymakamlığına atanmıştır. Derneğin amacı, evlenmekte zorluk çeken gençlere yardım olarak belirlenmişse de, nizamnameside kadın hakları ile ilgili gelişimin izlerini de görülür. Cemiyetin kuruluş amacı içinde “toplumu her türlü çirkin adet ve geleneklerden kurtarmak” da sayılmakta, bunun içinde “kadının mal gibi satılması” çirkin gelecege karşı çıkış da yer almaktadır. Evliliğin nüfusu artırmak ve "toplumu hastalıklardan arındırarak toplumsal açıyı güçlendirmek" gibi hedeflere ulaşmak için kullanılmak istendiği örnekler karşısında Ereğli Evlendiriciler Cemiyeti, evlendirmeyi özendirmek, yeni evlilere yardımcı olmak amaçlarının yanı sıra adetlere de karşı çıkmakta, insancıl ve yenilikçi bir tutum sergilemektedir. Ereğli madenlerinin kadın erekek nüfus oranları ve yaşam koşulları ile geleneklerle arasında uyumsuzluk yaratmasının cemiyetin kurulmasında rolu olabileceği akla gelmekteyse de rakamlar böyle bir yaklaşımı destekleyecek ipucu vermemektedir. Nizamnamesinin dilinin ağırlığından da anlaşılabileceği gibi Tunalı Hilmi Bey’in etkisini taşıyan Evlendiriciler Cemiyeti büyük merkezler dışında kurulmuş olan ilginç ve bildiğimiz tek örnektir.
KDZ. EREĞLİ EVLENDİRİCİLER CEMİYETİ NİZAMNAMESİ
Birinci madde: Vatan boşluk züriyetsiz yüzünden tehlikededir. Yetişmiş kızları ve delikanlıları bir an evvel evlendirmek, bunların fakir kimsesiz olanlarına ev, tarla, sermaye yahut çiftçilik levelazımı tedarik etmek. Ba-husüs: kızların 15, delikanlıların 18 yaşından evvel evlenmemelerine, illetil olanları evlenmekten alıkoymaya çalışmak bu yoksulluk günlerimizde uzun, masraflı, külfetli düğünler yapmak, ağırlıklar istemek; yüksek pahalı nikahlar kıymak; kızı kocaya değil de satılmaya vermek; imamlar, muhtarlar, memurlar tarafından kanunun tayin ettiği miktardan fazla mihr hakkı bahşiş istenmek; el-hasıl bir kızın evlenmesine engel olmak gibi hallerde, adetlerle çarpışarak bunları kazamızdan kaldırmak; düğün yapabilecek olanları düğüne hazır edecekleri para mükabilinde teşvik ile gelin, güveyi için mülk, tarla satın aldırmak; yahut o parayı hayıra, maarife vakfettirmek; hele ana ata hakkı diyerek çürük, vahşi en taş yürekli insana bile kan kusturucu bir itikad ile kızının hakkını bir de son defa yutmaktan vazgeçmeyen ana babalara mümkün olduğu takdirde alacakalrı ağırlıkları geliniyle, güveyiyle mal ettirmrk; yahut o ağırlık bedeliyle tarla, mal, mülk satın alınarak güveyi ile gelin üzerine yazdırtılmak münasip ise güveyiye sermaye edilmek; her türlü güzel ilahi vesilelere, sebepler arıyarak, bularak evlenmeyi kolaylaştırmak; evlenmeyi vasıta olmayı daima düşünmek; evlendirmeyi, evlendiriciliği ateşi sönmez sevdalara daima emel edinmek; hayır sahiplerinden cemiyet vakıflar, hibeler kazandırmak, konferanslar vermek vazifeleri arkasında koşan bir cemiyet kurulmuştur; adı "Karadeniz Ereğlisi Evlendiriciler cemiyeti"dir. İkinci madde: Cemiyete giren yılda en az 5 kuruş verir; girmediği halde bile yardım (fahri aza) sayılır. Üçüncü madde: Cemiyetin ilk işi kazanın her yerinde bir şube açmak. Hiç olmassa bir arkadaş edinmek olacaktır. Dördüncü madde: Cemiyetin merkezi Ereğli kasabasıdır. Beşinci madde: Cemiyet her yıl sonunda intihab edilir. Dördü evli, üçü bekar; yedi azalı bir meclis ile idare olunur. Bu meclis hürdür, istediği gibi icraatta bulunur. Ancak her kararını ekseriyet kararı ile verir. Birinin işi için o yerdeki azadan, aza yoksa hemşehrilerden iki kişi meclise rey sahibi olarak dahil olur: bunlar o işe alakalı bulunmayacaklardır. Meclisin davetiyeyle altı ayda bir alelade, icabında olarak cemiyetin bütün azası toplanır, bir umumi meclis yapılır; hesaplar görülür, görülmüş işlerle gelen yıl görülecek temeli işler için görüşülür, kararlar verilir; idare meclisi bu kararlar temelinden ayrılmaz. Cemiyeti reisiyle sandıkkarı umumi meclis intihab eyler. İdare meclisi azası tekrar intihab edebilir, bu meclis kitabet vazifesini kendi azasından birine verir. Altıncı madde: Cemiyetle cemiyetin mührü hükümetçe kanunca tanınmıştır. Yedinci madde: Cemiyete başka yerlerde kendi emelince, temelince kurulacak cemiyetlerle birleşmez, istiklalini daima korur. Ereğli sınırlarından dışındaki hemşehrilerinin evlenme işleriyle de oyalanmaz. Sekizinci madde: Cemiyet ancak bir umumi meclis, fakat umumi azanın üçte iki reyi ile dağıtılabilir; dağıtılınca nakli malları, mülkleri, arazisi, vakıflar, her şeyi Ereğli maarif komisyonuna terk edilecektir.

Toplumsal Tarih, Vol. XVII, No. 104, Ağustos 2002, ss. 26-29.

EREĞLİ NÜFUS MEMURLARINA TAKDİR

EREĞLİ VE DEVREK NÜFUS MEMURLARININ NÜFUS SİCİL KAYITLARINI DÜZENLİ OLARAK TUTMALARINDAN DOLAYI TAKDİR EDİLİP BARTIN VE ZONGULDAK NÜFUS MEMURLARININ UYARILDIĞI
Canik Sancağı Ereğli ve Devrek kazâlarının nüfus muamelât ve kayıtlarını düzenli bir şekilde tutan memurların çalışmalarından dolayı takdir edildiği, esas sicil işlemlerini gereği gibi yürütmeyen Bartın nüfus memurlarıyla dikkatsizlikleri sebebiyle ihmalleri görülen Zonguldak nüfus memurlarının uyarıldıkları.
28 Ocak 1913
Bâb-ı Âlî
Dâhiliye Nezâreti
Muhâberât-ı Umûmiyye Dâ’iresi
Üçüncü Şu‘be
Umûm: 615/ 73664
Dâhil-i livâda icrâ edilen devr ü teftîş esnâsındaki müşâhedâtı hâvî Bolu Mutasarrıflığı'ndan gönderilen lâyihanın nüfûs me’mûrlarına â’id fıkrası sûretinin icrâ-yı îcâbı zımnında leffen tisyâr kılındığını müş‘ir işbu müzekkire Sicill-i Nüfûs Müdîriyet-i Behiyyesine i‘tâ olundu.
Fî 19 Safer sene [1]331 ve
Mühür
Fî 15 Kânûn-ı Sânî sene [1]328
Bâb-ı Âlî
Dâhiliye Nezâreti
Muhâberât-ı Umûmiyye Dâ’iresi
Üçüncü Şu‘be
Bolu Mutasarrıflığı'ndan alınan raporun Nüfûs İdâresine a’id fıkrası sûretidir.
Ereğli, Devrek kazâları nüfûs mu‘âmelât ve kuyûdu fevka'l-âde muntazam ve müstahdemîni gâyet gayûr olup bunlardan Ereğli me’mûru vukûf, gayret, ciddiyeti hasebiyle mu‘âmelesi ziyâde ve cesîm bir livâ nüfûs umûrunu bi-hakkın edâ ve îfâ edecek ehliyetde bulunmağla kendisine şifâhen ve tahrîren beyân-ı takdîrât olunmuş, Bartın nüfûs kuyûdu muntazam ise de vukû‘ât-ı muhtelife sicillât-ı esâsiyyeye yürüdülmediğinden me’mûr ve kâtibine ihtârât-ı lâzımede bulunulmuş ve Zonguldak nüfûs kuyûd ve mu‘âmelâtı me’mûrun adem-i takayyüd ve ihtimâmı eseri olarak gayr-ı muntazam ve sicillât-ı esâsiyye darmadağınık bir hâlde görüldüğünden ve vukû‘ât yürüdülmediğinden kuyûdun tanzîm ve ıslâh etdirilmesi ve me’mûrun tevbîhi kâ’im-i makâmlığa yazılmışdır.
BOA. DH. SN. THR. 40/29

2 Ekim 2007 Salı

EREĞLİ KÖMÜR ŞİRKETİ










EREĞLİ KÖMÜR ŞİRKETİ

Zonguldak, balolar ve danslı müzikli eğlence günleri ile (Anadolu şehirleri arasında) tanışan ilk şehir olma özelliğini taşır. Bunun nedeni tabi ki kömür…

Fransız sermayeli Ereğli Şirketi Osmaniyesi (SOH) liman yapımı için geldiği Zonguldak’ta kömür işletmeciliğini de ele geçirir. Yayla’dan Fenere kadar olan mahalle 1896’dan sonra Fransızlarca kurulur. Eski Zonguldak’ta bu kesimin adı Fransız mahallesidir. 1900’lü yıllarda Fransızların yanı sıra, bir kısmı Kozlu ve Kandilli’de olmak üzere, Zonguldak’ta madencilikle uğraşan çok sayıda İtalyan yaşamaktadır.

Türk kökenli maden sahipleri ile üst düzey çalışanlar genellikle Soğuksu semtinde, küçük memurlar ve çarşıda dükkan açmış küçük esnaflar ise Üzülmez çevresinde yerleşik durumdadırlar. Osmanlı döneminden itibaren yabancılar ve gayrimüslimler kendi kültür ve gelenekleri ile yaşamlarını sürdürür. Bu durum Zonguldak insanını yabancı bir kültürün yaşam biçimi ile yüz yüze getirir. Zonguldaklı, danslı toplantı ve balolarla, yabancı müzikle, günlük yaşamın dışındaki özel günlerle, kadın-erkek modalarıyla, ev yaşamı, eşyaları ve çeşitli spor dallarıyla daha Osmanlı döneminde karşılaşır ve tanışır.

Zonguldak ve çevresindeki Hıristiyan azınlıklar ile madencilik etkinlikleri için -çeşitli nedenlerle havzaya gelmiş- Fransız, İtalyan ve diğer yabancı uyruklular kendi kültürlerine göre madencilerin koruyucusu olarak kabul edilen Azize Santa Barbara anısına, müzikli ve danslı madenci bayramı “Santa Barbara Yortusu” yaparlar. Hıristiyan alemince madencilerin koruyucusu olarak bilinen St.Barbara anısına düzenlenen yortular, 1920’li yıllarda giderek Müslümanların da katıldığı, danslı toplantılar ve balolarla kutlanan bir “kömür bayramı” etkinliğine dönüşür.

Nahit Sırrı Örik 1920’li yıllarda düzenlenen bir baloyu ise şöyle anlatır:
“Bu, üç yıldan beri Zonguldak’ta vatana hizmet cemiyetleri ile hayır kurumları menfeatine ilk ve sonbaharlarda verilen büyük baloların sonbahara tesadüf eyleyeninde idi.Ve bu baloların hazırlıkları en az bir ay önce başlayarak olup bittikten sonra da daha bir ay bahisleri sürmek adetti.Bu sefer de birçok kadınlar tuvaletmlerini yaptırmak için mahsus İstanbul’a gitmişler, geçen balolara koyu renk kostümlerle gelen bazı erkekler ilk defa olarak ve tabii yine İstanbul’da smokin, hatta frak yapmışlardı.Kasabaya hassaten bir orkestra ile bir kadın berberi getirilmiş, beyaz kravatın fdakla mı, smokinle mi bağlanacağı ve beyaz yeleğin smokinle de giyilmesi caiz olup olmayacağı hakkında günlerce münakaşa ve istişareler edilmişti.Bununla beraber, yine koyu ve hatta açık renk elbiselerle gelen beyler, kundaktaki çocuklarını evde bırakmaya ancak razı olarak daha büyüklerini beraberlerinde getiren aileler olmuştu.Fransız şirketinin yeni mühendislerinden biri de sanki bir dağ gezintisine çıkıyormuş gibi açık renkte bir spor kostümü ve golf pantalonu ile gelmiş, bu kıyafetle boyuna dans da etmişti....Avrupa’da bir hayli sene kalmış olan Halit’le karısı ve kızkardeşi, balodakiler arasında en düzgün ve kibar kıyafetlilerden idiler...Bununla beraber, baloya hiç istemiyerek gelmişti.Çünkü esasen dans etmeyi bilmezdi.Otomobil şoförlerine ve konak hizmetçilerine kadar bunu herkes öğrendiği halde öğrenmeye lüzum hissetmemişti....”

Kim bu Azize, nerede yaşamış?
Azize Barbara, İzmit’te yani Nikomedia’da yaşamıştır. Hıristiyanlığın ilk yayılma dönemlerinde Roma'nın çok önemli bir kenti olur Nikomedia. Nikomedianın; Roma, İskenderiye, Bağdat ile birlikte dünyanın dördüncü büyük yerleşim yeri olması, İstanbul'dan önce bir süre Roma İmparatorluğunun da merkezi işlevini üstlenmesini sağlamıştır. İzmit'in bir diğer önemi dinler tarihi açısındandır. Bu bölgede ilk Hıristiyanlara büyük işkenceler yapılmış, bu dönemde ölenler kilisenin azize ve azizlerinin önemli bir bölümünü oluşturmuşlardır. Hıristiyanlık dini, inanç tarihini büyük ölçüde bu dönemin üzerine kurmuştur. Bu yönden Nikomedia en az Efes kadar Hıristiyanlık tarihinin temel kentlerindendir. 303 yılında Romalıların Hıristiyan katliam fermanı burada da uygulanmaya başlanmış ve binlerce Hıristiyan tiyatro ve sirklerde vahşi hayvanların önüne atılmıştır.Fay hattı üzerindeki Nikomedia’da doğan Santa Barbara, bu tarihin en önemli isimlerinden birisidir. Günümüzde ismini dünya üzerinde çok sayıda kentte, kilisede ve garip bir tesadüf olarak Kaliforniya’da Santa Barbara fay hattında sürdürmektedir.

Ayrı bir tesadüf de, Anadolu’nun yegane kömür havzasının Nikomedianın sınır komşusu Bitinya ( Zonguldak İl sınırı) toprakları içinde olması…

Nedir bu Santa Barbara Yortusu?
Aralık ayının ilk haftasında (4 Birincikanun-Aralık Madenciler Bayramı) kutlamaları yapılan Santa Barbara Yortusunun kaynağı, şöyle anlatılır: Vali olan babası (Dioscorius), Hıristiyan olduğu için kızını karanlık bir kuleye kapatır. Zor günler yaşayan St. Barbara, orda karanlıklar içinde ölür. O zamandan bu yana karanlıkta kalanların, yolunu şaşıranların ve madencilik gibi zor mesleklerde çalışanların koruyucu meleği ilan edilerek onurlandırılır Santa Barbara.

Santa Barbara Yortusu kutlamaları devam ederken, ilk kez 1916 yılında Uzun Mehmet adına rastlıyoruz.
Zonguldak Kaymakamı Ahmet Cevdet’in, Zonguldak’ın bağlı bulunduğu Bolu Mutasarrıflığı’na, 23 Aralık 1916 tarihinde gönderdiği -40 sayfadan oluşan- raporda iki ayrı söylentiye yer verilir.
“1829 yılı Zafranbolu (Safranbolu) kaymakamı Hacı İsmailoğlu İsmail Ağanın çubukçusu (Ereğli’nin Niren köyünden) Çatalağzı’nda bulduğu numuneleri İstanbul’a götürüp padişah ikinci Mahmut’a sunduğu ve mükafatlandırıldığı” şeklindedir. Raporda yer verilen bu söylentiler, Başkent İstanbul’a kömür örneklerinin gönderilmesine ilişkindir.

Cumhuriyet’ten sonra Santa Barbara kutlamaları, Zonguldak eşrafından Türklerin de katılımıyla devam eder. Bu durum ise bazı çevrelerce, yabancı, Hıristiyan bir kültürü kabullenme anlamı taşır. Kurtuluş Savaşı bitmiş, Cumhuriyet kurulmuş, devrimler bütün hızıyla sürmektedir. Cumhuriyet aydınlanmasını halka ulaştıracak olan Halkevleri bütün ülkede kurulmaktadır. Cumhuriyet Halk Fırkası ve Zonguldak Halkevi 24 Haziran 1932’ de konu hakkındaki çalışmalara başlar.

Zonguldak Halkevi’nin Taşkömürünün bulunuşunu bayram olarak kutlama isteğiyle (Santa Barbara Yortusuna tepki olarak) Zonguldak’ın ilk yerel tarih gurubunu oluşturan üç isim; Tahir Karaoğuz, Hüseyin Fehmi İmer ve Ahmet Naim Çıladır’dan oluşan komisyon; 1932 yılında -söylentileri dikkate alarak- yaptığı inceleme sonucu 8.Kasım.1829’u Uzun Mehmet’in taşkömürünü “buluş tarihi” olarak kabul eder. 8 Kasım “Uzun Mehmet Kömür Bayramı” olarak, 1932 yılından itibaren kutlanmaya başlanır.

Mümtaz Faik Fenik, 1945 yılında konuk olarak bulunduğu Zonguldak’ta katıldığı bir “Madenciler Balosu”nu şöyle anlatır: “...Madenciler yerin yedi kat dibine inmesini bildikleri kadar, yedi kat gökte de uçmasını biliyorlar. Madenciler Bayramı gecesindeki balo, hepsine teker teker kanat taktı. Onlar Halkevi salonlarında neşenin atomunu ezip, onda yeni bir enerji kaynağı daha buldular.Yedi kat yerin dibinden bize nur çıkaranların, her gün karaya baka baka alınları aklaşanların eğlence, yerden göğe kadar haklarıdır. Fakat, Madenciler Balosunda onlarla beraber, biz misafirler de yerden göğe erdik...”

Böylece konuları farklı ve birbirinin alternatifi olmayan iki ayrı efsane ortaya çıkar. Biri karanlıkta kalanların, yolunu şaşıranların ve zor koşullarda çalışanların koruyucusu Azize St. Barbara, diğeri ise, havzada kömürün varlığını yetkililere ileten -madenlerin ilk şehidi- Uzun Mehmet…
Biri dünyadaki tüm maden emekçilerin; diğeri ise, Zonguldak’ta madencilerin kaynaşma ve dayanışma günü…

MMO ilk olarak 1967 yılında Dünya madencilik günü kutlamalarına başlamıştır. 2006 yılında MMO 40. Madenciler bayramı etkinliğini yapmaktadır.

Maden Mühendisleri Odası
Zonguldak Şubesi Yönetim Kurulu
Derleyen : Ekrem Murat ZAMAN

KDZ.EREĞLİ İLE İLGİLİ KİŞİ, LAKAP,YER ADLARI VE DEYİMLER

KDZ.EREĞLİ İLE İLGİLİ KİŞİ, LAKAP,YER ADLARI VE DEYİMLER
Ereğlide yaşayan ve yaşı 40-50 yaş civarı olanların aşina oldukları ve duyduklarında tebessüm edecekleri kişi,yer adları ve deyimler bizim bulabildiklerimiz bunlar:)

MUŞU MEHMET
FUTBOLCU CEVDET
ILISUCUK
DELİ EROL
DELİ HAYDAR
DELİ ERDOĞAN
DELİ TURGUT
BABA RASİM
CAM GÖZ
FOTO ARİŞ
KAMBUR HALİT
BAŞ ÇAVUŞ
ZANGIR
ZOBAR
DELİ EFE DAYI
TAHTA İSMAİL
KARABİT TEFİK
ACENTA CEVAT
ENTE MEHMET
DEPBOY
GARİPLER MEZARLIĞI
FINDIKLI DEDE
MERSİN DEDE
ÇEŞTEPE
HAMİDİYE
DELİ GALİP
GURBA CEMAL
HAMAL PİRE
HAMAL VALİ
DELİ KADİR
LAZ SEYİT
ÇERÇİOĞLU
SEMERCİ OSMAN
İBRAHİM AZAK
MUŞU MEHMET
ŞİŞKO TEMEL
ŞIÇAN VASFİ
GOBEZ FİKRET
İÇYAĞI AHMET
TÖMBEKE HÜSEYİN
HIZIR AHMET
SÜTÇÜ ALİ
ŞEKER AHMET
KOCAKAFA ÖZDEMİR
SÜMÜKLÜ HASAN
ARAP İBRAHİM
BAKLA ÇOMAKLAR
ŞEKERCİ FİKRİ
SADIK HOCA
KAZ FAİK
FARE HÜSEYİN
HALİTCİM
GAZETECİ RIFKI
DALGACI MEHMET
KÖFTE SEDAT
YANBACAK NİYAZİ
ÇENGEL YAKUP
ECZACI HALİM
PAPAZ ORHAN
KAYSERİLİ KAMİL
DAMAT MEHMET
İKİZ DONDURMA
EBENİN TEVFİK
DAYI
BARON CELAL
CEVİZOĞLU DELİ BURHAN
HACI MUHİTTİN
MAKSUT
KÖR MUHARREM
İSKELE KAYALARI
BOZHANE KAYALARI
DELİ MUSTAFENDİ
BAHRİYELİ AHMET
CÜCE AYDIN
KİRPİ HALİT
ABALI HALİT
GUDUZ MUSTAFA
TOPAL FETİ
NAKKAŞ TAHSİN
ZİYAATTİN
MECİGEL
DELİ ÖMER
DOMBAYCIOĞLU
MAHLUK
HAYVANCUK
FUAT HOCA
GENÇ KAPTAN
UNCULAR
ÇAKMAK
PİDECİ HACI BABA
İĞNECİ AHMET
MAYIN TEMEL
ATOM ALİ
HORTUM MEHMET
GODOROZ
PESTİLCİ KENAN
YUKAR BETCAN
AŞA BETCAN
KARADAYI
FIRICI HALİLA
FİL TEPESİ
ELMA TEPE
KANERİ AĞZI
ECZACI SABİT BEY
KONSERVECİ ALİ
AZİM KONSERVE
KARE ADNAN
KÖR MUHARREM
MANAV ECVET
DOD DOR ZEHRA
PİNİ MEMDUH
KOPUĞUN KEMAL
GATLAÇ
MANAVIN İSMAİL
SÜTLÜNÜN MEHMET
ÇINARALTI
KALE TEPE
EMEK HÜSEYİN
KEKECİN KADİR
LAZ NAİM
SETTAR
KAMBUR OSMAN
AŞUK ALTUNLAR
HOŞ ALAYLILAR
ATAŞ ALANLAR
DÜTDE PAŞA
PİDECİ REMZİ
PİDECİ EROL