23 Ağustos 2007 Perşembe

KDZ.EREĞLİ TARİHİ



Karadeniz Ereğli, Türkiye’nin kuzeyinde, Batı Karadeniz Bölgesi’nde, Zonguldak il sınırları içerisinde; 41 derece 17 dakika kuzey, 31 derece 24 dakika güney enlem ve boylamları arasında yer almaktadır. Yüzölçümünün Yüzde 56’sını ormanlar oluşturur. İlçede 15 ağır sanayi kuruluşu, 81 orta ölçekli işletme faaliyet gösterir. Şehirde Ticaret Odasına kayıtlı 45 anonim , 235 limited şirket, 104 kooperatif ve Ticaret Odasına kayıtlı 1.726 kuruluş bulunmaktadır. Şehirde 4 modern hastane, 100’ü aşkın doktor vardır. Karadeniz Ereğli Müzesi’nde 3.000’i aşkın arkeolojik eser sergilenmektedir. Karadeniz Ereğli, sınırları boyunca 80 km.’lik kıyı şeridine sahiptir. Yükleme ve boşaltma imkanlı limanları ve balıkçı barınakları ile uluslararası değerlere sahip tersaneleri bulunmaktadır. Karadeniz Ereğli’ye bağlı Armutçuk Beldesi’nde, TTK’ya bağlı Armutçuk Müessesesi bünyesinde Taşkömürü ocakları, Karadeniz Ereğli kent merkezinde Ereğli Demir Çelik Fabrikaları (ERDEMİR) bulunmaktadır. Karadeniz Ereğli’nin kıyıları boyunca, bir çok doğal plajın yanısına; Karadeniz Ereğli Belediyesi, Erdemir Fabrikaları ve Karadeniz Bölge Komutanlığı’na ait kamp ve plaj tesisleri bulunmaktadır. Karadeniz Ereğli, sanayi ve doğanın içiçe bir bütünlük içerisinde yaşandığı, Türkiye’nin ender bölgelerinden birisidir. Kent merkezinin nüfusu 80.200 olmasına rağmen; sosyal alanlar, çevre düzenlemeleri ve ticari hareketliliğinden dolayı Zonguldak ve çevresinin çekim merkezi konumundadır. Bu nedenle Karadeniz Ereğli’nin nüfusu gündüz saatlerinde 100.000’i aşmaktadır. Karadeniz Ereğli’de; Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı ilköğretim ve liseler ile özel okullarda 35 bin öğrenci öğrenim görmektedir. Ayrıca Karaelmas Üniversitesi’ne bağlı Karadeniz Ereğli Eğitim Fakültesi’nde 2000’e yakın üniversite öğrencisi eğitim görmektedir. Karadeniz Ereğli’de her yıl Haziran ayının ikinci haftası başlamak üzere Uluslararası Osmanlı Çileği Kültür Festivali düzenlenmektedir.
Ulaşım, büyük ölçüde karayoluyla sağlanmaktadır. Ayrıca yatçılar için uğrak limanlarından birisidir. 1998 yılında hizmete açılan Gümrük Yolcu Kapısı ile yurtdışı ticaret ve turizm olanakları gelişmektedir. Her türlü doğal güzelliğin birarada bulunduğu Karadeniz Ereğli; Ankara’ya 300 km. İstanbul’a 280 km. uzaklıktadır.
Yüzölçümü: 782 kilometrekare Şehir Nüfusu: 80.200 Toplam Nüfusu: 154.000 Ereğli’ye Bağlı Belde Sayısı: 6 (Armutçuk, Gülüç, Güneşli, Ormanlı, Gökçeler, Öğberler ) Ereğli’ye Bağlı Köy Sayısı: 97 Şehir Merkezi Mahalle Sayısı: 17 Okuma Yazma Oranı: Yüzde 98 Şehirleşme Oranı : Yüzde 53.73



TARİHÇE


Anadolu’nun Kuzey Batısı’nda Karadeniz kıyı yerleşmesi olan Karadeniz Ereğli,Anadolu’nun diğer bölgeleri gibi tarihçi ve arkeologların yoğun ilgisini çekmemiştir.
Karadeniz Ereğli’nin tarihi ile ilgili yayınlarda, Antikçağ tarihçi ve coğrafyacılarının efsanelerle karışmış anlatımlarının etkisi görülür. Günümüzde araştırmacı vetarihçilerimiz Karadeniz Ereğli ile ilgili bilgiler verirlerken bu nedenlerden dolayıbilimsel izahlardan uzaklaşmışlardır. Antikçağ kaynaklarının efsanelerle ve Helenyayılma ideolojileriyle karışmış tarihseldeğerlendirmeleri, Karadeniz Ereğliaraştırmacılarını yanılgıya düşüren en büyük tuzak olmuştur. Bugüne kadar KaradenizEreğli tarihi hakkında kronolojik sıralama yapılmadığıiçin tarihçiler Karadeniz Ereğli hakkında değişiktarihi anlatımlarda bulunmuşlardır.
Karadeniz Ereğli’nin kuruluş tarihi tarihçiler tarafından antik kaynakların etkisiyleM.Ö. 550 yılı olarak söylenmişse de, 1930’lu yıllarda Hitit yazıtlarının okunmasısonucunda bu tarihlemenin gerçeği yansıtmadığıortaya çıkmıştır.
1990’lı yıllardan sonra Karadeniz Ereğli’de tesadüfen bulunmuş bazı tarihi eserparçaları Karadeniz Ereğli tarihinin M.Ö. 550 yıllarından daha geç dönemlerdebaşladığını desteklemiştir.
Ayrıca tarihçilerin sadece Karadeniz Ereğli kent merkezinden elde edilen verilerışığında hareket etmesi, Karadeniz Ereğli tarihi hakkında net sonuçlara ulaşılmasınaengel olmuştur.

M.Ö. 550 yılından yaklaşık 2000 yıl geride, M.Ö. 2500’lü yıllarda Karadeniz Ereğli veçevresinde yerleşmelerin olduğu yapılan arkeolojik araştırmalar sonucunda ortayaçıkmıştır.
Bununla birlikte bilimsel araştırmaların artması sonucunda Karadeniz Ereğli, efsanelerile karışmış tarihinden kurtulacaktır.
Karadeniz Ereğli tarihini M.Ö. 2500’lü yıllardan başlatmak, araştırmacılar için bir ışık veteşvik olacaktır.
Hazırlanan bu yayını bugüne kadar ki tüm tarih araştırma ve yayınlarından ayıran enönemli özellik ilk kez Karadeniz Ereğli tarihinin M.Ö. 2500’lü yıllardan başlatılmasıdır.

M.Ö. 2500 - 1200 Tunç çağı ve Hititler Dönemi

Tarihi kayıtlarda ve eski çağ tarih yazarlarının ve gezginlerinin yazılarında, Karadeniz Ereğli’den Heracleia Pontike olarak bahsedilmektedir.
Birçok tarihçi tarafından Heracleia Pontike’nin kuruluşu M.Ö. 550 yılı olarak belirtilse de günümüzde Yunanlı göçmenlerin kenti yerli halktan aldıkları kesinlik kazanmıştır.
İlk yerleşmelerin hangi dönemde olduğu kesin olarak bilinmese de son gerçekleşen arkeolojik kazıda M.Ö. 2500’lü yıllarda Karadeniz Ereğli’de bazı kabilelerin bulunduğu ortaya çıkmıştır.
Bu tarih Anadolu tarihi içinde Tunç Çağının ilk dönemine ve Hitit öncesi döneme rastlamaktadır. Yunanlı göçmenlerin ise Anadolu’ya girmeye başlamasına daha 1500 yıl vardır.
Yazının henüz kullanılmadığı M.Ö. 2500’lü yıllarda tarihi buluş olarak kabul edilen çömlek icat edilmiş ve çömlek imalatına başlanılmıştır.
1800’lü yıllarda Avrupalı araştırmacılar tarafından Anadolu’da bulunan Hitit kalıntıları hem dünya hem Anadolu tarihini önemli ölçüde etkilemiştir.
Binlerce tabletten oluşan Hitit devlet arşivlerinin okunması ve tam anlamıyla çözümlenmesi 1930’lu yıllarda gerçekleşince, Anadolu’da yeni uygarlıklar ortaya çıktı.
Hitit Tabletlerinde, Anadolu’nun kuzeybatısında Palaca konuşan Pala halklarından bahsedilmektedir. Bununla birlikte Hitit arşivlerinde kuzeyden gelerek, sürekli Hititler ile savaş içerisinde olan Kaşka adlı halklardan da bahsedilir
2000 yılında Karadeniz Ereğli’ye 24 kilometre uzaklıktaki Zoroğlu Köyü’ndeki Yassıkaya’da yapılan arkeolojik kazılarda; Karadeniz Ereğli tarihi ile birlikte Türkiye tarihini de önemli ölçüde etkileyecek birçok tarihi eser ortaya çıkarılmıştır.
Karadeniz Ereğli’de faaliyet gösteren bir fotoğraf kulübü ekibi tarafından doğa gezisi sırasında tesadüfen bulunan mağaralarda kazı çalışmalarının yapılmasıyla Karadeniz Ereğli tarihinin M.Ö. 2500 - 2200 yıllarına kadar uzandığı belirlenmiştir.





ANTİK YUNAN’DA KARADENİZ EREĞLİ


Anadolu’ya M.Ö. 1000 yıllarında gelmeye başlayan Yunan boyları önce Marmara ve Egede koloniler kurarlarken bundan 500 yıl sonra, M.Ö. 550 yılında Karadeniz Ereğli’ye ulaşmışlardır. Bu nedenle M.Ö. 550 tarihi kentin kuruluş tarihi olarak kullanılmaya başlanmıştır. (Yunanlılar gittikleri bölgelerde toprak iddia etmek için kent ve yer isimlerini helenleştirme ideolojisini uygulamışlardır.)
Karadeniz Ereğli’nin bu tarihlerde Heracleia Pontike olarak adlandırıldığını görmekteyiz. Yunanistan’dan, Çanakkale üzerinden gelen Megaralı ve Boitalı Dor göçmenler kentin güç kazanmasını sağlamışlardır

Karadeniz Ereğli’de M.Ö. 550’li yıllarda ilk Yunan yerleşmesi başladığında aynı zamanda Persler de Anadolu’ya girmiş ve Manisa’ya kadar olan bölgeyi topraklarına dahil etmişlerdir.
Heracleia Pontike yöneticileri Perslerle iyi ilişkiler kurmayı başarmışlar ve zamanla ilişkilerini geliştirmişlerdir.
Ankara Anadolu Medeniyetleri Müzesi’nde bulunan M.Ö. 530 yılında Heracleia Pontica’da yapılan Tran Başı Büstü’nün Pers etkisi taşıması, Perslerin Heracleia üzerindeki etkisinin en büyük göstergesi olarak kabul edilmektedir. (Ord. Prof. Dr. Ekrem Akurgal M.Ö. 530 yılına ait Karadeniz Ereğli’de bulunmuş bu tran başı büstünü Anadolu’daki Doğu Helen Portre sanatının ilk örneği olarak belirtmekte, dünyanın en önemli sanat tarihi eserlerinden biri olduğunu söylemektedir.)
Ksenophon liderliğindeki Yunan ordusunun (onbinler) yolculuklarının son döneminde gemilerle birlikte Heracleia Pontike’ye uğramaları (M.Ö 400), Heracleia için bir dönüm noktası olmuştur. Gemilerden inipHeracleia halkından gıda yardımı isteyen Onbinler ordusu
arasında anlaşmazlıklar çıkınca ordu 3’e bölünür. 1. bölüm denizden gösteren en önemli buluntulardan yolculuğuna devam eder, kalanlar ise karadan yolculuklarını biri. M.Ö. 530 Ankara Anadolu sürdürmeye karar verirler. Ancak Heracleia’da kaldıkları 6 günlük süre içerisinde Heracleia’yı yağmalarlar ve kentte, sonraki dönemlerde tranlara karşı ayaklanmaların başlamasına neden olurlar.
Anadolu’da Lidyalılar M.Ö. 650 - 600 yıllarında sikke kullanımına başlarlarken, Heracleia Pontike’de kent adına ilk sikkelerin M.Ö. 394 - 364 yılları arasında basımının gerçekleştiğini görüyoruz. 4.9 gramlık ilk gümüş para üzerinde, Heracles ve boğa figürleri kullanılmış olmasına rağmen bu paranın hangi tranlar döneminde basıldığı bilgisine ulaşılamamıştır. Ancak sikkenin kentin kurucusu Heracles’e itafen basıldığı belirtilmektedir.
M.Ö. 400’lü yıllarda yaşayan Pontos'lu Herakleides ise; dünyanın kendi ekseni etrafında 24 saatte döndüğünü söylemiştir. Eflatun'un öğrencisi olan Pontos'lu Herakleides, Eflatun'un ölümünden sonra Akademi'yi yönetmiş ve felsefe ile bilim konularında önemli eserler vermiştir. Hayatının ikinci yarısını Herakleia Pontice'de sürdüren Herakleides, dünyanın kendi ekseni etrafında 24 saatte döndüğünü söyleyen ilk bilim adamı ünvanı ile yaşadığı dönemlerden sonra da önemini sürdürmüştür.
Platon'un öğrencilerinden Heracleia Pontike'li I. Klearchos yönetim karmaşasının yaşandığı bir dönemde Heracleia'ya gelerek, halkı zenginlere karşı ayaklandırır ve krallığını ilan eder. M.Ö. 364 yılında hükümdarlığını ilan eden I. Klearchos krallığı döneminde Anadolu'yu baştan sona etkileyen ve Anadolu'daki en güçlü Yunan krallarını yıkan Perslere karşı bağımsızlığını koruyabilen Heracleia, I. Klearchos'un ölümünden (M.Ö. 352) sonrada Karadeniz kıyılarındaki egemenliğini ve genişlemesini sürdürmüştür. I. Klearchos döneminde; şehirde büyük yapılanma başlamış ve Platon’un öğrencisi Klearchos ilk kütüphaneyi kurmuştur. M.Ö 400 - 300 yılları arasındaki dönem Herakleia Pontike için Büyük Yayılım Dönemi olarak kabul edilir.
Deniz ticaretinin ve tarımsal gelişmelerin ardından Heracleia siyasi gücünü artırmış ve koloniler kurmuştur. Heracleia bu dönemde Kallatis (Romanya’da Dobruca Bölgesinde kıyı kasabası) ve Khersonesos (Rusya’nın Kırım Bölgesi, Kırım Yarımadası) adlı kolonilere sahiptir.
Anadolu’da ise; şehrin doğu ve batı kıyıları boyunca genişlemiş, batıda; Cales (Kales - Alaplı), Diospolis (Akçakoca), Apollonia - Thynia (Kefken Adası) ve Karpeia (Kefken), doğuda; Sandareke (Zonguldak), Teion (Filyos), Sesamos (Bartın - Amasra), Kromna (Bartın - Kurucaşile), Kytoron (Kastamonu - Cide) ve Sinope (Sinop) kadar ki bölgede etkili olmuştur. Bu gelişmede en önemli unsur Heracleia’nın sahip olduğu güçlü donanmasının etkisidir
I. Klearchos’un ölümünün ardından yönetime Satyros adlı tranın geçtiğini bilmekteyiz. (M.Ö 352 - 345) Daha sonra Heracleia yönetimine Dionysos ve Timoteos tranlarının (M.Ö. 345 - 337) geçtiğini görüyoruz. Siyasi başarıları nedeniyle Heracleia’yı hem Persler’e karşı hemde Büyük İskender’e karşı korumayı bilmişlerdir.
Dionysos tek başına kral olduğu dönemde (M.Ö. 337 - 305) Büyük İskender Anadolu’ya girmiş ve Perslerle savaşmaya başlamıştır. İskender’in M.Ö. 324 yılında Persler’i yenmesi sonucu İskender, etrafındakileri Pers kızları ile evlenmeye zorlamıştır. Bunun üzerine Heracleia Kralı Dionysos, Pers Kralı III. Darius’un kardeşinin kızı Amastris ile evlenerek (M.Ö 320), Anadolu ve Karadeniz Ereğli tarihini etkileyen bir sürecin başlamasına neden olmuştur.
Dionysos’un M.Ö. 305 yılında ölümünün ardından tahta geçen Amastris, Üzerinde "Kurtarıcı Meryem" Trakya kralı Lysimachos’un saldırılarından kenti korumak için onunla yazan sütun süslemesi evlenmek zorunda kalmıştır. Bu dönemde Heracleia ticari olarak zenginliğini artırmaya devam etmiştir.
Amastris Heracleia’nin zenginliğini ispatlarcasına kendi adını taşıyan Amastris (Amasra) şehrini kurar ve kendi adına ilk sikkeyi bastırarak Amasra’yı yönetmeye başlar. (M.Ö. 300 - 288)
Bu arada Heracleia’da II. Kearchos ve Oxathres tranlık dönemi (M.Ö. 305 - 286) başlamıştır.
Ancak, annelerinin hareketlerini benimsemeyen oğulları Klearchos ve Oxathres, Amastris’i öldürürler. (M.Ö. 288)
Bu yıllarda Heracleia’da yönetim karmaşası görünür. Amastris’in öldürüldüğünü duyan Amastris’in eski kocası Trakya Kralı Lysimachos Heracleia’ya gelerek şehrin başına geçer. (M.Ö. 286) Amastris’i öldüren çocuklarını M.Ö. 286 yılında idam ettirir. Şehrin hazinelerini talan eden Trakya kralı, idareyi halka bırakıp gider.
Ancak Trakya kralının ölmesinin (M.Ö. 281) ardından ayaklanan Heracleia halkı, kentte büyük bir yıkım olmasına neden olur. Bütün kent surları temellerine kadar yıkılır.
Ayaklanmaların ardından Cumhuriyet rejimine geçen Heracleia halkı, Bithynia, Bergama ve Suriye İmparatorluğunun saldırılarına karşı topraklarını korumayı başarır.
Daha sonraki yıllarda Galatia’lara karşı Bithyniaları destekleyen Heracleia’lılar I. Antiochos’un yönetimi altındaki (M.Ö 280 - 261) Galatia’ların saldırılarına maruz kalmış ve kent yağmalanmıştır.
Kentin yağmalanmasının ardından Galatia’ya karşı savaşlarda Mısırlılar’la iyi ilişkiler kuran Heracleia halkı, Mısır Kralı II. Ptolemaios’un yardımlarıyla kenti yeniden inşa etmişler ve gönderilen Marmara Adası`ndan mermerler ile Heracles adına şehirde tapınak yapmışlardır.
Heracleia`nın önceki yıllardaki savaşlarda destek verdiği Bithynia ile arası M.Ö. 2000’li yıllarda bozulmuş ve saldırılar sonucu Bithynia’ya topraklarını kaptırmıştır. Sakarya Irmağı, Bartın Çayı ve Filyos arasında kalan topraklar Amasra dahil, 200 yıllık Heracleia hakimiyetinden sonra Bithynialar’a geçmiştir




Roma Döneminde Karadeniz Ereğli


Heracleia Pontike, güçlü donanması sayesinde elinde kalan toprakları Galataialara karşı korumayı başarmıştır.
Romalılar Anadolu’ya girmeye başladığında topraklarını geri alabilmek amacıyla M.Ö 187 yılında Romalılarla anlaşma imzalayan Heracleia, Roma desteğine rağmen kaybettiği toprakları geri alamamıştır. Roma - Pontos Savaşlarında Roma’yı destekleyen Heracleia güçlü donanması nedeniyle Romalılar tarafından kullanıldığını anlayınca, Romalılardan kaçan Pontos Kralı Mithradates’i ve 4000 kişilik ordusunu Heracleia’nın kent surları içinde saklamıştır. Pontos Kralı da ordusunu Heracleia’da bırakıp rahatça ülkesine dönmüştür.
Romalılar ise Heracleia halkının yaptıklarına kızarak, M.Ö. 72 - 70. yıllarda 2 yıl süreyle kenti kuşatmışlar ancak kenti almayı başaramamışlardır. Fakat Heracleia’da veba salgını başlayınca kente girmeyi başaran Romalılar, kenti baştan sona yağmalayıp, yakmışlardır.
Kenti yağmalayan Romalı komutan Cotta, Karadeniz İmparatoru ünvanını almasına rağmen Roma Meclisinde Heracleia’yı gereksiz yere yağmaladığı için yargılanmıştır. Romalılar kente özgürlüğünü geri vermişler ve Augustus döneminde kentin yeniden inşasına başlamışlardır.
M.Ö. 63 yılında Amasya’da doğan Strabon ünlü coğrafya kitabını yazmaya M.Ö. 7 yılında başlar ve Karadeniz Ereğli gezisini de anlatır. Kentin limanlarının geliştiğini ve kolonileri ile birlikte değerli olduğunu anlatır. Strabon Hercleia’da bıldırcın otu denen bir bitkinin yetiştiğini şehrin Kalkedon’dan (İstanbul) 1500 stadion (262 km.) Sangarios Irmağından (Sakarya) 500 stadion (88 km.) uzaklıkta bulunduğunu söyler.
Romalıların bir eyaleti konumunda gelişimini sürdüren Heracleia’da M.S. 100’den itibaren Hz. İsa’nın 12 havarisinden biri olan Aziz Andreas’ın girişimiyle Hristiyanlık gelişmeye başlamıştır. Hristiyanlığın gelişimi Galataia’lıların dikkatini çekmiş ve Heracleia’daki gelişimi engellemek için Hristiyanlara yoğun baskı yapmışlar ve birçok insanı öldürmüşlerdir.
Heracleia, baskılar arasında kentin gelişimini sürdürebilmiştir. Bu arada Roma İmparatorluğu’nun Anadolu’ya getirdiği barış ortamı, Karadeniz Ereğli’de özellikle M.S. 200 yıllarından itibaren kamu binalarının ve su kanallarının yeniden hızlı bir şekilde yapılmasını sağlar. Kente amfitiyatro kurulur. Ayrıca dönemin sikkelerinde bu tiyatronun figürleri kullanılır.
Karadeniz Ereğli’de yol kazıları sırasında bulunan bir anıt, M.S. 200 - 300 yılları arasında kentteki kültür ve gelişmişlik seviyesini görtermesi açısından son derece önemlidir.
Dönemin ünlü Pandomim sanatçısı Krispos adına yapılmış bu mezar anıtı üzerindeki kitabede şunlar yazılıdır.
“Mezarlar insanların en son evleri ve en son duvarlarıdır. onlar bedenlere evlerden daha sadıktırlar. Onlardan kalan akıtılan gözyaşları ve ölülerin sonsuza dek kalacak fani olmayan miraslarıdır. Ölüm uykusundan sonra artık vücudun güzelliği geri alınamaz. Burası bir sukun şehridir. Çıplak olarak taşınıp içine gömülünen sağlam ebedi istirahatgah. Ebedi evdir.
Bu nasıl bir mezardır ve burada yatan kimdir?
Hayatta kazanılan zaferlerin nefrete layık abidesidir. Taş ve toprak olanın işaretleri. Ölülerin mezar taşları suskun harflerinizle öleni dile getiriniz. Vücudunuzu yitirip telef ettikten sonra hangi insan buraya ismini verdi?

Ölü insan Krispos.

Fariz Ülkesinin (Mısır) ve başak taşıyan Nil Nehri’nin vatandaşı, bu anıtın altında yatmaktadır.
O ki dönüp duran bir trajedinin ilk zafer çelengini kazanmıştır. Dünya bu pandomimciye hayran kalmış. Onu övmüş ve tiyatronun altın çiçeği olarak görmüştür.
Onun parlak cazibesi yirmidokuzuncu yaşında beklenmedik bir anda ve şekilde sönmüştür.
M.S. 395 yılına kadar Metropolis olarak konumunu koruyan Heracleia, Roma İmparatorluğu’nun ikiye bölünmesinin ardından Bizans egemenliğine geçmiştir.
Heracleia’nin ticari ve ekonomik alandaki başarılar komşu bölgelerin de gelişimini artırmış ve Bithynion (Bolu) ile Nikomedia’nın (İzmit) gelişmesiyle Heracleia, bölgenin tek önemli kenti olma gücünü yitirmiştir.

Hiç yorum yok: